
Sign up to save your podcasts
Or


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de…” (Nisâ 59)
* "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" diye bir söz var hani.
Aslı, "Her başarılı idarecinin arkasında bir alim vardır" sözünden gelmedir...
Osman Gazi’nin ardında Şeyh Edebali;
Yıldırım Bayezid’in ardında Emir Buhari;
Yavuz Selim'in ardında Şeyhülislam İbni Kemal;
Kanuni Sultan Süleyman'ın ardında Ebussuud Efendi;
Fatih Sultan Muhammed hanın ardında da Akşemseddin hazretleri var idi..
Sultan Mehmed, Şeyhi Akşemseddin’e tâbi olmayıp ilahiyat okusaydı, İstanbul’un fethi hadisine hiç inanmayacak ve dolayısıyla fetih çilelerini çekmek zorunda da kalmayacaktı!
Lakin ceddimiz, zor olan yolu tercih ederek, sahabiler gibi bir hadisi şerif uğruna tonla çileye katlandı ve sonucunu da aldı:
Sonsuza kadar 'Hayırlı Kumandan...'
(Öncülerimizin hepsine selam olsun)
47. Mektup
Bu mektûb, yine nakîb ya’nî diyânet işleri reîsi, seyyid şeyh Ferîde gönderilmişdir. Geçen senelerdeki kâfirlerin azgınlığından şikâyet etmekde, müslimânların, dîne hürriyyet veren hükûmete düâ etmesi lâzım olduğunu bildirmekdedir:
Allahü teâlâ sizi, iyilerin iyisi olan atalarınızın yolunda bulundursun ve onların önce, en üstününe “aleyhissalâtü vesselâm”, sonra geridekilerin hepsine, düâlarımızı ve selâmlarımızı erişdirsin!
İslâm âlimi, milletin yanında, bedendeki kalb gibidir. Kalb, temiz, iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalb bozuk olunca bütün uzvlar, hep kötü iş yapar. Bunun gibi, âlimler iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. Onlar, bozuk olursa, millet de bozulur. Felâkete gider. Ekber Şâhın hükûmeti zemânında, müslimânların başına ne sıkıntılar, ne felâketler gelmişdi, hepimiz biliyoruz. Bin yıl önce, müslimânlar kendi dinlerinde olacak, kâfirler de kendi yollarında kalacakdı. Nitekim, Kâfirûn sûresi, bu hâli haber vermekdedir. Bundan birkaç sene önce ise, din düşmanları, müslimânların önünde, dinsizliklerini açıkca yapıyor, bu mubârek islâm memleketinde ya’nî Hindistânda, müslimânlar, ahkâm-ı islâmiyyeyi yapamıyorlardı. Yerlerin, göklerin, her çeşid enerjinin sâhibi olan, Allahü teâlânın sevgilisi, Muhammed aleyhisselâma inananların, onun ışıklı yolunda ilerliyenlerin aşağılanması, hırpalanması, ona inanmıyanların, ona düşman olanların el üstünde tutulması, beğenilmesi, ne kadar acı ve korkunç bir alçaklık idi. Müslimânlar, yaralı kalbleri ile, sabr ediyorlardı. İslâm düşmanları [yazıları ile, kalemleri ile, sözleri ile, mevkı’ kuvveti ile ve her vâsıta ile], alay ederek, taşkınca, azgınca saldırarak, yaralara tuz serpiyordu. Hidâyet, se’âdet güneşi, dalâlet ve irtidâd bulutları ile örtülmüş, hak, fazîlet ışıkları, haksızlık, ahlâksızlık perdeleri altına çekilmişti.
By Kerem Önderيَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de…” (Nisâ 59)
* "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" diye bir söz var hani.
Aslı, "Her başarılı idarecinin arkasında bir alim vardır" sözünden gelmedir...
Osman Gazi’nin ardında Şeyh Edebali;
Yıldırım Bayezid’in ardında Emir Buhari;
Yavuz Selim'in ardında Şeyhülislam İbni Kemal;
Kanuni Sultan Süleyman'ın ardında Ebussuud Efendi;
Fatih Sultan Muhammed hanın ardında da Akşemseddin hazretleri var idi..
Sultan Mehmed, Şeyhi Akşemseddin’e tâbi olmayıp ilahiyat okusaydı, İstanbul’un fethi hadisine hiç inanmayacak ve dolayısıyla fetih çilelerini çekmek zorunda da kalmayacaktı!
Lakin ceddimiz, zor olan yolu tercih ederek, sahabiler gibi bir hadisi şerif uğruna tonla çileye katlandı ve sonucunu da aldı:
Sonsuza kadar 'Hayırlı Kumandan...'
(Öncülerimizin hepsine selam olsun)
47. Mektup
Bu mektûb, yine nakîb ya’nî diyânet işleri reîsi, seyyid şeyh Ferîde gönderilmişdir. Geçen senelerdeki kâfirlerin azgınlığından şikâyet etmekde, müslimânların, dîne hürriyyet veren hükûmete düâ etmesi lâzım olduğunu bildirmekdedir:
Allahü teâlâ sizi, iyilerin iyisi olan atalarınızın yolunda bulundursun ve onların önce, en üstününe “aleyhissalâtü vesselâm”, sonra geridekilerin hepsine, düâlarımızı ve selâmlarımızı erişdirsin!
İslâm âlimi, milletin yanında, bedendeki kalb gibidir. Kalb, temiz, iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalb bozuk olunca bütün uzvlar, hep kötü iş yapar. Bunun gibi, âlimler iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. Onlar, bozuk olursa, millet de bozulur. Felâkete gider. Ekber Şâhın hükûmeti zemânında, müslimânların başına ne sıkıntılar, ne felâketler gelmişdi, hepimiz biliyoruz. Bin yıl önce, müslimânlar kendi dinlerinde olacak, kâfirler de kendi yollarında kalacakdı. Nitekim, Kâfirûn sûresi, bu hâli haber vermekdedir. Bundan birkaç sene önce ise, din düşmanları, müslimânların önünde, dinsizliklerini açıkca yapıyor, bu mubârek islâm memleketinde ya’nî Hindistânda, müslimânlar, ahkâm-ı islâmiyyeyi yapamıyorlardı. Yerlerin, göklerin, her çeşid enerjinin sâhibi olan, Allahü teâlânın sevgilisi, Muhammed aleyhisselâma inananların, onun ışıklı yolunda ilerliyenlerin aşağılanması, hırpalanması, ona inanmıyanların, ona düşman olanların el üstünde tutulması, beğenilmesi, ne kadar acı ve korkunç bir alçaklık idi. Müslimânlar, yaralı kalbleri ile, sabr ediyorlardı. İslâm düşmanları [yazıları ile, kalemleri ile, sözleri ile, mevkı’ kuvveti ile ve her vâsıta ile], alay ederek, taşkınca, azgınca saldırarak, yaralara tuz serpiyordu. Hidâyet, se’âdet güneşi, dalâlet ve irtidâd bulutları ile örtülmüş, hak, fazîlet ışıkları, haksızlık, ahlâksızlık perdeleri altına çekilmişti.

1 Listeners

67 Listeners

6 Listeners

50 Listeners

18 Listeners

0 Listeners

1 Listeners

0 Listeners

0 Listeners