@ismail1can

@ismail1can

By ismail1canEducation
Download on the App Store

@ismail1can episodes

  • KENDİNE YETME

    YEDİNCİ NÜKTE: İsraf, hırsı intac eder. Hırs, üç neticeyi verir.


    Birincisi: Kanaatsızlıktır. Kanaatsızlık ise sa'ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekva ettirir, tenbelliğe atar. Ve meşru, helâl, az malı

    terk edip; gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder.


    Hırsın ikinci neticesi: Haybet ve hasarettir. Maksudunu kaçırmak ve istiskale maruz kalıp, teshilât ve muavenetten mahrum kalmaktır. Hattâ اَلْحَرِيصُ خَائِبٌ خَاسِرٌ yani "Hırs, hasaret ve muvaffakıyetsizliğin sebebidir." olan darb-ı mesele mâsadak olur. Hırs ve kanaatın tesiratı, zîhayat âleminde gayet geniş bir düstur ile cereyan ediyor.

    Said NURSİ

    7 min
  • DELİL-İ AHMEDİYE

    YEDİNCİ REŞHA: İşte bak: Şu cezire-i vasiada vahşi ve âdetlerine mutaassıb ve inadçı muhtelif akvamı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyanelerini def'aten kal' u ref' ederek bütün ahlâk-ı hasene ile techiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Bak! Değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukûl, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.

    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

    Sözler ( 237 )


    6 min
  • BULGULAR_1

    Tarihsel analiz sonucunda, Türk askerî teknolojisinin evrimine dair elde edilen temel bulgular aşağıda kronolojik sırayla sunulmuştur.

    14 min
  • BARUTTAN_BAYRAKTARA

    Türk Askerî Teknolojisinin Stratejik Evrimi: Kapsamlı Brifing Belgesi


    Yönetici Özeti


    Bu brifing, Türk askerî teknolojisinin tarihsel evrimini, Osmanlı İmparatorluğu'nun "Barut" üretimiyle başlayan erken dönemlerinden günümüzün "Bayraktar" insansız sistemleri başarısına uzanan süreçte analiz etmektedir. Temel argüman, teknolojik yeterliliğin, ulusal egemenliğin ve stratejik bağımsızlığın tesisinde vazgeçilmez bir rol oynadığıdır. Analiz, tarihsel olarak dört ana dönemi incelemektedir:


    1. Osmanlı Dönemi (15-19. yy): Erken üretim yetkinliğine rağmen, kritik hammaddelere ve dış finansmana dayalı yapısal bağımlılık, teknolojik ilerlemeyi engellemiş ve siyasi zafiyeti derinleştirmiştir.

    2. Erken Cumhuriyet Dönemi (1923-1950): Osmanlı'dan dersler çıkarılarak radikal bir öz yeterlilik hedefi benimsenmiş, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) merkezli dikey entegrasyon çabalarıyla kamusal bir sanayi altyapısı kurulmuştur. Ancak özel sektörün öncü girişimlerinin (Nuri Demirağ, Şakir Zümre) desteklenememesi, ekosistemin tekelleşmesine ve inovasyon kapasitesinin zayıflamasına yol açan kritik bir hata olmuştur.

    3. Soğuk Savaş Dönemi (1950-2000): NATO'ya entegrasyon, stratejiyi özgün Ar-Ge'den lisans altı üretime kaydırmış, bu durum MKE'de on yıllar süren bir "Teknolojik Atrofi" yaratmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uygulanan ABD ambargosu, bu bağımlılığın risklerini ortaya çıkarmış ve ASELSAN ile TUSAŞ gibi yeni nesil firmaların kurulmasını tetiklemiştir.

    4. Millî Teknoloji Hamlesi Dönemi (2000-Günümüz): Bu dönem, "satın alma" yerine "üretme" felsefesini merkeze alan bir paradigma değişimini temsil etmektedir. Fikrî mülkiyet (IP) sahipliğine, özel sektör dinamizmine ve insan kaynağı gelişimine (Teknofest) odaklanan bu strateji, Türkiye'yi pasif bir teknoloji tüketicisinden aktif bir üretici ve küresel güç çarpanına dönüştürmüştür. İHA/SİHA başarısı bu dönüşümün en somut kanıtıdır.


    Nihayetinde, belge, teknolojik bağımsızlığın salt bütçe meselesi değil, fikrî mülkiyete sahip olma ve sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemi yaratma meselesi olduğunu vurgulamaktadır.

    19 min
  • Uyan Mehmet Akif Ersoy


     Uyan! Şiiri - Mehmet Akif Ersoy

    Baksana kim boynu bükük ağlayan?
    Hakk-ı hayâtın senin ey müslüman!
    Kurtar o bîçâreyi Allâh için,
    Artık ölüm uykularından uyan!

    4 min
  • EZAN-I MUHAMMEDİ
    Ruhumun senden İlahi şudur ancak emeli:
    Değmesin ma'bedimin göğsüne na-mahrem eli;
    Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
    Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli.
    Mehmed Akif ERSOY
    4 min
  • MESNEVİ-İ NURİYE REŞHALAR
    Reşhalar
    بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ
    TENBİH
    Hâlık-ı Âlem'i bize tarif ve ilân eden deliller ve bürhanlar, lâyüadd ve lâyuhsadır. O delillerin en büyükleri üçtür:
    Birincisi: Bazı âyetlerini gördüğün, işittiğin şu “kitab-ı kebir-i kâinat”tır.
    İkincisi: Bu kitabın âyet-ül kübrası ve divan-ı nübüvvetin hâtemi ve künuz-u mahfiyenin miftahı olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.
    Üçüncüsü: Kitab-ı âlemin tefsiri ve mahlukata karşı Allah'ın hücceti olan Kur'an'dır.
    Şimdi, birkaç reşha zımnında ikinci bürhanı tariften sonra sözlerini dinleyeceğiz.
    BİRİNCİ REŞHA: Arkadaş! Hâlıkımızı tarif eden, pek büyük bir şahsiyet-i maneviyeye mâlik, bürhan-ı nâtık dediğimiz “Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm kimdir?” diye yapılan suale cevaben deriz ki:
    Hazret-i Muhammed (A.S.M.) öyle bir zâttır ki, azamet-i maneviyesinden dolayı sath-ı arz, o zâtın Mescid-i Aksa'sıdır. Mekke-i Mükerreme onun mihrabı, Medine-i Münevvere onun minber-i fazl-ı kemalidir. Cemaat-ı mü'minîne en son ve en âlî imam ve nev'-i beşerin hatib-i şehîridir; saadet düsturlarını beyan ediyor. Ve bütün enbiyanın
    reisidir; onları tezkiye ve tasdik ediyor. Çünki dini bütün dinlerin esasatına câmi'dir. Ve bütün evliyanın başıdır. Şems-i risaletiyle onları terbiye ve tenvir ediyor.
    O zât (A.S.M.) öyle bir kutub ve nokta-i merkeziyedir ki, onun halka-i zikrinde bulunan bütün enbiya u ahyar, ebrar u sadıkîn onun gelmesine müttefik ve kelâm-ı nutkuyla nâtıktırlar. Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki, damar ve kökleri, enbiyanın esasat-ı semaviyesidir. Dal ve budakları, evliyanın maarif-i ilhamiyesidir.
    Bu itibarla, herhangi bir davayı iddia etmiş ise, bütün enbiya mu'cizelerine istinaden ve bütün evliya kerametlerine müsteniden ona şehadet etmişlerdir. Evet bütün davalarının tasdiklerini iş'ar eden, bütün kâmillerin hâtem ve mühürleri vardır. Ezcümle:
    O zâtın (A.S.M.) davalarından biri “Tevhid”dir. Bu davayı tasrih ve ifade eden لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ kelime-i mübarekesidir. O zâtın halka-i din ve zikrine giren bütün geçmiş ve gelecek insanlar o kelime-i mukaddeseyi rükn-ü iman ve vird-i zeban etmişlerdir. Demek, o davanın hak ve hakikat olduğuna kanaat ve itminan ve iz'anları hasıl olmuş ki, zaman ve mekâna şamil bir tarzda, o kelime-i mübareke, meşrebleri, meslekleri, an'aneleri mütehalif, mütebayin insanların ağızlarında Mevlevîler gibi semavî deveran ve cevelan ediyor.
    Binaenaleyh gayr-ı mütenahî şahidlerin tasdikiyle hak ve hakkaniyeti tahakkuk eden bir davaya, hiç bir vehmin haddi değildir ki, ona dest-i itirazı uzatabilsin!
    İKİNCİ REŞHA: Arkadaş! Tevhidi isbat ve nev'-i beşeri irşad eden o nuranî bürhan; biri sağında, diğeri solunda, biri mütevatir, diğeri mecma-i aleyh bulunan nübüvvet ve velayetle mücehhezdir. Ve aynı zamanda, irhasat denilen kabl-en nübüvvet kendisinden zuhur eden hârika hallerin rumuzatıyla ve kütüb-ü semaviyenin beşaratıyla ve hevatif denilen -gaybdan verilen- tebşirat-ı müteaddide ile musaddaktır.
    Ve keza o bürhan-ı nuranîden zuhur eden inşikak-ı Kamer, parmaklarından fışkıran sular, ağaçların onun davetine icabetleri, duasının akabinde yağmurun nüzulü, pek az bir yemekten çokların yiyip doymaları ve kurt, ceylân, deve, taş ve sairenin konuşmaları gibi mu'cizelerinin delalet ve şehadetiyle tasdik edilmiş bir zâttır. (A.S.M.)
    Ve keza dünya ve âhiret saadetlerini temine kâfil ve kâfi olan şeriatı, nübüvvetini tasdik ve isbata kâfidir. Geçen derslerde, şems-i şeriatından bazı şuaları gördük. Tatvil-i kelâmı mûcib tekrarları lâzım değildir.
    ÜÇÜNCÜ REŞHA: Arkadaş! O zât (A.S.M.), delail-i âfâkıye denilen haricî deliller ile musaddak olduğu gibi, delail-i enfüsiye denilen zâtında ve nefsinde sabit delil ve işaretler ile dahi musaddaktır. Çünki O zât şems gibidir; zâtını zâtı ile ziyalandırarak gösterir. Meselâ: Bü
    36 min
  • MESNEVİ-İ NURİYE LEM'ALAR
    kısım tevhid sahipleri, her şeyin üstünde Cenab-ı Hakk'ın sikkesini görür ve her şeyin cephesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi mâliki olurlar ki dalalet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.
    Kur'an-ı Hakîm'den istifade ettiğimiz ikinci kısım tevhidin birkaç mertebelerini birkaç lem'a zımnında izah edeceğiz.
    Risale-i Nur-Mesnevi-i Nuriye/9
    34 min
  • MESNEVİ-İ NURİYE MUKADDEME
    MESNEVÎ-İ NURİYE
    بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ
    İ’TİZAR
    Risale-i Nur Külliyatı'ndan “El-Mesneviyy-ül Arabî” ile muanven büyük Üstad'ın cihanbaha pek kıymetdar şu eserini de Allah'ın avn ve inayetiyle Arabîden Türkçeye çevirmeye muvaffak olmakla kendimi bahtiyar addediyorum. Yalnız, aslındaki ulviyet, kuvvet ve cezaleti tercümede muhafaza edemedim. Evet o cevher-baha hakikatlara zarf olacak ne bir harf ve ne bir lâfız bulamadım. Tercüme lisanı da, fikrim gibi nâkıs ve kasır olduğundan, o azîm imanî ve cesîm Kur'anî hakikatlere ancak böyle dar ve kısa bir kisveyi tedarik edebildim. Ne hakkın ve ne hakikatın hatırı kalmış. Fabrika-i dimağiyemin bozukluğundan bu kadarını da müellif-i muhterem Bediüzzaman'ın manevî yardımları ile dokuyabildim.
    Evet bir tavuk kendi uçuşuyla, şahinin veya kartalın uçuşlarını taklid ve tercüme edemez. Bu, hakikaten aslına uygun ve lâyık bir tercüme değildir. (Pek kısa bir meal, bazan da tayyedilmiş, tercüme edememiş.) Çok yerlerde yalnız mealini aldım. Bazı yerlerde de tayyettim. Ancak aslındaki hakaikı, evlâd-ı vatana gösteren küçük bir âyinedir...
    Risale-i Nur müellifinin neseben küçük
    kardeşi ve onbeş sene ondan ders alan
    Abdülmecid Nursî
    8 min

About @ismail1can

From the publisher's feed

Lemaat