
Sign up to save your podcasts
Or


يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا ﴿٤٥﴾
"Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı;
وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا ﴿٤٦﴾
Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik." (Ahzap 45-46)
Her Peygambere adıyla hitab eden Allah, Peygamberimize ya eyyuhen nebiyyu diye hitab ediyor.
Allah kullarına peygamber gönderip inanç, amel, ahlâk konularında ne istediğini açıklamadıkça onları sorumlu tutmuyor, birçok âyette “Bilmiyorduk, bilemezdik demeyesiniz diye size peygamberler gönderdim” diyor (meselâ bk. Nisâ 4/165). Bütün bunlara rağmen âhirette “uyarılmadığı, bilgi verilmediği yolunda” mazeret ileri sürecek olanlara da Allah Teâlâ peygamberleri ve hepsine birden son peygamberini tanık gösteriyor. Hz. Peygamber’in bu niteliği, onun rabbi nezdindeki değerini gösterir. Çünkü şahitler önce tezkiye edilir, onları tanıyan erdemli kişiler tarafından tanık olabilecekleri ifade edilir. Hz. Peygamber’i tezkiye eden ise bizzat Allah’tır.
"O, Allah'tan başka ilâh olmadığına şahittir" demektir. Bu manaya göre de, şöyle bir incelik söz konusudur: Allah Teâlâ, Hz. Muhammed (s.a.s)'i, Kendisinin birliğine şâhid tutmuştur. Şâhid ise, "Müddeî-davacı" durumunda olamaz. Binâenaleyh Allah, vahdaniyeti hususunda, Hz. Peygamber (s.a.s)'i, o birliği iddia eden, savunan bir kimse durumunda kalmamıştır. Çünkü, iddiada bulunan kimse, zahirin hilâfına olan bir şey söylemektedir. Vahdaniyyet ise, güneşten daha açık ve parlaktır. Hz. Peygamber (s.a.s) ise, nübüvvet iddiasında bulunmuş; Allah Teâlâ da, peygamberin kendisinin vahdaniyyetine şâhid, delil oluşunu mükâfaatlandırmak için, Peygamberin bu nübüvvet iddiasında kendisini bu hususa şâhid kılmış ve "Allah, şehâdet eder ki, sen, O'nun Resulüsün" (Munaiikûn, i) buyurmuştur.
"O dünyada cennet, cehennem, nizâm, sırat gibi, ahiretle İlgili hallerin; ahirette de, taât, masiyet, iyilik ve fesâd gibi, dünya ile ilgili hallerin şahididir." demektir.
Müjdeci ve Uyarıcı
Cenâb-ı Hak, müjdeci, bir korkutucu ve bir davetçi..." buyurmustur. Burada güzel bir tertip vardır. Zira, Hz. peygamber (s.a.s), Allah'tan başka ilâh olmadığına bir şahid olmak için, Peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısıyla O, bu hususta müjdeleme arzusunu duymuştur. Eğer bu yetmezse, inzâr ile korkutma yolunu tutmuştur. Daha sonra o, mü'minlerin, "Allah'dan başka ilâh yoktur." demeleriyle yetinmemiş, onları, Allah'ın yoluna da davet etmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Rabbimin yoluna davet et" (Nahi, 125) buyurmuştur.
Velesevfe yu'tiyke rabbüke feterdâ / "Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!" (Duha 5)
Ayetteki, "Nûr saçan bir kandil..." tabirine gelince bu, "Dediğini, aklî delillerle isbât eden; onu, en açık delillerle inzâr eden" demektir ki bu da, Allah'ın Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et..." (Natıi, 125) emriyle kastedilendir.
By Kerem Önderيَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا ﴿٤٥﴾
"Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı;
وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا ﴿٤٦﴾
Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik." (Ahzap 45-46)
Her Peygambere adıyla hitab eden Allah, Peygamberimize ya eyyuhen nebiyyu diye hitab ediyor.
Allah kullarına peygamber gönderip inanç, amel, ahlâk konularında ne istediğini açıklamadıkça onları sorumlu tutmuyor, birçok âyette “Bilmiyorduk, bilemezdik demeyesiniz diye size peygamberler gönderdim” diyor (meselâ bk. Nisâ 4/165). Bütün bunlara rağmen âhirette “uyarılmadığı, bilgi verilmediği yolunda” mazeret ileri sürecek olanlara da Allah Teâlâ peygamberleri ve hepsine birden son peygamberini tanık gösteriyor. Hz. Peygamber’in bu niteliği, onun rabbi nezdindeki değerini gösterir. Çünkü şahitler önce tezkiye edilir, onları tanıyan erdemli kişiler tarafından tanık olabilecekleri ifade edilir. Hz. Peygamber’i tezkiye eden ise bizzat Allah’tır.
"O, Allah'tan başka ilâh olmadığına şahittir" demektir. Bu manaya göre de, şöyle bir incelik söz konusudur: Allah Teâlâ, Hz. Muhammed (s.a.s)'i, Kendisinin birliğine şâhid tutmuştur. Şâhid ise, "Müddeî-davacı" durumunda olamaz. Binâenaleyh Allah, vahdaniyeti hususunda, Hz. Peygamber (s.a.s)'i, o birliği iddia eden, savunan bir kimse durumunda kalmamıştır. Çünkü, iddiada bulunan kimse, zahirin hilâfına olan bir şey söylemektedir. Vahdaniyyet ise, güneşten daha açık ve parlaktır. Hz. Peygamber (s.a.s) ise, nübüvvet iddiasında bulunmuş; Allah Teâlâ da, peygamberin kendisinin vahdaniyyetine şâhid, delil oluşunu mükâfaatlandırmak için, Peygamberin bu nübüvvet iddiasında kendisini bu hususa şâhid kılmış ve "Allah, şehâdet eder ki, sen, O'nun Resulüsün" (Munaiikûn, i) buyurmuştur.
"O dünyada cennet, cehennem, nizâm, sırat gibi, ahiretle İlgili hallerin; ahirette de, taât, masiyet, iyilik ve fesâd gibi, dünya ile ilgili hallerin şahididir." demektir.
Müjdeci ve Uyarıcı
Cenâb-ı Hak, müjdeci, bir korkutucu ve bir davetçi..." buyurmustur. Burada güzel bir tertip vardır. Zira, Hz. peygamber (s.a.s), Allah'tan başka ilâh olmadığına bir şahid olmak için, Peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısıyla O, bu hususta müjdeleme arzusunu duymuştur. Eğer bu yetmezse, inzâr ile korkutma yolunu tutmuştur. Daha sonra o, mü'minlerin, "Allah'dan başka ilâh yoktur." demeleriyle yetinmemiş, onları, Allah'ın yoluna da davet etmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Rabbimin yoluna davet et" (Nahi, 125) buyurmuştur.
Velesevfe yu'tiyke rabbüke feterdâ / "Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!" (Duha 5)
Ayetteki, "Nûr saçan bir kandil..." tabirine gelince bu, "Dediğini, aklî delillerle isbât eden; onu, en açık delillerle inzâr eden" demektir ki bu da, Allah'ın Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et..." (Natıi, 125) emriyle kastedilendir.

1 Listeners

67 Listeners

6 Listeners

50 Listeners

17 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners