Liderlik her zaman yumuşak bir iklimde süzülmek değildir. Bazen liderlik; sabrın incelmesi, tahammülün azalması ve o içte biriken sessiz öfkeyle yüzleşmektir.
Bu bölümde , liderliğin romantize edilmemiş, en dürüst aynasına bakıyoruz.
Saat 12:36'da bir ofis masasında sıkışıp kalan o duygu aslında ne söylüyor?
Sabırsızlık bir karakter hatası mı, yoksa gecikmiş bir liderlik refleksi mi?
Öfkeyi bir "navigasyon cihazı" gibi kullanarak gerçek otoriteyi nasıl inşa ederiz?
"Öfke = İfade edilmemiş sınırdır." Eğer siz de "Neden her şeyi ben düşünüyorum?" sorusunun altında eziliyorsanız, bu bölüm liderliğinizin omurgasını netleştirmek için size bir koçluk daveti sunuyor. Carl Jung’dan Stephen Covey’e uzanan bir bakışla, sertleşmeden netleşmenin yollarını keşfediyoruz.
🎧 Dinleyin ve kendinize şu soruyu sorun: "Beni en çok sabırsızlandıran şey, aslında hangi sınırı koymadığımı gösteriyor?"