
Sign up to save your podcasts
Or


ENGLISH 🇬🇧
What happens when a diplomat becomes a writer?
In this episode of Meşguliyetler / OCCUPIED, I sit down with Leigh Turner, former British Ambassador and Consul General in Istanbul, to talk about life beyond diplomacy, his love for Istanbul, and his journey into fiction.
At the heart of our conversation is Palladium, his thriller set in Istanbul, now available in Turkish as Paladyum: İstanbul'un Kalbindeki Sır, with a recommendation from acclaimed Turkish crime writer Ahmet Ümit.
We talk about writing, the characters behind the story, the challenges of getting a book published, and what it means to start something new after a long career.
Because everyone has something that keeps them occupied. I'm more curious about the person behind it.
Leigh will also be celebrating the Turkish launch of Palladium at D&R Kanyon on 20 October.
TÜRKÇE 🇹🇷
Bir diplomat roman yazmaya karar verirse ne olur?
Meşguliyetler'in bu bölümünde, eski Birleşik Krallık Büyükelçisi ve İstanbul Başkonsolosu Leigh Turner ile diplomasi sonrası hayatını, İstanbul'a olan sevgisini ve yazarlık serüvenini konuşuyoruz.
Sohbetimizin merkezinde, İstanbul'da geçen gerilim romanı Palladium var. Ahmet Ümit'in de tavsiye ettiği kitap, Paladyum: İstanbul'un Kalbindeki Sır adıyla Türkçe yayımlandı.
Yazmaktan, kitabın karakterlerinden, bir romanı yayımlatmanın zorluklarından ve uzun bir kariyerin ardından yepyeni bir şeye başlamaktan söz ediyoruz.
Çünkü herkesin bir meşguliyeti var. Ben daha çok arkasındaki insanı merak ediyorum.
Leigh Turner, 20 Ekim'de D&R'da kitabının Türkçe lansmanında okurlarıyla buluşacak.
Gülcan Özer, Meşguliyetler’e ikinci kez geliyor. İlkinde beni psikiyatrist olmaya ikna etmeye çalışmıştı. Aradan yıllar geçti, ben hâlâ psikiyatrist değilim. O yüzden bu kez başka bir yol denedik.Biraz psikiyatristliği konuştuk ama daha çok Gülcan Özer’i merak ettim. Hayatı boyunca binlerce insanı dinlemiş birini kim dinliyor? İnsanlar onu hâlâ şaşırtabiliyor mu? Kendi hayatında, başkalarına anlattığı şeyleri uygulayabiliyor mu? Kayıpla gerçekten baş edebiliyor mu? Aşk insanın bütün bildiklerini unutturuyor mu? Bir de daha ciddi meseleler vardı: Bir psikiyatrist dedikodu yaparken kendini suçlu hisseder mi? Danışanını dinlerken hiç sıkılır mı? Freud bugün Instagram’da olsa takip edilir mi? İlk bölümde derdim Gülcan Özer’den psikiyatrist olup olamayacağımdı. Bu kez biraz daha zor bir şey denedim:Psikiyatristi değil, Gülcan Özer’i tanımaya çalıştım.
Bu bölümü mağaracı Hakan Eğilmez’le yaptık. Benim için “mağara” biraz Netflix’te belgesel izlemekten ibaretken, Hakan Eğilmez için hayatın ta kendisi. Mağaraya girmenin romantik tarafını değil, işin disiplinini, sabrını ve ciddiyetini konuştuk. Ben yine “sorar ama yapmaz” taraftaydım; Hakan Eğilmez ise yıllardır işin tam içinde.
Herkesin kendini cesur sandığı bu dönemde, gerçekten cesaretin ne olduğunu ve “ben bunu yapabilir miyim?” sorusunun nerede bitmesi gerektiğini sordum.
Ve bölümün sonunda sorum her zamanki kadar netti:
“Hakan Eğilmez… benden mağaracı olur mu?”
Yemek konusunda güvenilecek biri varsa o Semen Öner; yemek konusunda güvenilmeyecek biri varsa o da benim. Bu bölümde mutfağın disiplin tarafını, mikrodalganın kaderini ve Cordon Bleu mezunu olmanın gerçekten bir ukalalık getirip getirmediğini konuştuk. Ben yemek yapmayan taraftan, Semen ise yıllardır mutfağın tam ortasından anlatıyor.
Herkesin kendini gurme sandığı bu dönemde, gerçekten iyi yemeğin ne olduğunu ve herkesin kendini gurme sandığı bu dönemde, “neye, kime güveneceğimizi” sordum.
Ve tabii bölümün sonunda sorum çok netti:
“Semen… benden şef olur mu?”
Bu bölümde konuğum köpek kuaförü Melis Tahiroğlu. Kendisi bu işi sevgiyle yapıyor ama burası köpekleri öpüp kokladığımız bir bölüm değil. Köpek traşında karakter çözümlemesinden, en çok kimlerin zor müşteri olduğuna kadar her şeyi sordum. Traş sırasında köpekle göz göze gelince ne olur, insanlar neden hep “bizimki hiç havlamaz” diye başlıyor? Biraz meslek, biraz hayat, biraz tüy.
Sordum: “Benden köpek kuaförü olur mu?”
Meşguliyetler geri döndü. Artık tek başımayım ama yalnız değilim. Her bölüm bir mesleği, o mesleğin iç yüzünü ve biraz da iç sıkıntısını konuşacağız. İlk konuğum işine ve kendisine çok saygı ve sevgi duyduğum Banu Tunçağ. Kendisi yaratıcı projeler direktörü. Yani bir projenin Instagram’a düşmeden önce başına gelenleri bilen kişi. 212 Photography Istanbul Festivali'nin direktörü. Ama bu bölümde festivalden değil, mesleğin perde arkasından konuşuyoruz. Vegan olmadan bu sektörde nasıl hayata tutundu, Zoom arka planı ne kadar önemli diye her şeyi sorduk. Banu Tunçağ da yanıtladı. Hatta yetmedi, bir bestesini de sizlere çalmam için izin verdi. Telif konusunu hala konuşuyoruz...
Bu bölümün konuğu, alanında çok deneyimli ve danışanları tarafından da çok sevilen Uzman Diyetisyen Mine Telek. Kendisi gerçekten de işini severek yapan ve bunu da karşısındakine hissettiren bir kişi. Aynı zamanda sürekli kendini geliştirmeye adamış. Bakalım bu bölümde bizi diyetisyen olmaya ikna edebilecek mi?
Uzun (evet çok uzun) bir aradan sonraki ilk bölümümüzün konuğu; çok yetenekli ve çok başarılı bas gitarist Alp Ersönmez. Kendisi aynı zamanda besteci ve prodüktör olan Alp; İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions, MadenÖktemErsönmez, Wonderland ve Sonic Boom gibi grupların yanısıra Türk pop müziğinin dünyada en çok tanınan ismi Tarkan’ın da bas gitaristliğini yapıyor. Bütün bu yoğunluğu arasında, tüm nezaketiyle bize de konuk oldu çünkü ünlü bir bas gitarist tarafından acilen bas gitarist olmaya ikna edilmemiz gerekiyordu ama bakalım bizi ikna edebildi mi?
Yeni sezona bu toprakların yetiştirdiği en onemli beyin cerrahlarından biri olan Prof. Dr. Talat Kırış’la başlıyoruz.
Sadece saygın bir bilim insanı değil, aynı zamanda Antarktika’ya yelkenliyle seyahat eden, Gronland’dan kanoyla Kuzey Kutup dairesine geçiş yapan, TEDx konuşmalarıyla ilham veren, maceracı ve yazar Talat Hoca’ya, muhallebi kıvamlı beyinlerimizi kurcalarken neler düşündüğü de dahil olmak üzere pek çok derin soru sorduk ve kendisinden bizi beyin cerrahı olmaya ikna etmesini istedik.
Gereksiz işlere enerji saçmak suretiyle boşa harcadığınız hayatınıza üzülmek isterseniz Talat Hoca’nın özgeçmişine bakabilirsiniz. Bakalım sohbetin sonunda gerçekten ikna olup, kafatası delmeden geçen yıllarımıza üzülecek miydik?
From the publisher's feed