Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.)’a şöyle buyurdu: “Yâ Ali, müjdeler olsun sana ki, Cenâb-ı Hak cennet bekçisi olan meleğe emreder. Buyuyur ki: "Cennete girmek isteyen kimse Ali (r.a.)’dan izin almayınca cennete gidemez". Cennet bekçisi olan Rıdvan adındaki melek de senden izin almayan kimseyi cennete sokmaz. Yâ Ali! Sen kimden râzı isen ona izin verirsin, cennete girer. Kimden râzı olmazsan ona izin vermezsin, o da cennete giremez”. Bir gün Hz. Ebûbekir, Hz. Ali (r.a.)’a lâtife ederek, “Yâ Ali, kıyâmet günü senden izin olmadıkça kimse cennete giremeyecektir. O gün bana izin verir misin?” dedi. Hz. Ali (r.a.), Hz. Ebûbekir (r.a.)’a şu cevabı verdi: "Doğru söylüyorsun. Fakat ben Peygamber (s.a.v.)’den işittim ki, senden müsaade almayınca kimseye izin vermem. O zaman siz bizim üzerimizde bir kontrol vazifesini görürsünüz. Öyle ise sizin, bizden izin almaya hiçbir ihtiyacınız yoktur. Esasen biz size müracaat edip, sizden izin almalıyız". Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir gün Eshab-ı Kiram (r.a.e.)’e şöyle buyurdu: “Ben mü’minlere kendi nefislerinden daha evlâ değil miyim?” Mecliste bulunanlar sözbirliği ederek: "Evet yâ Resûlullâh (s.a.v.)" dediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.)’ın elinden tutarak şöyle buyurdular: “Ben kimin mevlâsı evlâsı isem, Ali de onun mevlâsı evlâsidir mevlâsıdır. Ey Allâh’ım! Ona düşmanlık yapanlara düşmanlık yap, onu sevenleri sev, onu hor tutanları hor tut, ona kötülük yapanların cezasını ver, ona yardım edenlere yardım et, nerede bulunursa bulunsun hakkı onunla birlik kıl". (Şemsüddin Ahmed Sivasi, Dört Büyük Halife, s.324)