"Kederleri tutmak Tanrı'nın kurtuluş planına bir saldırıdır."
Egonun planının, Tanrı'nınkinin tersi olduğunu vurguladık ve kabul ettik fakat
Tanrı'nın planına saldırdığı ve hatta onu direkt yok etmek istediği üzerinde durmadık. Bu
saldırıda egonun özellikleri Tanrı'ya atfedilirken ego, Tanrı'nın özelliklerine sahipmiş gibi
görünür.
Egonun temel isteği Tanrı'nın yerini almaktır. Aslında ego bu isteğin fiziksel olarak
ortaya çıkmasıdır. Bu istek nedeniyle zihin, yalnız ve ayrı görünen bir bedenle çevrelenir.
Hapishanesi olan bedenini kullanmadan diğer zihinlere ulaşması mümkün değilmiş gibidir;
ancak iletişimi kısıtlamak, iletişimi geliştirmenizi sağlamaz. Fakat ego bunun böyle olduğuna
inanmanıza neden olur.
Burada bir bedenin limitlerinin varlığı açıktır ama kederleri tutmanın Tanrı'nın
kurtuluş planına nasıl saldırdığı çok net görülemeyebilir. Kederleri tutmanızdaki nedenleri
gözden geçirelim. Kederler her zaman bir bedenin yaptıkları ile ilgili değil midirler? Örneğin;
bir kişi sevmediğiniz bir şey söyler veya sizi memnun etmeyen bir şey yapar böylece
düşmanca düşünceleri, davranışları ile "açığa çıkar" gibi algılanır.
Burada uğraştığınız şey o kişinin kendisi değildir; tam tersine aslında bir beden
içerisinde sergilenen davranışlar ile uğraşırsınız. Bu noktada yaptığınız şey, o kişiyi bedeninin
kısıtlamalarından özgürleştirmek konusunda başarısız olmanın da ötesine geçiyor. O kişinin
gerçekte kim olduğu ile gördüğünüz davranışlarını bağdaştırıp ikisi birmiş gibi onu
yargılarsınız. Tam da burada Tanrı'ya saldırmış olursunuz. Evladı sadece bir beden ise Tanrı
da öyle olmalıdır. Yaratıcısından farklı bir yaratım düşünülemez.
Eğer Tanrı bir beden ise Onun kurtuluş planı ne olabilir? Bu, .lümden başka ne
olabilir? Onun kendisini ölümün değil yaşamın kurucusu olarak göstermesi, yalancılık ve
sahtekârlıktan başka ne olabilir? Sanki O size hakikati değil boş vaatleri ve illüzyonları
sunuyor gibi algılarsınız.
Bedenin görünürdeki gerçekliği, Tanrı'nın böyle algılanılması konusunda son derece
inandırıcıdır. Aslında eğer beden gerçek olsaydı bu sonuçtan kaçınmamız zor olurdu.
Tuttuğunuz her keder bedeni gerçek kılar, kardeşinizin gerçekten kim olduğunu görmezden
gelir ve onun bir beden olduğuna dair inancınızı güçlendirir ve bu yüzden onu cezalandırırdı.
Böylece kurtuluşu ancak Ölüm olurdu. Bu saldırılar Tanrı'ya yöneltilir ama yine de saldırıdan
O sorumlu tutulur.
Azgın hayvanların kurban aradığı ve merhametin giremediği özenle hazırlanmış bu
arenada ego sizi kurtarmaya gelir. Tanrı size bir beden verdi. Ne güzel! Hadi bunu kabul
edelim ve bununla mutlu olalım! Bir beden olduğunuzu kabul ederek bedeninizin
sunduklarından kendinizi mahrum etmeyin! Alabileceğiniz ne varsa az da olsa alın! Tanrı size
hiçbir şey vermedi! Bedeniniz sizin tek kurtarıcınız, kurtuluşunuz da Tanrı'nın ölümüdür!
Gördüğünüz dünyanın genel inanışı budur. Bazıları bedenden nefret eder, ona zarar
vermeye ve aşağılamaya çalışır. Bazıları ise bedene âşıktır, onu yüceltip göklere çıkarmaya
çalışır. Eğer kendi benliğinizi tanımlayışınızın merkezinde beden varsa, Tanrı'nın kurtuluş
planına saldırırsınız ve kederlerinize tutunarak Tanrı'nın hem kendisine hem yaratımına karşı
çıkarsınız. Bu şekilde Hakikatin Sesini duyamaz, Onu Dost olarak göremezsiniz. Sizin seçtiğiniz
kurtarıcı Onun yerini alır. Bu şekilde ego dostunuz, Tanrı düşmanınız olur.
Bugün kurtuluşumuza yaptığımız aptalca saldırıları bırakıyoruz. Bunu yapmak yerine
onu hoş karşılıyoruz. Sizin altüst olmuş algınız, hakiki iç huzurunuzu da yerle bir etmiştir.
Kendinizi bu bedenin içinde, hakikati dışınızdaki dünyada gördünüz. Artık bunu farklı
görmeye çalışacaksınız.
Hakikatin ışığı, içimizde, Tanrı'nın onu koyduğu yerdedir. Biz bedenin içinde değiliz.
Beden bizim dışımızdadır ve bizimle hiçbir ilgisi yoktur. Bedensiz olmak bizim doğal
halimizdir. İçimizdeki hakikatin ışığını fark etmek ve kabul etmek, kendimizi özümüzde
olduğumuz şekilde kabul etmektir. Kendimizi bedenden ayrı görmek, Tanrı'nın kurtuluş
planına saldırıyı bitirip onu kabul etmektir. Ve Tanrı'nın planı kabul edildiği anda zaten
gerçekleştirilmiştir de.
Bugün yapacağımız uzun süreli çalışmalardaki hedefimiz, Tanrı'nın kurtuluş planının
içimizde gerçekleştiğini fark etmek ve kabul etmektir. Bu hedefe ulaşmak için saldırıyı
bırakmalı ve onun yerine kabulü getirmeliyiz. Ona saldırdığımız sürece Tanrı'nın bizim için
planını anlayamayız. Bu yüzden kabul etmediğimiz ve farkında olmadığımız şeylere saldırırız.
Bugün yargıyı bir kenara bırakmaya çalışıyoruz ve Tanrı'nın bizim için planını soruyoruz:
"Kurtuluş nedir Tanrım?
Ben bilmiyorum.
Bana anlayabileceğim şekilde anlat."
Sonra cevapları için sessizce bekleyin.
Tanrı'nın planının ne olduğunu duymadan ona saldırdık. Kendi kederlerimizi o kadar
yüksek şekilde haykırdık ki, Onun Sesini duyamadık. Kederlerimizi; gözlerimizi ve
kulaklarımızı kapatmak için kullandık. Şimdi göreceğiz, duyacağız ve öğreneceğiz. "Kurtuluş
nedir Tanrım?" Siz sorun, sorularınız cevaplanacaktır. Siz arayın, gerçekten ararsanız
bulacaksınız.
Artık kurtuluş nedir ve nerede bulunur diye egoya sormayı bırakıyoruz. Bu soruyu
hakikate soruyoruz ki hakiki olduğundan emin olabilelim. özgüveninizin düştüğünü veya
başarma umudunuzun azaldığını hissettiğiniz anda sorunuzu ve talebinizi tekrarlayın. Çünkü
sorunuzu sizi Kendisi gibi yaratmış olan sonsuzluğun sonsuz Yaratıcısına soruyorsunuz.
"Kurtuluş nedir Tanrım?
Ben bilmiyorum.
Bana anlayabileceğim şekilde anlat."
Cevap verecektir, duymaya kararlı olun.
Bugün, saatte bir veya iki kısa uygulama süreci yeterli olacaktır çünkü bu çalışmalar
normalden uzun sürebilir. Uygulamaya başlarken şunları söyleyin:
"Kederleri tutmak Tanrı'nın kurtuluş planına saldırıdır. Onun planını kabul ediyorum.
Kurtuluş nedir Tanrım?"
Sonra bir dakika boyunca sessizlik içinde bekleyin. Tercihen gözleriniz kapalı olsun ve
Onun cevabını dinleyin.