
Sign up to save your podcasts
Or


Gazeteci Ufuk Güldemir’in dün ölüm yıl dönümüydü... 18 yıl oldu, öldüğünde 51 yaşındaydı…
Ufuk Güldemir, sınırsız piyasaya inandı; Türkiye’nin tek kurtuluşu buydu. Solculukta ısrar eden bizler dinazor idik...
Siyasi görüşlerimiz ayrıydı ama haber aşkımız benzerdi; tabu dinlemezdik. Fakat bu tavrımız, Star ve Sabah gazetesinden kovulmamıza neden oldu!
Ufuk Güldemir çalışması zor biriydi; HaberTürk TV’yi kurduğunda birlikte çalışmak istemediğimi söylediğim için bana küstü...
Hasta olduğunda barıştık. Levent’teki evinde söylediği sözleri hiç unutmadım:
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
@h.soneryalcin
“Siyaset” kavramının soyağacı ilginçtir:
Arapça “sws” kökünden gelen siyasa, “seyislik, at bakıcılığı” anlamındadır; “vahşi-asabi-söz dinlemez atı” cezalandırarak evcilleştirme!
Bizim gibi ülkelerde siyaset ve ceza yasaları hep yan yana yürüdü. Her daim siyaset, cezai terimlerin-usullerin baskısı altına girdi/kronik hal almayı sürdürdü/sürdürüyor…
Otoriterlik arttıkça cezalandırma yani siyaset yapma "ehlileştirme" biçimi olmayı sürdürdü...
Ne yazık ki ülkemizde siyaset ile suç hiçbir şekilde ayırt edilemez hale getirildi!
Bu satırları niçin yazdım?
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
@h.soneryalcin
Kurban farz mıdır? Sünnet olup olmadığı bile tartışma konusudur.
Ama şurası kesindir; Kuran’da altı sıklıkla çizildiği gibi sosyal yardımlaşmadır, yoksulla dayanışmadır. Zaten “kurban” kelimesi anlamı yaklaşmak, yakınlaşmaktadır.
İslam’ın sosyal adaletçiliğine iyi bir örnektir kurban…
Peki "kurban" sözcüğünün etimolojisi nedir?
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Emperyalizm ideolojisi neoliberalizmin “sendika, siyaset yapmamalıdır, ki aslında sendikaya bile gerek yok” anlayışı, isminde “Devrimci” sıfatı taşıyan sendikayı bile derinden etkiledi.
İdeolojisiz sendikacılık, üretimden gelen gücünü salt paraya indirgedi: “Bana ne vereceksiniz!”
İşçi fetişizmi, işçiye olduğundan fazla değer ve güç atfetmektir. Kendini buna kaptıranlar, işçinin “para para para” taleplerini hep haklı buluyor!
Hesaplamalarda rakamlar-istatistik var, ideoloji-siyaset yok. Ülkenin -sendikasızlığı da yok eden- ekonomi-politik gerçeği yok.
Bu satırları, İzmir belediyesinden para isteyen DİSK için yazıyorum...
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
@h.soneryalcin
Arapça kutsal dil mi?
Hangi Arapça? Hangi lehçe?
Arap yarımadasına ilk göçerlerin ne zaman, nasıl geldikleri ve hangi dili konuştukları halen bilinmiyor…
Tahminler var; Mezopotamya’dan M.Ö. ikinci bin yıl geldikleri gibi…
Konuşulan dil ise, Akadlar, Amoritler, Süryaniler/Aramiler, İbranilerin kök dillerinin karışımı... Ki, bu konular halen araştırılıyor. Altından kalkmak pek kolay değil… Öyle ki:
“Arap” kelimesinin etimolojisi bilinmiyor henüz. Sümerce çöl anlamına gelen “gab-bir” kelimesinden geldiği ileri sürülüyor. Başka görüşler de var…
Arapçanın tarihi serüvenini bilmek zorunlu. Dili, felsefe gibi tarihten de koparamazsınız.
İslam'ın doğuş dönemi 6’ncı yüzyıldaki Arap yarımadasının ekonomi-politiği bilinmeden “dil tercümesi” yapılabilir mi?
Yaparsanız, devrimci İslam’ı siyasete araç yaparsınız!
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Üşenmedim, tek tek biyografilerini okudum.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din İşleri Yüksek Kurul Üyeleri, Uzmanları ve Uzman Yardımcıları…
Toplam bu 87 isim; dini konularda araştırma-inceleme yapıyor, güncel gelişmeleri-faaliyetleri değerlendiriyor ve yayınları-propaganda mahiyetindeki çalışmaları takip ediyor. Ve tüm bunları rapor olarak kurula sunuyor…
Hemen hemen hepsi imam hatip ve ilahiyat mezunu. Aralarında akademik çalışma yapan isim sayısı çok az. Sadece iki-üç profesör gördüm…
Kuşkusuz kendi dallarında yetkin isimlerdir; kimseyi zan altında bırakmak istemem. Ama aradığımı bulamadım, bulacağımı da sanmıyordum… Ne mi aradım? Yazdım...
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Canan Gerede’nin anı kitabı çıktı: Devrim Çiçeği…
Osmanlı sarayından çıkan bir ailenin öyküsü ile başlıyor kitap…
Bolivya'da Che'ye katılma planından, Yılmaz Güney'i hapisten kurtarmaya kadar… Her sayfasında insanı şaşırtacak ne çok bilgi var.
Özellikle aşkı, tutkuyu ve bunlar için yapılan fedakarlıkları hatırlamak ya da öğrenmek isteyenlere tavsiye ederim..
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Dostoyevski’nin “poshlost” dediği sıfat var; dilimize “paçoz” diye çevrilen… Örneğini, Türk basınında/sosyal medyada sıklıkla hâlâ görüyoruz:
- Kendi çıkarları için her yolu mübah sayan, küstah, sokak kurnazı, pespaye, aşağılık, ahlaksız…
Sağ ya da sol fark etmiyor; her “mahallede” var bu içtensiz, basmakalıp, ağız dalaşı yapan, kalleş Zübükler!
Daha acısı, paçozluğun artık yadırganmıyor oluşu. Neredeyse liyakatin ölçüsü oldu, paçozluk.
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Hikmet Çiçek’i defnetmeye giderken, yolda Hakan Yurdakuler’in mezarını gördüm.
Hakan Yurdakuler, 23 yaşındaydı, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiydi. 8 Nisan 1976’da pusuya düşürülerek öldürüldü.
Başucundaki mezar taşında “Bu güzel topraklar ve bu güzel halk için neler verilmez ki” yazılı.
Kabrine mermerden bir Türkiye haritası eşlik ediyor…
Ankara/Karşıyaka Mezarlığı’nın her köşesinde devrimcilerin mezarı var; Deniz Gezmiş’ten Mahir Çayan’a kadar…
Hüznün başkenti…
Devrimci hafızanın merkezi bir mezarlık
Karşı-yaka…
Yaşamının 22 yılını hapiste geçirmiş 68 Kuşağı'ndan Hikmet Çiçek’in naaşı gelip, defin hazırlıkları sürerken, bir mezar taşına oturdum, düşünceye daldım:
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Bir yakınımda örnek vermek istiyorum:
Ankara’da yaşayan bir emekli kadın...
İmamoğlu hapse atılınca siyasi pratiği tamamen değişti. Öyle ki geçtiğimiz yıllarda CHP üyeliğini sildirmişti; 19 Mart operasyonundan sonra partiye yeniden kayıt yaptırdı. Ve, İmamoğlu için toplanan imzalarda aktif görev aldı.
“Direniş” nedir bilmeyen kadın, bırakın yaşadığı Ankara’yı İstanbul ve Konya mitinglerine bile katıldı.
O artık, bir şeylerin yanlış gittiğine inanarak evinden çıkıp, görüşlerinin önemsenmesini isteyen bir idealist…
O artık, kendini çaba sarf etmek zorunda hisseden, kayıtsız kalanlara kızgın politik bir aktivist…
Bu yakınımı niçin yazdım?
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
From the publisher's feed