
Sign up to save your podcasts
Or


Barış, akılla yapılır.
Kandil’de o akıl var mı emin değilim. Mesela:
PKK, Devlet Bahçeli’nin bu sürece katkıyı, kendi siyasi tarihini karşısına alarak yaptığını biliyor mu?
Tarihlerine bakıldığında; milliyetçiler, Kürt meselesini daima güvenlik sorunu olarak “iç tehdit” diye gördü. Ki, Sovyetler Birliği’nin, ABD’nin, İngiliz dış tehdidinin kışkırttığını ileri sürdü hep.
Genellikle, siyasal Kürtler ile komünistleri aynı kefeye koydular; “Moskova’nın uşakları.”
Barzani’yi Hristiyan Margaret adlı kadının kontrol ettiğine inandılar! Neler… Neler…
Yani, Bahçeli’nin tarihsel anlamda ne zorlu süreç yaşadığının farkında mı Kandil?
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
PKK, dünyada “yeni” bir ekonomi-politiğin doğduğu dönemde kuruldu: Neoliberalizm…
Günümüzde bu ideolojinin çöküşüne tanıklık ediyoruz. PKK’nın kendini lağvetmesinin bu döneme denk gelmesi tesadüf mü?
Nikolay Kondratyev (1892-1938) Rus Marksist ekonomist. “Kondratyev Dalgaları” diye bilinen tezin sahibi.
Yazdıklarıyla Joseph Schumpeter, Ernest Mandel, François Simiand, Immanuel Wallerstein ve Eric Hobsbawm gibi isimleri etkiledi.
Ortaya attığı 1926 yılındaki teorisine göre kapitalist ekonomik yapı; doğuyor, büyüyor, durağanlaşıyor ve çöküyor.
Her dalgada emek-sermaye ilişkileri yeniden şekilleniyor; ahlak bozulması gibi yeni toplumsal ilişkiler ortaya çıkıyor.
Yani:
İlk başta güven veren, umut olan yeni ideolojik yapı, zamanla bozuluyor; sistem içinden eleştiri ve hoşnutsuzluk başlıyor, normalde sıradan sayılabilecek olaylar büyük çatışmalara neden oluyor. Ve sistem çöküyor…
Kondratyev’e göre kapitalizmin bu her döngüsel krizi 45 ile 55 yıl arasında gerçekleşiyor…
PKK'nın ömrüne işaret etmiyor mu?
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
PKK tarihi misyonunu bitirdiğini açıklaması
Tarihçi Prof. Philipp Sarasin, yazdığı “1977-Bugünün Bir Kısa Tarihi” kitabındaki şu satırlar öğreticiydi:
- “Film hayli coşturmuş üniversite öğrencilerinde metropollerde de silahlı gerilla eylemleri yapmaya dönük düşünce oyunlarını ateşlemiş ve ‘Viva Maria’ grubu çok geçmeden Sosyalist Alman Öğrenci Birliği/SDS içinde devrimci şiddet meselesi üzerine yoğun tartışmalar başlatan bir fraksiyon oluşturmuştu…”
PKK ile bu filmin ne ilgisi vardı?
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Önceki akşam…
Beyazıt Meydanı'nda yine onbinler vardı.
Özgür Özel konuşmaya başlamadan önce, kürsüye çıkan üniversiteliler bildiri okudu:
-"İşlerinden, evlerinden, sokaklardan bizleri izleyen, evlatlarının geleceği için endişelenen Türkiye halkına sesleniyoruz..."
Geçmiş yıllara gittim: Beyazıt Meydanı'nda sırtından vurularak öldürülen Taylan Özgür ve diğer üniversitelileri düşündüm.
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Türk iktisat tarihi kaynakları arasında ne şiir-roman-hikaye-edebiyat, ne de türküler-deyişler-destanlar kullanılıyor. Oysa, devlet baskısı veya toplumsal eşitsizlikler vd. bu hayli faydalı tanıklıktan öğrenilebilir...
Ekonomi tarihine, sadece devletin belgeleri üzerinden değil, halkın gözünden de bakılması şart...
Genellikle şu anonim dörtlüğü bildiğinizi tahmin ediyorum:
“Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı”
Halk “donu gevşek” Osmanlı’yı savurgan/müsrif görüp, tüm mali yükün omzunda olduğunu böyle dile getirdi.
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Sözel tarih önemlidir. Ancak tarih yazımı, anılara pek güvenmez, mutlak gerçek diye kabul etmez. Bilinir ki, insan hafızası yanıltır, hayal gücü ile hakikati birbirine karıştırır, zamanla düşler ile gerçeği ayırt edemez hale gelebilir.
Gerçeğin değil, itibarın kanıtıdır çoğu zaman anılar!
Bu sebeple, her fısıltı süzgeçten geçirilmeden doğru kabul edilmez.
Günümüzde nörobilim ortaya çıkardı; kurnaz beyin insana hep oyun oynar, tuzaklar kurar ve yaşamın hakikatini budayarak onu kendince şekillendirir. Mesela:
Olmasını/olmak istediğini gerçek gibi anlatır beyin; anıları yeniden yeniden kurgular.
Bu cümleleri okuduğum bir kitap üzerine yazdım:
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Samimi bir yas törenine şahit olduk:
Atatürk Kültür Merkezi sahnesindeki tabutu, “karanfil mezarına” konmuştu, henüz kara toprağa girmeden…
Biz solcuların yaşamlarında hep kırmızı karanfil var. Siyaset sahnesine ilk çıkışı sanırım, 25 Nisan 1974’te oldu: Portekiz’deki faşist Portekiz diktatörlüğüne son veren hareketin adıydı, Karanfil Devrimi….
Her şey küçük bir kız çocuğunun bir askerin silahının namlusuna kırmızı karanfil koymasıyla başladı, her şey güzel oldu Portekiz’de…
Halk, karanfille diktatörlüğü teslim aldı.
Karanfil, kan dökülmeden de devrim yapılacağının sembolü oldu.
O günden sonra sol, kırmızı karanfildir tüm dünyada; özgürlük, barış, demokrasi isteyen...
Sırrı Süreyya Önder’in tabutundaki kırmızı karanfil ne çok anlamlıydı...
Ya kara merhem?
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Türkiye Komünist Partisi’nin Atatürk’ü, Cumhuriyeti savunması, mitinglerinde Türk bayrağı taşıması kimilerini şaşırttı!
Bu tepkiler ülkenin maddi-manevi arşivinden/hafızasından haberdar değil; dünyayı hâlâ neoliberal ezberle okuyor. Ki her mühtedi/dönek gibi bağnazlar…
Haluk Hepkon’un yeni yayımladığı, Türkiye Komünist Partisi/TKP genel sekreteri Kemal Okuyan ile yaptığı söyleşi kitabı “Cumhuriyet ve Komünistler” hayli kafa açıcı… Düşüncesine pranga geçirilerek teslim alınmışların ezberi bozulacak…
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
Soyut teorilerin-denklemlerin yoğunluğu memnuniyetsizliğini artırdı:
- “Her şeyi sorgulamaya çalışmak yerine, sadece önümdeki materyallerle uzmanlaşmak zorunda olduğumu fark ettim. Bu bir öğrenci için tecrübe etmesi üzücü andı...”
Sadece o değildi; çevresinde ekonomi okuyan çoğu öğrenci, kendilerine öğretilen dogmatik dar kuramsal çerçeveden sıkılıyordu. ABD’de başlayıp dünyayı etkileyen neoliberalizm krizi yaşanmıyormuş gibi, üniversitelerde ezberci ekonomi kuramları öğretilmesine karşı çıktılar.
Peki buna karşı neler yapıyorlar? Yazdım:
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
@h.soneryalcin
İsmini sosyal medyadan duyduğum pop-iktisatçı, paralı youtube sitesi açmış, ekonomik gelişmeleri yorumluyormuş. Hayli takipçisi varmış…
Ekonomiyi konuşanların okudukları müfredat nedir? Dünyanın dört yanındaki üniversitelerde (ekonominin “Kabesi” ABD’de “Econ 101” diye bilinen) iktisada giriş dersi öğretiliyor! Bu, ve arkasından öğretilen benzer içerikli derslerin içeriği neden hiç değişmiyor? 1850’lerden beri böyle! Size birini tanıtayım:
✍️ | Soner Yalçın yazdı…
From the publisher's feed