
Sign up to save your podcasts
Or


Türkiye'de Hristiyan olmak nasıl bir deneyim? Kendi vatanında "yabancı" ya da "misafir" muamelesi görmek ne hissettirir? Bu Özgürce programında, yaklaşık 28 yıl boyunca Diyarbakır Protestan Kilisesi'nde pastörlük yapmış olan ve 35 yıllık iman hayatı geride kalan Ahmet Güvener'i konuk ediyoruz. Ahmet Güvener; 1990'lı yıllardan itibaren kilisenin kuruluş sürecinde karşılaştıkları bürokratik engelleri, emniyet ve savcılık sorgularını, maruz kaldığı iki suikast girişimini ve toplumdaki kalıplaşmış "misyonerlik" algısını tüm samimiyetiyle paylaşıyor. İnancından ötürü çocuklarının okul ortamında uğradığı dışlanma ve linç girişimlerine değinen Ahmet Güvener, devlete ve topluma dair temel bir soruyu gündeme taşıyor: "Devlet baba, vatan anneyse; bu şefkat sadece çoğunluğa mı aittir?" Sohbette; İncil'in değiştirildiği iddiasına verilen teolojik ve mantıksal yanıtlar, cami ile cemevi veya kilise arasındaki ibadet yeri eşitsizlikleri, "hoşgörü" kavramının eksikliği ve eşit vatandaşlık hukuku ele alınıyor. Ayrıca 2014 mülteci krizinde Ezidilere yapılan yardımlardan Van ve 6 Şubat depremlerindeki dayanışmaya uzanan çarpıcı yaşanmışlıklar anlatılıyor. 1. Yuhanna mektubundaki "Gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı'yı sevemez" ilkesi ışığında; tüm zorluklara ve haksızlıklara rağmen bu topraklardan neden vazgeçilmediğini ve sevginin nefreti nasıl yendiğini bu videoda izleyebilirsiniz.
Hristiyanlıkta çocuk yetiştirmek ne anlama gelir? İnanç aileden miras yoluyla geçen bir gelenek midir, yoksa her bireyin Tanrı ile kurduğu kişisel bir ilişki midir? Bu sohbette Özgür Jerdan ve Diyarbakır Kilisesi'nden Ömer Baysal, Doğu kiliselerinin bir araya geldiği Elazığ Aile Kampı'nda bir araya geliyor. Sohbetin odak noktasında ise yaklaşan bir babalık heyecanı ve ebeveynlik sorumluluğu yer alıyor: "Siz sonradan Hristiyan oldunuz; peki ya çocuğunuz ileride farklı bir inancı, örneğin İslam'ı seçerse ne yapacaksınız?" Videoda; Hristiyan aile yapısı, çocuklara Tanrı sevgisini ve lütfu kurallarla değil yaşayarak aktarabilmek, doğu illerindeki (Diyarbakır, Elazığ, Malatya) kiliselerin kardeşlik bağları ve yeni bir hayatın getirdiği heyecanlar samimi bir dille ele alınıyor. Bir anne babanın çocuğuna bırakabileceği en değerli örneğin ne olduğu, Kutsal Kitap prensipleri ve günlük yaşamın gerçekleri ışığında tartışılıyor. İster inancınızı çocuklarınıza aktarmaya çalışan bir ebeveyn olun, ister Türkiye'de Hristiyan ailelerin yaşantısını ve inanç anlayışını merak eden bir araştırmacı; bu söyleşide samimi tecrübeler ve düşündürücü cevaplar bulacaksınız.
Süryani Ortodoks bir ailede doğan Petrus, 12 yaşında kendi isteğiyle Mor Gabriel Manastırı’na gitti ve orada 6 yıl öğrencilik yaptı. Bugün Mardin Protestan Kilisesi’nde hizmet ediyor. Bu söyleşide manastır yıllarını, Kutsal Kitap’ı okumaya başlamasıyla hayatında nelerin değiştiğini ve kendini neden “Süryani Protestan” olarak tanımladığını anlatıyor. Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Süryani köyü Öğündük’te büyüyen Petrus, manastırda ana dili Süryaniceyi, kilise düzenini ve liturjiyi öğrendi. Adıyaman’da İncil’i okumaya karar verdiğinde inancı hakkındaki bilgisinin ne kadar eksik olduğunu fark etti. Yurt dışında teoloji okuma girişimi sonuç vermeyince Ankara’daki bir hizmet eğitim programına katıldı. Orada 10 yıl boyunca yeni iman eden gençlerin yetişmesine destek oldu. 11 yılın ardından ailesiyle birlikte memleketine döndü.
Türkiye'de Protestan Hristiyanların tarihi nasıl başladı? Türk ve Müslüman kökenden gelen ilk imanlılar ne zaman ortaya çıktı ve hangi hukuki, toplumsal zorluklarla karşılaştı? Protestan Kiliseler Birliği (TEK) neden ve nasıl kuruldu? Bu bölümde, Protestan Kiliseler Birliği Başkanı Ramazan Arkan ile Türkiye'deki Protestan kiliselerinin 1970'lerden günümüze uzanan tarihini, kurumsal gelişimini ve yapısını ele alıyoruz. 1800'lü yıllardan miras kalan geleneksel kiliselerden 1980'lerdeki ilk yerli Türk Protestan topluluklarına geçiş süreci, yaşanan gözaltılar, kapatılma girişimleri ve anayasal hak arayışları masaya yatırılıyor. Ayrıca Protestan kiliselerinin Katolik ve Ortodoks kilise yapılarından temel farkları, yerel kilise özerkliği, TEK'in merkeziyetçi olmayan yapısı, 2005 ve 2009 dernekleşme süreçleri, yıllık Hak İhlalleri Raporları, Malatya Zirve Yayınevi süreci ve uluslararası platformlardaki temsiliyet gibi merak edilen birçok soru yanıt buluyor. Türkiye'de Hristiyanlık tarihi ve Protestan cemaatlerin güncel durumuna dair kapsamlı bir kaynak niteliğindeki bu söyleşiyi kaçırmayın.
Antakya Mesihçiler Kilisesi'nin pastörü Hamdullah Akın, 2023 depreminden sonra Antakya'da yaşadıklarını anlatıyor. Birçok kişi şehirden ayrılırken o ve eşi kalmayı seçti. Kendi evleri hasar görmüşken kapılarını depremzedelere açan bu küçük Hristiyan topluluğu aylarca nasıl hizmet etti? Bu süreç kiliseyi nasıl değiştirdi? Özgürce'nin bu bölümünde Elazığ Aile Kampı'nda buluştuğumuz Hamdullah Akın, 1998'de Diyarbakır'dan Antakya'ya taşınmalarını ve 1999'da küçük bir ev topluluğuyla başlayan kilise hikâyesini anlatıyor. Kiliseye neden "Mesihçiler" adını verdiklerini de açıklıyor. Depremden sonra 20 gün arabada kaldılar. Türkiye'nin ve dünyanın farklı yerlerinden gelen gönüllülerle günde 500 kişiye erzak dağıttılar. Akın, çocuğunu ya da ailesini kaybeden insanların yanında teselli sözleri yetmediğinde nasıl durduklarını da paylaşıyor. Videoda sık sorulan bir soru da ele alınıyor: Hristiyanlar deprem yardımını insanlar Hristiyan olsun diye mi yaptı? Pastör Akın, yardımı inanca şart bağlamaya neden karşı olduğunu açıklıyor. Bunu, İsa Mesih'in önce aç olanları doyurduğu örneğine dayandırıyor. Vaftiz derslerini neden bilinçli olarak uzattıklarını da anlatıyor.
Eylül İntiharı Önleme Ayı'nda hazırladığımız bu videoda Özgürce Sunucusu, Özgür Jerdan annesini ve kardeşini intihar sonucu kaybetmiş bir kardeşimiz kendi yaşadıklarından yola çıkarak bu soruları ele alıyor. İntihar düşünen birine ne söylenebilir? Kutsal Kitap umutsuzluk, acı ve yalnızlık hakkında ne diyor? "Aileme yük oluyorum" ya da "ölürsem acım biter" gibi düşüncelerin neden gerçeği yansıtmadığını, geride kalanların gözünden anlatıyor. Ardından Kutsal Kitap'tan umut veren ayetleri paylaşıyor: Yeşaya 43:4, Mezmur 34:18, 2. Korintliler 4:18 ve Yeşaya 60. Tanrı'nın gönlü kırık ve ruhu ezilmiş insanlara neden yakın olduğunu, gerçek kurtuluşun bir kaçışta değil Tanrı'da olduğunu ve İsa Mesih'in ölümü yenmesinin neden bir umut kaynağı olduğunu dinleyeceksiniz. Videoda ayrıca Tanrı'ya büyük sözler olmadan, samimi bir şekilde nasıl dua edilebileceği ve çevrenizde zor zamanlardan geçen insanlara nasıl destek olabileceğiniz de konuşuluyor. Eğer şu anda intihar düşünüyorsanız lütfen yalnız kalmayın. 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arayın, sizi seven ve güvendiğiniz birine ulaşın. Sizin için dua etmemizi isterseniz yorumlarda ya da özel mesajla bize yazabilirsiniz.
Beş kişilik bir ailede büyüyen Özgür Jerdan, bugün o aileden hayatta kalan tek kişi. Bu Hristiyan tanıklığında ablasını, annesini, kardeşini ve babasını kaybetmenin acısını, yasın ağırlığını ve hayatta kaldığı için duyduğu suçluluğu anlatıyor. Acı çekerken Tanrı nerede? Tanrı yaralarımızı gerçekten görüyor mu? Hiç tanışamadığı ablası İlknur, bebekken bir doktor hatası sonucu hayatını kaybetmişti. Dokuz yaşındayken bir bayram günü annesini kaybetti. Yirmi beş yaşında, kıvırcık saçlı küçük kardeşi Onur'un ölümüyle sarsıldı. Yıllar sonra, eşi kızlarına hamileyken Adana'dan gelen bir telefonla babasının vefat haberini aldı. Videoda "nefes almak suç gibi geliyordu" dediği günleri içtenlikle paylaşıyor. Tanrı, yaraları gören, acıyı bilen, insanı yalnız bırakmayan ve acısına ortak olandır. Hristiyan olmasının nedeni de burada yatıyor: acıyı bizzat yaşayan İsa Mesih ve Oğlunun acısını gören Baba. Kayıp, keder ve yasla başa çıkmaya çalışan, acının ortasında imanı sorgulayan ya da Hristiyanlığın acıya nasıl baktığını merak eden herkes için samimi bir iman hikâyesi.
Babil sürgününde putperest bir sarayda yaşayan Daniel ve arkadaşları, kimliklerinden ve inançlarından taviz vermeden nasıl dik durabildiler? Nebukadnetsar’ın altın heykeli karşısında dünyanın müziği çalarken Şadrak, Meşak ve Abednego’nun verdiği o tarihi cevap ne anlama geliyordu: "Tanrımız bizi kurtarabilir; ama kurtarmasa bile ilahlarına tapınmayız!" Bu sohbette Özgürce ekibi, Daniel kitabının 1. ve 7. bölümleri ışığında Hristiyan imanının en temel sorularına yanıt arıyor: Zorluklar, krizler ve baskılar karşısında Tanrı’ya güvenmek ne demektir? Daniel fırına veya aslanlar çukuruna atılma tehlikesiyle yüzleşirken neden ilk tepki olarak dizleri üzerine çöküp dua etti? Dünyanın bize dayattığı isimler ve roller karşısında, Tanrı'nın bize verdiği asıl kimliği nasıl koruyabiliriz? Ayrıca Daniel 7. bölümdeki dört canavar görümünü ve bulutlar üzerinde gelen "İnsanoğlu" (Mesih) peygamberliğini inceliyoruz. Dünyevi güçlerin ve krallıkların geçici olduğunu, Tanrı'nın sonsuz egemenliğinin ise zulmün ortasındaki imanlılara nasıl sarsılmaz bir umut sunduğunu keşfedeceksiniz. Kutsal Kitap’ın tarihsel derinliğini ve günümüz yaşamına dokunan teolojik mesajını ele aldığımız bu videoda, kriz anlarında nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğini birlikte öğreniyoruz.
Suzanna Geske ismini Türkiye'de birçok insan 2007 yılındaki Malatya Zirve Yayınevi olayı ile tanıdı. Ancak Suzanna’nın hayatındaki en büyük mücadeleler ve derin kırılmalar o günden çok daha önce, çocukluk yıllarında başladı. Bu samimi sohbetimizde Suzanna Geske, sevgisiz geçen çocukluğunu, annesine duyduğu öfkeyi, Almanya ve İsviçre yıllarında yaşadığı içsel boşluğu ve 23 yaşında İsa Mesih ile tanışarak hayatının nasıl kökten değiştiğini anlatıyor. Hristiyan olmak insanın hayatındaki bütün dertleri ve acıları bir anda sona erdirir mi? "Tanrı benimleyse hayatım neden daha da zorlaştı?" sorusu inanç yolculuğunda nasıl bir anlam taşır? Suzanna Geske, iman ettikten sonra ailesinden gördüğü baskıları, evden kovuluşunu, eşi Tilman Geske ile tanışma sürecini ve çekilen acıların bir insanı nasıl olgunlaştırdığını içtenlikle paylaşıyor. İster Hristiyan inancını ilk kez araştırıyor olun, ister hayatın zorlukları karşısında Tanrı’nın varlığını ve acının anlamını sorguluyor olun; nefretten bağışlamaya ve yalnızlıktan sarsılmaz bir imana uzanan bu gerçek hayat tanıklığı, inanç ve insan psikolojisine dair çok değerli cevaplar sunuyor.
J.R.R. Tolkien’in başyapıtı Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Orta Dünya külliyatı Türkiye’de sıklıkla Nors mitolojisi, filoloji veya çeşitli felsefi akımlar üzerinden konuşulur. Ancak Tolkien’in kendi mektuplarında açıkça altını çizdiği en temel unsur çoğu zaman eksik bırakılır: Hristiyan dünya görüşü ve Kutsal Kitap teolojisi.
Özgürce podcastinin bu bölümünde Emre Uflazoğlu ile birlikte, Tolkien’in eserlerinde saklı duran ama asla doğrudan bir "alegoriye" indirgenemeyecek teolojik derinliği masaya yatırıyoruz.
Tolkien 142. mektubunda neden Yüzüklerin Efendisi için "temelde dini ve Katolik bir eserdir" ifadesini kullandı? Silmarillion’daki Eru Ilúvatar ve Ainur’un müziği, Eski Antlaşma’daki Yaratılış (Tekvin) bölümüyle nasıl bir ritim ve tema uyumu sergiliyor? Melkor’un kötülüğü ve uyumsuzluğu, nihai planda nasıl daha büyük bir güzelliğe ve lütfa hizmet ediyor?
Ayrıca İsa Mesih’in üçlü görevini (kâhin, peygamber, kral) yansıtan Frodo, Gandalf ve Aragorn karakterlerini; Gandalf’ın ölümünü ve geri dönüşünü; Tek Yüzük’ün yok edildiği 25 Mart tarihinin çarmıh teolojisindeki yerini; yol azığı Lembas ekmeğinin Rabbin Sofrası (Komünyon) ile bağını ve Gollum’a gösterilen karşılıksız merhametin hikâyenin nihai zaferini nasıl mümkün kıldığını ayrıntılarıyla konuşuyoruz.
Orta Dünya’yı edebi ve teolojik boyutlarıyla yeniden keşfetmek isteyenler için derinlikli bir sohbet.
From the publisher's feed

1 Listeners