
Sign up to save your podcasts
Or


Onur Uğur bu hafta da hem yazdı hem seslendirdi.
"İnsan beyni kırıldığı anları inanılmaz yönetiyor. Dur-Savaş-Kaç durumlarından birini seçiyor. Donakalıyor, savaşıyor ya da arkasına bakmadan topuk. Yas durumlarında Kübler-Ross modelini yaşıyor"
Onur Uğur Hanoi Kuleleri'nde bu hafta uyumsuzluk korkumuzu ele aldı. Hem yazdı, hem seslendirdi. "Asch deneyi sürü psikolojisi, akıl tutulması, kolektif bilinç ya da çıkıntı olmama dürtüsü gibi
kavramlarla açıklanabilir. Nasıl açıklanırsa açıklasın etkisi beni daha çok ilgilendiriyor.
Sağlıklı bireylerden oluşmayan bir kolektif bilinç ne kadar sağlıklı olabilir ki… Veya
doğruluğuna inandığımız fikirleri toplum baskısına feda etmenin maliyeti nasıl hesaplanabilir
ki…"
Onur Uğur her hafta olduğu gibi bu hafta da hem yazdı, hem seslendirdi. "Dünya icat edilenlerin kopyalanmasıyla bugüne gelmiş olabilir mi? Telif yasaları bugünkü haline gelene kadar ortada taklitle alakalı bir kavga olduğunu düşünmüyorum ama patent ve telif yasalarının gelişmesi ve orijinalliğin değerlenmesiyle imitasyon kavramı bambaşka bir yöne döndü"
Bir Çanakkale Zaferi kutlama ve anma etkinliklerini daha geride bıraktık. Şu aralar pek çoğumuzun bu savaşa dair aklında kalanlar arasında, çocuk asker resimleri, yaralı Anzak askeri taşıyan Türk (Osmanlı) askeri, peksimet – hoşaf menüsü, 250 bin şehit, tamamen yok olan ve sancağı Avusturalya’da sergilenen 57. Alay, savaş yıllarında mezun veremeyen liseler, vb. bulunuyor olmalı. “Post-truth” çağında güncel gerçekler bükülebildiği gibi tarih de bozulup yeniden kurulabiliyor dahası bu kurgu çok kısa sürede milyonlara yayılabiliyor. Çünkü bunu yapabilmek için insanların elinde internet gibi son derece güçlü bir iletişim silahı var. Peki internet neden gerçek yerine hamasete daha fazla hizmet ediyor? Bunun yanıtını sosyologlara bırakalım. Ama eğitim kalitesinin düştüğü, bilimsel üretim kapasitesinin ve bilime saygının azaldığı, bunlara bağlı olarak toplumsal özgüveninin zayıfladığı dönemlerde şehir efsanelerinin zirve yaptığını naçizane ekleyelim. Çanakkale savaşına dair gerçeğin izini sürmeyi hiç bırakmamış, tarihi savaş alanlarına dair akademik çalışmalar yapmış, sahadan hiç kopmamış araştırmacı yazar ve turist rehberi Serhan Güngör’le yaptığımız röportajda Çanakkale Savaşı’na ilişkin şehir efsanelerini tek tek ele alıyoruz. Bu arada yolumuz düşmüşken Çanakkale’de savaş alanlarının popülerleşme hikayesini de konuşuyoruz.
Aklıma Takılanlar'da Alper Sesli'nin bu haftaki konuğu Boxx Coffee Roasters Co. İstanbul ve Los Angeles Kurucusu Mert Soyel. Alper Sesli, Mert Soyel'in "Marka Mekanlar" ve onları yaratmak üzerine adanmış yaşamını sizlerle buluşturuyor...
Aklıma Takılanlar'da Alper Sesli'nin bu Perşembe akşamı konuğu sevgili Kimya Yüksek Mühendisi Serkan Küçük nağmı değer Grand Korçi. Konuları ise; “Rakıya dair ne varsa?”
Son dönemde aslında Rakı’ya dair aklınıza takılanları sorup öğrenebileceğiniz nefis bir program fırsatı yakaladı ve kaçırmadı Alper Sesli tabiki. Kabataş Erkek Lisesi’nden sınıf arkadaşı olan Serkan Küçük ile hem derinlemesine teknik bilgilerini hemde aslında doğru bilinen yanlışları…
Kimliklerimiz yaşadığımız hayatın, travmalarımızın ve kültürel kodlarımızın bir parçası halindedir. Toplumların kendi benliklerini ortaya koyduğu ve tarih sahnesinde yer aldığı o süreçte insan aklı ve toplumsal hafıza arasında bir bağlantı vardır. Bu bağlantı ise nedense “toplumun geneli tarafından kabul gören değerler” ile de ilişkilidir. İşte bu toplumlar arasında farklılık gösterir bazen. Dilini konuşamayan, yazılı tarihine ulaşamayan, kültürü yadsınan ve eşit haklara ulaşma yolculuğu henüz bitmemiş bir toplumun hafıza çalışmasına başlamak ne zordur dimi?
Bir de meselenin kabul görme kısmı var ki orası daha da trajik… Romanlar, verilebilecek en olumsuz mesajlarda bile örneklendirme ihtiyacını bir toplum üzerinden karşılayacakların en uğrak mekanlarından biridir. Hani bir söz vardır ya “coğrafya kaderdir” diye. Algının değişmemesi ve önyargının tonunun hep aynı olması Romanlar için her coğrafyada bir kader haline gelmiş. Hatta isimleri üzerinde herkesin çelişki yaşadığı başka bir toplum var mıdır? Bilmem. Tüm bu zorlukların arasında pencere önü çiçeği gibi beliren üç arkadaş; sevgili Fatoş Kaytan, Serkan Baysak ve Göktan Yıldırım ile yolumuz keşişti ve Roman hafızası konusunda başlattıkları meşakkatli yolculuğu konuştuk.
Geçtiğimiz haftalarda pruvayı Çanakkale Deniz Savaşlarına çevirince Sualtı Yazıları biraz tarih bloguna dönüşür gibi oldu. Bu hafta bu konuyu biraz toparlayıp gelecek haftadan itibaren sualtında yeni rotalara dalalım diyorum. Bu hafta Çanakkale Deniz Savaşlarının sualtındaki sonuçlarından söz edelim: Çanakkale Batıkları. Çanakkale Boğazı, akıntılı ve rüzgarlı, yer yer sığ ve dar bir bölge olduğundan her hali karda tarih boyunca yüzlerce deniz aracının battığı bir bölge olmuş ancak 1914 yılında başlayan deniz çatışmaları sonucu onlarca savaş gemisi bu soğuk sularla dibe inmiş.
eçtiğimiz hafta Çanakkale Deniz Savaşı öncesi ve sonrasında denizaltıların savaşa nasıl dahil olduğundan ve savaşın gidişatını nasıl etkilediklerinden bahsetmiştik, hatta biraz da denizaltıların tarihinden konuşmuştuk, bu hafta konuyu biraz daha daraltmaya niyetliyim. Geçen yazıda da dediğim gibi I. Dünya Savaşı’nda denizaltılar ilk kez etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştı. İlk başta güvenilmez bulunan bu çağının en yeni teknolojileri ile donanmış gemileri bir avuç korkusuz denizci yönetiyordu. Hem İttifak hem de İtilaf donanmalarının denizaltılarının tarihi Gözüpek denizciler tarafından yazılmıştı. Bu hafta size biraz İngilizlerin ve Avustralyalıların kahramanı Kaptan Norman Douglas Holbrook’tan biraz da Almanların kahramanı Kaptan Otto Hersing’den ve mürettebatlarından, denizaltıları U21 ve B11’den bahsedeceğim.
Tamer Durak, Reportare'deki köşesi Sualtı Yazıları'nda hem yazdı hem seslendirdi.
Çanakkale Denizaltı Savaşları (1)
Çanakkale Deniz Savaşı ve sonrasında gerçekleşen Çanakkale Savaşları sırasında denizaltılar o güne kadar hiç kullanılmadığı kadar etkin kullanıldı. Savaş sırasında denizaltı filolarına, kayıplarına ve verdikleri zarara bakınca II. Dünya Savaşının en önemli silahlarından birinin denizaltılar olmasına şaşırmamalı.
From the publisher's feed

57 Listeners