
Sign up to save your podcasts
Or


Rotasız Frekans 2. sezonuyla geri döndü.
Bu bölümde Ömer, “yeniden başlamak” sandığı şeyin aslında bambaşka bir anlama geldiğini fark ediyor: İnsan bazen sıfırdan başlamaz; bir ay önceki halinden biraz uzaklaşıp, kendine biraz daha yaklaşarak devam eder.
30 Mayıs’ta atılan küçük bir söz, yazım hatalı bir tweet, halk oyunlarına atılan ilk adım, ev-iş döngüsünden çıkma çabası, ilk suşi deneyimi ve “ben bunu yapamam” diyen iç sese rağmen hareket etmeye başlamak…
Bu bölüm; mükemmel başlamadan da başlanabileceğini, konfor alanının bazen yalnızlığın en düzenli hali olduğunu ve hayatın değişmesi için önce bizim yerimizden kalkmamız gerektiğini anlatıyor.
Sarı ışıkta beklediğimiz ilk sezondan sonra, bu sezon yeşil yanıyor.
Çünkü belki de mesele yeniden başlamak değil; devam etmeyi öğrenmektir.
Ben Ömer.
Burası Rotasız Frekans.
İyi ki geldin.
Sabah erken kalkanların daha başarılı olduğuna dair bir inanç vardır ya hani…
Aslında mesele saat değil, disiplin.
Çünkü alarmın çaldığı anda verdiğin karar, gününün değil, hayatının yönünü belirler.
Motivasyon gelir ve geçer,
ama disiplin sessizce kalır.
Ve çoğu zaman fark edilmez…
ta ki sen yerinde sayarken, o disiplinli biri çoktan yol almış olana kadar.
Bu bölümde, motivasyonun geçici enerjisini değil,
disiplinin kalıcı gücünü konuşuyoruz.
Biraz iç ses, biraz sorgulama, biraz da sabah kahvesi tadında bir bölüm.
Ben Ömer.
Burası Rotasız Frekans.
İyi ki geldin.
Bazı doğrular, bizi hayatta tutar ama yaşatmaz.
Bazen “doğru” dediğimiz şey, sadece başkalarının korkularının bize mirasıdır.
Biz de o korkuların içinde “güvende” kalmaya çalışırken, aslında yavaş yavaş kendimizden uzaklaşırız.
Bu bölümde; değişimden neden korktuğumuzu,
neden bazen kendi doğrularımızla bile kavga ettiğimizi konuşuyoruz.
Çünkü bazen büyümek, doğru bildiklerini yeniden yazmakla başlar.
Antalya’ya taşınma hikâyemden yola çıkarak,
“yapma, olmaz” diyen seslerle yüzleşiyoruz —
ve belki de fark ediyoruz:
gerçek değişim, sessiz bir cesaretle başlar.
Antalya’da dört yıldır yaşayıp manzaraya sırtını dönen birinin, balkondaki kediyle yüzleşme bölümü. “Sen yapmazsan başkası yapar” cümlesinin tokadı, üç yıldır denize girmemek, Kurşunlu Şelalesi’ni ve hemen arka sokaktaki Behlül Dal Sinema Müzesi’ni “sonra”ya ertelemek… Bu bölüm, ertelediğimiz küçük mutluluklar ve adını “verimlilik” koyduğumuz görünmez bariyer “sonra” üzerine samimi bir sohbet.
Benim çözümüm: 7 Gün – 7 Küçük Durak.
Balkonda kahve, Kaleiçi’nde amaçsız bir yürüyüş, Kurşunlu’ya kısa kaçamak, müzeye nihayet selam, denize ayak, parka kitap ve şehre bir not… “Yarım saatliğine hayat”la başlayıp birikeni konuşuyoruz.
Dinlerken sana davet: Şehrine turist gibi bak. En yakındaki ağaca, denize ya da gökyüzüne üç nefeslik uğra. İstersen #BalkondakiKedi etiketiyle “benim gözümden şehir” fotoğrafını paylaş.
Çünkü bazen en iyi yol, rotasız olandır; ama yine de niyet ister.
Bu bölümde, kafamın içindeki küçük ama ısrarcı bir ülkeyi anlatıyorum: Benim Ütopyam.
Telaşın olmadığı, kahvenin her zaman sıcak, kalbinse yumuşak kaldığı bir şehir burası… Korna sesleri yasak, martılarla toplu sözleşme var. İnsanların bildirimlere değil, bildirimlerin insanlara uyduğu; mizahın anayasa, şefkatin para birimi olduğu bir dünya. 🌿
Bazen bir ütopya, dev bir proje değil; küçük seçimlerin toplamıdır.
Bu bölümde belki sen de kendi ütopyana birkaç yeni sokak ekleyeceksin.
Bazen kimse bilmez, sadece kendimize verdiğimiz küçük sözler vardır.
Basit görünür ama bizim için koca bir anlam taşır.
Benim de öyle bir sözüm vardı: siyah beyaz karelerle geçen günler, ama bir gün renge dönüşecek anlar…
Peki ya o “ilk” geçtiyse?
Bir sonraki kişi için haksızlık mı olur, yoksa asıl mesele “ilk” olmak değil de, tam o anda “tek” olabilmek mi?
Bu bölümde siyah beyazdan renge, ilklerden bugüne, hayatın küçük işaret taşlarını konuşuyoruz.
Hepimiz “çok uyursak daha dinç kalkarız” diye düşünürüz. Ama bazen fazla uyku, aslında daha yorgun bir güne uyanmak demektir. Bu bölümde uykunun süresinden çok, zihnin kararlılığının ve günlük planın öneminden bahsediyorum.
Napoleon Hill’in Düşün ve Zengin Ol kitabından aldığım ilhamla, kendi rutinlerimi nasıl değiştirdiğimi, 8 saat uyumama rağmen neden daha yorgun olduğumu, 6 saat uykuyla nasıl daha dinç kalkabildiğimi anlatıyorum. Pomodoro tekniğinden kronometre deneyimime, sosyal medyada kaybolan saatlerden kişisel gelişime ayırdığım zamana kadar, kendi yolculuğumu paylaşıyorum.
Kısacası, mesele kaç saat uyuduğun değil…
Uyandıktan sonra hayatı nasıl yaşadığın.
Yeni bir aya girerken umutlanmak kolay.
Ağustos aşk getirsin, para getirsin, başarı getirsin istiyoruz.
Ama ya biz hâlâ aynı yerde bekliyorsak?
Bu bölümde, beklentilerimizle gerçekler arasındaki farkı,
manifestoların gücünü ve hareketsiz motivasyonun neye benzediğini konuştum.
Ağustos’tan bir şey beklemeden önce,
kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Ben gerçekten ne istiyorum ve bunun için ne yapıyorum?”
Belki de bu ayın mucizesi, sensin.
Instagram’a giriyorsun…
Herkes bir yerde: Kafede, düğünde, yurtdışında, sahilde…
Story’lerde öyle mutlu, öyle “tamamlanmış” duruyorlar ki,
ister istemez kendine dönüp diyorsun:
“Ben nereye geç kaldım?”
Belki de aslında hiçbir yere…
Belki sadece başkalarının sahte hızına bakıp, kendi yolunu küçümsüyorsun.
Belki bir şehri hakkıyla gezmek bile günler alırken,
koca bir hayatı birkaç fotoğrafla “bitirmiş” sanmak
en büyük yanılgımız.
Bu bölümde, geç kalmışlık hissini, hızlı hayatların boş hikâyelerini,
ve sosyal medyanın cilalı ama içi boş dünyasını konuşuyoruz.
Belki sonunda birlikte şunu fark ederiz:
Bazen yol alırken değil, durup soluklanırken büyür insan.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Ben Ömer. Burası Rotasız Frekans.
İyi ki geldin.
Hep erteliyoruz.
Pazartesiyi, ayın birini, yeni yılı, doğru zamanı…
Oysa hayat tam da şu anda akıyor, sen ertelerken bile.
Bu bölümde; neden sürekli “başlamak için” uygun zamanı kolladığımızı, beynimizin bizi nasıl sabote ettiğini, Mel Robbins’in 5 saniye kuralını ve benim bu podcast’e nasıl cesaret ettiğimi konuştum.
Belki senin de başlaman gereken bir şey vardır.
O zaman birlikte sayalım mı?
5… 4… 3… 2… 1… başla.
From the publisher's feed