
Sign up to save your podcasts
Or


Bugün Kıbrıs Gazetesi’nde yer alan habere göre Kuzey Kıbrıs'ta bulunan külliye açılışının kalabalık olmayacağı endişesiyle Türkiye'den bin kişi özel uçakla adaya götürüldü. Konuya ilişkin haberde şu ifadelere yer verildi:
Gazeteci Ali Çağatay, Radyo Sputnik’te yayınlanan Seyir Hali programında Bugün Kıbrıs Gazetesi’nde yer alan haber hakkında konuştu.
Çağatay konuya ilişkin şunları söyledi:
Çağatay, "Bugün Kıbrıs" gazetesinde yer alan habere atıf yaparak, törenin KKTC halkının talebiyle değil, dışarıdan getirilen bir kalabalıkla gerçekleştirildiğini söyledi. Söz konusu kalabalığın dönüşte Ercan Havalimanı’ndaki duty free mağazalarında alkol ve sigara alışverişi sırasında tartışma yaşadığı iddia edildi.
Ali Çağatay, bu durumu şu sözlerle aktardı:
Devlet Bahçeli, mesajında CHP ve CHP Genel Başkan Özgür Özel'in adını anmadı. Geçmiş olsun mesajında farklı bir ifade kullanmayı tercih etti.
Bahçeli, 'Ebediyete irtihal eden TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Merhum Sırrı Süreyya Önder için İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen veda ve vefa törenine katılan, müteakiben de fiziki saldırıya uğrayan bir siyasi kurumun yöneticisine öncelikle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum' dedi.
Gazeteci Ali Çağatay, Radyo Sputnik’te yayınlanan Seyir Hali Devlet Bahçeli’nin Özgür Özel’in uğradığı saldırının ardından yazılı olarak ilettiği ‘geçmiş olsun’ mesajı hakkımda konuştu.
Çağatay, konuya ilişkin şunları söyledi:
Çağatay, Bahçeli’nin açıklamasında geçen “İslami hassasiyet” vurgusunu da sorgulayarak, “Böyle bir günde ‘İslami hassasiyet’ ifadesi neden kullanılır? Bu da ayrıca tartışılması gereken bir detay. Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın mimarı olarak bu söylemleriyle gelecekteki siyasi atmosferin daha da gerileceğinin sinyalini veriyor" diye belirtti.
Hristiyan, Yahudi ve Müslüman din adamlarının da katıldığı imza töreninde konuşan Trump, şu ifadeleri kullandı:
Gazeteci Ali Çağatay, Radyo Sputnik’te yayınlanan Seyir Hali programında Donald Trump’ın, ülkede 'Dini Özgürlükler Komisyonu' kurulmasına yönelik bir kararname imzalaması hakkında konuştu.
Çağatay, konuya ilişkin şunları söyledi:
Mete, Ümit Özdağ’a yönelik davayı da değerlendirerek, bu süreçte hukukun temel ilkelerinden sapıldığını şu sözlerle dile getirdi:
Sığınmacı politikasını sert bir dille eleştiren Zekeriya Mete, Zafer Partisi’nin bu konuda duruşunun net olduğunu vurguladı:
Göçmen politikalarının, geçmişteki siyasi söylemlerle çeliştiğini ifade eden Mete, şunları aktardı:
Türkiye'nin dış politikasının ekonomi üzerindeki etkilerine de değinen Mete, Mısır örneği üzerinden sanayicinin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. “Bir ülke hukuku kadar güçlü ve zengindir” ifadesiyle Türkiye’nin hukuk sistemine dair uyarılarda bulundu.
Zekeriya Mete, halkın iradesine başvurulması gerektiğini şu sözlerle dile getirdi.
Emin Çapa, Türkiye’deki ekonomik sistemin, şirketlere ve zengin kesimlere yönelik olduğu görüşünü dile getirerek, orta sınıf ve dar gelirli kesimlerin nasıl zor durumda bırakıldığını detaylı bir şekilde anlattı.
Çapa, ekonominin temelde kimlerden yana olduğunu sorguladı. Türkiye'deki vergi düzenlemelerinin ve hükümetin mali politikalarının büyük şirketlere ve zengin kesimlere hizmet ettiğini iddia etti.
"Bu ekonomi kimin için? Bütün bu şirketler, vergiler, mali düzenlemeler, yardımlar kimin için?" diyerek, ekonomik politikaların kimlere yönelik olduğuna dikkat çekti. Çapa, bu sorunun yanıtının çok önemli olduğunu vurguladı, çünkü her ekonomi politikası, kimin kaynak alıp, kime verileceğini belirler.
Emin Çapa, Türkiye'deki vergi düzenlemesine karşı eleştirilerde bulundu ve lüks tüketim ürünlerine vergi uygulanmadığına dikkat çekti. Çapa, konuya ilişkin şöyle konuştu:
Çapa, Türkiye’deki ekonomik durumu, halk arasında sıkça bahsedilen "ekonomik kriz" olarak tanımlamanın yanlış olduğunu belirtti ve mevcut durumu "gelir aktarım mekanizması" olarak tanımladı.
Çapa, sözlerini şöyle sürdürdü:
Emin Çapa, Türkiye'deki emekli maaşlarının ve işçi maaşlarının yetersizliğine dikkat çekti. Emekli maaşlarının düşük seviyelere çekilmesinin, toplumun en savunmasız kesimlerini daha da zor durumda bıraktığını şu sözlerle vurguladı:
Türkiye’nin eğitim sisteminin kriz içinde olduğunu belirten Çapa, eğitimdeki yanlış politikaların uzun vadede Türkiye'nin geleceğini tehlikeye atacağını şu sözlerle ifade etti:
Emin Çapa, asgari ücretin adaletsizliğine de değindi. Çapa, asgari ücretin yalnızca yeni mezunlar ve vasıfsız iş gücü için geçerli olması gerektiğini savundu.
"Asgari ücret kimin içindir? Yeni mezun ve aşırı vasıfsızlar içindir. Hiçbir vasfı yok, gerçekten hiçbir vasfı yok." diyerek, asgari ücretin, nitelikli iş gücü için adil bir yaşam standardı sunmadığını ve işçilerinin uzun yıllar boyunca aynı maaşla yaşamaya devam etmek zorunda bırakıldığını belirtti. Çapa, bu durumun büyük bir utanç olduğunu ifade etti. "Bir insan 15 yıl çalışıyor, hala asgari ücretin en az 3 katını almalıdır. Bu kabul edilebilir bir şey değil."
Çapa, hükümetin asgari ücret politikalarını eleştirerek, asgari ücreti gündeme getiren propagandaların sadece dikkat dağıtmak amacıyla yapıldığını söyledi:
Emin Çapa, Türkiye'nin borçlanma politikalarını da eleştirdi. Çapa, ülkelerin dışarıdan borçlanarak, bu borçları belirli şirketlere aktardıklarını söyledi ve borçların sadece faizlerinin ödenerek, ülke halkına yüklendiğini belirtti.
"Sürdürülebilir borç bence utanç verici bir tablodur. Çünkü o sürdürülebilir borcun faizini de yine alt gelir grubundaki insanlara ödetiyorsunuz." diyerek, Türkiye’nin borçlanma stratejisinin sadece zenginlere hizmet eden bir sistem olduğunu ifade etti.
Emin Çapa, Türkiye’nin ekonomik sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi için yapısal reformların gerekli olduğunu söyledi. Çapa, mevcut politikaların sadece kısa vadeli çözümler sunduğunu ve uzun vadede refah artışı sağlamadığını şu sözlerle belirtti:
Emin Çapa, bu durumun ekonomik kriz değil, bir gelir aktarımı mekanizması olduğuna dikkat çekerek, "Kalıcı büyümeye ulaşmamız mümkün olmayacak," şeklinde konuştu. Çapa, mevcut ekonomik sistemin dar gelirli kesimleri daha da zor durumda bırakacağını ve çözüm için köklü değişiklikler gerektiğini belirtti.
İstanbul’da yaşanan depremin ardından “büyük kırılmanın” olup olmadığına ilişkin tartışmalara değinen Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, konuya ilişkin şunları söyledi:
Ercan, Marmara Denizi’ndeki fay hatlarının durumu hakkında bilgi verirken, 1999 depreminden sonra bazı bilim insanlarının tek parçada kırılma savını ileri sürdüğünü, ancak son jeofizik araştırmaların parçalı kırılmanın daha olası olduğunu gösterdiğini ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
23 Nisan'daki depremin Marmara'da beklenen büyük deprem olmadığını vurgulayan Ercan, şunları kaydetti:
Deprem sonrası halkın doğru tepki vermediğine de dikkat çeken Prof. Dr. Ercan, şu ifadeleri kullandı:
Türkiye'deki afet yönetimine ilişkin eleştirilerini de dile getiren Prof. Dr. Ercan, "Deprem bir afet değildir. Deprem, eğitimin, hukukun, ekonominin eksik olduğu ülkelerde afete dönüşür. Türkiye gelişen değil, gerileyen bir ülke oldu" diye konuştu.
Kentsel dönüşüm konusuna da değinen Ercan, yatırım eksikliğine dikkat çekerek, şunları söyledi:
Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, sözlerini şöyle sonlandırdı:
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel hazırlanan Seyir Hali programında, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık sürecinde önemli bir yere sahip Montrö Boğazlar Sözleşmesi konuşuldu.
Avukat Serkan Kaya, “Türk Boğazları: Montrö Türk Boğazları Sözleşmesi” adlı kitabı ekseninde Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik mücadelesini ve Montrö’nün bugün hâlâ geçerliliğini korumasının nedenlerini anlattı.
Serkan Kaya, şunları söyledi:
Serkan Kaya, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın tarih boyunca önemini yitirmeyen geçitler olduğunu vurguladı ve şöyle konuştu:
128 amiralin bildirisini anımsatan Kaya, Montrö’nün ulusal güvenlik açısından taşıdığı önemin yattığını söyledi ve şunları kaydetti:
Kaya, Kanal İstanbul projesinin Montrö Sözleşmesi'ni devre dışı bırakmak amacıyla öne sürülüp sürülmediği tartışmalarına da değindi. Projenin Montrö’yü doğrudan etkilemeyeceğini ancak böyle bir iddia üzerinden sözleşmeyi tartışmaya açmanın sakıncalı olduğunu belirtti. Avukat Serkan Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
Serkan Kaya, Montrö’nün tarafı olmayan ülkelerin dahi bu sözleşmeye uyduğuna dikkat çekti ve şöyle konuştu:
Montrö’nün yalnızca hukuki değil, aynı zamanda tarihsel bir duruşun sonucu olduğunu ifade eden Kaya, “Montrö’yü anlayan biri Atatürk’ün nasıl bir diplomasi ustası olduğunu kavrar,” dedi. Atatürk’ün, Montrö görüşmelerinde İngiliz tezlerinin masaya getirilmesine bile tepki gösterdiğini hatırlattı.
Ali Çağatay, 2020 yılında Türkiye'nin elektronik kelepçeye neden ihtiyaç duyduğunu anlatırken, cezaevlerindeki kapasite yetersizliğine dikkat çekti.
Çağatay, şunları söyledi:
Yerli ve milli olarak sunulan bu elektronik kelepçelerin üreticisinin, uluslararası bir şirket olduğunun altını çizen Çağatay, şöyle konuştu:
Çağatay, yerli ve milli üretim vurgusunun, kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir algı oluşturduğunu ifade etti. "Yerli ve milli denilen bu kelepçelerin, aslında tamamen yabancı bir şirket tarafından üretildiği ortaya çıktı. Sırbistan’daki bu şirketin Türkiye'deki büyük projelere katılması da düşündürücü. Bir NATO yanlısı, Sırbistan'dan çıkmış bir şirketin böyle stratejik bir ürünü üretmesi ne kadar doğru?" şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 248 bin elektronik kelepçe alımına ilişkin yapılacak büyük operasyonun sinyalleri olduğunu söyleyen Çağatay, sözlerini şöyle sürdürdü:
Çağatay, devletin her adımını önceden gördüğünü ve her şeyin dikkatle planlandığını vurgulayarak, "1999’da, Silivri’de 10.000 kişilik cezaevi yapılacağını ilk duyduğumda inanmamıştım. Ama 3 yıl sonra Silivri’de cezaevi inşa edilmeye başlandı ve bugün 10.000 kişilik kapasiteye sahip. Şimdi de 248 bin kelepçe alımı ile büyük bir operasyon geliyor. Ne olacağını tam olarak bilemiyoruz, ama her şeyin çok önceden hesaplandığı kesin" dedi.
Konuya ilişkin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, bazı CHP delegelerinin şikâyetleri üzerine başlatılan adli soruşturma ile yine bazı delegelerce Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan CHP’nin 38. Olağan Kurultayının iptali davalarına ilişkin süreçler hakkında ve bazı belediyelere yönelik operasyon yapılacağı şeklinde sosyal medya aracılığıyla bazı paylaşımlar yapılmaktadır. Kamuoyunu yanıltmaya yönelik dezenformasyon amaçlı bu tür mesnetsiz iddialara itibar edilmemelidir. Bu paylaşımlarla ilgili olarak Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi gereğince “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca adli soruşturma başlatılmıştır"
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi de sosyal medyadan Rasim Ozan Kütahyalı'nın iddiasına yer verdiği bir paylaşım yaptı. Paylaşımda şu ifadeler yer alıyor:
Ali Çağatay, Radyo Sputnik’te yayınlanan Seyir Hali programında Rasim Ozan Kütahyalı hakkında soruşturma başlatılmasına ilişkin konuştu.
Çağatay, şunları söyledi:
Gazeteci Ali Çağatay, Radyo Sputnik’te yayınlanan Seyir Hali programında "İklim Kanunu" teklifi hakkında konuştu.
Çağatay, konuya ilişkin şunları söyledi:
From the publisher's feed