Kelimelerden korkmam, korkmadım hiç. Umursamadığımdan değil...Aksine, çok ciddiye aldım onları hep...
Sözün altın, sükûtun bakır bile olmadığı vakitlerden yazıyorum.
Şaşırmıyorum hiçbir şeye. Ama alışmıyordum da. Alışırsan, keyfi kaçardı çünkü. Bunu bilecek kadar tecrübe edinmiştim.
Belli ki hikâye uzun. Kaptan dertli. Dertlinin sesinin tonundan anladım ki, ayrıca hikâyenin sonunda kendisine de hak vermemi bekliyor.
Kimsenin bir yere yetişemediği,
Kendi acısını bile canında duyamadığı,
Başkalarını hızla giden bir aracın camından geçen gölgeler halinde fark ettiği,
Çağdaş ya da modern denilen bir dünyada yaşıyoruz nicedir.
Zamanın tanrısına döndüğü bir dünyada.
Oynuyorduk. Hepsi bu. Ve oyun ne denli masum olsa da, eşitliği ve yakınlığı açığa çıkarıyordu.
Tutunamayanların destanı bu.
Bilmek için değil, var olmak için doğmuşuzdur.
Kendimizi göstermek için değil, olmak için.
İstedim ki annem beni, kaybolan yüzüğünü evde arayıp bulduğu gibi bulsun, beni parmağına taksın, elini hiç bırakmayayım.
İnsan olduğumu hatırladım. Ve biri bana sarılsın istedim.
Yüz kez kendimi öldürmek istedim. Ama hayatı seviyordum.
Ölüp, yeniden dirilmeyi isterdim.
İnsanların bu kadar zalim olmadığını, adiliklerini unuttuklarını, ve kimsenin evinin etrafına duvar örmediğini görmek isterdim.
Sürekli yere atmak istediğimiz bir yükü ara vermeden taşımayı istemek kadar aptalca bir şey var mı?
Varlığımızdan tiksinirken, varlığımıza tutunmaktan,
Kalbimizi yiyene kadar bizi tüketen yılanı okşamaktan daha saçma bir şey var mı?
Ben gizli bir hazineydim...Bilinmek istedim.
Herkes değişmesi gereken benmişim gibi konuşuyor. Neden ben değişeyim? Daha kim olduğumu bile bulamadım. Ve onlar, benim değişmemi istiyorlar.
Ben daha hiçbir şey olmamışken, benim kötü olduğumu söylüyorlar.
Burada durup, değerimi kanıtlamayacağım.
Herkesten daha iyi olduğuma inanmaları için, kimseyi manipüle etmeye çalışmayacağım.
Ben öyle olduğumu biliyorum.
Benim ödül olduğumu biliyorum.
Sadece neler yaşadığımı biliyorum.
Değerimin ne olduğunu biliyorum.
Hayatıma kim girerse, bu bir lütuftur.
Herkese göstermediğim yanlarımı görmene izin verirsem, bu bir lütuftur.
Hayatımın bir parçası olmanı istiyorsam, bunun bir sebebi var.
Sadece oturup herhangi biriyle konuşmuyorum.
Zamanımı boşa harcamıyorum.
İnsanın söylemek isteyip de, söyleyemediği sözler vardır ya,
Ne bileyim, böyle bir kanser gibi hani
Dünyaları verseler, vazgeçmem derler ya
''Sevgisine kendini vermek'' üzere
Ve bir daha onmamak üzere