tanrısal

tanrısal

By tanrisal.com | alper akkayaArtsBooks
Download on the App Store

tanrısal episodes

  • edgar allan poe - annabel lee (seslendiren: ismet özel)
    Seneler,seneler evveldi;
    Bir deniz ülkesinde
    Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
    İsmi Annabel Lee;
    Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
    Sevmekden başka beni.
    O çocuk ben çocuk,memleketimiz
    O deniz ülkesiydi,
    Sevdalı değil karasevdalıydık
    Ben ve Annabel Lee;
    Göklerde uçan melekler bile
    Kıskanırdı bizi.
    Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
    O deniz ülkesinde,
    Üşüdü rüzgarından bir bulutun
    Güzelim Annabel Lee;
    Götürdüler el üstünde
    Koyup gittiler beni,
    Mezarı ordadır şimdi,
    O deniz ülkesinde.
    Biz daha bahtiyardık meleklerden
    Onlar kıskandı bizi,_
    Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes
    Ve o deniz ülkesi)
    Bir gece bulutun rüzgarından
    Üşüdü gitti Annabel Lee.
    Sevdadan yana ,kim olursa olsun,
    Yaşça başca ileri
    Geçemezlerdi bizi;
    Ne yedi kat gökdeki melekler,
    Ne deniz dibi cinleri,
    Hiçbiri ayıramaz beni senden
    Güzelim Annabel Lee.
    Ay gelip ışır hayalin eşirir
    Güzelim Annabel Lee;
    Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
    Güzelim Annabel Lee;
    Orda gecelerim,uzanır beklerim
    Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim
    O azgın sahildeki,
    Yattığın yerde seni.
    3 min
  • melih cevdet anday - telgrafhane
    Uyumayacaksın
    Memleketinin hali
    Seni seslerle uyandıracak
    Oturup yazacaksın
    Çünkü sen artık o sen değilsin
    Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
    Durmadan sesler alacak
    Sesler vereceksin
    Uyuyamayacaksın
    Düzelmeden memleketin hali
    Düzelmeden dünyanın hali
    Gözüne uyku giremez ki...
    Uyumayacaksın
    Bir sis çanı gibi gecenin içinde
    Ta gün ışıyıncaya kadar
    Vakur metin sade
    Çalacaksın.
    1952
    2 min
  • nurullah genç - söyle bana hindiba (seslendiren: süveyda)
    Kartallar uçar mı bir harâbeden
    Köprülerden benim yârim geçer mi
    Sen neden bu kadar güzelsin, bilmem
    Taşırsın yeryüzüne ebedî tohumları
    Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum
    Avuçlayıp öpüyorum kumları
    Bir karadelikten bakarken hayat
    Meydan okuyanlar kim bu serâba
    Söyle bana hindiba
    Sen nasıl bu kadar ceylan koşması
    Sen nasıl bu kadar yollar aşması
    Sen nasıl bu kadar güneşe meftun
    Sen nasıl bu kadar sahra çeşmesi
    Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere
    Ben kara parmaklı insan değilim
    Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar
    Bilemezsin, hayal akşamlarında
    Renklerini kuşatan
    Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün
    Ben boşluğa üfleyen cellat değilim
    Karayele verdim ayaklarımı
    Söyle bana, eceli kim tutar perçeminden
    Hangi ölü bilmez nereye gittiğini
    Sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba
    Söyle bana hindiba
    Sen nasıl bu kadar bulut gülmesi
    Sen nasıl bu kadar bıldırcın sesi
    Sen nasıl bu kadar pencere önü
    Sen nasıl bu kadar gök gürlemesi
    Ben kaptan değilim, anlamam gemileri
    Gizli bir ummanın gelgitlerinden
    İniltiler vurur sahillerime
    Deniz feneri değilim
    Önce yürü bu vefasız ülkeden
    Sonra uzan bir tenhaya, sessiz ol
    Gelip geçsin üzerinden turnalar
    Düşün, sesler neden bulur sesleri
    Kelâm kimin damarlarında kandır
    Harflerini senden alan merhaba
    Hangi demin âteşidir içimde
    Söyle bana hindiba
    Sen nasıl bu kadar gönül hanesi
    Sen nasıl bu kadar yâr divanesi
    Sen nasıl bu kadar çerağı ömür
    Sen nasıl bu kadar inci tanesi
    Ben korku değilim kapı aralarında
    Pencerenin infilâkı değilim
    Gölgeleri yüzlerinden tanırım
    Bir resim bir ressamı ağlatır bir yerlerde
    Bir eşya bir hamalı
    Ben hâlâ öğütülen anılarıma değil
    Değirmene inanırım
    Bu derin aldanış kimden kalmadır
    Bu uzaklık, bu diba
    Söyle bana hindiba
    Sen nasıl bu kadar kelâmın hası
    Sen nasıl bu kadar şiir bohçası
    Sen nasıl bu kadar esrarlı bir mum
    Sen nasıl bu kadar rüya bahçesi
    Ben bir kervan muamması değilim
    Çekinmem yolların kıvrımlarından
    Ellerim ışıldar alacakaranlıkta
    Saklambaçlar ortasındadır evim
    Kışın kartopudur adını anmak
    Döner döner yüreğimde, dağ olur
    Yazın güneş yanığıdır düşlerim
    Sonbahar ruhumu bekleyen oba
    Söyle bana hindiba
    Sen nasıl bu kadar sevda hecesi
    Sen nasıl bu kadar hayal incesi
    Sen nasıl bu kadar mutluluk çağı
    Sen nasıl bu kadar tarih öncesi
    5 min
  • nurullah genç - beni anlamayışına (seslendiren: süveyda)
    Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
    Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
    Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
    Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
    Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın
    Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
    Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
    Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
    Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
    Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
    Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
    Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
    Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
    Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
    Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
    Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
    Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
    Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
    Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
    Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
    En güzel güllerini ruhumla alacaksın
    Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
    Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
    İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
    Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
    Sen hala anlamadın sevginin en hasını
    Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
    O, coşkun bir denizin sularına yürürken
    Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
    Gittiği her iklime sevdanı götürürken
    Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını
    Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
    Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
    Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
    Yalnızlık kitabında okumadın ismini
    Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
    Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
    Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
    Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
    O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
    Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma
    Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
    Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
    Feryadı kayaları parçalayan sesine
    Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
    Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
    Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
    Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
    Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
    Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
    Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
    Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
    6 min

About tanrısal

From the publisher's feed

Burada beğendiğim seslendirmeleri paylaşıyorum. Bu paylaşımlardan herhangi bir gelir elde etmiyorum. Telif hakları, seslendirdiğiniz şiirler ve önerileriniz için benimle