Bazı bilim adamları, mevcudatın tesadüfen
oluşma ihtimali sıfır olduğu halde tesadüfe sığınabiliyor. Buna insan zihninin, vehminin ve
hayalinin çelişki dolu bir tezahürü olarak da
bakılabilir.
Bediüzzaman Haretleri, bu husususta şu tespitte bulunur: “Âciz-i mutlak ve yalnız bir cüz-ü
ihtiyarîden başka ellerinde olmayan �iravunlaşmış kendi ne�isleri, hiçbir şeyi idam ve yok
edemediklerinden ve hiçbir zerreyi, bir maddeyi, hiçten, yoktan îcad edemediklerinden ve
güvendikleri sebeplerin ve tabiatın ellerinden
hiçten îcad gelmediği cihetle, ahmaklıklarından ‘Yoktan var olmaz. Var da yok olmaz’ deyip
bu bâtıl ve hatalı düsturu, Kadîr-i Mutlak’a teşmil etmek istiyorlar.” (Yirmi Üçüncü Lem’a).
Her şeyin mükemmel ve belli kanunlar çerçevesinde cereyan ettiği bir sistem, nasıl insanların uydurduğu bir kavramla, tesadü�le izah
edilebilir? İnsanların kendi ürettikleri eşya ve
cihazları değil de, onlarla kıyaslanamayacak
kadar kompleks ve harika varlıkları tesadü�le
açıklamak, sadece bir vehimden ibarettir. İnsan
gözü ile fotoğraf makinasını yan yana koyduğumuzda ne demek istediğimiz kolaylıkla anlaşılır.
Bir yönüyle tabiatın içindeki ve canlılardaki
muazzam düzenlerle meşgul olan modern bilime göre maddî faktörler maksatsız ve önemsiz
şekilde birbirlerini etkilemektedir. Öyleyse milyonlarca sistem içinde hikmetsiz hiçbir hadise
vuku bulmazken, herşeyin tesadüfe dayandırılması mânâdan mânâsızlığa, hikmetten mantıksızlığa bir kaçıştır.