
Sign up to save your podcasts
Or


Okumayı alışkanlık hâline getirmek bugünkü okulun ve eğitimin başlıca amacıdır. Bütün eğitim ve öğretim kurumları, çeşitli araçlarla bu amacın gerçekleşmesine çalışmaktadır. Çünkü sadece bireylerin gelişmesi için değil, ulusların kalkınma ve yükselme davasında da bu nokta, ihmal edilmeyecek bir gerçektir.
Okumak gibi soylu bir hareketten, kitap gibi iyi bir arkadaştan kim vardır ki kendini uzak tutsun, yararını ve gerekliliğini inkâr etsin? Muhakkak ki iyi memur, iyi işçi, iyi tüccar, iyi sanatçı… kısacası iyi vatandaş, daha çok okumuş ve okuyan kimseler arasından çıkmıştır ve çıkacaktır.
Hoace Mann (Hos Man), okumanın gücünü şöyle anlatır: “Eğer mümkün olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim.”
Kitap, ruh dengesini sağlayan bir araç, bir teselli ve huzur kaynağı olduğu kadar uygar ve teknik bir gerekliliktir de. Bunun içindir ki toplumlar, uygarlık yolunda ilerledikçe kitaptan uzaklaşmak şöyle dursun, ona yaklaşmakta, ondan ayrılamamaktadır. Bir zamanlar sinema, radyo, televizyon gibi teknik araçlar karşısında kitabın gözden düşeceğini ileri sürenler görüldü ise de yıllar sonra anlaşıldı ki kitap için bir tehlike söz konusu değildir. Kitap hiçbir zaman değerini kaybetmeyecektir.
Artık herkesçe benimsenmiştir ki bir insanın kültür ve bilgi düzeyini sadece gördüğü öğrenim derecesiyle değil, okuldan sonra, okuduğu kitaplarla ölçmek mümkündür. Çünkü hayatta, bir iş, bir meslek adamı olarak yapılan okuma, hayat için okumadır.
Zoraki ve baskı altında olmayarak yapılan bir okuma, elbette daha verimlidir, daha anlamlıdır ve bir ihtiyacın karşılığıdır. Bu nitelikteki bir okuma insana araştırma, bulma ve bunları birleştirme zevki verir.
İşte bütün sorun, bu geliştirici ve planlı okumayı okul sıralarında alışkanlık hâline getirebilmektir. Okuma alışkanlığı olan bir çocuk ise hızlı okuma yeteneği kazanarak kolaylıkla yeni bilgiler edinmenin, anlamanın, hissetmenin zevkini tadacak; okurken sıkılmayacaktır. Okudukları sayesinde kelime hazinesi zenginleşmiş olacağından sözlü ve yazılı anlatımda da güçlük çekmeyecektir.
Okuma; önce harf yığınları üzerinde mekanik bir çalışma, sonra da onların altındaki gizli anlamları kavrama demektir.
Okuduklarımızdan yararlanabilmede; hızlı okumanın ve tekrarlamanın önemi büyüktür. Ağır giden bir okumadan bazen hiçbir şey anlamak mümkün değildir. Okumaktan zevk alabilmek için hızlı okumak ve okuma tekniğini bilmek gerekir.
Kekeleyerek ve karmakarışık konuşarak okuldan çıkan bir çocuk, hayatta okuma zevkini tadamayacağı gibi bildiğini de unutacaktır.
Bir eseri tekrar okumak, ilk okumada görülemeyen, sezilemeyen yerleri görmek ve kavramak bakımlarından önemlidir. Kitap, dersini her zaman tekrarlamaya hazır bir öğretmen olduğuna göre her başvuruşumuzda bize yeni bir şeyler öğretecektir.
Enver Naci GÖKŞEN
Anlatamam derdimi dertsiz insana
Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz
Gülü yetiştirir dikenli çalı
Arı her çiçekten yapıyor balı
Kişi sabır ile bulur kemâli
Sabretmeyen maksudunu bulamaz
Ah çeker aşıklar ağlar zarınan
Yüce dağlar şöhret bulmuş karınan
Çağlar deli gönül ırmaklarınan
Ağlar ağlar gözyaşların silemez
Veysel günler geçti yaş altmış oldu
Döküldü yaprağım güllerim soldu
Gemi yükün aldı gam ilen doldu
Harekete kimse mani olamaz
Aşık Veysel ŞATIROGLU
Betül: Burcu öğle yemeğine her zaman burada mı yiyorsun?
Burcu: Evet hafta içi hep buraya geliyorum.
Betül: Ne alacaksın?
Burcu: Ben kendime hamburger ve patates kızartması alacağım. İçeceklerden de kola.
Betül: Hamburger patates kızartması ve kola ama bunlar sağlıksız değil mi?
Burcu: Evet doktorlara göre bu tür hazır yemekler sağlıksız ama ben yine de yiyorum. Çünkü bana çok lezzetli geliyor. Sana da hamburger ve patates kızartması alalım mı?
Betül: Hayır ben onları yiyemem. Çünkü diyet yapıyorum. Doktor uygulamam için bir diyet listesi verdi. Kilo probleminden kurtulmam lazım.
Burcu: Doktor ne tür yiyecekler tavsiye etti.
Betül: Sebze ve beyaz et tavsiye etti.
Burcu: Zayıflamak için başka neler yapıyorsun?
Betül: Sabahları bir saat yürüyüş yapıyorum.
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Ayva sarı, nar kırmızı, sonbahar!
Neylersin ölüm herkesin başında,
Benim adım Kasem. Ben Taylandlıyım. Bizim şehrimizde birçok Festival kutlanır ama şehrimizdeki en popüler festival su festivalidir. Bu Festivali nisan ayında kutlarız. Festivalden önce evleri ve sokakları süsleriz. Festival kutlamaları 3 gün sürer 3 gün boyunca herkes tatil yapar ve festivalde eğlenir. Festivalde birçok eğlenceli etkinlikler olur. Kumdan heykeller yapmak dans gösterileri ve su savaşı gibi...Bence festivaldeki en eğlenceli etkinlik su savaşıdır. Turistler de ve en çok su savaşını severler. Sizde fırsatınız olursa Tayland’a gezmeye gelin ve bu festivale mutlaka katılın. Eminim çok eğleneceksiniz.
Bir söylenişe göre, Tokat köylüğünden olan Yusuf, Bolu Beyinin seyislerinden biri idi. Yıllardan bir yıl at cambazları Bolu pazarına geldiklerinde Beye haber saldılar;
-Buyursun beğendiği atı alsın, dediler.
Bolu Beyi at beğenmeye seyis Yusuf'u yolladı. Yusuf attan iyi anlardı:
-Var, bir yağız at beğen getir, dedi.
Yusuf, pazara vardı, bir at seçti. Üstüne bindi. Dağın yolunu tuttu. Ne var ki, Sünbülpınar'a geldiklerinde at direndi. Seyis ne ettiyse at dereyi geçmedi. Yusuf geri döndü, başka bir yağız at seçti. O da Sünbülpınar deresini geçemeyince bu kez bir çelimsiz ata bindi. O at bir atlayışta dereyi geçti. Ama konağa geldiğinde atın çelimsizini seçtiği için Bolu Beyi, Yusuf'a çok öfkelendi. Yusuf olup biteni açık açık anlattıysa da kâr etmedi, öfkesi yatışmadı. Bey, cellâtları çağırdı, Yusuf'u gösterdi:
-Tez bu adamın gözlerini oyun, dedi. Sonra da getirdiği uyuz ata bindirip koyuverin, gidebildiğince gitsin, dedi.
Cellâtlar, Bolu Beyinin emrini yerine getirdiler. Gözlerini oyduktan sonra Yusuf'u çelimsiz ata bindirip yola saldılar. Onu kaderiyle baş başa bıraktılar.
Yusuf, yüreğinden: Hey ulu Allah’ım, beni köyüme kavuştur, diye dua eder. Allah, kör Yusuf’un duasını, yakarışını kabul eder.
Çelimsiz at günün birinde onu köyüne ulaştırdı. Konu komşusu Yusuf'u tanıdı. Başından geçeni dinleyince ona çok üzüldüler.
Yusuf'un delikanlılık çağında bir oğlu vardı. Adına Ruşen Ali derlerdi. Babası, kör olup köye geldikten sonra ona Köroğlu demeye başladılar, asıl adı unutuldu. Köroğlu, babasının kör gözlerinin acı hikâyesini öğrenince Bolu Beyine can düşmanı kesildi. Daha o gün, içinden:
-"Bolu Beyi, Bolu Beyi! Ben bunu senin yanına komam"! diye ant içti.
Yusuf da öcünü almaya kesin kararlıydı ya, asıl oğluna güveniyordu. Kör Yusuf, bir gün oğlunu yanına çağırdı:
-Şu bizim ahırın her yanını keçe ile iyice mıhla. Öyle ki, rüzgâr girecek iğne deliği kalmasın. Kır atı da orada bir yıl güzelce besle, dedi.
Oğlu, babasının dediğini yaptı.
Aradan tam bir yıl geçti. Yusuf, atı ahırdan çıkarttırdı. Oğlunu üstüne bindirip çamurlu avluda üç kere koşturdu, sonra da ayaklarını yokladı. Baktı ki, çamur yapışmış:
-Oğlum, at daha tavını almamış, bir yıl daha besle, dedi.
Yusuf, istiyordu ki at çamurun üstünden bir yel gibi uçsun, ayağına zırnık çamur bulaşmasın.
İkinci yıl atı yine denedi, bu kez beğendi:
-Tamam oğul, şimdi birlikte yola koyulalım, dedi.
Kör Yusuf, oğlunu iki yıldır beslediği ata bindirdi. Kendi de başka bir ata bindi. Yola çıktılar, yüzlerini kuzeydoğuya çevirdiler, ta Aras ırmağının kıyısına vardılar. Irmağa vardıklarında Yusuf, oğluna şunları söyledi:
-Bak oğlum, Bingöl Dağlarının karları su olup bu ırmağa dökülür. O sularla üç köpük inecek. Köpükleri görünce bana bildir ki, ben o suyu içeyim. Köpüklerden biri benim gözlerimi açacak, öteki gençliğimi geri getirecek, üçüncü köpük de Bolu Beyinden öcümü alabilmem için bana gerekli gücü verecek, dedi.
Aras'ın suları bekledikleri köpükleri art arda getirdi. Ama delikanlı babasına duyurmadan köpüklü suları kendisi içti, babasına da "istediğin su, bu sudur." diye köpüksüz su içirdi. Kör Yusuf oğlunun bir oyun ettiğini hemen sezinledi, ama üstelemedi. O köpüklerden biri, yiğitlik, biri ozanlık, biri de ölümsüzlük sağladı Köroğlu'na...
Derleyen: K. Zeki GENÇOSMAN
Ahmet: Alo Cemal İpek sineması nerede biliyor musun ?
Cemal: Evet biliyorum. Zafer mahallesinde.
Ahmet: Oraya neyle gidebilirim?
Cemal: Sen şimdi neredesin?
Ahmet: Vatan caddesindeyim.
Cemal: O zaman otobüsle gidebilirsin. Duraktan on iki numaralı otobüse bin dördüncü durakta in ve elli metre sonra bir alışveriş merkezi var. İpek sineması alışveriş merkezinin karşısında.
Ahmet: Çok sağ ol.
Uygur ilinde Hulin adında bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge adında iki ırmak çıkardı. Bir gece bu iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine gökten mavi bir ışık indi. İki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle takip etti. Mukaddes ışık, ağacın gövdesinde aylarca durdu. Geceleri, otuz adım çevresinde bir ışık görünüyordu. Bir gün, ağacın gövdesi yarılarak içinden beş çocuk çıktı. Bu çocuklar beş ayrı odacıkta idiler.
From the publisher's feed

21 Listeners

4 Listeners