
Sign up to save your podcasts
Or


Özgür: Ayşe sen akşam ki belgeseli seyrettin mi?
Ayşe: Evet seyrettim, belgesel gerçekten çok ilginçti.
Özgür: Bence de, sen televizyon seyrediyor musun ?
Ayşe: Hayır ben televizyon seyretmeyi çok sevmiyorum, haftada en fazla beş saat televizyon seyrediyorum.
Özgür: Genellikle ne zaman televizyon seyrediyorsun ?
Ayşe: Hafta sonları seyrediyorum.
Özgür: Spor programlarını seviyor musun?
Ayşe: Hayır ben spor programlarını sevmiyorum.
Özgür: Ne tür programları seviyorsun?
Ayşe: Daha çok belgesel, bunun dışında müzik ve güldürü programlarını seviyorum, ya sen?
Özgür: Ben en çok spor programları, film ve belgeselleri seviyorum. Haber programları ve sohbet programlarını hiç sevmiyorum.
Ayşe: Sen çok televizyon seyrediyor musun?
Özgür: Evet maalesef ,televizyona haftada on beş saatten daha fazla vaktim gidiyor.
Genellikle akşamları ve hafta sonları seyrediyorum.
Ayşe: Bence daha az seyretmelisin.
Özgür: Haklısın yavaş yavaş azaltacağım.
Ağaç yaş iken eğilir, dedikleri gibi insanlar da genç iken bir biçime sokulabilirler. Okuyamamış, cahil kalmış insanlar, aslında doğdukları gibi büyümüş; kendileri için ve toplum için daha yararlı işler görecek biçime sokulamamış kimselerdir.
Çocukluk çağında okuma olanağı bulamamış olanlar, sonradan bu fırsatı ellerine geçirseler bile, ne yazık ki kaybettikleri zaman kendi gençlikleriyle beraber gitmiş olur. Ne kadar çaba gösterirlerse göstersinler, yeniden okuyamazlar. Okumanın, öğrenmenin kıymetini anlamış olmaları hiç fayda etmez. Bellekleri yeni bilgileri kolayca anlamış olmaları hiç fayda etmez. Bellekleri yeni bilgileri kolayca anlayacak ve belleyecek duyarlığı ve vücutları yeni eğilip bükülmelere uyacak yumuşaklığı çoktan kaybetmiştir.
Kaldı ki bir yaştan sonra hayat da bütün ağırlığıyla insanın omuzlarına çöktüğünden, yeni şeyler öğrenmek için gerekli olan zaman da artık bulunamaz hâle gelir. Dertler, üzüntüler insanları başka şeylerle uğraşmaya mecbur eder. O zaman açık seçik anlaşılır ki her şey ancak genç iken öğreniliyor, insan bir biçime girerse ancak genç iken giriyor. O devreyi bir kere kaçırdı mı gençken neyi öğrenmişse ancak onunla kalmaya mahkûm oluyor.
Zaten yaşlıların gençler üzerine düşmeleri, ana babaların çocukları okusun diye üzerlerine titremeleri, okumadıklarını gördükçe üzülüp telaşa kapılmaları bunu bildikleri ve anladıkları içindir. Çünkü çocuklar, okuma fırsatını boşuna kaçırmanın ne demek olduğunu yaşları gereği henüz bilmemektedirler. Ana ve babanın telaşı bundandır. Akla gelmeyecek fedakârlıkları göze alarak çırpınmaları hep bu sebepledir.
Günümüzde de eline okuma fırsatı geçtiği hâlde bu fırsatı iyi kullanamayanlar, güzelim gençlik yıllarını okuyup öğrenme uğruna değil de kendilerine daha çekici gelen başka uğraşlarla harcayanlar pek çoktur.
Şevket Rado
Betül: Merhaba Zehra.
Zehra: Merhaba Betül.
Betül: Ben müzik kursuna başladım, hafta sonları müzik kursuna gidiyorum. Günde iki saat gitar dersi alıyorum.
Sen de gelmek ister misin ?
Zehra: Hayır benim kursa ihtiyacım yok.
Betül: Sen herhangi bir müzik aleti çalabiliyor musun?
Zehra: Evet ben keman ve piyona çalıyorum.
Betül: Müzik aleti çalmak bence çok zor. Sen nasıl başarıyor sun?
Zehra: Bence zor değil ama pratik yapmalısın. Ben şimdi evde düzenli olarak pratik yapıyorum, inşallah ileride güzel bir şekilde gitar çalabilirim.
Betül: Enstrüman çalmayı sen kendin mi öğrendin Zehra ?
Zehra: Hayır bana babam öğretti. Benim babam müzik öğretmeni, şu anda babam bana saz çalmayı öğretiyor.
Gelecekte ünlü bir müzisyen olmak istiyorum.
Betül: İnşallah olursun.
Zehra: İnşallah.
Kimi zaman beceremiyorum demenin bir başka ifadesidir bahane. Canımız bir şey yapmak istemediğinde mantıklı mantıksız sıralar dururuz. Daha çok da başarısız olduğumuzda ya da başarısız olacağımız anlaşıldığında başlarız bahane uydurmaya. “Öğretmenim ödevimi yapacaktım; ama akşam elektrikler kesildi.” İlköğretimde uydurulan en baba bahanedir. Bir de “Ödevimi yapacaktım; ama akşam misafir geldi.” Diye de uydurulan versiyonu vardır. Lise de ise “Annem hastaydı dün o nedenle gelemedim hocam.” olur. Sınavdan istenen notu alamayınca, “Hoca zor sordu.”, “Anlatmadığı yerden soru geldi.” diye sıralanır sonra. ÖSS’de ise en baba bahane, “Hocam optik formda kaydırmışım.” ya da “Zamanım yetmedi hocam.” şeklindedir. Bahane, yaş ilerledikçe “Başım ağrıyor bugün akşam misafir kabul edemeyeceğim.” şeklini alır. Telefona cevap verilmek istenmediğinde ise “Şarjım bitti.” en çok tutandır. Karşıdaki, aslında olayı anlamıştır; ama çoğu zaman olumsuz tepki vermez. Bir de masum bahaneler vardır. “Geçiyordum uğradım.” diye gösterir kendini ya da “Sen burada mıydın? Ne hoş bir sürpriz bu!” diyerek farkında olmadan karşılaşılmış gibi yapılır. Bazen de, bir arada olmak için bahaneler vardır: “Nereye gidiyorsun, çarşıya mı? Seni bırakayım. Ben de o tarafa gidiyorum.” şeklinde ortaya çıkabilir.
Peki, neden bahane uydurmak zorunda kalır insanlar?
Gerçeği söylemek bu kadar da zor mudur? Bahane, aslında yalanın kılık değiştirmiş şeklidir. Çoğu zaman cezalandırılmamak ya da karşıdakini kırmamak için söylenir. Etrafımız doğruları hazmedememe sorunu yaşayan insanlarla doludur. Çocuk annesine: “Devamsızlık yaptığım için dersi kaçırdım, sınavda da sorular o konulardan çıktı, bu nedenle düşük not aldım.” dediğinde acaba annenin tepkisi ne olur? Kaç anne ya da baba, olumlu yaklaşıp: “Olsun mutlaka geçerli bir nedenin vardır, o nedenle devamsızlık yapmışsındır, ikinci sınavda işi sıkı tutar notunu yükseltirsin.” diyebilmektedir. Mutlaka bu tür yaklaşan anne ve babalar vardır; ancak genel olan hemen hesap sorma şeklindedir. Çocuk, okul dönüşünde daha kapıdan içeri girer girmez: “Sınavın nasıl geçti?”, “Komşunun oğlu kaç aldı?”, “Haylazlık yapacağına oturup ders çalışsaydın!” tarzında hesap sormak neredeyse ailelerde gelenek hâline geldi.
1-Ünlü ressam Pablo Picasso 1881 yılında İspanya’da doğdu ve 1973 yılında Fransa ’da vefat etti.
2-Dünyanın gelmiş geçmiş futbolcularından biri olarak kabul edilen Pele 23 Ekim 1940 da Brezilya’ da doğdu.
3-Savaş ve barış Anna Katerina gibi pek çok roman yazarı olan Tolstoy 1828-1910 yılları arasında Rusya’ da yaşamıştır.
4-Tüm zamanların en iyi fizikçileri arasında yer alan Albert Einstein hayatı boyunca 300 ’den fazla makale yayınlamıştır.
Ayrıca 150’den fazla bilim dışı çalışmaları olmuştur.
5- Thomas Edison 20. Yüzyıl yaşamını icatlarıyla etkileyen Amerikalı mucit ve iş adamıdır.
6- Nelson Mandela ya da kabile adıyla bilinen Maiba Güney Afrika cumhuriyetinin ilk siyahi devlet başkanıdır. Mandela 5 Aralık 2013 tarihinde Johannesburg ‘ta hayatını kaybetti.
Gezmenin tadına varma imkânı bulan insanlar bana hak vereceklerdir. Geziye alışanlar hep yeni coğrafyalar, yeni heyecanlar arar, o güzel anlarda tanıdıkları kişilerle arkadaşlık kurar hatta yolculuktan sonra bile aynı insanlarla hoş ilişkilerin devam etmesini isterler.
Yolculuklar sıklaştıkça, ilanlı turlardan daha farklı turlar arar ve yeni gezilerde aynı heyecanı paylaşan arkadaşlarımızla birlikte olmayı isteriz. Dönüşte, anılarımızı ve "birlikte geçirdiğimiz o eşsiz anları" anmaktan hoşlanırız. Aslında yaptığımız bu gezilerin hayatımızın en iyi anlarından olması şaşılacak bir şey değil. Çünkü gezi her şeyden önce sağlıklı olduğumuzun bir göstergesidir. Yolculuğun bir başka güzelliği ise, dünyanın en sakin köşelerine gitsek bile, kendi yuvamıza döneceğimiz inancıyla yola çıkmamız. Ama bana kalırsa o heyecanları biriyle paylaşmak işin en güzel yanı.
Gezilere bir de profesyonel fotoğraf eklendiği zaman, boyutlar daha da değişiyor ve amaçlar doğuyor. Fotoğrafları, aile ve dostlarımızın dışında dergi ve kitaplara belge olarak sunmak, halka açık yerlerde dia gösterisi düzenlemek söz konusu. Büyük bir sabırla çalışma isteyen bu yeni boyutta, fotoğrafları büyük bir titizlikle çektikten sonra doğru bilgilerle desteklememiz gerekiyor.
Fotoğrafa ciddi olarak başladığım günlerde asıl işim tekstil ticaretiydi. Fotoğrafçılığımı gezilerde ilerletmem aslında çok doğal. Bayramları ve uzun tatilleri, hafta sonlarını bile değerlendirdim. Fırsat buldukça geziler uzamaya başladı. Daha bir geziden dönmeden iki yıl sonra yapılabilecek gezi konuşuluyor, bilgi almak için kitap ve dergiler karıştırılıyordu. Büyük bir sabırla çektiğim fotoğraflar beğenildikçe, cesaret alarak daha iyilerini yapmaya çalışıyordum.
Yolculuklar, dia gösterileri, sergiler, söyleşiler, yarışmalar ve ödüller birbirini kovaladı. Yaşam tarzımız değişti. Yeni yeni arkadaşlıklar, gruplar oluştu. İlişkiler güçlendi. İşin en güzel yanı bu. Hayat gençken hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyorsa da, yaşlanınca ve hele hele gezilerle dolunca kısacık görünmeye başlıyor.
Son yıllarda da gezilerim sayesinde edindiğim fotoğraf deneyimlerini yeni kuşaklara aktarabilmek bence büyük bir mutluluk daha. Fotoğraflarım beğeni kazanırken, dergi ve kitaplarda yayınlanması ve böylece birilerine yol göstermesi elbette çok sevindirici bir sonuç.
Sanıyorum ki 20 yıl önce tuttuğum yol yalnız benim değil tüm ailemin hatta beni izleyen birçok kişinin hayatına renk ve mutluluk kattı.
Merhaba, kitap mı okuyorsun ?
Evet, kitap okuyorum.
Galiba kitap okumayı çok seviyorsun.
Evet çok seviyorum. Ayda 5 veya 6 kitap bitiriyorum.
Kitap okumak için günde ne kadar zaman ayırıyorsun ?
Yaklaşık üç saat ayırıyorum.
Kitap okumak için bu kadar vakti nasıl buluyorsun ? Ben senin kadar çok vakit ayıramıyorum.
Evet televizyon seyretmiyorum, onun yerine akşamları kitap okuyorum. Ayrıca okula otobüsle gidiyorum, bu yüzden otobüste de kitap okumak için zamanım oluyor.
Politika ile ilgili kitaplar okuyor musun ?
Hayır okumuyorum, çünkü politika ile ilgili kitaplar ilgimi çekmez.
Ne tür kitaplar okumaktan hoşlanırsın ?
Roman ve hikâye okumaktan çok hoşlanıyorum.
Karın beyazlığı asfaltı aydınlatırken gökyüzünü delerek doğan ay turuncu bir mandalina şekerlemesi gibi gökte asılı kalıyor. O her hâlimi bilen ay ile birlikte en keyifli gece yolculuklarımdan birini yaparak sabah gün ışıdıktan bir süre sonra Nevşehir’e varıyorum. Damat İbrahim Paşa’nın şehridir, Nevşehir. Lale Devri’nin bu ünlü sadrazamının doğduğu kentten tek dileğim karla kaplı vadilerinde dolaştırdığı rüzgârın balonla uçmamıza izin vermesi. Ama önce karlı vadileri, peri bacalarını, yokuşlu yolları yürümeliyim. Kar güvercinlerle birlikte benim de üzerime yağmalı. Yol kenarında beyaz atkısını sarınmış kayısı ağaçlarını görmeli, karın ezilen sesinin rüzgârın sesine karışmasını dinlemeli, yağan karın oluşturduğu siste kaybolmalıyım. İliklerimde karın sevinci, kara gömülerek yürüyorum. Kar farklı şekillere bürüyor ortalığı. Üzeri bembeyaz kaplanmış peri bacalarına bakıyorum. Hepsi de bir şeye benziyor. Kimi kremalı pastaya, kimi iki gözü, ağzı ve burnuyla kukuletalı bir adama benziyor.
Ortahisar’ın sokak araları dardır. Kara bata çıka yaptığım yürüyüş, karlı pencereler, üşümüş güvercinler, tüten bacaların hissettirdiği sıcak yuvalar ruhuma iyi geliyor. Evlerin arasından vadiyi görebileceğim bir aralığa çıkıyorum. Aşağıda uzayıp giden buğulu bir manzara var. Vadinin içerisinde ip gibi kıvrılan nehir donmuş, akmıyor, kıyısında kavak ağaçları; boyları güvercin yuvalarını geçmiş. Yuvaların ağzına kar birikmiş. Karın sessizliği her yerde. Anlıyorum... Karda sessizce uyur vadiler...
From the publisher's feed

21 Listeners

4 Listeners