Son yazılarımızda ışık, nur, göz, görme, görünürlük ve estetik meseleleri üzerinde dururken özellikle dikkatli bir güzergâh takip etmeye çalışarak, Meşşâîleri paranteze aldık. Bunun bir eksiklikten yahut ihmâlden değil, bilinçli bir yöntem tercihinden kaynaklandığını şimdi daha açık biçimde ifade etmemiz gerekiyor. Çünkü bizim esas maksadımız, İmam Gazzâlî ve sonrasında bütünüyle “reddedilmeyen” fakat şer‘î bir süzgeçten geçirilerek yeniden yorumlanan düşünce hattını takip etmekti. Başka bir ifadeyle meseleye salt teorik bir felsefe meselesi olarak değil; tasavvuf, sanat, irfan, edep ve kamusal tecrübe içinde görünür hâle gelen bir anlayışı üzerinden yaklaşmaya çalıştık.