Zevk-i Tahattur’un bu bölümünde Saadettin Ökten hocamızla, modernitenin sunduğu şatafatlı yaşam ve ekranların alıkoyucu dünyası karşısında, Ramazan'ın o asude iklimine nasıl sığınacağımızı konuşuyoruz. İnsanın kendi kendine kalmaktan korktuğu bu çağda, telefonu bir kenara bırakıp kalbimize dönmenin, tefekkür ve zikrullah ile yalnız kalabilmenin yollarını arıyoruz.Ramazan, ruhumuza ferahlık veren, kalbimize safiyet lütfeden bir sükûnet ayıdır. Ancak günümüzde hızla akan hayatın , dikkatimizi dağıtan kaydırmalı ekranların ve başkalarının yazdığı dünyevi senaryoların gölgesinde hakikati arıyoruz.🕊️ Bu bölümde öne çıkanlar:🔸 Telefonları Kapatmak: Çağdaş insanın en büyük sınavı olan cep telefonlarını ve küreselcilerin dünyasını bir kenara bırakıp , hutbeye, tezekküre ve tefekküre odaklanma zarureti.🔸 Gökyüzünde İftar: Bodrum'a uçakla seyahat ederken yanındaki hurma ve zemzemle 15-20 kişiye iftar açtıran, Ümre'den dönmüş Hacı teyzenin o samimi hatırası.🔸 Muhabbetin Can Suyu: Paramız olmasa bile bir tebessümle, bir Nasreddin Hoca fıkrasıyla, bir menkıbeyle veya bir çocuğun başını okşayarak insanlara hizmet etmenin kıymeti.🔸 Dilin Sınavı: "Eline, beline, diline" düsturunda, el ve belin zaten kırmızı çizgi olduğu , asıl zor olanın "ele geleni yersin, dile geleni dersin" tehlikesine karşı dile sahip çıkmak olduğu gerçeği.🔸 Kalbin Tatmini: Zikrullah ile dolan bir kalbin, artık başka hiçbir şey isteyemez, aklına bile getiremez hale gelecek kadar derin bir doyuma ulaşması.Bu sohbet, sadece eski günlere dair bir Ramazan nostaljisi değil ; hız çağında kendi kendimizle baş başa kalabilmenin ve anın kalitesini artırabilmenin bir reçetesidir. Bazen otobüste uzatılan bir hurma , bazen susmayı bilmek , bazen de her yerin efsunlu sükununda gece tefekküre dalmak…. İnsan, bu hikmetli sözleri dinledikçe, modernitenin sınırlarının dışına çıkmanın ve gönlü zenginleştirmenin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha anlıyor.Gelin, vaktin sahibine sığınarak iç dünyamıza doğru sakin bir yolculuğa çıkalım.