
Sign up to save your podcasts
Or


Onun içindir ki, millete bir kısım yüksek hedefler gösterilirken, evvela tarihî hatalar düzeltilmeli; yanlış kanaatler milletin sinesinden sökülüp atılmalı; her türlü sahteler, sahtelikler, sahte dost ve sahte dünyalar kitlelere anlatılmalı.. sonra da onlara kendi düşünce ve inanç dünyalarına seyahat imkânları hazırlanmalıdır ki; bir çukurdan çıkarken diğerine düşmesinler. Zira, nesepsiz düşünce, gayri millî plan ve projelerle, artık hiçbir yere varılamayacağı herkesin malumudur.
Bence, bugün üzerinde durulması gerekli olan en önemli yokluk, Hakk’ın nimetlerine karşı şükür ve şuur yokluğu, o nimetleri değerlendirip daha büyük lütuflara sıçrama yokluğu, bütün güçleri ve kuvvetleri Hak’la münasebette görüp her şeyi O’ndan bilme yokluğu.. evet, yok olan bunlardır ve Hak erlerinin omuz omuza verip takviye etmeleri gerekli olan esaslar, kaideler de bunlardır.
Günümüzün insanlarının da, inanç ve cesaretlerini yitirmedikleri takdirde, bir baştan bir başa bütün dünyayı saran kargaşa ve huzursuzluğu yenecekleri ümidini beslemekteyiz. Aslında dünden bugüne hep, en bunalımlı dönemleri, en huzurlu dönemler takip etmiş, kaoslar nizamları doğurmuş ve aydınlıklar zulmet zulmet üstüne karanlıkları kovalamıştır. Toplumlar, tam kimliksiz ve kaba bir kitle hissini verdiği aynı anda, üstün vasıflı, çelik iradeli, düşüncesi aydın birisi çıkmış ve onlara insanlığa giden yolları göstermiştir. İlk planda belki onunla alay edilmiş, düşüncelerine karşı çıkılmıştır; ama, neticede koca kitleler onun mayasıyla mayalanmış, onunla bütünleşmiş ve onun sayesinde apayrı bir varlığa ulaşmışlardır…
İnsanların gönüllerini fethetmek için en kestirme yol sevgi yoludur. Ve sevgi yolu peygamberler yoludur. Bu yolda yürüyenlerin yüzlerine kapılar kapanmaz! Ezkaza, birisi kapansa bile onun yerine yüzlercesi, binlercesi açılır. Bir kere de sevgi yoluyla gönüllere girildi mi, artık halledilmedik hiçbir mesele kalmaz.
Gel, Süleyman Nebi (aleyhisselâm) gibi, rüzgârlarla kanatlanan tahtına bin; ilhadla çehresi kararmış dünyalar üzerine şimşekten kamçılarını sal; inkârla gözü bağlanıp diline kilit vurulan ilmin dilindeki kilitleri çöz; dünden bugüne hep karanlık şeyler fısıldayıp duranlara aydınlık bestelerinden bir şeyler fısılda; akrebin kuyruğunu kırıp yılanların ağzına panzehir akıt ve çirkef olan toprakları ruhunda taşıdığın ıtırlarla yıka, Cennet yamaçlarına çevir.
Medeniyet başka, modernleşme başkadır. Birincisinde insan, görüşleri, düşünce tarzı, insanî yanlarıyla; ikincisinde ise, bedenî hazları, yaşama vasıta ve imkânlarıyla değişip yenilenmektedir.
Ne var ki, mefhum kargaşasıyla yanıltılmış nesiller; isim ve mefhumlar yanlış kullanıla kullanıla, önce ifade ve düşünce tarzında aldatılmış, sonra da çarpık ve bozuk düşüncelerin zihinlere yerleştirilmesiyle din, dil, millî felsefe, ahlâk ve kültürde saptırılmış ve dejenere edilmişlerdir. Teknik imkân ve modern vasıtalara sahip olan bir kısım milletler, daha doğrusu her millet içinde yarı “aydın” (!) çevreler, kendilerini medenî ve karşı tarafı da bedevî görerek medeniyet ve kültür adına tarihin affedemeyeceği en büyük günahı işlemişlerdir…
Evet, “her şeyin yitirildiği” düşüncesinin hâkim olduğu ve milletçe tamamen tarihten silinip gitmemizin beklendiği bir dönemde, toparlanıp kendimize gelmemiz, asırlardan beri devam edegelen kemikleşmiş yanlışlıkları sezmemiz ve millî ruhun şahlanıp kendi özüyle bütünleşmeye geçmesi hem şaşılacak, hem de takdir ve şükranla yâd edilecek bir keyfiyettir.
Bir milletin dili, o milletin kültürüne bekçilik yapacak kadar gelişmiş ve güçlü değilse, o milletin başka kültürlerin işgaline uğraması ve zamanla da bütün özünü yitirmesi kaçınılmaz olur. Meselâ insanımıza ilim-irfan dağıtma mevkiinde bulunanların büyük bir kısmı İngilizceye âşina olduklarından, dağarcıklarında, o dilde yazılmış eserlerden süzülüp gelen düşünceler fazlaca bulunacaktır. Bu da onları, İngiliz ve Amerikalılar gibi duyuş, düşünüş ve anlayışa sevk edecek; dolayısıyla da, halkla münevver arasında aşılması imkânsız uçurumlar meydana gelecek ve zavallı yığınlar (eski-yeni) derken şaşırıp ortada kalacaklardır.
Öyle zannediyorum ki, her gençte, sağlam bir inanç düşüncesi, yüksek bir diğergamlık hissi, sönmez bir millet ve vatan sevgisi uyarılabildiği.. sabah-akşam mukaddes mefkûremiz etrafında ahd ü peymanlarla bir araya gelinebildiği.. serâzât gönüllerin hayattan kâm alma arzularına karşı tahşidatlar yapılıp, izzet ve şeref gibi değerler üzerinde durulduğu ve mukaddes düşüncelerimiz açısından ülke ve millete hizmet sayılmayan her iş ve meşgalenin bir abes ve bu türlü abeslerle meşgul olmanın da, zaman nimetine karşı affedilmez bir nankörlük olduğu kanaati onların kafa ve gönüllerine yerleştirildiği ölçüde gençler, kalbî, ruhî dağınıklığa düşmeyecek ve özlerini koruyacaklardır.
Evet, insan iktidarsız; ama, Yaratıcı’nın kuvvetiyle son derece güçlü.. imkânları dar; fakat, O’nun hazineleriyle fevkalâde zengin.. idraki sınırlı; O’nun aydınlatıcı emirleriyle alabildiğine ihatalı.. ömrü kısa; niyet ve düşüncesindeki sonsuzlukla ebedlere namzet.. her hayrın anahtarını ruhunda taşıyan –tabiî her şerrinkini de– bir hazinedardır.
From the publisher's feed