
Sign up to save your podcasts
Or


وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا
أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ ﴿٩٩﴾
“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi.
Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” (Yunus 99)
“Bu ayette ise, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, onların imana girme hususundaki arzusunun fayda vermeyeceğini, delilleri izahta ve şüphelere verdiği cevapta titizlik göstermesinin hiç birşey ifade etmeyeceğini, zira imanın, ancak Allah'ın yaratması, irâde etmesi, irşadı ve hidayeti ile gerçekleşeceğini, bunlardan biri olmadıkça imanın tahakkuk etmeyeceğini beyan buyurmuştur.
Kâinatta Yalnız Allah'ın Dilediği Olur
Alimlerimiz, kâinattaki herşeyin, Allah'ın meşî'eti (dilemesi) ile meydana geldiğine dâir görüşlerinin doğruluğuna bu ayeti delil getirerek şöyle demişlerdir: "Lev" (eğer) edatı, bir şey bulunmadığı için, diğer bir şeyinde olmayacağını ifâde eder. O halde ayetteki, "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki kimselerin hepsi topyekün elbette iman ederdi" buyruğu, bu dilemenin tahakkuk etmediğini, dolayısıyla yeryüzündeki insanların tamamının iman etmediklerini gösterir. Bu ise, Cenâb-ı Hakk'ın herkesin iman etmesini irâde etmediğine delâlet eder.
1) Kâfir, küfrüne kadirdir. Binâenaleyh o, imâna da kadir midir, değil midir? Eğer o, küfre kadir olup, imâna kadir değil ise, küfre kadir oluşu, kâfirliğini gerektirmiştir. O kudreti yaratan Allah Teâlâ olduğuna göre, o zaman "Allah o kimsede küfrü gerekli ve mecburî kılan bir kudret yaratmıştır" denilmesi gerekir. Bu durumda da, "Allah o kimsenin kâfir olmasını irâde etmiştir" denilmesi gerekir. Fakat Mu'tezile'nin de söylediği gibi, kuldaki o kudret, her iki zıdda da (yani hem iman etmeye, hem kâfir olmaya) elverişli ise, bu durumda iki taraftan birinin diğerine üstün gelmesi (ve seçilmesi), eğer bir müreccihe (tercih edene) dayanmıyorsa, bir müreccih olmaksızın bir tercih meydana gelmesi demek olur ki, bu bâtıldır. Yok eğer bu bir müreccihe dayanıyorsa, o müreccih ya kuldur, ya Allah Teâlâ'dır. Eğer kul ise, bu husustaki taksimat (ihtimaller) yeniden sözkonusu olur ve böylece teselsül lazım gelir. Teselsül ise imkânsızdır. Yok eğer o müreccih Allah Teâfâ ise, bu durumda, kulun kudreti, artı sebep, o küfrün meydana gelmesine yol açmış olur. Binaenaleyh kudretin de, sebebin de yaratıcısı Allah Teâlâ olduğuna göre, ilzam (hasmı susturacak durum) yine söz konusu olur.
2) Ayetteki "Eğer Rabbin dileseydi..." ifadesini, mecbur bırakan bir dileme manasına hamletmek caiz değildir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s), onlar için, âhirette fayda vermeyecek bir imanın tahakkuk etmesini istemiyordu. Bundan dolayı Allah Teâlâ, peygamberinin bu tür imanı gerçekleştirmeye kadir olmadığım bildirmiştir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi, topyekün elbette iman ederdi" buyurmuştur. Binâenaleyh bu ayette bahsedilen iman ile, sözün yerinde ve muntazam olabilmesi için, faydalı olan imanın murad edilmiş olması gerekir, Ama bu lafzı, zorlayan ve mecbur kılan meşî'et (dileme) manasına hamletmek buraya uygun düşmez.
By Kerem Önderوَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا
أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ ﴿٩٩﴾
“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi.
Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” (Yunus 99)
“Bu ayette ise, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, onların imana girme hususundaki arzusunun fayda vermeyeceğini, delilleri izahta ve şüphelere verdiği cevapta titizlik göstermesinin hiç birşey ifade etmeyeceğini, zira imanın, ancak Allah'ın yaratması, irâde etmesi, irşadı ve hidayeti ile gerçekleşeceğini, bunlardan biri olmadıkça imanın tahakkuk etmeyeceğini beyan buyurmuştur.
Kâinatta Yalnız Allah'ın Dilediği Olur
Alimlerimiz, kâinattaki herşeyin, Allah'ın meşî'eti (dilemesi) ile meydana geldiğine dâir görüşlerinin doğruluğuna bu ayeti delil getirerek şöyle demişlerdir: "Lev" (eğer) edatı, bir şey bulunmadığı için, diğer bir şeyinde olmayacağını ifâde eder. O halde ayetteki, "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki kimselerin hepsi topyekün elbette iman ederdi" buyruğu, bu dilemenin tahakkuk etmediğini, dolayısıyla yeryüzündeki insanların tamamının iman etmediklerini gösterir. Bu ise, Cenâb-ı Hakk'ın herkesin iman etmesini irâde etmediğine delâlet eder.
1) Kâfir, küfrüne kadirdir. Binâenaleyh o, imâna da kadir midir, değil midir? Eğer o, küfre kadir olup, imâna kadir değil ise, küfre kadir oluşu, kâfirliğini gerektirmiştir. O kudreti yaratan Allah Teâlâ olduğuna göre, o zaman "Allah o kimsede küfrü gerekli ve mecburî kılan bir kudret yaratmıştır" denilmesi gerekir. Bu durumda da, "Allah o kimsenin kâfir olmasını irâde etmiştir" denilmesi gerekir. Fakat Mu'tezile'nin de söylediği gibi, kuldaki o kudret, her iki zıdda da (yani hem iman etmeye, hem kâfir olmaya) elverişli ise, bu durumda iki taraftan birinin diğerine üstün gelmesi (ve seçilmesi), eğer bir müreccihe (tercih edene) dayanmıyorsa, bir müreccih olmaksızın bir tercih meydana gelmesi demek olur ki, bu bâtıldır. Yok eğer bu bir müreccihe dayanıyorsa, o müreccih ya kuldur, ya Allah Teâlâ'dır. Eğer kul ise, bu husustaki taksimat (ihtimaller) yeniden sözkonusu olur ve böylece teselsül lazım gelir. Teselsül ise imkânsızdır. Yok eğer o müreccih Allah Teâfâ ise, bu durumda, kulun kudreti, artı sebep, o küfrün meydana gelmesine yol açmış olur. Binaenaleyh kudretin de, sebebin de yaratıcısı Allah Teâlâ olduğuna göre, ilzam (hasmı susturacak durum) yine söz konusu olur.
2) Ayetteki "Eğer Rabbin dileseydi..." ifadesini, mecbur bırakan bir dileme manasına hamletmek caiz değildir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s), onlar için, âhirette fayda vermeyecek bir imanın tahakkuk etmesini istemiyordu. Bundan dolayı Allah Teâlâ, peygamberinin bu tür imanı gerçekleştirmeye kadir olmadığım bildirmiştir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi, topyekün elbette iman ederdi" buyurmuştur. Binâenaleyh bu ayette bahsedilen iman ile, sözün yerinde ve muntazam olabilmesi için, faydalı olan imanın murad edilmiş olması gerekir, Ama bu lafzı, zorlayan ve mecbur kılan meşî'et (dileme) manasına hamletmek buraya uygun düşmez.

1 Listeners

67 Listeners

6 Listeners

50 Listeners

18 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners

0 Listeners