Açık Bilim Podcast

Açık Bilim Podcast

By Poddict: Tevfik Uyar - Açık BilimSociety & CultureSciencePhilosophyNatural Sciences
Download on the App Store

Açık Bilim Podcast episodes

  • NB #9: BÖCEKLER VE İNSANLAR
    NöroBlog Podcast'in 2. sezonu çok eğlenceli bir bölümle başlıyor!
    Önceki bölümlerin aksine bu kez insanları ya da robotları değil böcekleri konuşuyoruz. Konuğumuz doktora çalışmalarını Singapur'da sürdüren Bilgenur Baloğlu.

    Böcekler bizim için neden önemli?
    Pek de gelişmiş bir sınır sistemine sahip olmadığını düşündüğümüz canlılar nasıl böyle karmaşık toplumsal yapılar kurabiliyor?
    Böcek-burgerin tadı nasıl, yenir mi?
    Peki tüm bunların sinirbilimle ilgisi ne?

    Bu soruların yanıtları podcastimizin içinde.

    Keyifli dinlemeler...

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    50 min
  • MUHABBET TEORİSİ #86: GEL VATANDAŞ, NOBELE GEL!
    DOME sponsorluğunda gerçekleşen canlı sahne yayınımızda bu hafta, Nobel Fizik ve Nobel Kimya Ödülleri'nin kimlere, neden verildiğini konuştuk. Kimya ödülünü anlatması için Evren Akal'ı konuk ettik ve Eşofmanlı Kaan Hocamız'ın anlatımı konuya ayrı bir renk kattı :)

    Nobel Fizik Ödülü ve Kütleçekim Dalgaları
    Çalışma yeni mi? Geçmişi var mı? Nerelere kadar uzanıyor?
    Nobel Kimya Ödülü hangi görüntüleme yöntemine verildi?
    Bu görüntüleme tekniğinin ne faydası var? Nelere yarayacak.

    İyi seyirler.

     

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 9 min
  • BİLİM ARASI #3: YENİ BAŞ BELAMIZ MİKROPLASTİKLER
    Bu hafta sizlere sualtı dünyası ve insan dahil bundan beslenen tüm canlılar için bir tehdit olduğu anlaşılan mikroplastiklerden bahsedeceğim.



    Adından da anlaşılacağı üzere, mikroplastikler küçük boyuttaki plastik parçalarına deniyor. Sınıflandırma üzerine mutabakata varılmamış olsa da şimdilik 'mikro' denmesi için koşul, boyutlarının 5 mm çapından küçük olması. Tehdit yaratma nedenleriyse, içtiğimiz sudan yediğimiz balıklara kadar hemen her şeyde giderek miktarlarının artması ve bunları tüketen canlıların beden ve dokularına nüfuz edebilmesi.

    Hani doğaya atılan bir pet şişenin çok uzun bir zamanda bozunduğunu söyleriz ya? İşte bu bozunma sırasında giderek küçük parçalara ayrılan plastikler zamanla doğaya karışıyor. Doğadaki serbest mikroplastikler özellikle otomobil lastiklerinden, tekstil ürünlerinden ve gündelik çöplerden kaynaklanıyor. Maalesef her gün sekiz milyon ton plastik deniz ve okyanuslara atılıyor ve bu böyle devam ederse, 2050 yılında okyanuslardaki plastik kütlesi, balık kütlesini geçecek. Üstelik son derece küçük boyutlu olan mikroplastikler su filtrelerinden geçebiliyor. Yani suyu arıtarak mikroplastiklerden kurtulamıyoruz.

    Hoş... Suyu artıymayı başarsak bile, mikroplastiklerin deniz canlılarının dokularına yerleştiği yapılan araştırmalarla sabit... Hem su bitkileri hem de suda yaşayan hayvanların mikroplastiklerden azade olma şansı yok. Bunları tüketen biz de dahil diğer kara hayvanları doğal olarak mikroplastikleri vücutlarına entegre ediyor. New York Eyalet Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bir araştırma, insanların da tükettiği 18 balık türünün mikroplastik kaynağı olduğunu ortaya koymuş durumda. Beslenme yoluyla vücudumuza geçen mikroplastik miktarının insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli olumsuz etkileri net değil ve bilim insanları bu konudaki araştırmalarını sürdürüyorlar. Bildiğimiz şey şu: Kansere, cilt hastalıklarına, organ hasarlarına neden olan sentetik organik maddelerin çoğu okyanuslarda rahatlıkla tespit edilebiliyor...

    İlginç olan, mikroplastiklerin 50 yıldır hayatımızda olmasına rağmen miktarlarının bu kadar artmış olduğunun soın beş yılda anlaşılması. Aslında diş macunu ya da deterjan da dahil, gündelik hayatta sıklıkla kullandığımız pek çok kozmetik ve temizlik ürününde özellikle mikroplastikler kullanılıyordu. Plastiklerin doğada bozunurken gittikçe küçük parçalara ayrıldıkları da biliniyordu. Ne var ki mikroplastiklerin bu kadar bol olduğu, 2012 yılında marketlerde satılan ürünlerde rastlanmasıyla gündeme gelmiş durumda. Ghent Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, ortalama Avrupalı bir deniz ürünü tüketicisinin yılda 11.000 parça minik plastik tükettiğini ortaya koydu. Aklınıza sadece denüz ürünleri de gelmesin: Yakınlarda yapılan bir araştırmada sekiz ülkeden 17 tuz markasının 16'sında mikroplastik tespit edildi. Yiyecekler aracılığıyla tüm bir ekosisteme bulaşabildiğinden süt, bira ve -sıkı durun- polenlerde bile depolanabildiğinden piyasada satılan ballarda da mikroplastiklere rastlandı.

    Yeri gelmişken ilginç bir bilgiyi de sunmak iyi olur: Okyanus akıntıları bu plastikleri belirli noktalara sürüklüyor. Bu nedenle dünyanın çeşitli yerlerinde "çöp yoğun bölgeler" oluşmuş durumda. Kuzey Pasifik Okyanusu'nun ortalarında 1985 yılında keşfedilen "Büyük Pasifik Çöp Adası" bunlardan birisi. Özelliğiyse her bir kilogram planktona karşılık, altı kilogram plastik barındırması! En kirli bölgesinin büyüklüğü en az Türkiye'nin yüzölçümü kadar olan bölgeden dünyada bir kaç tane var ve toplam yüzölçümü 16 milyon kilometre kadar.

    Plastik kirliliğiyle ilgili artan kaygılar, plastik kirliliğiyle ilgili farkındalığın artmasına yönelik araştırma ve örgütlenme çalışmalarının hız kazanmasını sağladı. Ancak dünya nüfusunun ve sanayinin plastiğe olan bağımlılığı her geçen gün artıyor.

    Böyle giderse gezegenimizdeki hemen her canlının dokularında yoğun miktarda mikroplastiğe rastlanabilir...

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    7 min
  • MT 37.BÖLÜM (#85): BİYOLOJİK SAAT, SİNEKLER VE TIP NOBELİ
    Günceli kanadından yakalayan podcast yayını Muhabbet Teorisi, Nobel Tıp Ödülü açıklanır açıklanmaz ailemizin sinekçisi Dr. Çağrı Yalgın'ı yayına dahil edip, "nedir bu yılın tıp nobelinin mahiyeti" diye sordu. Çağrı da güzel güzel anlattı fakaaaat... Yayınımız 2 defa kesintiye uğradı. Podcast'te bu nedenle bazı atlamalar var. Tüm dinleyenlerimiz affetsin. Bu bölümde:

    Seymour Benzer ve "sineklerin kullanılma nedenleri"
    Biyolojik saat ve bunu yöneten genler
    Melatoninin işlevi...
    Ve daha bi'sürü şey!

     

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    50 min
  • BİLİM ARASI #2: HER DERDE DEVA ÖPÜCÜK
    Dudaklarımızı bir kişi ya da nesneye dokundurmak, belki de sesli olarak biraz da "vakumlamak" olarak tarif edebileceğimiz "öpücük" türlü türlü kültürde, sayısız anlama sahip bir insan eylemi. Akıllara ilk olarak aşk ve tutku gelse de, samimiyet, saygı, boyun eğme gibi daha pek çok anlamı bulunuyor. Önce öpücüğün bu yanlarından bahsedeyim:



    Bizim kültürümüzde öpmek neredeyse her gün yaptığımız bir şey... Hemen hepimiz arkadaşlarımızla karşılaştığımızda, doğrudan öpmesek de, yanakları birbirine değdirip şöyle bir havayı öperiz. Bu selamlaşma karşılaşan iki insanın aralarında samimiyet olup olmadığını hemen anlamamıza yardımcı olur. Çoğumuz bayramlarda ya da kavuşmalarda aile büyüklerimizin ellerini öper alnımıza koyarız. Çok saygı duyduğumuz büyüklerin de... Bu davranışlar geleneklerden kaynaklanmakla birlikte temelde saygıya dayalı bir ast-üst ilişkisi gösterir. Sıradan insanlar için bu hiyerarşi yaşa göre belirlenirken, Türk ya da İtalyan mafyalarında ya da otokrasilerde yaşın değil, iktidarın göstergesidir. Centilmenler de el öperler. Bir İngiliz aristokratı ya da gentile bir çapkın, dikkatini cezbetmek ya da saygısını göstermek istediği bir kadının elini zarifçe öpebilir. Ne var ki öptükten sonra alnına götürmez.

    Bu saygı gösterisi kişiden kişiye olmak zorunda değildir. İslam, hristiyanlık ve musevilikte kutsal olduğu düşünülen nesneler de öpülür. Bu kutsiyet dini olmak zorunda da değildir; bazen aşıklar, aziz sevgilinin hatırası olan hediyeleri hatta fotoğrafları, mektupları öpebilirler.

    Öpme benzeri davranışın tarihteki ilk örneğine 3500 yıl önce yazılmış sanskrit metinlerinde rastlanır. Antropologlar öpme davranışının nasıl ortaya çıktığı konusunda iki kampa ayrılırlar. Birinci gruptakiler öpmenin içgüdüsel bir davranış olduğunu öne sürer. Yani "öpmeye" yönelik programlanmış olarak doğarız. İkinci gruptakilerse öpmenin anne-çocuk arasındaki beslenme ilişkisinden evrildiğini iddia eder. Hani şu pek çok hayvanda görebileceğiniz, annenin besini önce kendi çiğneyip sonra da ağız yoluyla bebeğine vermesinden... Özellikle de "Fransız öpücüğü", "öperek besleme" eylemine çok benzer, zira anneler de çiğnedikleri yiyeceği diliyle bebeğin boğazına doğru iter...

    Eh... Fransız öpücüğünü telaffuz ettiğime göre, artık öpücüğün kanımız kaynarken akıllara gelen ilk işlevine dönebiliriz: Öpücük, özellikle de iki kişinin aynı anda birbirini öpmesi -hadi buna "öpüşme" diyelim artık- pek çok kültürde karşılıklı cinsel rızanın işaretidir. Dışarıdan baktığımızda aşkın (ya da birlikteliğin) kesin göstergesi olarak algılarız: Zira birbirlerine sarılan, yanak yanağa öpüşen kişilerin "sevgili oldukları" kesin değildir... Ama öpüşürlerse, kuşku götürmez. Bazen bir ilişkiyi resmen başlatan şey de öpüşmektir. Süperkahramanların filmin sonunda "kızı öperek" ilan-ı aşk etmeleri gibi... Öpüşmek evlilik törenlerinde de vazgeçilmez bir ritüeldir ve eşler nikâh memuru onay verdikten sonra öpüşürler. Kültürlere göre öpülen yer dudak, yanak veya alın olmak üzere değişiklik gösterir.

    Şu ana dek saydığım örneklerle, öpücüğün kültürün bir öğesi olduğu kadar aynı zamanda bir iletişim aracı olduğunu anlattım... Elbette öpüşmenin beden üzerinde de etkileri var. En meşhur olanı ağrının "öpünce geçmesi"... Bu tedavinin etkileri abartılsa da, dokunma sinirlerinin ağrı sinirlerinden daha kalın olması, gerçekten de öpücüğü ağrıdan daha yoğun algılamamıza neden oluyor. Sehpaya çarptığımız bacağımızı ovalamanın bize iyi gelmesi gibi... Belki bir kurşun yarası acısını değil ama bir iğne batığını öpücükle bastırmak mümkün olabilir. Ayrıca öpülen yerde damarların genişlemesi ve öpülmenin ağrı azaltan endorfin salgısını artırması, "öpünce geçmesindeki" başka etkenlerden. Öpüşmek sağlığa da faydalı çünkü tansiyonu düşürüyor ve stresi azaltıyor... Salya salgısını artırdığı için diş çürümelerine karşı da etkili olduğu öne sürülüyor.

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    8 min
  • MT 36.BÖLÜM (#84): BİR LİSAN KAÇ İNSAN?
    2011 yılından bu yana podcast listelerini alt üst eden Muhabbet Teorisi'nde bu haftaki konuğumuz İngilizce öğretmeni ve dil öğretme stratejileri üzerine lisansüstü çalışmalar yapan Meral Kara Öztürk idi. Yeni dönemin ilk ev yayını olan bu bölümde memlekette yıllardır İngilizce öğretilmesine rağmen "This is a pencil"dan öteye geçilememesinin nedenlerini konuştuk; piyasadaki İngilizce kurslarının etkinliği üzerine Öztürk'ün görüşlerini aldık. Önümüzdeki programlarda konuşmak üzere ufak ufak tohumlar ektik.



    Canlı yayınlar için Muhabbet Teorisi Youtube kanalınıı takip etmeyi unutmayın:

    https://www.youtube.com/channel/UCZn344Qvbg02ztxIdWLoARw

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 14 min
  • BİLİM ARASI #1: NAYLONUN İCADI
    16 Şubat 1937 tarihinde, Wallace Hume Carothers adlı bir kimyager, çalıştığı Dupont şirketi adına “naylon” adı verilen yeni bir malzemenin patent sahibi oldu. Buluşunun ticari değeriyle ilgili bazı hayaller kurmuş olsa gerek; ama nasıl bir kültürel etki yaratacağına dair muhtemelen hiçbir fikri yoktu.



    Carothers, “Polimer 6-6” adını verdiği ilk naylonu üretmeyi, Dupont'ta işe başlamasından beş yıl sonra, 1935’te başardı. Malzeme hem esnekliği hem de sağlamlığı bakımından arzu edilen tüm kriterleri karşılıyordu. “Naylon” ismi tamamen keyfi bir isimdi. Sonundaki “-on” eki iplik üretmekte kullanılan diğer malzemelere, pamuğa (yani “Cotton”a) ve bitkisel ipeğe (yani rayona) benzesin diye eklenmişti. Baştaki N, Y ve L harflerinin New York ve Londra'yı temsil ettiğine dair bazı söylentiler olsa da, ismin tam anlamıyla nereden geldiğini bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, naylona o dönemde çok fazla ümit bağlandığı. Zira Japonya’dan yapılan ipek ithalatını düşürmesi bekleniyordu ve bu nedenle ABD hükümeti de naylon hakkındaki gelişmeleri ilgiyle izliyenler arasındaydı.

    Hakkını vermek lazım: Dupont buluşunu harika pazarlamış, hem hükümette hem de sektörde “ipekten daha iyi bir malzeme olduğu” yönünde epey beklenti yaratmıştı. “İnsan elinden çıkmış ilk yapay tekstil ipliği” ve “Çelik kadar güçlü, örümcek ağı kadar ince” sloganlarıyla duyurulan icat, önce fuarlarda tanıtıldı. Zamanla ürünün sağlamlığı hakkındaki beklentiler boşa çıktı... Görünen o ki Dupont buluşunu fazla abartmıştı. Ancak Dupont, ürünün başka bir potansiyelini keşfettti: İpek çorapların yerini alabileceğini! Çünkü ilk partide üretilen 4000 çift naylon çorabın tamamı tanıtım amacıyla yapılan halka açık satışta üç saat kadar kısa bir sürede tükenmişti. Durumu iyi tahlil eden DuPont, pazarlama stratejisini değiştirdi: Artık naylonun daha çok “estetik” ve "pratik" yönüne vurgu yapacaktı; bu amaçla oluşturulan yeni reklam sloganı şöyleydi:

    “Eğer naylonsa daha şıktır ve... Aman tanrım! Ne kadar da çabuk kuruyor!”

    Naylon çoraplar kısa sürede kadın giyim modasının vazgeçilmez bir parçası oldu. Dupont, naylon çorapları piyasaya sürdüğü ilk yıl tam 64 milyon çift çorap satmayı başardı. İpekten kötü performans göstermesine rağmen fiyatı ipeğin neredeyse iki katıydı ama öyle bir moda olmuştu ki, ikinci dünya savaşı sırasındaki "çorap kıtlığında" karaborsaya düşmüş, çifti 20 dolardan satılır olmuştu. Kıtlığın sebebi Dupont'un 1942 yılı başlarında kadın giyim ürünleri üretmeyi durdurarak ABD ordusu için paraşüt ve çadır üretmeye başlamasıydı. Japonya'nın ABD'ye ipek ihracatını durdurması, ipek çorap bulmayı da imkânsız hale getirmişti. Çok daha seksi olduğu düşünülen naylon çorap tutkusu o kadar yaygındı ki, bazı kadınlar bacaklarını koyu renge boyayıp bacak arkalarına kalemle çizgi çekip, çorap illüzyonu yaratıyorlardı.

    Hasret 1946 yılında Dupont'un tekrar çorap üretmesiyle sona erdi sanmayın... Şirket piyasanın talebini karşılamakta epey güçlük yaşadı. Öyle ki, bir defasında 13.000 adet çorap için tam 40.000 kişi sıraya girmiş, çoraplara erişmek isteyen kadınlar birbirlerini ezerek tarihe “Naylon Ayaklanması” olarak geçen izdihama neden olmuştu. DuPont çorap talebini karşılayamayınca dava tehdidiyle karşı karşıya kaldı ve 1951 yılında üretim lisansını paylaşmaya, yani başka şirketlerin de naylon üretmesine razı oldu.

    Günümüzde naylon ve türevleri giyimden ambalajlamaya, tesisat elemanlarından sağlık ürünlerine kadar gündelik hayatımızdaki pek çok şeyde kullanılıyor. 2013 yılındaki verilere göre küresel pazarının büyüklüğü yıllık 20 milyar dolar civarında. Çevreye olan etkileriyse tartışmalı. Yapılan bir araştırmaya göre bir kilogram naylonla bir kilogram yünün karbon izi birbirine hemen hemen eşit. Naylonun bir de kolaylıkla geri dönüştürülme avantajı var. Eğer hepimiz geri dönüşümüne dikkat edersek, naylon pek çok malzemeye göre ucuz ve hafif bir alternatif.

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    8 min
  • MT 35.BÖLÜM (#83): ŞU BİZİM POZİTİVİSTLER
    Tatil sona erdi, Muhabbet Teorisi Kamara sponsorluğundaki bu canlı yayınıyla yeni sezona resmen başlamış oldu. Yine eskisi gibi haftalık olarak sizlerin konuğu olacağız.

    5.Sezona pozitivizmi konuşarak başladık:

    Nedir bu pozitivizm?
    "Sevmeyenler" neden sevmiyor?
    Postmodernizm nerede duracağını iyi biliyor mu?

    Buyrun efem...

    Görüntülü izlemek içinse şuradan >> Muhabbet Teorisi 35.Bölüm

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 6 min
  • MT 34.BÖLÜM (#82): SAĞLIK BİLİŞİMİ
    Kamara sponsorluğunda gerçekleşen Muhabbet Teorisi canlı yayınına bu ay Tevfik Uyar ve Kaan Öztürk 'ün konuğu olarak"Yalansavar" kurucusu Dr. Işıl Arıcan katıldı.

    Bu bölümde aşağıdakileri konuştuk :

    Yalansavar nasıl kuruldu ?
    Sağlık bilişimi
    Sağlıkta kalite yönetimi

    Görüntülü izlemek içinse şuradan >> Muhabbet Teorisi 34.Bölüm

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    59 min
  • MT 33.BÖLÜM (#81): SORUMLULUK
    Sınırlı Sorumlu Podcast "Muhabbet Teorisi" bir süredir yaz tatilinde olsa da, sahne etkinliklerine devam ediyor. Ve işte bir başka DOME gününde "sorumluluk" konusuyla ve Prof. Dr. İlker Birbil'in konukluğuyla karşınızdayız.



    Görüntülü izlemek içinse şuradan >> Muhabbet Teorisi 33. Bölüm

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 12 min

About Açık Bilim Podcast

From the publisher's feed

Açık Bilim Podcast, bağımsız bir bilim medyasıdır. Sesli podcast yayınlarıyla hemen her hafta güncellenir.