Açık Bilim Podcast

Açık Bilim Podcast

By Poddict: Tevfik Uyar - Açık BilimSociety & CultureSciencePhilosophyNatural Sciences
Download on the App Store

Açık Bilim Podcast episodes

  • BİLİM ARASI #12: SOLUK MAVİ NOKTA [ÖZEL]
    Bugün değerli bilim insanı Carl Sagan'ın ölüm yıl dönümü olduğundan, 2012 yılında Açık Bilim olarak seslendirdiğimiz "Soluk Mavi Nokta" videosunun ses kaydını yayınlıyoruz.

    Seslendiren: Tevfik Uyar, Düzenleyen: Işıl Arıcan.

    Rahat uyu Carl Sagan...



    Orijinal yazı:

    http://www.acikbilim.com/2012/02/video-gorsel/soluk-mavi-nokta.html

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    5 min
  • MUHABBET TEORİSİ #95: HAVADA DURDUM ŞAHİTLERİM VAR
    10 Aralık 2017 tarihli Dome canlı yayınımızda paranormal serimizin sonuncu programını gerçekleştirdik. Artık ayaklarımızı yere basma vakti geldi...



    Haber turu: İki yeni "genç" galaksi kuramları değiştiriyor... Crispr-Cas9 ile yeni gelişmeler... Mars'ın atmosferinin kaçma nedeni manyetosfer olmayabilir.
    Havada durma, psikokinezi... Köken olarak ne zamana dayanıyor?
    Cisimleri uçurduğunu iddia edenlerin numaraları.

    Israrla bayinizden isteyin.

     

     

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 10 min
  • BİLİM ARASI #11: YA YALNIZSAK?
    İçimi kemiren, ciddi ciddi aklımı kurcalayan bir soru var.  Tam olarak bana yaşattığı duyguyu şair Cemal Safi daha iyi ifade ediyor:

    "İçim ürperiyor... Ya evde yoksan?"



    Yokluğu beni böylesine korkutan, mutluluğumu varlığına bağladığım, umudumu yitirmekten endişe ettiğim şey dünya dışı yaşam. Yani hanımlar, beyler, bu yaşadığım şey bir "evrensel yalnızlık" korkusu!

    Tamam... Kainatta yüz milyarlarca galaksi ve bir de onların içinde milyarlarca ve milyarlarca yıldız var. Hatta bir de onların çevresinde milyarlarca ve ... ve milyarlarca gezegen... Ancak yine de, hâlâ ve hâlâ, ne kadar büyük bir kozmik tesadüfün ürünü olduğumuzu yeterince bilmiyoruz.

    Dünya tarihine bakarsak, daha Dünya'da koşullar elverişli hale gelir gelmez yaşam kendini göstermiş gibi görünüyor. Kâinatın yaşamla dolup taştığını düşünmemize neden olabilecek, muazzam bir olgu bu... Ancak burada bilim insanlarının kafasını karıştıran önemli bir soru var: Madem yaşam bu kadar kolay ortaya çıkmış (hani Dünya daha soğur soğumaz olmuş ya), o halde dünyanın farklı yerlerinde birden fazla yaşam formu ortaya çıkması gerekmez miydi?

    Belki çıkmıştır ve bizim ökaryot dedemiz hepsinden daha başarılı olduğu için onlara yaşam şansı tanımamıştır... O halde yine de, aradan geçen dört milyar yılda en azından bir tane daha başarılı bir form ortaya çıkmış olması gerekmez miydi?

    Ah... Kafamda deli sorular...

    Belki zaten aramızdadırlar. Biz dünyada (ve uzayda) sadece kendimize benzeyen bir canlılık aradığımız için gözden kaçırıyoruzdur. Ama bu sefer de "en azından metabolik faaliyetlerinin ürünlerini görmemiz gerekmez miydi?" diye soruyor insan. Hani bir yerlerde aşırı ummadığımız bir gazdan fazlaca üretiliyor olsa, bakınca bildiğimiz türden bir canlı bulamasak ve şüphelensek mesela... Ama böyle bir şeyle maalesef karşılaşmış değiliz.

    Az önce bol milyarlı cümleler telaffuz ettim. Buradaki "bol sıfır" ümidimizi besliyor. Öte yandan olasılık kesrinin paydasında da bol sıfır var gibi görünüyor. Bu bol sıfıra "büyük filtre" deniyor ama ne kadar "büyük" olduğu tam kestirilemiyor. Zira şu an elimizde yaşam barındıran tek gezegen olduğu için bu büyük filtrenin nerede olduğunu tam bilemiyoruz. Elimizde bir örnek daha yok ki! Bildiklerimizden yola çıkarsak, Güneş Sistemi'nde bakabildiğimiz her yer çorak görünüyor. Yani filtre "YERLERDE!". Eğer öyleyse evrende kesin olarak yalnızız demek. Demek ki kendini kopyalayabilen bir molekül, bir kılıfa girip de prokaryot olamıyor... Peki diğer olasılıklar neler?

    Belki filtre arkeler ve bakterilerin birleşerek birinin diğerinin mitokondrisi haline gelmesi ve "ökaryot" oluşturmasındadır. Dünya yaşamı için bir devrimdi bu. Bu sayede hücreler tabir-i caizse "kendi elektriğini" üretmeye başladı; ki daha fazla metabolik faaliyeti de ancak böyle destekleyebildi... Eğer filtre buradaysa, evrene bakınca sadece bol bol "tek hücreli yaşam" ve biyoimzalarını görmeyi bekleriz.

    Belki bu filtre fotosentezin icadındadır. Fotosentezden önce enerji kimyasallardan elde ediliyordu. Fotosentez sayesinde yıldızımızın ışığını bir enerji kaynağı olarak kullanabildik. Bu da atmosferimizde oksijen patlamasına neden oldu. Eğer filtre buradaysa, evrene bakınca bol bol oksijen ya da ozon imzası görürüz.

    Ya filtre çok hücreliliğe geçişteyse? Belki tek hücrelilerin birleşip organize olması o kadar da evrensel değildir. Belki de sudan karaya çıkabilmek pek öyle yaygın değildir. Ya eşeyli üreme? Peki ya "dev canlılara" karşı akıllı memelileri kayıran o meteor olayı? İki ayak üstünde doğrulma, alet kullanma, biliş devrimi gerçekleştirme, dil geliştirme, nükleer savaşlarla birbirlerini "yok etmeme"... Filtre bunlardan herhangi birindeyse, bir gün semalarımızda "selam dünyalı" diyecek birilerini göremeyeceğiz. Bu filtreleri sadece bizler atlattıysak "tamamen yalnız" olmasak da "zeki, iletişim kurabilen,

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    8 min
  • MUHABBET TEORİSİ #94: EYYY RUH! GELDİYSEN… (PARANORMAL-3)
    Paranormal serimize devam ediyoruz! Bu üçüncü program... Bu hafta konumuz spiritüalizm. Yani ruhçuluk!

    Haftanın haber turu: İlk hayvan atamız basit bir sünger mi? Galapagos adasında iki nesilde evrim...
    NVidia'nın yeni yapay zekası ürkütüyor... "Son gerçeklik çağında" tehdit altında mıyız? KOŞAN ADAM!!!
    Teknosa'nın "Merkür Retrosu", şu bizim reklamcılık...
    Ruh nedir? Ruhçuluk nedir? Muzip kardeşler.
    Faraday'ın zekice tasarladığı deneyler.
    Ruh fotoğrafçılığı... Artan makinelere rağmen azalan "garip olay" oranı.

    Haftaya Dome'dayız! Canlı yayına da bekleriz.

     

     

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 4 min
  • BİLİM ARASI #10: İŞİNİ “GÜCÜNÜ” ROBOTA KAPTIRMAK
    Robotların iş dünyasına dâhil olmalarının akla gelen ilk yan etkisi iş gücünün el değiştirmesi… Bu doğru. Elbette çok daha ağır koşullarda, yorulmadan ve şikâyet etmeden çalışabilecek, insandan çok daha hızlı ve verimli bir şekilde görev yapabileceklerse, “rakip” olarak algılayabilirsiniz. Lakin robotların "iş gücü piyasasına" hakim olmasının çok daha başka etkileri de olabilir.



    Mesela, Nick Bostrom’un yapay zekânın olası tehlikelerini konu aldığı "Süperzekâ: Yollar, tehlikeler, stratejiler" adlı kitabında dikkat çektiği tarihi bir gerçek var… O da şu: Otomobilin icadından önce ABD’deki at nüfusu 27 milyondu. Elbette bu atlar, ulaşımda, taşımada, inşaatta, tarımda… Hemen hemen her yerde kullanılıyorlardı. Ne zaman ki motorlu araçlar piyasaya sürülüp de ucuzladı, at nüfusu dramatik bir biçimde düşmeye başladı. Bugün ABD’deki at nüfusu 3 milyon ve pek azı işe koşuluyor. Çoğunlukla hobi ve eğlence amacıyla yetiştiriliyorlar.

    Bostrom buradan yola çıkarak, robotların iş gücü piyasasını ele geçirmesi halinde insan nüfusunun da dramatik bir biçimde azalabileceğine dikkat çekiyor. Sosyal eşitsizlikleri de dikkate alarak… Zira eğer atlar insansa, bir de at sahipleri olacak… Ve belki de bu at sahiplerinin insafına kalacağız. Sadece "özellikle" insanları görmek istedikleri “hobi ve eğlence amaçlı” işlerde çalışacağız.

    Bostrom'un senaryosunu biraz paranoyakça bulabilirsiniz. Belki haksızdır da... Ya da en azından "yaratıcılık gerektiren işlerde insan hep önde olacak" diye avunabilirsiniz. Ancak robotların artık yaratıcılık gerektiren bir takım işler yapabilmeye başladığını da hatırlatmak gerek. Hatta -tartışmalı bile olsa- yapay zekâ artık sanat bile icra edebiliyor. Resim yapan, parça besteleyen yapay zekâ uygulamaları her geçen gün daha da gelişiyor. Üstelik bir robot bestesiyle bir insan bestesini birbirinden ayırmak neredeyse imkânsız… Yani gelecekte “sahiplik” imtiyazını elinde tutanların “ben sadece insan müziği dinlerim!” gibi takıntıları olmazsa vay halimize...

    Elbette bu çok çok çok kötümser bir senaryo. Bir anda insan nüfusu azalacak, piyasa robot iş gücünü üreten ve pazarlayan kimselerin kontrolüne girecek, bunlar da imtiyazlı yaşamlarını sürdürecek… Çok ciddi toplumsal dönüşümler olmadan böyle stabil bir dünya oluşması zor görünüyor. Ancak kimse o toplumsal dönüşümlerin gerçekleşmeyeceğini de iddia edemez; zira işsiz ve dolayısıyla yoksul insan nüfusunun her geçen gün artması ve bir uçuruma dönüşen gelir adaletsizliği, içinde bulunduğumuz düzenin bakî olamayacağını haber veriyor.

    Elbette bu sosyal riskler toplumun sadece bir kesimini ilgilendiriyor. Oysa Bostrom’a göre, yapay zekânın kontrolden çıkması insanlık için “varoluşsal risk”. Yani: Tür olarak dikkate almamız gereken bir "ölüm-kalım" meselesi.

    Pek çok bilim kurgu filminde konu edildiği üzere, yapay zekânın insan zekâsını aşması çeşitli riskleri beraberinde getiriyor. Hele bir de insanı aşan bu zekâ, başka bir zekâyı geliştirme kabiliyetine ulaşırsa belki de hapı yutarız... Bu üstel artış, yani daha zeki olanın daha yüksek bir zekâ yaratmasının zincirleme bir şekilde devam etmesi, “zekâ patlaması” olarak adlandırılıyor. Eğer zekâ patlaması gerçek olursa, insan zekâsı kısa bir süre içerisinde ziyadesiyle geride kalır. Öyle ki, bir insanla şempanze zekâsı arasındaki kadar şiddetli olabilir bu fark. İstediğimiz kadar "fişleri nasılda elimizde olacak... Çekeriz biter" diye düşünelim. Bu kadar yüksek bir zekânın tüm kontrollerimizi aşması an meselesidir… “Nasıl aşacak ki?” demeyin… Belki şu Dünya'da kendi hareketlerini kendinin kontrol ettiğini sanan şempanzeler de vardır.

    Tabii yine de hâlâ “Niçin robotlar insanları tehdit etsin ki?” diye iyimser bir soru sorabiliriz.

    Bana sorarsanız, son derece “mantıklı”, aşırı derecede rasyonel olacağını tahmin ettiğimiz böylesine bir zekânın, gezegenini sürekli olarak tahrip eden,

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    7 min
  • MUHABBET TEORİSİ #93: DUYU DIŞI ALGILAMA (PARANORMAL-2)
    Geçtiğimiz hafta başladığımız Paranormal serimize devam ediyoruz. Bu haftaki konumuz "Duyu Dışı Algılama". Telepati, geleceği görme, bakmadan bilme gibi...

    Önce haftanın haberleri: Bakteriler ve kanser türleri arasındaki ilişki... Sinekteki mikrop sayısı. MIT'nin geliştirdiği "ısı bataryası"...

    Ve sonra da ana konumuz: Tarihte "duyu dışı algılamanın kanıtı olarak sunulan" deney serileri hangileri? Bunlarda nelere rastlandı? Nasıl usulsüzlükler döndü?

    İyi haftalar.

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 4 min
  • BİLİM ARASI #9: GÜNEŞ SİSTEMİMİZDEKİ YABANCI
    19 Ekim'de, yani bundan hemen hemen 1 ay önce, Hawaii Üniversitesi'nde heyecanlı bir şey oldu. NASA tarafından finanse edilen ve görevi Dünya yakınlarındaki asteroid ve kuyrukluyıldızları izlemek olan Pan-STARRS1 teleskobu ekibi, daha önce hiç bilmedikleri bir cisim keşfettiklerini fark ettiler. O sıralarda Dünya'dan 30 milyon kilometre uzaklıkta olan cismin ne idüğü belirsizdi. Bir kuyrukluyıldız mı? Yoksa bir asteroid mi? Yoksa... Bambaşka bir şey mi?



    Cismin hiperbolik yörüngesine bakılırsa Güneş etrafında yörüngeye hiç girmemişti. Yörüngesi kabaca hesaplandığındaysa kaynağı Vega yıldızıymış gibi görünüyordu. Ne var ki asteroidin hızının saniyede 26,4 km olması cismin Vegalı olmasına bir engel teşkil ediyor gibi görünüyordu. Zira lk belirlemelere göre asteroid 300.000 yaşındaydı! Bu kadar "kısa" sürede Vega'dan gelmiş olamazdı! Bir süre sonra "Belki bir kuyrukluyıldızdır" diye düşünüldü çünkü eğer öyleyse, yıldızların yanından geçerken hız kazanmış olabilirdi ancak ESO ve diğer gözlemevlerinden gelen gözlem raporları onun bir kuyrukluyıldız olamayacağını gösteriyordu. Nihayet cismin bir asteroid olduğuna karar verildi. Uluslararası Astronomi Birliği, 14 Kasım 2017'de yaptığı duyuruyla 1I/2017 U1 teknik adını verdiği objeyi "yıldızlararası asteroid" olarak sınıfladığını bildirdi. Bu tamamen yeni bir sınıflama olduğu için ziyaretçimiz bu şerefe mahsar olan ilk nesne. Keşif sahibi Hawaii'li astronomlar ise ona Hawaii dilinde "uzaklardan gelen ilk ziyaretçi" anlamına gelen "Oumuamua" adını verdi. Tam olarak da söylediğim gibi telaffuz ediliyor.

    Cismin fiziksel özellikleri hakkında da bilgimiz var zira keşfinden hemen sonra uygun dünya teleskopları adeta seferberlik ilan etti ve cismin ayrıntılarını keşfettiler. Görünüşe göre cisim puroya benziyor. 100 metre çapa ve 800 metre uzunluğa sahip. Açıklık oranı (yani eninin boyuna oranı) güneş sistemimizde daha önce hiç görmediğimiz bir boyutta! Ayrıca her 7.3 saatte bir parlaklığı bir an için 10 katına çıktığından, cismin hızlı bir biçimde döndüğü anlaşılıyor. Cismin muhteviyatında su ve buz yok. Çoğunlukla metal... Ve yıldızlararası uzuuun yolculuğunda sürekli kozmik ışınların bombardımanına uğradığı için kızarmış. Yani gerçekten de kırmızıya çalan bir rengi var.

    Bu keşif pek fırtınalar koparmış olmasa da, Dünya astronomlarının ilk kez "başka bir yıldızdan" gelen ziyaretçiyi gözlemledikleri anlamına geliyor. Yani gerçekten de tarihi bir keşif! Astronomlara göre bu tür cisimlerden her yıl en az bir tanesi yakınlarımızdan geçiyor olabilir ama genelde çok küçük olduklarından muhtemelen onları göremiyoruz. Bu kez kallavi bir cisimle karşı karşıya olduğumuz için şanslıyız. NASA'nın Gezegen Muhafaza Birimi'nden Lindley Johnson'a göre "doğru yerde doğru zamana bakıyor olmak" da bu tarihi keşif için önemli bir şans faktörüydü.

    20 Kasım'dan beridir iki önemli teleskop Hubble ve Spitzer de cismi takip ediyor. Yörüngesine bakılırsa 1 Kasım'da Mars'ın yanından geçen cisim, 2018 Mayıs ayında Jüpiter yörüngesini geçecek. 2019 Ocak ayında Satürn'ü de aşan cisim, Pegasus Takımyıldızına doğru bir rotayı takip ederek Güneş Sistemi'mizi terk edecek.

    İnsan merak ediyor... O uzunluktaki yolculuğunda Oumuamua kimbilir nerelerden geçti? Neler gördü?

    Ah bir dili olsa da konuşsa değil mi?

    Kaynaklar:

    https://www.nasa.gov/feature/solar-system-s-first-interstellar-visitor-dazzles-scientists
    https://www.iau.org/news/announcements/detail/ann17045/
    https://www.nasa.gov/feature/jpl/small-asteroid-or-comet-visits-from-beyond-the-solar-system

     



    Yazan ve Seslendiren: Tevfik Uyar

    Düzenleyen: Kübra Karacan

    Müzik: http://www.bensound.com (CC)

     

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    6 min
  • MUHABBET TEORİSİ #92: NORMALİN ÖTESİNDE
    Muhabbet Teorisi'nde ilk kez bir seriye başlıyoruz bu hafta... Bir kaç program boyunca Paranormal ve Parapsikoloji konularını konuşacağız. Bu ilk bölümde konuyu genel olarak ele aldık. Sıradaki bölümlerde telepati, telekinezi, levitasyon vb. alt konuları detaylı olarak işleyeceğiz.



    Haftanın haberleri: Güneş sistemimizdeki yabancı ziyaretçi, Ross 128 b: Yaşanabilir en yakın öte gezegen, Arkeolojide veri bilimi
    Paranormalin tanımı: Genel bir tanım mı? "Paranormal" destekçileri mi böyle anıyor?
    Paranormal neden çekici? Psişik güçler bir arayışı mı yansıtıyor? Adaletsizlik ve haksızlığa tepki mi?
    Tekrar edilebilirlik ve Olağanüstü İddia / Kanıt Denklemi
    McLab ve Randi'nin Trollemesi
    Animizm ve Ruh

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 3 min
  • MUHABBET TEORİSİ #91: ALGORİTMALARA GÜVENEBİLİR MİYİZ?
    Kaan Öztürk'ün sunduğu ve Prof. Dr. İlker Birbil'i konuk ettiği 91. bölümde yapay öğrenme, veri bilimi ve yapay zekâ kararlarının şeffaflığı ele alındı.



    Makine kararlarına ne kadar güvenebiliriz?
    Sosyal açıdan sonuçları memnun edici olur mu?
    Makineler karara kutu... Peki ya insan?
    Farklı hakimler farklı karar verebiliyor... Ya algoritmalar?
    Yine de insan kararları... Bu yüzyılda devreden çıkarlar mı? Yoksa bu ham bir hayal mi?
    Neye ihtiyacımız var? Türkiye için tren kaçıyor mu?

     

     

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    1 hr 3 min
  • BİLİM ARASI #8: FİL CELLADI EDİSON
    Bu hafta sizlere mucitler tarihindeki elim bir olayı anlatacağım. Topsy'nin ölümünü...

    Topsy, mucit Thomas Edison’un Nikola Tesla’ya açtığı savaşta bir adım öne geçebilmek için infaz ettirdiği filin adıdır. Kan donduran infaz 4 Ocak 1904'te gerçekleşmiştir. Peki, ne oldu da Edison'un, bir filin elektrikle öldürülmesine yol açacak kadar gözü döndü?

    İki mucit arasındaki ilişki Edison’un ABD’ye yeni gelmiş Sırp mühendis Nikola Tesla’yı işe almasıyla başladı. O yıllarda Edison, mucidi olduğu akkor lambanın kullanımını yaygınlaştırmak adına kurduğu elektrik santraliyle meşguldü. Edison’un elektrik santrali bugünkülerin aksine “doğru akım (DC)” üretmekteydi. Doğru akımın taşınma problemleri nedeniyle New York sokakları adeta bir kablo cehennemine dönmüştü. Öyle ki, hemen her gün tellere dokunan bazı meraklı çocuklar ya da telleri görmeyen dikkatsiz yetişkinler elektrik akımına kapılarak hayatını kaybediyordu.

    Tesla, patronu Edison’a alternatif akıma (AC) dair buluşlarından bahsetmiş, bu akımı kullanmanın daha zahmetsiz ve emniyetli olabileceğini iddia etmişse de Edison ticari nedenlerle Tesla'ya kuak asmamıştı. Birbirine tamamıyla zıt olan karakterleri ve anlayış farkları nedeniyle ikilinin arasındaki uçurum günbegün açıldı ve nihayet bir gün Tesla istifayı basıp Edison’u terk etti

    Vakit kaybetmeden kendi çalışmalarına başlayan Tesla, AC elektrik motoru için bir sermayedar bulmayı başardı. Finansörünün de desteğiyle 1887 yılında AC motor ve enerji iletimi ile ilgili jeneratörlerden, transformatörlere, pek çok araç için yedi ayrı patent başvurusunda bulundu. Bir süre sonra Westinghouse firmasının kurucusu George Westinghouse bu patentlerin değerini görerek Tesla ile çalışmayı kabul etti. Artık arkasında sermaye gücü olan Tesla’nın yükselişi Thomas Edison’u ve yatırımlarını tehdit etmeye başlamıştı çünkü gerçekten de doğru akımın ciddi dezavantajları vardı.

    En basitinden, DC’nin gerilimi doğası gereği kolay değiştirilemiyordu. O dönemde farklı cihazlar farklı gerilimlere sahip olduğundan, farklı gerilimli her tür cihaz için farklı iletim hatları kullanılyordu -ki şehri kablo cehennemine çeviren detay buydu. Oysa alternatif akım öyle değildi. Dağıtım tek şebekeden yapılabiliyor ve elektrik hangi amaçla kullanılacaksa, gerilimi cihaza girmeden  önce kolaylıka değiştirilebiliyordu. Alternatif akımın kullanılmaya başlanması, şehri kablo çöplüğü olmaktan kurtarabilirdi.

    Bu gerçek karşısında yatırımlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan Edison, alternatif akıma kara çalma eylemlerine girişti. İlk olarak Edison’un asistanları halka açık gösterilerde alternatif akımla kedi ve köpekleri öldürmeye başladılar. Sanki doğru akım hayvanları öldürmüyormuş gibi... Sonra, propaganda taktiklerini pek iyi bilen Edison, New York eyalet hapisanesine AC ile çalışan elektrikli sandalye yaptı. "Yüce Gönüllü(!)" Edison bunun için beş kuruş bile almadı.

    Tesla'dan hırsını alamayan ve korkusu dinmeyen Edison, AC'ye kara çalmak için yeni yollar bakındığı sırada fırsat ayağına geldi: New York sirkinin meşhur fili Topsy'nin, üç kişinin ölümüne neden olduğu için öldürülmesine karar verilmişti.  Yetkililere koşan Edison, filin elektrikle öldürülmesi fikrini kabul ettirdi. Elbette bu elektrik akımı "alternatif akım" olacaktı! Maalesef zavallı Fil, bir AC kaynağından 6000 volt elektrik verilerek 1500 kişinin gözleri önünde öldürüldü. Olayı kendi lehinde propaganda aracı olarak kullanmak isteyen Edison, başkalarına da izletebilmek için filin infazını baştan sona filme aldı.

    Yeri gelmişken Edison'la Tesla arasında geçtiği iddia edilen bir dedikoduyu da aktaralım: Edison, bir gün Tesla’ya arızalı bir DC jeneratörünü tamir ederse 50 bin dolar ikramiye ödeyeceğini söyler. İcatlarını geliştirmek için paraya ihtiyaç duyan Tesla, jeneratörün tamirini kısa sürede bitirir. Vaat edilen karşılığı istemek için Edison’un karşısında çıktığında hayal kırıklı...

    Learn more about your ad choices. Visit megaphone.fm/adchoices

    7 min

About Açık Bilim Podcast

From the publisher's feed

Açık Bilim Podcast, bağımsız bir bilim medyasıdır. Sesli podcast yayınlarıyla hemen her hafta güncellenir.