
Sign up to save your podcasts
Or


Çok eski zamanlarda, uzak diyarların birinde zalim bir hükümdar yaşarmış. Hükümdarın yediği önünde yemediği arkasındaymış. Ne var ki, yediği hiçbir şeyden tat alamazmış. Ülkesine gelen alimlere mutluluğu sorar ama kimse bir türlü hükümdara yardımcı olamazmış. Günlerden bir gün sarayına yaşlı bir kadın gelmiş. Hükümdar yaşlı kadına mutluluğu sormuş. Yaşlı kadın hükümdara mutluluk çorbası diye bir şey olduğunu ve onu bulması gerektiğini söylemiş. Bunun üzerine hükümdar, vezirlerine emir verip O'na mutluluk çorbasını bulup getirmelerini söylemiş. Yaşlı kadın itiraz etmiş. "Hayır! Mutluluk çorbasını bizzat sizin arayıp bulmanız lazım". Bunun üzerine hükümdar adamlarını toplayıp mutluluk çorbasını bulmak için bir yolculuğa çıkmış...
Tarihi sergilediğiniz müzelerin adı nereden geliyor, hiç merak ettiniz mi? O halde dinleyin.
İhtiyar Mimolet teyze, bir köyde yaşar, yün ve keçeden rengarenk şapkalar yaparmış. Hafta içi yaptığı şapkaları, hafta sonu köyün oralardaki pazara götürüp satarmış. Yine bir gün Mimolet teyze yaptığı şapkaları üst üste koyup yanına almış ve pazara gitmek için yola koyulmuş. Pazar köye o kadar da yakın değilmiş. Mimolet teyze bir süre yürüdükten sonra yorulmuş ve bir ağacın altında dinlenmek için durmuş. Ağacın gölgesine sığınmış, yanındaki şapka kulesinden bir şapkayı gölge yapsın diye başına takmış ve uykuya dalmış. Uyandığında kendini çok dinç, çok zinde hissetmiş, ancak başındaki şapka hariç diğer tüm şapkaların ortadan kaybolduğunu farketmiş...
Temmuz ayının adı nereden geliyor, hiç merak ettiniz mi? Dinleyin.
Herkese ev, tarla, mal, mülk miras kalırken babası Hasan'a bir söz miras bırakmış. "Her gün ekmeğinin yarısını nehire bırak. Sular alıp götürsün." Hasan, babasının bıraktığı söze sadık kalmış. Her gün ekmeğinin yarısını nehire bırakmış. Köy halkı önce Hasan'ı takdir ettiyse de bir süre sonra bundan vazgeçmesini söylemiş Hasan'a. "Hasan, belki de baban sana başka bir şey demek istemişti..." Yine bir gün, Hasan ekmeğinin yarısını nehire bırakmaya giderken karşısına ak sakallı yaşlı bir adam çıkıvermiş.
Anne kuzgunun o gün çok işi varmış. Oysa ki okuldaki yavrusuna yemek götürmesi gerekiyormuş. Hazırladığı yemeği yavrusuna götürmesi için komşuna rica etmiş. Komşusu da bu ricayı kırmamış. Komşusu, yemeği hangi yavruya vereceğini sorduğunda anne kuzgun yemeği en güzel yavruya vermesini çünkü kendi yavrusunun en güzel yavru kuzgun olduğunu söylemiş...
Alaaddin, araba camı silerek geçimini sağlayan fakir bir genmiş. Bir gün çöpü karıştırırken eski bir lamba bulmuş. Kirli lambayı temizlemek için ovalamaya başlamış. Derken önünde birden kocaman bir cin belirmiş. Cin, Alaaddin'e üç dilek hakkı vermiş. Alaadin'in ilk dileği ne olsa beğenirsiniz? 2050 yılını gösteren bir zaman makinesi istemiş Alaaddin. İkinci dileği olarak ise...
Bugün kadın erkek herkesin severek giydiği pantolonu kim bulmuş dersiniz? Dinleyin.
Şişeye hapsolmuş İfrit, Balıkçı'nın kararlı olduğunu anlamış. İfrit, Balıkçı'dan defalarca özür dilemiş ve kendisini bırakması için yalvarmış. Balıkçı'ya O'nu zengin edeceğine dair de söz vermiş. Sonunda, Balıkçı İfrit'i serbest bırakmış. İfrit sözünü tutmak için Balıkçı'yı bir gölün kenarına götürmüş ve O'na orada her gün bir kez avlanmasını söylemiş. Ağına her gün dört farklı renkte dört balık takılacakmış. İfrit Balıkçı'yı orada bırakıp gitmiş. Balıkçı vakit kaybetmeden ağını göle atmış. Gerçekten de İfrit'in dediği gibi ağına dört farklı renkte dört balık takılmış. Balıkçı vakit kaybetmeden yakaladıklarını götürüp Padişah'a vermiş ve karşılığında bir kese dolusu altın almış. Padişah'ın cariyesi balıkları temizleyip tavaya koymuş. Tam o anda cariyenin önündeki duvar yarılmış ve içinden güzeller güzeli bir kız çıkmış...
Şişeye hapsolmuş İfrit, Balıkçı'nın kararlı olduğunu anlamış. İfrit, Balıkçı'dan defalarca özür dilemiş ve kendisini bırakması için yalvarmış. Balıkçı'ya O'nu zengin edeceğine dair de söz vermiş. Sonunda, Balıkçı İfrit'i serbest bırakmış. İfrit sözünü tutmak için Balıkçı'yı bir gölün kenarına götürmüş ve O'na orada her gün bir kez avlanmasını söylemiş. Ağına her gün dört farklı renkte dört balık takılacakmış. İfrit Balıkçı'yı orada bırakıp gitmiş. Balıkçı vakit kaybetmeden ağını göle atmış. Gerçekten de İfrit'in dediği gibi ağına dört farklı renkte dört balık takılmış. Balıkçı vakit kaybetmeden yakaladıklarını götürüp Padişah'a vermiş ve karşılığında bir kese dolusu altın almış. Padişah'ın cariyesi balıkları temizleyip tavaya koymuş. Tam o anda cariyenin önündeki duvar yarılmış ve içinden güzeller güzeli bir kız çıkmış...
From the publisher's feed