
Sign up to save your podcasts
Or


Küçük kız, mısır koçanlarından bir sürü oyuncak bebek yapmış. Bebeklerden bir tanesi o kadar güzel olmuş ki, küçük kız bebeğe bakıp bakıp böbürlenmeye başlamış. Ne var ki, bu durum kabiledekilerin hiç hoşuna gitmemiş ve küçük kızın kuşlarla konuşması yasaklanmış...
Zengin bir tüccar yüksek bir değer karşılığı bir bülbül satın almış. O'nu evine götürüp altın bir kafese koymuş. Bülbül şarkılarıyla insanları bir duygudan diğerine sürüklüyor, dinleyenleri mest ediyormuş. Ev halkı O'nun varlığından çok memnunmuş. Birgün sahibi bülbülü kafesiyle birlikte bahçeye çıkarmış. O sırada bülbülün yanına başka bir kuş gelmiş. Bir süre konuştuktan sonra diğer kuş uçup gitmiş. İşte ne olduysa ondan sonra olmuş. Bülbül artık ötmüyormuş...
Apollon birgün peri kızı Daphne'ye, yani Defne'ye, aşık olur. Defne bu durumdan hoşlanmaz ve kaçmaya başlar. Ancak Apollon vazgeçmez ve Defne'nin peşine düşer...
Sultan Süleyman'ın çok sevdiği bir baş muhafızı varmış. Baş muhafız zaman içinde Süleyman'ın ilgisiyle şımarmış. Bir gün askerleri toplamış onlara öğüt veriyormuş. Sultan Süleyman'ın onsuz hiçbir karar veremeyeceğinden, her şeyi ona danıştığından bahsederken Sultan bu lafları duymuş. Muhafız Sultan'ın ayaklarına kapanıp sözleri için af dilemiş. Süleyman, muhafızı bir şartla affedeceğini söylemiş. "Bana bir yüzük getir. Öyle bir yüzük olsun ki zenginleri üzsün, fakirleri sevindirsin. Sana bir yıl müddet. Yüzüğü getirirsen tekrar baş muhafızsın. Yoksa saraya bir daha giremezsin..."
Birinci dünya savaşı bitmiş. Hayat yavaş yavaş normale dönüyor. Hayat normal düzenine girerken çocukların elinde yeni bir oyuncak belirmeye başlıyor...
Boğaziçi diye bildiğimiz, İngilizce'si "Bosphorus" olan ve başka birçok dile İngilizce'dekine benzer şekilde yerleşmiş kelimenin nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? Dinleyin!
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir ülkenin şahının ava çok meraklı bir oğlu varmış. Şehzade ava o kadar meraklıymış ki şah babası oğlunun başına bu av merakı yüzünden bir şeyler gelmesinden korkmuş ve vezirini oğluna göz kulak olması için ava onun birlikte gitmekle görevlendirmiş. Yine avda oldukları bir gün, av hayvanını takibe kendisini kaptıran Şehzade ormanda kaybolmuş. Vezirin yanında olmadığının farkına varan Şehzade ormanda yolunu bulmaya çalışırken bir ağaç altında hıçkırarak ağlamakta olan bir kız görmüş...
Simbat, ava çok düşkün bir kralmış. Her gün çok sevdiği şahini ve adamlarıyla birlikte ava çıkarmış. Yine birgün adamlarını toplayıp sürek avına çıkmış. Bir vadiye gelinmiş. Çadırlar kurulmuş, hazırlıklar yapılmış. Derken, görüş mesafesine bir ceylan girmiş. Kral adamlarına ceylanı sakın kaçırmamalarını söylemiş. Kral Simbat ile hergün ava çıkan adamları zaten deneyimli olduklarından ceylanı yakalayıp onun huzuruna getirmişler. Ne olmuşsa Kral Simbat ile ceylan göz göze gelmiş. Simbat ortada ilginç bir durum olduğunu anlayıp adamlarına kendisini ceylan ile yalnız bırakmalarını söylemiş...
From the publisher's feed