
Sign up to save your podcasts
Or


Şiblî hazretleri “rahmetullahi aleyh” diyor ki, dörtyüz hocadan ders okudum. Bunlardan dörtbin hadîs-i şerîf öğrendim. Bütün bu hadîslerden bir dânesini seçip kendimi ona uydurdum, diğerlerini bırakdım. Çünki, kurtuluşu ve se’âdet-i ebediyyeye kavuşmağı bunda buldum ve bütün nasîhatleri hep bunun içinde gördüm. Seçdiğim hadîs-i şerîf şudur: Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bir Sahâbîye buyuruyor ki: (Dünyâ için, dünyâda kalacağın kadar çalış! Âhıret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtâc olduğun kadar itâ’at et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günâh işle!).
Hak Sözün Vesîkaları | Sayfa : 365
Bir gün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbına, yârın herkes bir sadaka getirsin, buyurdu. Utbe bin Zeyd “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: O gece Allahü teâlâya şöyle münâcâtda bulundum: “Yâ Rabbî! Resûlünün bize sadaka getirmemizi emr etdiğini biliyorsun. Benim sadaka edecek hiç bir şeyim yokdur! Ben de kendi kendimi, şânımı sadaka ediyorum” dedim. Sabâh olunca, Eshâb-ı kirâmın herbiri bir sadaka getirdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bana bakdı ve “Dün gece kendi şânını sadaka eden kimse nerededir?” buyurdu. Hiç kimse cevâb vermedi. Yine buyurdular ki: Dün gece kendi şânını sadaka eden kimse nerededir? Yine hiç kimse cevâb vermedi. Bunun üzerine ben ayağa kalkıp, o kimse benim yâ Resûlallah, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” üç def’a, “Allahü teâlâ sadakanı kabûl etdi” buyurdu.
Şevâhid-ün Nübüvve | Sayfa : 232
Allahü teâlânın (Sıfât-i zâtiyye)si altıdır. Bunlara, (Sıfât-i vücûdiyye) ve (Ülûhiyyet sıfatları) da denir. Bu sıfatlar, Vücûd (var olmak), Kıdem (varlığının evveli, başlangıcı olmamak), Bekâ (varlığının âhırı, sonu olmamak), Vahdâniyyet (nazîri ve şerîki olmamak), Kıyâm-ı binefsihî (mekâna muhtâc olmamak. Madde, mekân yok iken o vardı), Muhâlefetün lilhavâdis (mahlûklara, hiçbirşeye benzememek)dir. Allahü teâlânın (Sıfât-ı sübûtiyye)si sekizdir. Bunlara, (Sıfât-i hakikiyye) de denir. Bu sıfatlar, Hayât (diri olmakdır), İlm (bilici olmakdır), Sem’ (işitici olmakdır), Basar (Görücü olmakdır), Kudret (güçlü olmakdır), İrâdet (dilemesi olmakdır), Kelâm (söylemesi olmakdır), Tekvîn (yaratıcı olmakdır.) Âdet-i ilâhiyyesi şöyledir ki; herşeyi bir sebeb ile yaratmakdadır. Fekat, sebeblerin, vâsıtaların, Onun yaratmasına hiç te’sîrleri yokdur. Vâsıtasız mâlikdir. Ondan başka yaratıcı yokdur. Bütün varlıkları yokdan var etdi. İnsanların ve hayvânların hareketlerini, sükûnlarını, düşüncelerini, hastalıklarını, şifâlarını, hayrlarını, şerlerini, fâidelerini, zararlarını yaratan yalnız Odur. İnsan, kendi hareketlerini, düşüncelerini, hiçbirşeyi yaratamaz. İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşflerini, buluşlarını hep o îcâd etmekde, yaratmakdadır. Ondan başkasına yaratıcı demek, câhilce, bâtıl bir sözdür. Allahü teâlânın sıfât-i sübûtiyyesi de, sıfât-i zâtiyyesi gibi kadîmdirler. Bu sıfatları da, zâtından ayrılmazlar. Ya’nî sıfatları zâtının, kendinin aynı da değildirler, gayrı da değildirler.
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 441
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyururlar ki, (Sizin îmânen mükemmel olanınız, ahlâken güzel olup, insanlara iyilik yapanlardır.) Zîrâ, Hak teâlâ hazretleri Kur’ân-ı kerîmde buyurur ki: (Muhakkak sen yüksek bir ahlâk üzerindesin.) Ya’nî, Allahü teâlâ hazretleri Habîbinin “sallallahü aleyhi ve sellem” ahlâkını medh eylemişdir.
Bir kimsenin ahlâkı güzel olsa, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ahlâkı ile ahlâklanmış olur ve Onun yolunu tutmuş olur. Korkduğundan kurtulup, istek ve arzûlarına kavuşur ve hakîkî mü’min olmuş olur. Bir kimsenin aklına gayri meşrû’ bir şey gelse, onun harâm olduğunu bilmek de îmândandır. Eshâb-ı kirâm “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” sordular: (Yâ Resûlallah! Kalbimize fenâ şeyler gelirse ne yapalım?) Buyurdu ki: (Kalbe iyi şey de gelir; fenâ şey de gelir. Fenâ şeylerin fenâ olduğunu bilmek ve anlamak da îmândandır.)
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 439 - 440
Nemâz mü’minin mi’râcıdır. (Allahü teâlâ, en çok, secdede olan kulunu sever), (Cemâ’at ile nemâz kılıp düâ edene, Allahü teâlâ dilediğini verir), (Evde kılınan nemâza bir sevâb, mahalle mescidinde yirmibeş sevâb, büyük câmi’de beşyüz sevâb, Mescid-i Aksâda beşbin sevâb, benim Medînedeki bu mescidimde ellibin sevâb, Mescid-i harâmda yüzbin sevâb vardır), (Bu beş vakt farz nemâzı cemâ’at ile kılmağa devâm eden, sırât köprüsünü şimşek gibi geçecekdir. Allahü teâlâ, onu sâbıklarla haşr edecekdir. Allahü teâlâ, onu derdlerden, belâlardan muhâfaza eder. Ona, Allah yolunda ölen bin şehîd sevâbı verir)...
Hak Sözün Vesîkaları | Sayfa : 343
(Miftâh-un-necât) da yazılı hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, mü’minler için, hergün yirmibeş kerre, istigfâr okursa, Allahü teâlâ, bu kimsenin kalbinden gıl ve hasedi çıkarır. İsmi, Ebdâl ismleri arasına yazılır. Ona, bütün mü’minler adedince, sevâb yazılır. Kıyâmet günü, bütün mü’minler: Yâ Rabbî, bu kulun bizim için, istigfâr okurdu. Sen de onu afv eyle! derler) buyuruldu. Gıl, hîyle demekdir. Ebdâl, Evliyâdan bir sınıfın ismidir. Hergün (Allahümmagfir lî ve li-vâlideyye ve lil-mü’minîne vel-mü’minât vel-müslimîne vel-müslimât el-ahyâ-i minhüm vel-emvât bi-rahmetike yâ Erhamerrâhimîn) okumalıdır.
Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye | Sayfa : 1037
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyurdu ki, (Cum’a, fakîrlerin haccıdır ve mü’minlerin bayramıdır ve gök ehlinin bayramıdır ve Cennetde de bayram günüdür. Günlerin en iyisi, en şereflisi Cum’adır) ve bir hadîs-i şerîfde, (Cum’a günü iyiliklerin hazînesidir ve güzel şeylerin menbaıdır) buyuruldu. Ve bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: (Mûsâ aleyhisselâm dedi ki: Yâ Rabbî! Bana cumartesi gününü verdin, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine hangi günü vereceksin? Onlara Cum’a gününü vereceğim, buyuruldu. İlâhî! Cum’a gününün kıymeti ve sevâbı ne kadardır diye sordu.
Ey Mûsâ! Cum’a günü yapılan bir ibâdete, cumartesi günü yapılan yüzbin ibâdet sevâbı vardır, buyuruldu. Bunun üzerine Mûsâ aleyhisselâm, yâ Rabbî! Beni Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden eyle diye düâ eyledi.)
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 487 - 488
Ey Oğul! Komşunu gördüğün zemân, hâl ve hâtırını sor! Hasta olunca ziyâretine git. Komşunun evine gidince, izn almadan içeriye girme! Elinden gelirse, komşunun ihtiyâcına yardım eyle! Komşuların hakkı çok mühimdir. Zîrâ Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki, (Komşunun mîrâs gibi hakkı vardır, o da komşuluk hakkıdır. Eğer müslimân ise, sende iki hakkı vardır: Biri komşu hakkı, biri de müslimân hakkı.)
Komşunun yiyeceği yok iken, sen elindeki yemeği yiyemezsin.
Zîrâ onun, senin elindeki yemekde dahî hakkı vardır. Her yemek yidiğin zemân, düşünmen lâzımdır ki, acabâ komşularımdan yiyecek yemeği olmıyan var mıdır?
Her müslimânın, bilhâssa yeni evlilerin, müslimân mahallesinde, ehl-i sünnet olan ve harâmlardan sakınan, ibâdetlerini yapan sâlih müslimânlar arasında ev araması lâzımdır. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki: (Ev satın almadan evvel, komşuların nasıl olduklarını araşdırınız! Yola çıkmadan evvel, yol arkadaşınızı seçiniz!) Bir hadîs-i şerîfde, (Komşuya hurmet etmek, ana-babaya hurmet etmek gibi lâzımdır) buyuruldu. Komşuya hurmet onunla iyi geçinmekdir. Onu incitecek söz ve hareketlerde bulunmamakdır. Her tarafdan birer, ikişer ve nihâyet kırk ev, komşuluk hakkına mâlik olur.
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 486 - 487
(Tenbîh-ül-gâfilîn)deki hadîs-i şerîfde, (Kur’ân-ı kerîm okuyanın ana-babası kâfir olsalar bile, azâbları hafîfler) buyuruldu. Haberde bildirildi ki: (Cennet derecelerinin sayısı, Kur’ân-ı kerîmin âyetlerinin sayısıncadır. Kur’ân-ı kerîmi hatm eden kimse, bütün derecelere kavuşur). (Künûz-üd-dekâık)da yazılı, Taberânînin ve İbni Hibbânın bildirdikleri hadîs-i şerîfde, (Kur’ân-ı kerîmi hatm edenin düâsı kabûl olunur) buyuruldu. (Kitâb-üt-tibyân)da diyor ki, (Kur’ân-ı kerîmin hatm edildiği yere rahmet yağar. Hatmden sonra düâ etmek müstehabdır.
Kur’ân-ı kerîm hatm olunurken toplanmak müstehabdır. Abdüllah ibni Abbâs hazretleri, hatm okuyan kimsenin yanında adamını bulundururdu. Hatm biteceği zemânı işitince, kendi de hâzır olurdu. Enes bin Mâlik hazretleri, hatm etdiği zemân, çoluk çocuğunu toplayıp düâ yapardı. Hatm bitince, ikincisine başlamak müstehabdır. Hadîs-i şerîfde, (İbâdetlerin en iyisi, hatm okuyup, bitince yenisine başlamakdır) buyuruldu). (Hazînet-ül-esrâr)daki hadîs-i şerîflerde, (Kur’ân-ı kerîmi hatm eden kimseye altmışbin melek hayr düâ eder) ve (Hatm düâsı yapılan yerde bulunan, ganîmet dağılırken bulunan kimse gibidir. Hatme başlanan yerde bulunan, cihâd eden kimse gibidir. İkisinde de bulunan, iki sevâba da kavuşur ve şeytânı rezîl eder) buyuruldu. Sa’d ibni Ebî Vakkâs buyurdu ki, (Bir kimse, gündüz hatm okursa, melekler ona akşama kadar düâ eder. Gece okunursa, sabâha kadar düâ ederler).
Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye | Sayfa : 1009 - 1010
Alî “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri buyuruyor ki: (Mîrâsın hayrlısı ilmdir. Rızkın en iyisi edebdir. Azığın hayrlısı, takvâdır. Sermâyenin en kazanclısı ibâdetdir. En iyi rehber sâlih amellerdir. Arkadaşın iyisi güzel huydur. Hilm, en iyi yardımcıdır. Muhtâc olmamanın en iyisi kanâ’atdir. Yardımın hayrlısı tevfîkdir. Terbiye edicilerin en iyisi ölümdür.)
Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn | Sayfa : 503
From the publisher's feed

7 Listeners