Askıda Kitap

Askıda Kitap

By askidakitap.netArtsBooks
Download on the App Store

Askıda Kitap episodes

  • İslamın Şartları

    islâmın beş şartından en üstünü, (Kelime-i şehâdet) söylemek ve ma’nâsına inanmakdır. Bundan sonra üstünü, namâz kılmakdır.   Dahâ sonra, oruc tutmak, dahâ sonra, hac etmekdir. En sonra, zekât vermekdir. Kelime-i şehâdetin en üstün olduğu, sözbirliği ile bellidir. Geri kalan dördünün üstünlük sırasında, âlimlerin çoğunun sözü, yukarıda bildirdiğimiz gibidir. Kelime-i şehâdet, müslimânlığın başlangıcında ve ilk olarak farz oldu. Beş vakt namâz, bi’setin onikinci senesinde ve hicretden bir sene ve birkaç ay önce mi’râc gecesinde farz oldu. Ramezân-ı şerîf orucu, hicretin ikinci senesinde, Şa’bân ayında farz oldu. Zekât vermek, orucun farz olduğu sene, Ramezân ayı içinde farz oldu. Hac ise, hicretin dokuzuncu senesinde farz oldu.   

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 35 - 36 - 37

    8 min
  • İbadet Nedir?

    İbâdet, bizi ve bütün mevcûdâtı yokdan var eden, her an varlıkda durduran, görünür ve görünmez kazâlardan, belâlardan koruyan ve her an çeşidli ni’metler, iyilikler vererek yetişdiren Allahü teâlânın emr ve yasaklarını, yerine getirmekdir. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olan Peygamberlere, Evliyâya, âlimlere özenmekdir, uymakdır.  

    İnsanın, kendisine sayısız ni’metleri gönderen Allahü teâlâya, gücü yetdiği kadar şükr etmesi, insanlık vazîfesidir. Aklın emretdiği bir vazîfe, bir borçdur. Fekat insanlar, kendi kusûrlu aklları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı şükr, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükr etmeye, saygı göstermeye yarayan vazîfeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.  

    İşte, insanların Allahü teâlâya karşı kalb, dil ve beden ile yapmaları ve inanmaları lâzım olan şükr borcu, kulluk vazîfeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuşdur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emr etdiği kulluk vazîfelerine “İslâmiyyet” denir. Allahü teâlâya şükr, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabûl etmez, beğenmez. Çünki, insanların iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslâmiyyet, bunları beğenmemekde, çirkin olduklarını bildirmekdedir.  

    Demek ki, aklı olan kimselerin, Allahü teâlâya şükr etmek, ibâdet yapmak için Muhammed aleyhisselâma uymaları lâzımdır.  Muhammed aleyhisselâma uyan kimse müslimândır. Allahü teâlâya şükr etmeye, ya’nî Muhammed aleyhisselâma uymaya da, “ibâdet etmek” denir.  

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 30

    3 min
  • Mezhep İmamları Kimlerdir?

    İ’tikâd bilgilerinde doğru olan tek yol vardır. Bu da (Ehl-i Sünnet vel-cemâ’at) mezhebidir. Yeryüzünde bulunan bütün müslimânlara doğru yolu gösteren ve Muhammed aleyhisselâmın yolunu değişmeden, bozulmadan öğrenmemize sebeb olan dört büyük zâtdır. Bunlardan birincisi, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe Numân bin Sâbitdir. İslâm âlimlerinin en büyüklerindendir. Ehl-i sünnetin reîsidir. İkincisi, İmâm-ı Mâlik bin Enes, üçüncüsü, İmâm-ı Muhammed bin İdrîs Şâfi’î, dördüncüsü, İmâm-ı Ahmed bin Hanbeldir “rahmetullahi aleyhim ecma’în”.  

    Bugün, bu dört imâmdan birine uymıyan bir kimse, büyük tehlükededir. Doğru yoldan sapmışdır. Biz bu kitâbımızda Hanefî mezhebine göre namâzla ilgili mes’eleleri, o mezhebin büyük âlimlerinin kitâblarından alıp, sâdeleşdirerek bildirdik.  

    Bu dört imâmın talebesinden ikisi, îmân bilgilerinde çok yükseldi. Böylece i’tikâdda mezheb iki oldu. Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun îmân, bu ikisinin bildirdiği îmândır. Fırka-i nâciyye olan Ehl-i sünnetin îmân bilgilerini yeryüzüne yayan bu ikisidir. Birisi, Ebû Mansûr-i Mâtürîdî, ikincisi, Ebûl Hasen Alî Eş’arîdir.  Bu iki imâm, aynı îmânı bildirmişlerdir. Aralarında olan birkaç fark, mühîm değildir. Hakîkatde aynıdır. İslâm âlimleri, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde övülmekdedir. Bir âyet-i kerîmede meâlen: (Hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?) buyurulmuşdur. Başka bir âyet-i kerîmede meâlen: (Ey müslimânlar! Bilmediklerinizi bilenlerden sorunuz) buyuruldu.  

    Hadîs-i şerîflerde geldi ki: (Allahü teâlâ ve melekler ve her canlı, insanlara iyilik öğreten müslimânlara düâ ederler). (Kıyâmet günü önce Peygamberler, sonra âlimler, sonra şehîdler şefâ’at edeceklerdir). (Ey insanlar, biliniz ki, ilm âlimden işiterek öğrenilir). (İlm öğreniniz. İlm öğrenmek, ibâdetdir. İlm öğretene ve öğrenene cihâd sevâbı vardır). (İlm öğretmek, sadaka vermek gibidir. Âlimden ilm öğrenmek, teheccüd namâzı kılmak gibidir). (İlm öğrenmek, bütün nâfile ibâdetlerden dahâ sevâbdır. Çünki, kendine de, öğreteceği kimselere de fâidesi vardır). (Başkalarına öğretmek için öğrenen kimseye, Sıddîklar sevâbı verilir). (İlm hazînedir. Anahtarı sorup öğrenmekdir). (İlm öğreniniz ve öğretiniz). (Herşeyin kaynağı vardır. Takvânın kaynağı, âriflerin kalbleridir). (İlm öğretmek günâhlara keffâretdir).   Namâz Kitâbı | Sayfa : 27

    4 min
  • ESHÂB-I KİRÂM Radıyallahü anhüm

    Peygamber efendimizin mubârek yüzünü görmekle, tatlı sözlerini işitmekle şereflenen müslimânlara, “Eshâb-ı kirâm” denir. Peygamberlerden sonra, gelmiş ve gelecek bütün insanların en hayrlısı, en üstünü Ebû Bekr-i Sıddîkdır “radıyallahü anh”. İlk halîfe budur. Bundan sonra insanların en üstünü Fârûk-ı a’zam, ikinci halîfe Ömer bin Hattâb, sonra en üstünü ve Resûlullahın üçüncü halîfesi, îmân, hayâ ve irfân kaynağı hazret-i Osmân bin Affân “radıyallahü anh”, bundan sonra insanların en hayrlısı, dördüncü halîfe, şaşılacak üstünlükler sâhibi, Allahü teâlânın arslanı Alî bin Ebî Tâlibdir “radıyallahü anh”. Hadîs-i şerîflerden anlaşıldığına göre hazret-i Fâtıma, hazret-i Hadîce, hazret-i Âişe, hazret-i Meryem, hazret-i Âsiye dünyâ kadınlarının en üstünüdürler. Hadîs-i şerîfde: “Fâtıma, Cennet hâtunlarının üstünüdür. Hasen ve Hüseyn de, Cennet gençlerinin yüksekleridir” buyuruldu.  

    Bunlardan sonra Eshâb-ı kirâmın en üstünleri (Aşere-i mübeşşere)dir. Cennetle müjdelenmiş on kişidir. Bunlar, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, Ömer-ül-Fârûk, Osmân bin Affân, Alî bin Ebû Tâlib, Ebû Ubeyde bin Cerrâh, Talha, Zübeyr bin Avvâm, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Sa’îd bin Zeyd, Abdürrahmân bin Avf “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în.” Sonra Bedr muhârebesinde, sonra Uhudda, sonra da Bî’at-ür-rıdvânda bulunanlardır.  

    Resûlullahın yolunda canlarını, mallarını fedâ eden, Ona yardım eden, Eshâb-ı kirâmın hepsinin ismlerini saygı ve sevgi ile söylemekliğimiz bize vâcibdir. Onların büyüklüğüne yakışmıyan sözler söylememiz, aslâ câiz değildir. İsmlerini saygısızca söylemek dalâletdir, sapıklıkdır.  

    Resûlullahı seven kimsenin, Onun Eshâbının hepsini de sevmesi lâzımdır. Çünki bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: “Eshâbımı seven, beni sevdiği için sever. Onları sevmiyen kimse beni sevmemiş olur. Onları inciten beni incitir. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitmiş olur. Allahü teâlâyı inciten kimse, elbette cezâ, acı karşılıklar. Günahlar sebebiyle âhirette çekilecek cezâ. '> azâb görecekdir.” Başka bir hadîs-i şerîfde: “Allahü teâlâ, benim ümmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine Eshâbımın sevgisini yerleşdirir. Onların hepsini canı gibi sever” buyurdu. Peygamberimiz vefât etdiği gün, Medîne şehrinde 33 bin Sahâbî vardı. Sahâbîlerin hepsi, yüzyirmidörtbinden fazla idi.   

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 26

    4 min
  • Peygamberimiz MUHAMMED “aleyhisselâm”

    Peygamberimiz MUHAMMED “aleyhisselâm”  

    Allahü teâlânın Resûlüdür. Habîbidir. Peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Babası Abdüllahdır. Mîlâdın beşyüzyetmişbir [571] senesi nisan ayının yirmisine rastlayan, Rebî’ulevvel ayının onikinci pazartesi gecesi, sabâha karşı, Mekkede tevellüd etdi. Babası, dahâ önce ölmüş idi. Altı yaşında iken annesi, sekiz yaşında iken dedesi öldü. Sonra, amcası Ebû Tâlibin yanında büyüdü. Yirmibeş yaşında iken, Hadîce-tül-kübrâ ile evlendi. Bundan dört kızı, iki oğlu oldu. İlk oğlunun adı Kâsım idi. Bundan dolayı, kendisine (Ebül-Kâsım) da denir.   

    Kırk yaşında iken, bütün insanlara ve cinne Peygamber olduğu bildirildi. Üç sene sonra, herkesi îmâna çağırmağa başladı. Elliiki yaşında iken, bir gece Mekkeden Kudüse ve oradan göklere götürülüp getirildi. Bu yolculuğuna (Mi’râc) denir. Mi’râcda, Cennetleri, Cehennemleri ve Allahü teâlâyı gördü. Beş vakt namâz, bu gece farz oldu. Târîhcilere göre mîlâdın 622 senesinde, Allahü teâlânın emri ile, Mekkeden Medîneye gitdi. Bu yolculuğuna (Hicret) denir. Medîne şehrinin Kubâ köyüne geldiği, Rebî’ul-evvel ayının sekizinci pazartesi gününe tesâdüf eden efrencî Eylül ayının yirminci günü müslimânların (Hicrî şemsî) târîh başlangıcı oldu. Müslimânların (Hicrî kamerî) seneleri de, o senenin Muharrem ayından başlar ve gökdeki ayın, dünyâ etrâfında oniki def’a dönmesi bir kamerî sene olur. Hicrî 11 [m. 632] senesinde, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi günü, öğleden evvel vefât etdi. Salıyı çarşambaya bağlıyan gece [Çarşamba gecesi] yarısı, vefât etmiş olduğu odaya defn edildi. Vefâtında, kamerî 63, şemsî seneye göre 61 yaşında idi.  

    Muhammed “aleyhisselâm” beyâz idi. Bütün insanların en güzeli idi. Güzelliğini, herkese belli etmezdi. Onun güzelliğini bir kerre gören, hattâ rü’yâda gören kimsenin ömrü, lezzet ve neş’e ile geçmekdedir. O, her zemânda, dünyânın her yerinde olan ve gelecek olan her insandan, her bakımdan üstündür. Aklı, fikri, güzel huyları, bütün organlarının kuvveti her insandan ziyâde idi.  

    Çocuk iken iki kerre, ticâret edenlerle Şâm tarafına gitdi ve Busrâ denilen yerden geri döndüler. Başka hiçbir zemân, hiçbir yere gitmedi. Ümmî idi. Ya’nî hiç mektebe gitmedi. Kimseden ders almadı. Fekat, herşeyi biliyordu. Ya’nî herneyi düşünse, herneyi bilmek istese, Allahü teâlâ Ona bildiriyordu. Cebrâîl “aleyhisselâm” adındaki melek gelip, Ona her istediğini söylüyordu. Mubârek kalbi, güneş gibi, nûr saçıyordu. Onun saçdığı ilm, ma’rifet nûrları, radyo dalgaları gibi, yerlere, göklere, heryere saçılıyordu. Şimdi, kabrinden de yaymakdadır. Yayma kuvveti, her ân artmakdadır. Elektro-manyetik dalgaları almak için, radyo alıcısı lâzım olduğu gibi, Onun nûrlarını almak için de, Ona inanan ve seven ve gösterdiği yolda giderek temizlenen kalb lâzımdır. Böyle kalbi olan insan, bu nûrları alır ve bu da, etrâfa neşr eder, yayar. Böyle büyük insanlara (Velî) denir. Bu Velîyi tanıyan, inanan ve seven kimse, bunun karşısında edeble oturur veyâ uzakda, onu edeb ile, sevgi ile düşünürse, bu kimsenin de kalbi, nûr, feyz almağa, temizlenmeğe, olgunlaşmağa başlar.

    9 min
  • İmanın Şartları - 6 Kadere İnanmak

    Ve bil-kaderi, hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ: Kadere, hayr ve şerlerin Allahü teâlâdan olduğuna inandım, demekdir. İnsanlara gelen hayr ve şer, fâide ve zarar, kazanç ve ziyânların hepsi, Allahü teâlânın takdîr etmesi iledir.  

    Allahü teâlânın bir şeyin varlığını dilemesine kader denilmişdir. Kaderin, ya’nî varlığı takdîr edilmiş olan şeyin var edilmesine (kazâ) denir. Kader ve kazâ kelimeleri birbirinin yerine de kullanılır.  

    Allahü teâlâ kullarına (İrâde) vermiş, bu irâdelerini, dilemelerini, işleri yaratmasına sebeb kılmışdır. Bir kul, bir şey yapmak isteyince, Allahü teâlâ da dilerse, o işi yaratır. Kul dilemezse, Allahü teâlâ da dilemez ve o şeyi yaratmaz.  

    Allahü teâlâ, herkese, tevekkülü emr eylemişdir. (Tevekkül îmânın şartıdır) meâlindeki âyet-i kerîme, bu emrlerden biridir. Sûre-i Mâidede, (Eğer îmânınız varsa, Allahü teâlâya tevekkül ediniz!), sûre-i Âl-i İmrânda, (Allahü teâlâ, tevekkül edenleri elbette sever), sûre-i Talâkda, (Bir kimse, Allahü teâlâya tevekkül ederse, Allahü teâlâ, ona kâfîdir), sûre-i Zümerde, (Allahü teâlâ, kuluna kâfî değil midir?) meâllerinde dahâ nice âyet-i kerîme vardır.  

    Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyuruyor ki, (Ümmetimden bir kısmını, bana gösterdiler. Dağları, sahrâları doldurmuşlardı. Böyle çok olduklarına şaşdım ve sevindim. Sevindin mi, dediler, evet dedim. Bunlardan ancak yetmişbin adedi hesâbsız Cennete girer dediler. Bunlar hangileridir diye sordum. İşlerine sihr, büyü, dağlamak, fal karışdırmayıp, Allahü teâlâdan başkasına, tevekkül ve i’timâd etmiyenlerdir buyuruldu). Dinliyenler arasında Ukâşe “radıyallahü anh”, ayağa kalkıp, (Yâ Resûlallah! Düâ buyur da, onlardan olayım) deyince, (Yâ Rabbî! Bunu onlardan eyle!) buyurdu. Biri kalkıp, aynı düâyı isteyince, (Ukâşe senden çabuk davrandı) buyurdu.  Tevekkül, sebeblere yapışıp, ilerisi için zihni yormamakdır.   

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 29

    4 min
  • İmanın Şartları - 5 Ahirete İnanmak

    Vel yevmil âhıri: Âhiret gününe inandım, demekdir. Bu zemânın başlangıcı, insanın öldüğü gündür. Kıyâmetin sonuna kadardır. Son gün denilmesi, arkasından gece gelmediği içindir. Yâhud dünyâdan sonra geldiği içindir. Kıyâmetin ne zemân kopacağı bildirilmedi. Fekat, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” birçok alâmetlerini haber verdi. Hazreti Mehdî gelecek. Îsâ aleyhisselâm gökden Şâma inecek. Deccâl çıkacak. Ye’cüc ve Me’cüc denilen kimseler her yeri karışdıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük zelzeleler olacak. Din bilgileri unutulacak. Fısk, kötülük çoğalacak. Harâmlar her yerde işlenecek. Yemenden ateş çıkacak. Gökler ve dağlar parçalanacak. Güneş ve Ay kararacak... gibi.  

    Kabr süâli vardır. Kabrde, Münker ve Nekîr meleklerine cevâb olarak şunları ezberlemelidir ve çocuklara da ezberletmelidir: (Rabbim, Allahü teâlâ, Peygamberim, Muhammed aleyhisselâm, dînim, islâm dîni, kitâbım, Kur’ân-ı kerîm, kıblem, Kâ’be-i şerîf, i’tikâdda mezhebim, Ehl-i sünnet vel-cemâ’at, amelde mezhebim, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe mezhebi). Kıyâmet günü herkes dirilecek. Mahşer yerinde toplanacak. Sâlihlerin amel defterleri sağından, kötülerin arka veyâ sol tarafından verilecek. Şirkden, küfrden başka her günâhı, Allahü teâlâ dilerse afv edecek, dilerse küçük günâh için de cezâ, acı karşılıklar. Günahlar sebebiyle âhirette çekilecek cezâ. '> azâb edecekdir.  

    Amellerin dartılması için (Mîzân) vardır. (Sırât köprüsü), Allahü teâlânın emri ile Cehennem üzerine kurulur. Muhammed Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimize mahsûs olan (Kevser havuzu) vardır.  (Şefâ’at) hakdır. Tevbesiz ölen mü’minlerin küçük ve büyük günâhlarının afv edilmesi için Peygamberler, Velîler, sâlihler, âlimler, melekler, şehîdler ve Allahü teâlânın izn verdikleri şefâ’at edecek ve kabûl edilecekdir.  

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 28

    3 min
  • İmanın Şartları - 4 Peygamberlere İnanmak

    Ve Rüsülihi: Allahü teâlânın Peygamberlerine inandım, demekdir. Peygamberler, Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşdurmak, doğru yolu göstermek için seçilmişlerdir. Bütün Peygamberler hep aynı îmânı söylemişdir. Peygamberlerde “aleyhimüsselâm” yedi sıfat bulunduğuna inanmak lâzımdır.  

    1– İsmet: Günâh işlememek. Peygamberler, herhangi bir dinde harâm olmuş ve olacak küçük ve büyük hiçbir günâh işlemezler.  

    2– Emânet: Peygamberler her bakımdan güvenilir kimselerdir. Aslâ emânete hıyânet yapmazlar.  

    3– Sıdk: Peygamberler sözlerinde, işlerinde ve her türlü davranışlarında doğru ve dürüst insanlardır. Aslâ yalan söylemezler.  

    4– Fetânet: Peygamberler çok akllı ve çok anlayışlı kimselerdir. Körlük, sağırlık gibi kusûrları bulunan kimselerden ve kadınlardan Peygamber gelmemişdir.  

    5– Teblîg: Peygamberler, insanlara bildirip açıkladıklarının hepsini Allahü teâlâdan gelen vahy ile öğrenmişlerdir. Bildirdikleri emr ve yasakların hiçbiri kendi düşünceleri değildir. Emr olunan şeylerin hepsini bildirmişlerdir.  

    6– Adâlet: Peygamberler hiç zulm ve haksızlık yapmazlar. Kimsenin hâtırı için adâletden ayrılmazlar.  

    7– Emnül-azl: Peygamberlikden atılmazlar. Dünyâda ve âhıretde hep Peygamberdirler.  

    Yeni din ve ahkâm getiren Peygamberlere Resûl denir.  Yeni bir din getirmeyip, insanları, önceki dîne da’vet eden Peygamberlere Nebî denir. Peygamberlere îmân etmek, aralarında hiçbir fark görmiyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sâdık, doğru sözlü olduklarına inanmak demekdir. Onlardan birine inanmıyan kimse, hiçbirine inanmamış olur.  

    Peygamberlik, çalışmakla, çok ibâdet yapmakla, açlık ve sıkıntı çekmekle ele geçmez. Yalnız Allahü teâlânın ihsânı, seçmesi ile olur. Sayıları belli değildir. Yüzyirmidört binden çok oldukları meşhûrdur. Bunlardan üçyüzonüç veyâ üçyüzonbeş adedi Resûldür. İçlerinden altısı dahâ yüksekdir. Bunlara Ülül’azm Peygamberler denir. Bunlar: Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed Mustafâ aleyhimüsselâmdır. Peygamberlerin otuzüçünün ismleri meşhûrdur. Bunlar: Âdem, İdris, Şît, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, Lût, İsmâ’îl, İshak, Ya’kûb, Yûsüf, Eyyûb, Şuayb, Mûsâ, Hârûn, Hıdır, Yûşa’ bin Nûn, İlyâs, Elyesa’, Zülkifl, Şem’ûn, İşmoil, Yûnüs bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokmân, Zekeriyyâ, Yahyâ, Üzeyir, Îsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed “aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâm”dır.  

    Bunlardan yalnız yirmisekizinin ismi, Kur’ân-ı kerîmde bildirilmişdir. Zülkarneyn, Lokmân, Üzeyir ve Hıdırın, Peygamber olup olmadıklarında ihtilâf vardır. Muhammed Ma’sûm hazretleri 2.ci cild, 36.cı mektûbda, Hıdır aleyhisselâmın Peygamber olduğunu bildiren haberin kuvvetli olduğunu yazmakdadır. 182.ci mektûbda, Hıdır aleyhisselâmın insan şeklinde görülmesi ve ba’zı işleri yapması, Onun hayâtda olduğunu göstermez. Allahü teâlâ, Onun ve birçok Peygamberlerin ve velîlerin rûhlarının insan şeklinde görülmesine izn vermişdir. Onları görmek, hayâtda olduklarını göstermez, demekdedir.   

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 22 - 23

    5 min
  • İmanın Şartları - 3 Kitaplara İnanmak

    Ve kütübihi: Allahü teâlânın indirdiği kitâblara inandım, demekdir. Allahü teâlâ bu kitâbları, ba’zı Peygamberlere Cebrâîl ismindeki melekle vahy ederek, ya’nî okutarak, ba’zılarına ise, levhâ üzerine yazılı olarak, ba’zılarına da, meleksiz işitdirerek, indirdi. Hepsi Allahü teâlânın kelâmıdır. Ezelî ve ebedîdirler. Mahlûk değildirler. Hepsi hakdır. Semâvî kitâblardan bize bildirdikleri yüzdörtdür. Bunlardan on suhûf, Âdem aleyhisselâma, elli suhûf, Şît aleyhisselâma, otuz suhûf, İdris aleyhisselâma, on suhûf, İbrâhîm aleyhisselâma, Tevrât, Mûsâ aleyhisselâma, Zebûr, Dâvüd aleyhisselâma, İncîl, Îsâ aleyhisselâma, Kur’ân-ı kerîm, Muhammed aleyhisselâma inmişdir.  

    Allahü teâlâ, insanların dünyâda huzûr içinde yaşamaları, âhıretde de sonsuz se’âdete kavuşmaları için, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselâmdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselâma kadar, birçok Peygamber vâsıtası ile kitâblar göndermişdir. Bu kitâblarda, îmân ve ibâdet esâslarını açıklamış, insanların muhtâc oldukları her husûsda bilgi verilmişdir.  

    Bunlardan Kur’ân-ı kerîm, son ilâhî kitâbdır. Kur’ân-ı kerîmin gönderilmesinden sonra, diğer bütün ilâhî kitâbların hükmleri yürürlükden kaldırılmışdır. Cebrâîl aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerîmi, Muhammed aleyhisselâma yirmiüç senede getirmişdir. Kur’ân-ı kerîm, 114 sûre, 6236 âyetdir. Bu rakamın ba’zı kitâblarda değişik yazılması, bir uzun âyetin birkaç Alâmet, nişan.'> âyet sayılmasındandır. Çünki, Kur’ân-ı kerîm indirildiğinden beri hiçbir değişikliğe uğramamış, bundan sonra da uğramıyacakdır. Kur’ân-ı kerîm, Allah kelâmıdır. Böyle bir kitâbın insanlar tarafından yapılması mümkin değildir. Bir âyeti gibi bile söylemek mümkin olamamışdır.  

    Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” âhırete teşrîflerinden sonra, birinci halîfesi olan hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, Kur’ân-ı kerîmin âyetlerini bir araya toplatdı. Böylece bir (Mushaf) meydâna geldi. Eshâb-ı kirâmın hepsi, bu mushafın Allah kelâmı olduğunu sözbirliği ile bildirdiler. Üçüncü halîfe Osmân “radıyallahü anh”, bu mushafdan altı tâne dahâ yazdırdı. Ba’zı vilâyetlere gönderdi.  

    Kur’ân-ı kerîmi aslı üzere okumak lâzımdır.  

    Başka harflerle yazılmış olanlara Kur’ân-ı kerîm denmez.  

    a) Mushafı eline alırken, abdestli olmalı, kıbleye karşı oturup, dikkat ile okumalıdır.  

    b) Ağır ağır, huşû’ ile okumalıdır. 

    c) Mushafa bakarak, her âyetin hakkını vererek okumalıdır.  

    d) Tecvîd kâidelerine göre okumalıdır.  

    e) Okuduğunun Allah kelâmı olduğunu düşünmelidir.  

    f) Kur’ân-ı kerîmin emr ve yasaklarına uymalıdır.   

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 21

    4 min
  • İmanın Şartları - 2 Meleklere İnanmak

    Ve melâiketihi: Allahü teâlânın meleklerine inandım, demekdir. Allahü teâlânın kullarıdırlar. Hepsi Allahü teâlânın emrlerine itâat ederler. Günâh işlemezler. Erkek ve dişi değildir. Evlenmezler. Diridirler. Yimezler, içmezler, uyumazlar. Nûrânî cismdirler, akllıdırlar. En üstünleri dört tânedir.  

    1– Cebrâîl aleyhisselâm: Vazîfesi, Peygamberlere vahy getirmek, emr ve yasakları bildirmekdir.  

    2– İsrâfil aleyhisselâm: Sûr’a üfürmekle vazîfelidir. Birinci üfürmesinde hâsıl olan sesi işiten, Allahü teâlâdan başka her diri ölecek, ikincisinde hepsi tekrâr dirilecekdir.  

    3– Mikâil aleyhisselâm: Rızk gönderilmek, ucuzluk, bolluk, kıtlık, pahalılık ve her maddeyi hareket etdirmekle vazîfelidir.  

    4– Azrâil aleyhisselâm: İnsanların rûhunu almakla vazîfelidir.  

    Bunlardan sonra dört sınıf melek vardır. Hamele-i Arş denen melekler dört tânedir. Huzûr-i ilâhîde bulunan meleklere, Mukarrebîn denir. cezâ, acı karşılıklar. Günahlar sebebiyle âhirette çekilecek cezâ. '> Azâb meleklerinin büyüklerine Kerûbiyân, rahmet meleklerine Rûhânîyân denir. Cennet meleklerinin büyüğünün adı Rıdvân, Cehennem meleklerinin büyüğünün adı Mâlikdir. Cehennem meleklerine Zebânî denir. Sayısı en çok olan mahlûk meleklerdir. Göklerde, meleklerin ibâdet etmedikleri boş bir yer yokdur.   

    Namâz Kitâbı | Sayfa : 20

    2 min

About Askıda Kitap

From the publisher's feed

Kanalımızda bulunan ses kayıtlarının hepsi büyük ehli sünnet alimlerinin orijinal kitaplarından veya tercümelerinden kesitleri içermektedir. Bu kitapların tamamına askidakitap.net sitesinden…

More shows like Askıda Kitap

Kuran Dinle by Kuran Dinle

Kuran Dinle

7 Listeners