
Sign up to save your podcasts
Or


Kalbi temizlemek için, zikre büyüklerin bildirdiği gibi, devâm etmelidir. Zikre, ya’nî kalbin, Allahü teâlâyı hâtırlamasına, anmasına mâni’ olan herşeyi, kendine düşmân bilmelidir. İslâmiyyete ne kadar çok yapışılırsa, Onu anmanın lezzeti artar. İslâmiyyete uymakda, gevşeklik, tenbellik artdıkca, o lezzet de azalır ve kalmaz olur ve kalb kararıp, temizliği azalır. Zikrin çeşidleri çokdur. En fâidelisi, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallahü Vallahü ekber. Allahü ekber ve lillahil hamd)dır. Buna (Tekbîr-i teşrîk) de denir. Kalbi temizlemek için, bunu çok okumalıdır.
Herkese Lâzım Olan Îmân | Sayfa : 475
İslâmiyyetde ibâdet yapmak için, niyyetin büyük önemi vardır. Yapılan her işin islâmiyyete uygun olup olmadığı, niyyet ile anlaşılır. Allahü teâlâ, Cehennemden kurtulmağı ve Cennete girmeği vazîfe olarak bildirmeseydi, yalnız Cenneti, Cehennemi düşünerek yapılan ibâdetler de makbûl olmazdı. Tesavvuf büyükleri, Evliyâ-i kirâm “kaddesallahü teâlâ esrârehüm”, ibâdet yaparken bunları düşünmezler. Yalnız Allahü teâlânın rızâsını düşünürler. Fekat her müslimânın âhıret menfe’atlerini düşünmesi, kâfi görülmüşdür. İbâdetleri âdetden ayırmak için, dünyâ menfe’atlerini düşünmemek şart olmuşdur.
Allah için ve âhıret menfe’ati için yapılan şeyler, ibâdet olmuşdur. Dünyâ menfe’ati için yapılan şeyler, âdet sayılmışdır.
İslâmiyyetde niyyet o kadar mühimdir ki, islâmiyyetin emr etdiği bir şey, dünyâ menfe’ati için yapılınca sahîh ve makbûl olmuyor. Dünyâ işi sayılıyor. Herhangi bir dünyâ işi de, âhıret menfe’ati için yapılınca, ibâdet hâlini alıyor. Bu hadîs-i şerîfi göz önüne alarak, düşüncesini temizleyen ve niyyetini düzelten bir kimse, yimekde, içmekde ve her dürlü dünyâ işlerinde âhıret fâidesini gözeterek, sevâb kazanmak fırsatını elden kaçırmaz. İnsanlar bütün işlerinde, hattâ ibâdetlerinde, dünyâ menfe’ati, maddî kazanç aramağa alışdırılırsa, menfe’atperestlik, egoistlik hâsıl olur. Hâlbuki islâmiyyet, nefslerin böyle kötü isteklerini yatışdırmağı, maddîcilikden fedâkârlık etmeği, menfe’ati hakîr görmeği, ahlâkın ve rûhun temizlenmesini, yükselmesini istemekdedir.
İslâmiyyete uymanın, ibâdet etmenin, dünyâ menfe’atleri üzerine kurulmayacağı, akl sâhibleri için pek meydânda olan bir hakîkatdir. Böyle olduğunu aşağıdaki âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler de, ayrıca göstermekdedir: Şûrâ sûresinin yirminci âyet-i kerîmesinde meâlen, (Âhıreti kazanmak için çalışanların kazançlarını artdırırız. Dünyâ menfe’ati için çalışanlara da, ondan veririz. Fekat, âhıretde bunların eline birşey geçmiyecekdir) buyuruldu. İsrâ sûresinin onsekizinci ve ondokuzuncu âyet-i kerîmelerinde meâlen, (Menfe’atleri ve lezzetleri çabuk geçen, tükenen dünyâyı isteyenlerden, dilediğimize, istediğimizi veririz. Âhıret menfe’atleri için çalışan mü’minlerin mükâfâtları boldur) buyuruldu.
Fâideli Bilgiler | Sayfa : 215-216
Kuşluk [Duhâ] nemâzını terk etme! Resûl-i ekrem buyurdu ki: (Yâ Ebâ Hüreyre! Kuşluk nemâzını terk etme! Cennetin bir kapısı vardır ki, ona “Duhâ kapısı” derler. Bu kapıdan yalnız kuşluk nemâzı kılanlar girer.) Her kim kuşluk nemâzını iki veyâ dört rek’at kılarsa, zâkirler zümresine yazılır. Altı veyâ sekiz rek’at kılsa, sıddîklar zümresine yazılır. [Bu vaktlerde kazâ nemâzı kılan, hem borcundan kurtulur, hem de bu sevâblara kavuşur.]
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 422
Erkek olsun, kadın olsun, her müslimânın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emrlerine, ya’nî farzlara ve yasak etdiklerine [harâmlara] uyması lâzımdır. Hergün bir kerre, (Yâ Rabbî! Bilerek veyâ bilmiyerek küfre sebeb olan bir söz söyledim veyâ bir iş yapdım ise, nâdim oldum, pişmân oldum. Beni afv et) diyerek tevbe etse, Allahü teâlâya yalvarsa, muhakkak afv olur. Cehenneme gitmekden kurtulur. Cehennemde sonsuz yanmamak için, hergün muhakkak tevbe etmelidir. Bu tevbeden dahâ mühim bir vazîfe yokdur. Tekrâr bildirelim ki, kul hakkı bulunan günâhlara tevbe ederken, bu hakları ödemek ve terk edilmiş nemâzlar için tevbe ederken, bunları kazâ etmek lâzımdır.
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 123
Hazret-i Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Her kim sabâh nemâzının farzını cemâ’at ile kılarsa, kıyâmet gününde yüzü ayın ondördü gibi parlar. Öğle ve ikindi nemâzlarının farzlarını cemâ’at ile kılsa Hak teâlâ, o kula bin saf melek müvekkel kılıp, kıyâmet gününe kadar onun için tesbîh ederler. Her kim akşam nemâzını cemâ’at ile kılsa, Hak teâlâ hazretleri o kişiyi Peygamberlerle haşr eder. Her kim yatsı nemâzını cemâ’at ile kılsa, o kimse ile Hak teâlâ arasında hicâb kalmaz.)
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 407
Hadîs-i şerîfde, (Tevbe eden, günâh işlememiş gibi olur) ve (Günâhına pişmân olmayıp, dili ile istigfâr eden, günâhında devâm edicidir. Rabbi ile alay etmekdedir) buyuruldu. İstigfâr etmek, (estagfirullah) demekdir. Bunun ma’nâsı, (Beni afv et Allahım) demekdir. Muhammed Osmân Hindî “kuddise sirruh Şifâ için, [Tevbe ediniz ve] istigfâr düâsını çok okuyunuz.) [Ya’nî, Estagfirullâhel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüv el hayyel kayyûme ve etûbü ileyh deyiniz!] Ölümden başka bütün derdlere, hastalıklara karşı fâidelidir. Ölüm hastasının ağrılarını, sancılarını yok eder, râhat ölmesini sağlar. Bu düâ, (Hak Sözün Vesîkaları) kitâbında sahîfe 344 de uzun yazılıdır. Hûd sûresinde elliikinci âyetinde meâlen, (İstigfâr okuyunuz! İmdâdınıza yetişirim) buyuruldu. Hadîs-i şerîfde (İstigfâra devâm edeni Allahü teâlâ derdlerden kurtarır) buyuruldu. Her zemân ve her yerde ve nemâzlardan sonra ve yatarken, ma’nâlarını düşünerek, çok (Estagfirullah min külli mâ kerihallah) veyâ kısaca (Estagfirullah) demelidir. Allahü teâlâ, şifâ ve halâs ve dileklerini ihsân eder. Muhammed Ma’sûm hazretlerinin 6.cild, 121.ci mektûbundaki hadîs-i şerîfde, (Kalbim üzerinde perde hâsıl oluyor. Hergün yetmiş kerre istigfâr ediyorum!) buyuruldu. Hâlid bin Zeyd câmi’inin müezzinleri her nemâzdan sonra şu düâyı okurlardı: (Rabbenâ amennâ bi mâ enzelte vetteba’ nerresûle fektübnâ ma’aşşâhidîn).
Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, günâh işleyip sonra pişmân olan kulunu, istigfâr etmeden önce afv eder) ve (Günâhınız çok olup göklere kadar ulaşsa, tevbe edince, Allahü teâlâ, tevbenizi kabûl eder) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîfler, kul hakkı bulunmıyan günâhlar içindir. Hadîs-i şerîfde, (Günâh, üç dürlüdür: Kıyâmetde magfiret olunmıyan, terk edilmiyen ve Allahü teâlâ dilerse afv edeceği günâh). Kıyâmet günü muhakkak afv olunmıyacak günâh, şirkdir.
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 122
Allahü teâlâdan korkmalı, Onun rahmetinden ümmîdi kesmemelidir. Ümmîd, recâ, korkudan çok olmalıdır. Böyle olanın ibâdetleri zevkli olur. Gençlerde korkunun dahâ fazla olması, ihtiyârlarda recânın dahâ fazla olması lâzımdır denildi. Hastalarda recâ fazla olmalıdır. Korkusuz recâ ve recâsız korku câiz değildir. Birincisi emîn olmak, ikincisi ümmîdsiz olmakdır. Hadîs-i kudsîde, (Kulumu, beni zan etdiği gibi karşılarım) buyuruldu. Zümer sûresinin elliüçüncü âyet-i kerîmesinde meâlen, (Allah bütün günâhları afv eder. O gafûrdur, rahîmdir) buyuruldu. Bunlardan, recânın fazla olması lâzım geldiği anlaşılmakdadır. (Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez) ve (Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız) hadîs-i şerîfleri de, havfın, korkunun fazla olması lâzım geldiğini göstermekdedir.
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 40
Tefsîr âlimleri, Bekara sûresinin yüzelliikinci âyet-i kerîmesini tefsîr ederek, Allahü azîm-üş-şân, (Kullarım! Siz beni tâ’at ile zikr ederseniz, ben de sizi rahmet ile zikr ederim. Ve eğer siz beni düâ ile zikr ederseniz, ben de sizi icâbet ile zikr ederim. Ve eğer siz beni tâ’at ile zikr ederseniz, ben de sizi na’îmim [Cennetim] ile zikr ederim. Ve eğer siz beni, tenhâlarda zikr ederseniz, ben de sizi Cem’ıyyet-i kübrâda [mahşerde] zikr ederim. Ve eğer siz beni, yoklukda zikr ederseniz, ben de sizi yardımım ile zikr ederim. Ve eğer siz beni icâbetle zikr ederseniz, ben de sizi hidâyetle zikr ederim. Ve eğer siz beni, sıdk ve ihlâs ile zikr ederseniz, ben de sizi halâs ve necât [kurtulmak] ile zikr ederim. Ve eğer siz beni, fâtiha-i şerîfe ile ve fâtiha-i şerîfenin içindeki rübûbiyyet ile zikr ederseniz, ben de sizi rahmetim ile zikr ederim) buyurur dediler.
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 190
Cümle mü’minlerin bayramı beş nev’dir:
İslâm Ahlâkı | Sayfa : 302
From the publisher's feed

7 Listeners