
Sign up to save your podcasts
Or


Bir sabah uyanıyorsun.
Her şey yolunda gibi… ama içten içe bir şey oturmuyor.
Bu bölümde şunu sorguluyoruz:
Düşüncelerimiz gerçekten bize mi ait, yoksa başkalarından ödünç mü?
İstediğimizi mi yaşıyoruz, yoksa “istememiz gerektiği” öğretileni mi?
Oscar Wilde’ın rahatsız eden bir sözüyle başlayıp,
taklit hayatların nasıl fark edilmeden kurulduğunu,
kendin olmanın neden romantik değil de acı verici olduğunu
ve maskeler düştüğünde geride ne kaldığını konuşuyoruz.
Bu bölüm sana cevap vermek için değil,
seni durdurmak ve tek bir soru sormak için var:
“Bu hayat gerçekten benim mi?”
Eğer dinlerken huzursuz hissedersen,
doğru yerdesin.
31 Aralık gecesi garip bir gece. Çünkü insan, takvim değişince hayatının da değişeceğini sanıyor.
Bu bölüm bir “gaz” bölümü değil.“2026 harika olacak” demiyorum.“Hedef listesi yap” da demiyorum.
Bu bölüm, yeni başlangıç fantezisini masaya yatırıyor.Neden her sene aynı yerde kaldığımızı,neden motivasyonun yetmediğini,neden başlamadan önce aslında bırakmamız gerektiğini konuşuyoruz.
Şunlara bakıyoruz:
– “Yeni başlangıç” fikri neden bu kadar cazip?– Bu sene kendimizden tam olarak nerede kaçtık?– Bitirmediğimiz şeyler neden yeni hayatlara yer açmıyor?– Motivasyon yerine nasıl sistem kurulur?– Kendinle nasıl daha dürüst bir anlaşma yapılır?
Bu bir kişisel gelişim konuşması değil.Bu bir yüzleşme alanı.
Eğer bu yıl:– kendine aynı sözleri verip tutamadıysan– “seneye kesin” deyip yine ertelediysen– yeni yıl kararlarından yorulduysan
Bu bölüm senin için.
Yeni yıl seni kurtarmayacak.Ama belki bu sefer, kendinle daha dürüst olabilirsin.
🎧 Kulaklığı tak.Gaz yok.Yalan yok.Kaçış yok.
Görüşürüz.
Bu bölüm bir başarı özeti değil.
Bu yıl tam zamanlı bir içerik üreticisi olmaya karar verdim ve 8 Ocak’ta istifa ettim.
Ürettim, büyüdüm, 250 bin abone eşiğini geçtik.
Ama bu bölüm rakamlarla ilgili değil.
Bu bölüm;
içerik üretirken çözülen anlam arayışıyla,
aynı anda yaşanan yalnızlıkla,
kaybedilen arkadaşlıklarla,
ve “insanlar beni mi seviyor, yoksa ürettiğim şeyi mi?” sorusuyla ilgili.
Hayatımın hem en iyi hem de en kötü senesini anlatıyorum.
Romantize etmeden, motive etmeye çalışmadan, olduğu gibi.
Eğer sen de bir şeyleri inşa ederken
bir yandan eksildiğini hissediyorsan,
bu bölüm sana tanıdık gelebilir.
Bu bölüm, bir insanın hayatından çıkacağını bile bile neden onu bırakmadığımızın psikolojik ve duygusal temelini anlatıyor.
Aslında tutmaya çalıştığımız kişi değil; kendi içimizdeki eksiklik, belirsizlik korkusu, çocuklukta oluşmuş yarım kalmış kimlikler, beynin kaybı telafi etme paniği.
Bu bölümde şunları konuşuyoruz:
– Neden “giden birini” kurtarmaya çalışırız?
– Belirsizlik beynimizi nasıl bağımlı hâle getirir?
– Kaybettiğimiz kişi mi, yoksa onun temsil ettiği kimlik mi?
– Zaman kazanıyorum sanarken nasıl ömrümüzü veriyoruz?
– Bırakmak gerçekten kaybetmek mi, yoksa kendine dönmek mi?
Bu bir ayrılık bölümü değil.
Bu, kendini geri alma bölümü.
Eğer birini tutmaya çalışıyorsan, aslında neyi tutuyorsun?
Bu sorunun cevabını birlikte açıyoruz.
Ertelediğin her şeyin kökünde aynı yalan var: “Zamanım var.”
Bu bölüm, bu yalanı paramparça ediyor.
Memento Mori’nin estetize edilmiş süs versiyonunu değil, gerçek ve rahatsız edici hâlini anlatıyorum.
Zamanın sınırlı olduğunu fark ettiğinde, bütün hayat düzenin çöküp yeniden kurulacak.
Bu bölüm bir uyanma çağrısıdır.
Bugün gerçekten yaşayıp yaşamadığını yüzüne vuracak.
Carl Jung’un şu sözü, ruhumuzun büyümesi için derin bir gerçeği hatırlatıyor: ‘Hiçbir ağaç cennete yükselemez, kökleri cehenneme inmedikçe.’
Hayatımızdaki en karanlık anlar—kaybettiğimiz insanlar, yaşadığımız başarısızlıklar, içimizde sakladığımız öfke ve korkular—aslında ruhumuzun köklerini derinleştiren deneyimlerdir. Bu bölümde gölgemizle yüzleşmenin, acının öğretmenliğinin, mitolojideki cehenneme iniş yolculuklarının ve kendi hayatımızdaki zorlukların bize nasıl güç kattığını konuşacağız. Çünkü sadece ışığımızı değil, karanlığımızı da kucakladığımızda gerçekten bütünleşiyoruz. Ve işte o zaman, dallarımız göğe uzanıyor.
Hayatımızda yaşadığımız birçok şey bizim kontrolümüzde değildi. Doğduğumuz aile, büyüdüğümüz şehir, çocukluk deneyimlerimiz… Hepsi bizi şekillendirdi. Ama Jung’un şu sözü, zinciri kırıyor: ‘I am not what happened to me, I am what I choose to become.’
Bu bölümde şunu konuşacağız: Geçmişin gölgesinde yaşamaya devam mı edeceğiz, yoksa seçimlerimizle geleceğimizi mi inşa edeceğiz? Küçük adımların kimliğimizi nasıl değiştirdiğini, mağduriyet rolünün güvenli ama kısıtlayıcı yanlarını ve sorumluluk almanın bizi nasıl özgürleştirdiğini tartışacağız. Çünkü geçmişimizi değiştiremeyiz, ama kim olacağımızı seçebiliriz. Ve belki de en kritik soru şu: ‘Bugün kim olmayı seçeceksin?’
Bazen kendi hayatımızı yaşarken, farkında olmadan bir başkasının yarım kalmış hikâyesini sürdürüyor olabilir miyiz? Jung’un çok sarsıcı sözü vardır: ‘Bir çocuğun taşımak zorunda olduğu en büyük yük, ebeveynlerinin yaşanmamış hayatıdır.’
Bu bölümde, ailemizin bize fark ettirmeden bıraktığı görünmez zincirleri konuşuyoruz. Hayallerimiz gerçekten bize mi ait, yoksa başkasından miras kalan bir gölge mi? Ebeveynlerin yaşanmamış hayatları çocukların kimliğinde nasıl bir iz bırakır, bu yükü nasıl fark ederiz ve ondan nasıl özgürleşebiliriz? Gel, birlikte keşfedelim.
Nietzsche’nin meşhur sözü “Canavarlarla savaşan kişi,kendisinin de canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir. Uzun süre uçurumabakarsan, uçurum da sana bakar” üzerinden insanın içindeki karanlığı,toplumsal mücadeleleri ve modern dünyada kötülükle yüzleşmenin tehlikelerinikonuşuyoruz. Bu bölüm, karanlığa bakarken insan kalabilmenin yollarını arıyor.
Bu bölümde hayatımda en çok iz bırakan dört filmi konuşuyorum: La La Land’in aşk ve hayal arasında bıraktığı ikilem, About Time’ın bize hatırlattığı sıradan anların değeri, Interstellar’ın zamanın acımasızlığına karşı sevgiyi pusula yapması ve Good Will Hunting’in kalbini açmanın zekâdan daha cesur bir şey olduğunu göstermesi.
Bu filmler bana hayatın farklı dönemlerinde farklı dersler verdi. Belki sana da kendi seçimlerini, kendi “keşke”lerini ve kendi bağlarını hatırlatır. Dinlerken kendine şu soruyu sor: Senin filmin hangisi olurdu?
From the publisher's feed