BİRKAÇ SATIR ŞİİR

BİRKAÇ SATIR ŞİİR

By Sezer KıvrakdalArtsBooks
Download on the App Store

BİRKAÇ SATIR ŞİİR episodes

  • Sitare (Dilâver Cebeci Şiiri)
    Çeşmek Be-zen Sitare
    Ezmen Mekon Kenâre”
    Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
    Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
    Kirpiklerin yüreğime batıyor
    Telaşlı bir kalabalığın ortasında
    Ayaküstü konuşuyoruz
    Nedimin nigehban nergisleri gibi
    Üstümüzde bütün nazarlar
    Çok utanıyorum Sitare
    Dün oturup hesap ettim
    Sen doğduğun zaman
    Ben bir askeri mektepte talebeymişim
    Sen bilmezsin Sitare
    Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
    Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
    Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
    Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
    Bir derin uykuya atardım kendimi
    Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
    Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım
    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
    Seninle konuşurken Sitare
    Aklıma yıldızlar dökülüyor
    Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
    Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
    Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
    Gökyüzü salkım salkım
    Zigguratlar tıklım tıklım
    Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
    Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
    Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
    Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
    Gözlerine baktığım zaman Sitare
    Bütün çöllere ay doğuyor
    Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
    En kuytu vahaları dolaşıyorum
    Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
    Çadırla su arasında bir cılga var
    O cılgada narin ayak izlerin var
    Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var
    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
    Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
    Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
    Biliyorum içinde bir sızı var
    Bıçak ağzı gibi bir sızı var
    Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
    Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
    Kuzeyden güneye
    Güneyden kuzeye
    Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
    Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
    Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
    Geviş getiriyorlar ufka bakarak
    Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
    Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
    Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
    Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
    “Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
    Çok eski bir gerçektir bu biliyorum
    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
    Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
    Ve ikimizde ıslanıyoruz
    Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
    Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
    Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
    Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
    O şehirde sırılsıklam gezerdim
    Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
    Tapınaklar insanları safra gibi atardı
    Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
    Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
    Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
    Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
    Oturup Aprın Çor Tigin ile seni konuştuk
    Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
    Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
    Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
    Adam akıllı yorulmuşum
    Ellerin böyle olmamalıydı
    Ellerine acıyorum
    Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
    Durup durup ıssız yerlerde
    “güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
    Daha çok işimiz var” diyorum
    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
    6 min
  • Gitmek Üzerine (Şiir Benim :)
    Gitme, henüz en güzel saatleri günün
    Ve en güzel tarihi, 30 ağustos bugün
    Gitme, bir zafer daha yaşansın
    Bu sefer yüreğimde
    Ve savaşla değil, sevgiyle
    Bir kez de ben kazanmış olayım hep kaybettiğim bu aşk oyununu
    Ellerimle teslim ettiğim gönül kalelerini, ben zapt edeyim bir kez de
    Ve ardından bir bayram havası, bir şetaret.
    Ardından kutlayan çocuklar bu zaferi
    Sevgi sokaklarında
    Gitme, en güzel saatleri Aşkın
    Gittiğinden beri bu hislere değilim alışkın
    Ve gittiğinden beri yüzüm mutsuzluk taşkın
    Gitme,
    Gidiyor zaten gençliğimiz kayarak ellerimizden
    Yitiriyoruz günbegün takvim yapraklarını ömrümüzden
    Her düşen takvim yaprağında,
    bir gün daha ölüyoruz ayrı ayrı birbirimizden
    Gitme
    “Sezer Kıvrakdal”
    2 min
  • Deli Gibi Uykum Var Nermin (Alper Gencer Şiiri)
    Deli gibi uykum var Nermin
    gözlerimi yumsam
    mayınlar patlayacak çobanlarımda
    kuzular geceye
    kırık bir kaval gibi dizilecekler
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    dünyasız kaldıkça böyle
    aklıma seni düşürüyorum
    karnıma bir tank giriyor
    gibi seni düşünüyorum
    alnımda harp
    kaşlarıma basa basa yürürken
    çehreme çalınmış hilal
    kalbimden küllerle fışkıracak neredeyse
    dönüp baksan ölümün elimden olacak
    bir terazi bozacak eski bir teraziyi
    morga mor çalacak pıhtılaşan kan
    terlemeyen bir at patlayacak koşarken
    dönüp baksan Şeddad’ı indirecek kıyamet!
    tül
    rüzgarla değil artık
    güneş
    bile battı
    savrulan balyoz
    içinden geçiyor buharın
    tutan el
    yarıyor suyu
    kan zerk aleminde seninle dolanırken kuyumu
    kıyıldı nikah
    ölsem de durur nişanı
    ben bir tek damarımı bilirim onun da adı Şah!
    deli gibi uykum var Nermin
    şuramda sen
    gecenin üçünde çevirmeme girmişsin
    o dakka telsizime
    ela gözlü türküler çalmışlar
    ve devletin dinlenmeden dinleyen dinlileri
    dillerimi işkenceye sağmışlar
    anlatamıyorum Nermin
    bu dudak öpemez deyince bana inanmıyorlar
    kimin içine değebilmiş bir dudak?
    mühür verilmiş ateşe
    ve erimemişse mühür
    bülbül ne için ölsün ki güle?
    o çekiç gözlü, bahçıvan mı sanıyormuş kendini?
    bizi elindeki çivilerle mi döndürecekmiş çöle?
    deli gibi uykum var Nermin
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    ben her gün bir emevi asıyorum içimde
    azalmıyorlar Nermin
    omzumda bir gülünç ağrısı
    nereye gitsem
    varır varmaz arıyorum seni kendime
    yapacak bir şeyim yok
    çok sağanak yağdın zarlarıma
    beni içime kadar ıslattın Nermin
    zührevi bir felçsin arlarıma
    şuramda sen
    şuramda…
    son sürat kan kaybediyorken
    devrilen bir ambülansın içinde kadar şuramda…
    açıp gösteremiyorum Nermin
    yasal tedbir koymuşlar gözyaşlarıma
    deli gibi uykum var Nermin
    bir mengene
    ile şakaklarımı
    yeniden sipariş ettim kendime
    urlarımı cellâdıma bahşiş bıraktım
    zaten nereye uzansam ölüm
    içime bir gardiyan kaçmış gibi ben
    koğuşlarımdan sana daraltılmışım
    ipin koptuğu yerden boşanan bir çığlığınsın
    iki el sıksan havaya
    iki kuş düşer verir kalbini
    ama beni bir bahane bulup da…
    kurbağaları tartmaktan dönen bir yılgınlığınsın
    deli gibi uykum var Nermin
    gözlerimi tankerler boşaltıyor
    gözlerini gözlerimden al
    beraber bir şeylere bakalım
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    elimi çabuk tutman lazım
    ben ki
    böbreklerimle hayata bağışlanmışım
    anlamak istemediğim bir şey var gülüşünde
    istimlak edilmiş gövden
    ne kadar da kanlı duruyor sermayenin dişinde
    böyle ru be ru
    böyle eli belinde müteyakkız
    sittin sene geçse anlaşamayız
    beraber bir şeylere bakalım Nermin
    bakmayalım hiç birbirimize
    deli gibi uykum var Nermin
    gövdemi söküyor şafak
    ipliğim çözüldükçe
    içimde ağırlaşan bir ittifak
    cebimde Marx
    boynumda dükkan kapatan esnaf
    dünya elindeki aynayla
    açı kuruyor omuzlarımın ortasına
    uyumuyorum Nermin
    kustuğum kükürt soluduğum azotla akraba
    birbirini bulan iki açık pencere
    gibi cereyan yapıyoruz seninle hayata
    artık kabullendim:
    beni karşılamıyorsun burada!
    ben senin uyuduğun yerlerde geziyorum
    sen benim sürülerimi sürüyorsun bozkırlarına
    deli gibi uykum var Nermin
    elimden hiçbir şey gelmiyor inan
    ben nasıl uyurum sen uyanmazsan
    Allah biliyor hiçbir şeyim yok
    sevilecek şeyler ağaçların arasından geçip gidiyor
    seni sevmek de öyle orman!
    yanınca bitiyor her şey yanınca bitiyor
    kalanlarla avunmuyorum Nermin
    sen yoksun her nasıl olmayacaksan
    bu imtihan bu debi
    o terli atın külündense bu kalp
    çok sevinirim ya Rabbi
    beni her yerimden kapatırsan
    6 min
  • Bekarlar İçin Pratik Ütü Teknikleri (Yavuz Erdem)
    Bekarlar İçin Pratik Ütü Teknikleri
    Omuzumdaki kırışık gömleğimin ütüsüzlüğüyle açıklanabilir bir durum değil.
    Kokusu duyumsanır bir evliyanın geçtiği vaki olmayan bu kuyuda, bekarlık olsa olsa boynu bükük bir sonuçtur.
    İnsan, insana değdikçe genişler
    Bu kuyu bir kişiye dar gelir.
    Omuzumdan esaslı bir bahis açılacaksa dişlerimin keskinliğine bir şerh düşmek lazım gelir.
    Saçlarını çözüp
    Saçlarını tarayıp
    Saçlarını toplayıp
    Ama illa ki saçıyla
    Yanıma uzanan her güzeli sabaha saçsız çıkartan dişlerimdir, bendendir
    Omzumdaki kırışık biraz da bundandır
    Duymaya açlığım sesi güzel kıldı.
    Ayaklarımın acemiliğine aldırmayıp yalpamala bir halaya koyuldum
    Kalabalıklaştıkça kıyı, derinleşti kuyu
    Salındıkça yavaşlayan bir ritimle ağır çekim bir ölüm seremonisine dönüştü hayat
    Düğün bitmeye yakın çekilmiş bir fotoğraf karesi olarak gömüldü toprağa dikine
    Bilmedim, sesin güzelliği duymaktan evveldir
    Omuzumdaki kırışık biraz da bundandır
    Ölüm zamanın kıyısıdır
    Şimdi şairin kuyusudur
    Yaşayan bilir
    Tüm sesler kesilip de sesin sahibi çağırınca kendi sesini
    Yaşamdan korkan yerlerimi ölümle teskin ediyorum
    Çağrıyı işittim koşmam gerek
    Ayakta duruşum henüz bir kıyım değil
    Omuzum hala kırışık, alnım kayıp
    Alnımı bulmam gerek
    Alnımı bulmam gerek
    Çağrıyı işittim koşmam gerek
    Es-selam aleyküm ve rahmetullahu aleyk
    “Yavuz Erdem”
    2 min
  • Monna Rosa -Sezai Karakoç (1. Bölüm)
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller;
    Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister;
    Ah, senin yüzünden kana batacak,
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller!
    *
    Ulur aya karşı kirli çakallar,
    Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
    Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
    Ulur aya karşı kirli çakallar.
    Zeytin ağacının karanlığıdır
    Elindeki elma ile başlayan...
    Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
    Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
    Zeytin ağacının karanlığıdır.
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
    Işıksız ruhumu sallar da durur,
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
    Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi..
    Ellerinden belli olur bir kadın.
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin, ellerin ve parmakların.
    Açma pencereni, perdeleri çek:
    Monna Rosa, seni görmemeliyim.
    Bir bakışın ölmem için yetecek;
    Anla Monna Rosa, ben öteliyim...
    Açma pencereni, perdeleri çek.
    Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
    Saat on ikidir, söndü lambalar.
    Uyu da turnalar gelsin rüyana,
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
    Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.
    *
    Akşamları gelir incir kuşları,
    Konarlar bahçemin incirlerine;
    Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
    Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
    Akşamları gelir incir kuşları...
    Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar... Su kenarında
    Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza,
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler...
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak:
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
    Artık inan bana muhacir kızı,
    Dinle ve kabul et itirafımı.
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı,
    Artık inan bana muhacir kızı.
    Altın bilezikler, o korkulu ten,
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
    Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
    Bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
    Altın bilezikler, o korkulu ten!
    *
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller,
    Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister;
    Ah, senin yüzünden kana batacak,
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller!
    #şiir #edebiyat #sezaikarakoç
    5 min
  • Mendilimde Kan Sesleri - Edip Cansever
    Her yere yetişilir
    Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
    Çocuğum beni bağışla
    Ahmet Abi sen de bağışla
    Boynu bükük duruyorsam eğer
    İçimden öyle geldiği için değil
    Ama hiç değil
    Ah güzel Ahmet abim benim
    İnsan yaşadığı yere benzer
    O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
    Suyunda yüzen balığa
    Toprağını iten çiçeğe
    Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
    Konyanın beyaz
    Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
    Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
    Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    Öylesine benzer ki
    Ve avlularına
    (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
    Ve sözlerine
    (Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
    Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
    Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
    Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
    Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
    Minibüslerine, gecekondularına
    Hasretine, yalanına benzer
    Anısı ıssızlıktır
    Acısı bilincidir
    Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
    Gülemiyorsun ya, gülmek
    Bir halk gülüyorsa gülmektir
    Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi.
    Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    Dirseğin iskemleye dayalı
    - Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
    Cigara paketinde yazılar resimler
    Resimler: cezaevleri
    Resimler: özlem
    Resimler: eskidenleri
    Ve bir kaşın yukarı kalkık
    Sevmen acele
    Dostluğun çabuk
    Bakıyorum da şimdi
    O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
    Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
    Biz eskiden seninle
    istasyonları dolaşırdık bir bir
    O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
    Nazilli kokardı
    Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
    Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
    Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
    Kadının ütülü patiskalardan bir teni
    Upuzun boynu
    Kirpikleri
    Ve sana Ahmet Abi
    uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
    Sofranı kurardı
    Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
    Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
    Çocuklar doğururdu
    Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar...
    Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
    Umudu dürt
    Umutsuzluğu yatıştır
    Diyeceğim şu ki
    Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
    Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
    Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
    Çocuklar, kadınlar, erkekler
    Trenler tıklım tıklım
    Trenler cepheye giden trenler gibi
    İşçiler
    Almanya yolcusu işçiler
    Kadınlar
    Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
    Ellerinde bavullar, fileler
    Kolonyalar, su şişeleri, paketler
    Onlar ki, hepsi
    Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
    Ah güzel Ahmet Abim benim
    Gördün mü bak
    Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
    Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
    Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
    Gelse de
    Öyle sürekli değil
    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
    O kadar çabuk
    O kadar kısa
    işte o kadar.
    Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
    Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
    Mendilimde kan sesleri.
    5 min
  • Sena (Seyyidhan Kömürcü şiiri)
    elim ayağım
    epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum
    adında hem ekmek, hem gül geçen kimseyi görmedim
    tanımıyorum
    ben biraz yavaş
    günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri
    ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli
    mümkünse haşhaş
    yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi
    diyelim zencefil
    diyelim hatmi
    elim ayağım
    başımdan geçenle aklımdan geçenin karıştığı bu masal
    aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır diye diye yürüdüğüm bir sokak
    kalbinde tef ve delik
    kalbinde dünya lekesi taşıyan bir çocuk resmi demişti
    madem günde beş vakit kalkıp sana baktım
    madem dünyanın bu kadar sabahını ben uyandım
    ben uyudum bu kadar uykusunu
    diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun
    kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim
    bir elim
    bir ayağım
    ağzıma doldurduğum rüzgarla üfleyeceğim sözlerim
    diyelim fena
    diyelim feci
    elim ayağım
    artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta
    sesini burada bırakıp giden şeylere baharat diyen o aktar dedi
    tamam olmak küfür
    tamam etmek hâşâ
    bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler
    yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya
    günde beş defa hiçbir şey yapmamaktansa
    kalıp sana baktım
    kalıp sana bakmak oldu dünya
    baharatları tek tek
    zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane
    dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana
    dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya
    dağlarına yedi
    çarşılarına bir kez kar yağan doğu
    durup beklemenin durup beklemekle devam ettiği günler
    uyanınca da süren rüyalardan geldim ben buraya
    diyelim fesleğen vardı
    durup fesleğen çalıştım buralarda
    diyelim fesleğen çalışmış kadar yoruldum ben dünyada
    bil dedim
    ilk kez ekmek ve gül geçecek yanımızdan
    ilk kez ekmek ve gül geçecek adımızda
    yalvarırım beni dünyaya bulaştırma
    elim ayağım
    ilkin ruhunu ve duvarını duayla koruyan bir evde karıştı aklım
    karıştı kalbim
    doğu dağlarını yedi diyen ninem
    her baktığını görmesin diye su içirdi kız kardeşlerime
    rüzgar yedirdi her bildiğini demesin diye
    işte ona hep bir çukurdan baktım
    hep yutkundum ninem ve dünya demeden önce
    dağlarını yiyen doğunun adıyla bakışsız bu yüzü seçtim kendime
    dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat
    o avlu
    o dam
    o çocukluk
    dedim belki de bir yutkunma yeriydi dünya
    elim ayağım
    yani kalbi yutkunmakla dolu kız kardeşlerim
    bu nasıl mümkün
    saçlarından başladılar konuşmaya
    dedim değil mi ki simsiyah yaşımdayım
    değil mi ki ekmeğimi yüzümün teri içinde yedim
    ben de gitmeliyim artık o en fena bitkilere
    çağırdığım haşhaş
    gittiğim hatmi
    olduğum zencefil
    aslında hep bir odun sarsınlar onu içeyim dedim kendi kendime
    duvarımızda dua
    dualarda büyülü o nine
    elim ayağım
    taşıma düşman beğendirmekle geçirdiğim o günlerde
    ben iyiyim de kalbim delik
    ben iyiyim de burası doğu
    ben iyiyim de çevrem kötü diye tarif edildiğim her yerde
    bu farz dedim
    bu farz
    bu kesmediğim şeyleri uzatıyorum sanmanızdaki uzun kusur
    bu kalbinizin kenarındaki yavaşlık
    cümlelerimi yarım
    beni duman eden her neyse onun adına
    bu nasıl mümkün ki
    önce gözlerimden başladım ben konuşmaya
    akşamını gördüm dünyanın
    merak kuşku ve bekleme yerlerini
    hayatın beni tahtaya çıkardığı bir sabah
    kırıldı dünya soğuktur diye yazdığım o kalem
    o ayna
    gördüm
    nereye gitsem ben dik gölgm kamburdu bu dünyada
    elim ayağım
    sen gittin yağmurun sürdü sonra
    denediğim taş çarşıları oldu dünyanın
    sabır bitkileri
    kırk uykusunu uyuduğum doğu
    kırk yolunu yürüdüğüm sokak
    hayat hep tuhaf bir yapışkanlıkla kaldı boynumda
    dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin
    ben dik gölgem kambur
    bu leke başka
    6 min
  • Karaköy - Eminönü (Benim Şiirim)
    Üzerimde yorgunluğu var yaşadığım şehirlerin
    Eskiden kalma yapılar gibi bitkin ve dirençsizim
    Paslanmış demirleri kirişlerimin
    Dökülmüş boyaları tüm duvarlarımın
    Yosun tutmuş kuzey'e dönük yüzüm
    Perdelerim çekik, ışıklarım sönük. Ve sönük tüm umutlarım...
    Sönük lambaları gibi sokakların
    Sokakları gibiyim Karaköy'ün, Eminönü'nün; onlarca insanın içinde tek başına, onlarca insanın içinde yalnız... hergün geçilen ama görülmeyen sokakları İstanbul'un
    Dev yüreğim kırılmış tıpkı dar merdivenli sokaklarının eskiyen taşları gibi 
    Ve dar merdivenli sokakların eskiyen taşları gibi kimse görmüyor, kimse umursamıyor o kırıklarımı
    Ve her geçen, her basan milim milim, tekrar tekrar oyuyor henüz  onarılmayan diğer merdivenlerin tozları dahi dururken ayaklarında
    “Sezer Kıvrakdal”
    2 min
  • Farklı Şehirlerden (Benim Şiirim)
    Biliyorum, önce benden gittin, sonra da bu şehirden
    Ama inatla, gözlerim seni arıyor bu sokaklarda, hala
    Biraz da her şey sana benziyor aslında
    Ekmek, su, ağaçlar, sokaklar, kadınlar sana benziyor bu şehide
    Bak, az önce köşeyi döndün rüzğârda dalgalanan kıvırcık saçlarınla
    Peşinden koşardım koşmasına da, yanımdan geçtin incecik bacaklarınla aynı anda
    Dönüp arkama bakamadan daha, fırının camında göründün buğday teninle
    "Ekmeğin benimle alakası ne" deme.. Benzemiyor mu yani rengi tenine
    Hafif sarıya çalan buğday teninle, uyuşmuyor mu yani şu ekmeğin rengi
    Vücudunu anımsatmıyor mu peki; galatanın şu kıvrımlı sokakları, caddeleri
    Bak, bak akbil basan sen değil misin yani; ince parmaklarınla, yenmiş ojeli tırnaklarınla
    Değilsin tabii
    Sen, bu şehirde bile değilsin
    Sadece, ben, her şeyde bir şey buluyorum senden
    İlla yanımda olmak zorunda değilsin
    Benim için artık her şey sen!
    “Sezer Kıvrakdal”
    3 min
  • Düşümdeki Sevgili (Benim Şiirim)
    Tatlı bir heyecanla,
    Titrek ellerle dokunacağım sana
    Gözlerine takılı kalacak gözlerim
    Gözlerimde parıldayacak dişlerin
    Bir ihtimal, bir cesarette bulunursam; baş parmağımla dokunacağım dudaklarına
    Ve diğer dört parmağım yanaklarından süzülecek öpülesi boynunun kıvrımına
    Daha derin bir nefer çekmek zorunda kalacağım hızlanan kalbimin atışıyla
    İnanması zor belki ama
    Henüz  hayalini kurarken dahi şaşıyor
    ritmi kalbimin
    Hor görme, hoş gör heyecanını o anki halimin
    “Sezer Kıvrakdal”
    1 min

About BİRKAÇ SATIR ŞİİR

From the publisher's feed

Uzun zamandır yazdığım ve güzel olduklarına inandığım şiirlerimi kendi sesimle okuyarak podcast aracılığı ile insanlarla buluşturmak ve şiirlerim aracılığı ile kendimi ifade etmek istedim. Sizlerin de…