BİRKAÇ SATIR ŞİİR

BİRKAÇ SATIR ŞİİR

By Sezer KıvrakdalArtsBooks
Download on the App Store

BİRKAÇ SATIR ŞİİR episodes

  • Vazgeçmenin Şiiri “Alper Gencer”

    Bu şiir bir içsel çatışmanın sesi, içsel bir mahkemeye sesleniştir.

    “Merkez” tek bir şey değildir.

    Şairin benliği, aşkın merkezi, duygularının kaynağı, bazen karşısındaki kişi ve bazen kendi iç sesi; hem de hayatla/aşkla olan hesaplaşmanın metaforudur.


    Şiir, kendine, aşkın merkezine bir itiraftır.

    Şairin iç sesiyle yaptığı bu hesaplaşma, aşkın geçiciliğini fark edişini, kendini kandırma sürecinden uyanışını gösteriyor.

    Azalan sevgiyle birlikte; gerçeği artık inkâr edememesi, önceden görmezden geldiği eksiklikleri, tutarsızlıkları — “Seni seviyorum derken ben orada olmak istemiyordum.” — gibi satırlarla, duygusal samimiyetsizliğini kendine itiraf etmesi ve bir tür duygusal yüzleşme yaşaması…


    Bu, aşkın bitiş sürecine dair insani bir dönüşümü gösteriyor.

    Önce büyük bir tutku, ardından belirsizlik, sonra inkâr, nihayet kendi duygularına karşı dürüstlük.


    Şair, artık “merkez”deki kişiyi değil, o merkeze yüklediği anlamı kaybediyor.

    5 min
  • Kimse Öpmesin Seni (Ali Lidar)


    Bu şiir bir ithaftır.. bir zamanlar birlikte uyuduğun, sarıldığın, gülüp şarkılar söylediğin, ama artık yanından dahi gecemediğin, geçsen de “merhaba” bile diyemediğin ve artık başkasının tam alnından öptüğü o kişiye ithaftır..

    ********************


    Artık kimse doğru düzgün öpmeyecek mi beni ?

    Bunu halletmemiz lazım yoksa takılır kalırım

    Takılmalar meşhurdur bizde bak mesela babam

    Anneme kırk yıldır takık, daha önce de söylemiştim


    Oysa

    Es pomerliğimi bırakmıştım arkada ve sarılamamanın hüznünü

    Kimsenin dinlemediği müzisyenler fark etti ilkin

    Bu arada salonda delirmiş bir dans histerisi

    Bu arada garsonların yetişememe telaşı


    Bir ara seni yanlış bir adam öptü tam alnından

    O ara içimdeki bütün kuşları öldürdüm


    Öptürdün kendini ve yok oldun

    ara ara baktığım bütün aralarda yoksun sen aslında bilip bilmez gibi yaptığın bütün gecelerin sonunda, fena halde yoksun hep ah! en çok da bu arap


    Bu arada olmadığın bütün aralara sızan bir sürü şey oldu elbet azıcığını anlatayım

    Terli hayvanlar gibi telaşla dans eden adamlar

    Umutsuzluğun makyajıyla güler gibi yapan kadınlar

    Ve yorulup yorulup oturdukları masalarda koalisyon muhabbetleri


    Bu arada bir yerlerde doğalgaz faturasını ödeyemeyip kendini asan babanın kaybolmuş çorap teki

    Bu arada mendil satan çocuklar

    Bu arada hırsla dövüşür gibi sevişen, annelerinin okuyor zannettiği genç kızlar


    Bu arada

    Baş ağrısı

    Mide dönmesi

    Ve

    Tonik

    Ve

    Kalabalık

    Ve yeter artık

    Kimse öpmesin seni

    Yazık..

    4 min
  • Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun? “İsmail Kılıçarslan”

    Sen benim kim olduğumu biliyor musun

    Bilmiyorsun elbette.

    Bilsen severdin.

    Tanısan azalırdı sevgin.

    Öyle olur.

    Tanıyınca azalmayanını görmedim.

    Tma yine de yeterdi bana beni tanıdığında kalacak olan.

    Sana basmakalıp cümleler kurardım.

    Herkeslerin herkeslere kurduğu türden cümleler.

    “Parmakların çok güzel” derdim mesela elini tutmanın bahanesi olur diye belki.

    “Şurada çok güzel bir park var, dolaşalım mı” diye sorardım mesela seninle birazcık daha vakit geçirebileyim diye.


    “Seninle yaşlanmak istiyorum” derdim ve çok dikkat ederdim bu cümleyi bu dünyada ilk kez kuran adamın ben olduğuma ikna etmeye seni. İkna edemezdim elbette, sen ikna olmaya razı olmazsan.


    Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Bilmiyorsun elbette.

    Kimse bilmiyor diğerinin kim olduğunu.

    Birbirimize gerçekten temas etmeden yaşayıp gitmeyi seçen insanlar topluluğuyuz biz.

    Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Bilmiyorsun elbette.

    Çünkü ben de bilmiyorum kendimin kim olduğunu. Gecenin en dibinde, kimse duymasın beni diye içimden soruyorum kendime:

    “Sen senin kim olduğunu biliyor musun?”

    3 min
  • Her Şey Karışık “Enes Kılıç”
    Bir şeyler yapmalıyımla bir şey yapmak arasında
elimden gelmiyor ya rabbi bir çiçeğin susuzluğunu gidermek
    Kaldırıp bir taş atamayacak kadar zalimim, yok değilim
    Mazlumun yanındayım herhalde ya rabbi
    bana öyle geliyor
    Hatta hep mazlumum ve kaldırıp taş atacak kimsem de yok, tuhaf

    Sustum, elimdeki taşları sakladım, son kertede istikrar sürmeli. Sürmeli. 
Ve ben o kızı alabilmek için okulları geçmeliyim, anladım
    Hz. Fatıma sahabe kapıya vurduğunda ağzındaki taşla merhaba diyor
Burdan bir hisse bekliyorsun biliyorum ama hepsi bu kadar
Güzellik bekliyorsun kumandayı kaldırdığında bile saçlarını dağıtmak
Bekliyorsun günler bir uyarıcı gibi gelmiyor koşarak

    Bu kadar hızın içinde kimse yardıma da koşmuyor, haklısın yani bi yerde
Kalkıp masadaki çiçeğe su verdim dayanamadım ben de içtim
İkimizi de besledim ya rabbi her şey karışık
    Her şey bittiğinde kalan ben miyim, diğer adamın unutulduğu sahnede mesela
Kanımda beni yıpratan bilmek ve diğer başka bilmeler
Kahvede arkadaşlar ve masada Ortadoğu sonra
    Reno da arkadaşlar ve radyoda rihanna, kandırılmışlıklar
Hayat sahnenin değişmesi böyle kolayca
Bağışla bütün bunlara ayak uyduruyorum rabbim, zorlanıyorum
    sonra yine büyürüzden sonrasını kaçırdım ben
Demiştim inanmamıştın gülüp geçmiştik
    Otobüsler hep bizim oradan geçer inanmıştın
    Yürüyüp kaldırımlardan kan sıçraması gibi tedirgin
Bir düğme daha çözdük gömleklerimizden
    Burası biraz şey gibi oldu, anladın
    Koştum, yetişemedim. Zaten yetişilmez koşarak
    İyi bir ayakkabı, sağlam adaleler koşmak için evet ama yetişmek için heves gerek sonrasına
    Ben de, el kadar hasır yetiştirdim
    İşte bizim evimiz
    Böyle bağdaş ve sade
    Kalplerimiz, böyle geniş
    4 min
  • Müsade Et İçindeki Şevki Kırayım Münevver “Feyza Özcan”
    İnsan sadece bir kez 20 yaşına girer.
    Aynı masada oturmuştuk da sen o genç edebiyatçıyla ilgilenmiştin Münevver.
    O çay boğazından ne güzel iniyordu öyle.
    Hiçbir kadın sigara içerken güzel olmaz ama sen bir başka oluyordun.
    Hiç ilgilenmiyordun benimle.
    Özenle taranmış ve pahalı bir şapka kondurulmuş o saçlara  – o edebiyatçıya- ne çok şey söyledin.
    Tamam kayda değer değildim.
    Uzun cümleler de kuramıyordum.
    Ruhuma sözlük işlemişlerdi de açılıp okunmuyordum.
    Üstelik zihnime vurulan cila her şeyi apaçık gösteriyordu.
    Sustum öylece.
    Boylu boyunca sustum.
    Susuşum kaldırımları utandırıyordu.
    Açılıyordu koltukta bir kişilik yer içimi sığdıramıyordum.
    İstikbal ile İstikrar arasına sıkışıp kalmıştım.
    Ruhuna özgüven çalmışlardı.
    Müsaade et içindeki şevki kırayım Münevver. Müsaade et bu şamdanlar çok gereksiz.
    Sesin kasım gibi.
    Sana, siz demek  ne kadar yoruyor.
    Üç harf omzuma yük.
    Benimle dalga geçin. Sürüler geçsin. Geceler geçsin, benimle dalga geçin Münevver.
    Yoksa o yumruyu ömrüm boyu unutamayacağım. Ben altı üstü bu şehir ışıklarında büyüttüm bu yüreği.
    Bana sarılmak isteyişini bir türlü kavrayamıyorum.
    Bir türlü konuşurken sesin hep duymak istediğim gibi. Ve filan.
    Sesin müşfik gibi.
    Sen böyle türküler söylemedikçe yada söyledikçe çok büyüyorum.
    O masada şiir yazmadığına kırıldım en çok. Kırgınlık moda olmasa kırılmazdım inan.
    Ben anlamam bana hiç gülmedin Münevver.
    Bana bir an olsun gülmedin.
    Parmakların ustaca tutuyordu sigarayı, dumanı nazlı nazlı üzerime siniyordu sadece.
    Münevver ben o içindeki şevki çok kırmak istedim .
    Münevver, sesin ölüye zaafı olan toprak gibi.
    Bir üzümle ne kadar sevebilirim seni.
    Havva’nın Adem’e  elma uzatışı gibi yasak bir meyve uzattın bana.
    Gülüşündeki keskinlik beyin hücrelerimi zımparalıyordu.
    Altı üstü bir üzümdü seni sevişim. Altı üstü bir üzüm.
    Belki güzel de balkon yıkardın.
    Bazen istediğin kadar dinsizleşirdin. Bilmiyorum. Münevver çok kaybettim, kaybettim süsü verip bulmak istiyorum seni.
    Münevver ben hiç kaybetmedim sesini.
    Sesin bütün safarilerin yırtıcılarını toplamış gibi.
    Metrobüsten Boğaz Köprüsünde inseydik çok şey anlatacaktım sana. Bu gezegenin beni neden kabul etmediğini, okuma-yazmayı geç yaşımda öğrendiğimi, gençliğimi.
    Uykusuz bir ceylansınsen Münevver. Vurulacaksın. Dünyevi konuşmalarını bitiş çizgisine yaklaştırıyorsun.
    Böylece bütün takdirler peşin sıra geliyor.
    Bütün sermayem senden ibaret, hiçbir eksiğim yok.
    Sesin tiner gibi, bayılacağım.
    Yaşın 20.
    Dante gibi çeyreğindesin ömrün. Çok sevilme yaşındasın.
    Bunu diri tutmaya çalışıyorum.
    Bir inşaat mühendisi özel bir mabet verebilir ancak sana. Oysa bir şair…
    Bu gece bütün dilenciler zengin bütün teologlar akıllı Münevver.
    Kimse beni dinlemedi üstelik bir kişi hariç.
    Sorsaydın beni nasıl sevdin diye? “Çok güzel üzüm seçiyordun.” diyecek
    5 min
  • Kalender “Ahmet Murat”
    Kalenderiz, sesimiz çatal, suyumuz karanlık
Karanlık ve acı mı? Acı da ne demek? 
Kaderimiz bir Pazar’ın akşam saatleri
Gel Allah’ın zabıtası topla bizi
    Kalenderiz, sakalsız, taraksız, cascavlak
Rabbini tüysüz bir oğlan suretinde gördü Şah
Zahit bizi tayin eyleme, ta’n eyleme, tam eyleme
Höykürür Zebur, kamburumuz Arafat
    Kalenderiz, cemaat değil, dernek hiç
Etkili yakınlarımızı yaktık güne zinde başladık
Sesimiz ulaşmaz şükür koca Tanrı’dan gayrıya
Zırnık biziz, halt biziz, biziz hiç
    2 min
  • Bir İhtimal Daha Var “Ali Lidar”
    Sevdiğimiz ölüler var ve sevmediğimiz diriler çok
    Geçtim aralarından kirin pusun ve telaşın
    Gövdemden geçtim önce sonra aklımı kaybettim
    Yalnızdım hep ve bunu mesele yapmayacak kadar şuursuzdum sanırım
    Son çare sana geldim
    Merhamet et merhamet bir bakışınla mümkün
    Çok zaman kaybettim çok üzgünüm ne desem boş
    İhtimal var bir daha o da ölmek olmasa keşke! Akla ziyan kaygılara fon oldu zavallı ömrüm
    Mezarlık dolusu sessizlik ve uğultu ve yalnızlık
    Kalabalıklaşsak ya ikimiz herhangi bir coğrafyada
    Sen acını unutursun ben gülmeyi hatırlarım
    Böylece uzanırız sereserpe bir hasıra
    Öylece kalakalırız akmayı unutur zaman
    Belki diyorum belki bir ihtimal daha var
    Bir ihtimal daha var o da ölmek mi sensiz..
    2 min
  • Gülten’in Kapısında “Alper Gencer”
    Olsun diyorum, yine de değiştirilebilir bütün kirlilikler
    geçmiş günlerin kıskacından çekilip alınabilir belki
    terlerin, kanların, hazzın kanırtan dişlilerinden
    kurtarılabilir belki bütün günahlar
    bir kapı durmaksızın açık pişmanlıklara
    her şeyi yeniden başlatmanın kapısı
    her şeyi, yeni hataların günahlara karıştığı
    vicdanla kargışlanmış tepelere yeniden
    çıkmanın pişmanlıkla kutlandığı kapısı
    ham uzuvlara bulaşan denenmemişler
    bir şeyin tadını ilk defa alırkenki o mayhoş karşılaşma
    ve tükürmek, yutmak ve öğürmenin kapısı
    eve geri dönmenin -huzurla! huzurla!-
    ne kadar üzgün olduğumu iyi biliyor Mustafa
    avuçlarım bir maktulün kana bulaşmış
    cezasını bekleyen, suça bulaşmış
    yani affa, güle, dikene bulaşmış
    dünyanın ağırlığı altında ezik
    bedenin sultasına boyun eğmiş avuçlar
    ne kadar üzgün olduğumu iyi biliyor Mustafa
    Gülten’in kapısında duralıyorum
    tedirgin, bir sigara yakıyorum istemsiz
    koca bir nefes boğazımdan ayak tırnaklanma
    varlığımın içtiması alınıyor: “buradayım!”
    bu kapının önüne koymuşum her şeyimi
    terli yürek, duçar beden, mahpus içerik
    tabibe teslim olduğum yatak
    bismillahirrahmanirrahim
    “tak tak! tak tak! tak... tak... tak!”
    ve içerden o eskimi hatırlatan ses
    hafızamın tozlu arşivinden çıkarak
    dilimin ucuna yeltenen kalabalık:
    kim o?”
    benim... Mustafa!”
    (o tanıdık sesle taze isim arasında
    gidip gelen dönüp dolaşan sessizlik)
    "- Mustafa kim?”
    "- Mustafa, bunca yıl senden gizlenerek
    toprağını sürmeme müsaade eden
    ve şimdi dip derinden çıkarak
    suyun yüzeyinde suyun sahibi
    hem görünen, hem dipte
    ikimizi bizden kurtarmaya geldi”
    4 min
  • Koşma Hissi “Muzaffer Serkan Aydın”
    Gördüğümüz şeyleri gördük mü gerçekten
    Eğilir, yerden bir zeytin tanesi alır gözlerin. Gözlerin; o siyah gül, geceye rengini veren.
    Gece, alnıma ıslak mendil bırakan ellerin,
    Ellerin, bilmediğim bir şarkı çalıyor, neden sevgilim.
    İnceliyor sesin daha önce hiç bakmadığı işlek caddeleri
    Ortada tohum bile yokken açan çiçekleri gören gözlerin nerede
    Söylesin şimdi o günler, aklımı şakaklarımda gezdiren, neden peşinden koşma hissi verir bir tren içindekine asla yetişemeyecekken
    Sorun, sende değil,bende dedim kendime Sıkıntıdan bir zırhım var, kaşındırır, neşe işlemez. Yaşamıyorum artık, böylece, kimse beni öldüremez
    2 min

About BİRKAÇ SATIR ŞİİR

From the publisher's feed

Uzun zamandır yazdığım ve güzel olduklarına inandığım şiirlerimi kendi sesimle okuyarak podcast aracılığı ile insanlarla buluşturmak ve şiirlerim aracılığı ile kendimi ifade etmek istedim. Sizlerin de…