
Sign up to save your podcasts
Or


Bu şiir bir içsel çatışmanın sesi, içsel bir mahkemeye sesleniştir.
“Merkez” tek bir şey değildir.
Şairin benliği, aşkın merkezi, duygularının kaynağı, bazen karşısındaki kişi ve bazen kendi iç sesi; hem de hayatla/aşkla olan hesaplaşmanın metaforudur.
Şiir, kendine, aşkın merkezine bir itiraftır.
Şairin iç sesiyle yaptığı bu hesaplaşma, aşkın geçiciliğini fark edişini, kendini kandırma sürecinden uyanışını gösteriyor.
Azalan sevgiyle birlikte; gerçeği artık inkâr edememesi, önceden görmezden geldiği eksiklikleri, tutarsızlıkları — “Seni seviyorum derken ben orada olmak istemiyordum.” — gibi satırlarla, duygusal samimiyetsizliğini kendine itiraf etmesi ve bir tür duygusal yüzleşme yaşaması…
Bu, aşkın bitiş sürecine dair insani bir dönüşümü gösteriyor.
Önce büyük bir tutku, ardından belirsizlik, sonra inkâr, nihayet kendi duygularına karşı dürüstlük.
Şair, artık “merkez”deki kişiyi değil, o merkeze yüklediği anlamı kaybediyor.
Bu şiir bir ithaftır.. bir zamanlar birlikte uyuduğun, sarıldığın, gülüp şarkılar söylediğin, ama artık yanından dahi gecemediğin, geçsen de “merhaba” bile diyemediğin ve artık başkasının tam alnından öptüğü o kişiye ithaftır..
********************
Artık kimse doğru düzgün öpmeyecek mi beni ?
Bunu halletmemiz lazım yoksa takılır kalırım
Takılmalar meşhurdur bizde bak mesela babam
Anneme kırk yıldır takık, daha önce de söylemiştim
Oysa
Es pomerliğimi bırakmıştım arkada ve sarılamamanın hüznünü
Kimsenin dinlemediği müzisyenler fark etti ilkin
Bu arada salonda delirmiş bir dans histerisi
Bu arada garsonların yetişememe telaşı
Bir ara seni yanlış bir adam öptü tam alnından
O ara içimdeki bütün kuşları öldürdüm
Öptürdün kendini ve yok oldun
ara ara baktığım bütün aralarda yoksun sen aslında bilip bilmez gibi yaptığın bütün gecelerin sonunda, fena halde yoksun hep ah! en çok da bu arap
Bu arada olmadığın bütün aralara sızan bir sürü şey oldu elbet azıcığını anlatayım
Terli hayvanlar gibi telaşla dans eden adamlar
Umutsuzluğun makyajıyla güler gibi yapan kadınlar
Ve yorulup yorulup oturdukları masalarda koalisyon muhabbetleri
Bu arada bir yerlerde doğalgaz faturasını ödeyemeyip kendini asan babanın kaybolmuş çorap teki
Bu arada mendil satan çocuklar
Bu arada hırsla dövüşür gibi sevişen, annelerinin okuyor zannettiği genç kızlar
Bu arada
Baş ağrısı
Mide dönmesi
Ve
Tonik
Ve
Kalabalık
Ve yeter artık
Kimse öpmesin seni
Yazık..
Sen benim kim olduğumu biliyor musun
Bilmiyorsun elbette.
Bilsen severdin.
Tanısan azalırdı sevgin.
Öyle olur.
Tanıyınca azalmayanını görmedim.
Tma yine de yeterdi bana beni tanıdığında kalacak olan.
Sana basmakalıp cümleler kurardım.
Herkeslerin herkeslere kurduğu türden cümleler.
“Parmakların çok güzel” derdim mesela elini tutmanın bahanesi olur diye belki.
“Şurada çok güzel bir park var, dolaşalım mı” diye sorardım mesela seninle birazcık daha vakit geçirebileyim diye.
“Seninle yaşlanmak istiyorum” derdim ve çok dikkat ederdim bu cümleyi bu dünyada ilk kez kuran adamın ben olduğuma ikna etmeye seni. İkna edemezdim elbette, sen ikna olmaya razı olmazsan.
Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Bilmiyorsun elbette.
Kimse bilmiyor diğerinin kim olduğunu.
Birbirimize gerçekten temas etmeden yaşayıp gitmeyi seçen insanlar topluluğuyuz biz.
Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Bilmiyorsun elbette.
Çünkü ben de bilmiyorum kendimin kim olduğunu. Gecenin en dibinde, kimse duymasın beni diye içimden soruyorum kendime:
“Sen senin kim olduğunu biliyor musun?”
From the publisher's feed