
Sign up to save your podcasts
Or


"Daha fazla enerjiye sahip olmak için neye ihtiyacım var?" sorusunun cevabı genellikle daha fazla kahve veya takviye değildir. Çoğu zaman sorun, uyku, hareket ve beslenme gibi en temel taşları bir "kontrol listesi" gibi görüp geçiştirmemizdir.
Bu bölümde;
Kafein Paradoksu: Saat 16:00'da içtiğin kahvenin %25'i gece 05:00'te hala neden kanında?
Uyku Fırsatı: 8 saat uyumakla 8 saat yatakta kalmak arasındaki kritik fark nedir?
Hareketin Altın Kuralı: "Enerjiye mal olan şey, aslında enerji verir" mantığı nasıl çalışır?
Sirkadiyen Ritim: Odanı zifiri karanlık yapmanın ve ekranlardan uzak durmanın biyolojik karşılığı nedir?
Sorunu uzaklarda arama, temellere birlikte geri dönelim. İyi dinlemeler!
00:00 Giriş I Neden Sürekli Yorgunuz?
00:59 Uyku, Egzersiz, Beslenme
01:49 Kafein Yanılgısı I Neden 12:00'den Sonra İçmemelisin
03:29 Uyku Fırsatı I Yatakta Ne Kadar Kalmalısın?
04:14 Sirkadiyen Ritim I Mavi Işık Beynini Nasıl Kandırıyor?05:01 Hareketin Gücü I Enerji Harcadıkça Enerji Kazanmak
05:45 Beslenme I Karmaşadan Uzak Temel Kurallar
06:37 Böyle Şeyler İşte
Reklam, işbirliği, sponsorluk yok.
Hayatta Neye İhtiyacımız Var?
Hayatta olmanın yaşamak olmadığından, sadece var olmanın yaşam değil sadece bir alan kaplama olduğundan bahsettim. Bu bölümde kitaplardan, konserlerden, egzersiz ve koşudan, tiyatro ve sinemadan, fotoğrafçılıktan, sanat galerileri ve müzelerden, yazmaktan, sevgiden bahsederek bunların yaşamımdaki "gerçekten yaşamak" hissini neden yaşattıklarından bahsettim.
00:00 Giriş I İnsan Neyle Yaşar?
03:33 1. Konserlere Gitmek
05:04 2. Kitap Okumak
06:30 3. Egzersiz ve Koşu
08:21 4. Tiyatro ve Sinema
10:08 5. Fotoğraf
12:49 6. Sanat Galerileri ve Müzeler
14:12 7. Yazmak
15:29 8. Sevgi
16:47 Nazım Hikmet - Yaşamaya Dair
20:09 Böyle Şeyler İşte
Hayatımın rotasını değiştiren Adam Phillips, Dale Carnegie, Robert Greene ve Doğan Cüceloğlu eserleri üzerinden; kendi dönüşüm hikayemi ve bu kitapların bana fısıldadıklarını anlatıyorum.
00:00 Giriş I Hayatımı Değiştiren Kitaplar
01:01 Adam Phillips - Kaçırdıklarımız
03:03 Dale Carnegie - Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı
05:58 Robert Greene - Ustalık
10:07 Doğan Cüceloğlu - Var mısın?
12:24 Kapanış I Kitapların Bana Öğrettikleri
Reklam, işbirliği, sponsorluk yok.
Akran zorbalığı yaşıyorsan, ilişkiler konusunda kafan karışıksa, dersler seni bunaltıyorsa, duyguların dalgalıysa... Bu videocasti izlemen iyi gelebilir, kendinden bir şey bulabilir ve belki yeni pencereler açabilirsin. Bu videoda 25 yaşıma kadar öğrendiğim şeyleri sizlerle paylaştım. 25 yaşın altındaysan, benim yaşadıklarımı yaşıyorsan bil ki yalnız değilsin.
Hepimiz olduğumuz yerde durup bir mucize bekliyoruz. Bir sabah uyanacağız ve her şey düzelmiş olacak.Ama Einstein'ın o meşhur sözünü unutuyoruz: "Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir."
Ben de bu tuzağa düştüm.Bitmeyen tezim, ertelediğim iş fikirlerim ve podcast yayın günümle ilgili yaşadığım sıkışmışlık hissi, bana Newton'un basit bir fizik kuralını hatırlattı: Etki yoksa, tepki de yoktur.
Bu bölümde; hayatı bir radyo frekansına benzeterek, cızırtılı bir yayından istediğimiz "müziğe" nasıl geçebileceğimizi konuştum.Girdiyi (Input) değiştirmeden, çıktının (Output) değişmesini bekleyenler için sesli bir uyanış çağrısı.
Yarın sabah için küçük bir meydan okumam var.
Keyifli dinlemeler.
Reklam, işbirliği, sponsorluk yok.
Instagram: boyleseyleristeee
Otobüs durağında beklerken, zihnimdeki gürültü rüzgardan bile fazlaydı. Gelecek kaygısı ve "overthinking" arasında gidip gelirken, sol omzuma düşen bir "şey" beni o an'a geri getirdi.
Bu bölümde; kuş pisliğinin neden "şans" sayıldığının tarihsel ve psikolojik kökenlerini araştırdım. Carl Jung'un eşzamanlılık teorisinden yola çıkarak, evrenin bize gönderdiği garip mesajları ve kaosun içinde "durabilme" ihtimalini konuştum.
Piyango çıkmadı ama belki de daha değerli bir şey buldum.
Keyifli dinlemeler.
Reklam, işbirliği, sponsorluk yok.
İzmir’den Eskişehir'e giderken şunu fark ettim: İşte dünya böyle, bir yere gidiyorsun; aynı otobüste birileri sevince, birileri hüzne gidiyor.
Biz yılbaşını kutlamak için giderken, arka koltuğumuzda oturanlar bir cenazeye katılmaya gidiyorlardı. Aynı otobüste, aynı yere, aynı yoldan gidiyor olsak da içimiz bambaşka bir haldeydi. O gün, duygusal olarak aynı durumda olmasak da o yabancı insanların en az benimki kadar karmaşık ve detaylı bir hayatları olduğunu fark ettim.
Bu bölümde; John Koenig’in "Sonder" kavramını, ışığı yanan pencerelerin ardındaki hayatları, yolda olmanın hissettirdiklerini ve -10 derecede bile insanı neyin sıcak tuttuğunu konuştum.
Biz kendimizi hayatın başrolü sanıyoruz ama aslında biz de başkalarının hikayelerinde sadece bir arka plan oyuncusuyuz.
Reklam, işbirliği, sponsorluk yok.
İnsanların ara sıra icat etmeyi sevdiği kuruntulu itirazlar olmasaydı pek çok şey kolayca hallolurdu."
André Gide’in Pastoral Senfoni kitabını okurken altını çizdiğim bu cümle, beni kendi zihnimdeki bariyerlerle yüzleştirdi. Çoğu zaman hayatı zorlaştıran dış koşullar değil; bizim "icat ettiğimiz" bahaneler ve çocukluktan beri içimize işleyen "yapamazsın" sesleri.
Bu bölümde; zihnimizdeki o "kuruntulu itirazları" nasıl ayırt edebileceğimizi ve kendi önümüzden nasıl çekilebileceğimizi konuştuk.
Eğer siz de sürekli "bir şeyler bana engel oluyor" diyorsanız, belki de o engeli oraya koyan kişiye aynada bakma vakti gelmiştir.
📖 Bahsi Geçen Kitap: André Gide - Pastoral Senfoni
Reklam, işbirliği, sponsorluk yok.
Bugün 4 Ocak. O büyük bir gazla aldığın kararlar ne durumda? Eğer şimdiden zorlanıyorsan, sorun sende değil; sorun "Yeni Yıl, Yeni Sen" yalanında.
Bu bölümde, bizi strese sokan hedefler listesini yırtıp atıyoruz. Onun yerine 2026'da evimizde neleri misafir edeceğimizi ve neleri vestiyerde bırakacağımızı konuşuyoruz.
Benim 2026 IN & OUT Listemden başlıklar:
❌ OUT: Mükemmeliyetçilik, sürekli açıklama yapma zorunluluğu, her şeye yetişme çabası (FOMO).
✅ IN: Kaçırmanın hazzı (JOMO), "iyi değilim" diyebilme cesareti (Radikal Dürüstlük) ve sezgisel üretim.
Yüklerini kapıda bırakmaya hazırsan, içeri gel.
"Mutlak karanlık kör edicidir evet, ama mutlak ışık da kör edicidir."
Fotoğrafçılıkta değişmez bir kural vardır: Işık ne kadar güçlüyse, gölge o kadar keskin olur. Modern dünyada sürekli o "ışıklı" tarafımızı, başarılarımızı ve neşemizi göstermeye çalışıyoruz. Peki ya bizi asıl derinleştiren, hikayemizi "gerçek" kılan şey o parlak vitrinin arkasındaki gölgelerimizse?
Bu bölümde; Joachim Trier’in son filmi Sentimental Value’dan aldığım ilhamla, Japonların kırılanı altınla onarma sanatı "Kintsugi"ye ve Carl Jung'un "Gölge" kavramına bir yolculuk yapıyoruz.
Kusurlarımızın, pişmanlıklarımızın ve hüzünlerimizin aslında neden saklanması gereken lekeler değil, parlatılması gereken "altın çatlaklarımız" olduğunu konuştuk.
Işığı biraz kısıp, gölgelerle tanışmaya hazırsan; kulaklığını tak.
Reklam, işbirliği, sponsorluk yok :)
From the publisher's feed