
Sign up to save your podcasts
Or


* ‘Yenidoğan çetesi’nin elinde bebeklerini yitiren aileler adalet istiyor: En acı çığlık
* CHP lideri Özel, Erdoğan’a ‘yenidoğan çetesi’ tepkisi gösterdi, ‘Kayyum atansın’ dedi: Hastaneler kamulaşmalı
* İstanbul’un manda yetiştiriciliğiyle ünlü köylerinde hayvancılık durma noktasında: ‘Mega projeler’ bitirdi
* Cumhurbaşkanlığı kurumlarına bütçe akacak
* Scholz ile bir araya gelen Erdoğan, Lübnan’dan kaçanları kabul edeceklerini duyurdu: Göçe kapıyı açık bıraktı
* Netanyahu’nun evi vuruldu
* Ekmeğin semte, ağırlığına ve türüne göre farklı fiyatlarla satılması tüketiciyi yoruyor: Gramajda tartışma çok
* Enflasyon ‘evde kahve’yi artırıyor
* Bir Cumhuriyet Şarkısı filminin galası yapıldı
* ‘Kırık Plak’ sahnede
* Deplasman rekoru kırdı
* Başakşehir’i Visca’nın golüyle yenip 9. haftada 2. galibiyetini aldı: Trabzon yaşama döndü
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
“ Türkiye, 9 Nisan 2024 tarihinden itibaren, ilk aşamada Ek’te belirtilen ürün grupları altında yer alan ürünlerin İsrail’e ihracatını kısıtlama kararı almış bulunmaktadır. Bu kararın gerekleri Ticaret Bakanlığı tarafından derhal yürütülecektir. Bu karar, İsrail, uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri çerçevesinde, Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar yürürlükte kalacaktır.” Bu yazı Ticaret Bakanlığı’nın sayfasında duruyor. Yasaklanan ürünler statüsünde de 54 kalem ürün var. Fayanslar, elektrik kabloları, demir çelik tüm teller, halat kablo, kimyasal bileşikler, madeni yağlar, mermer... Liste uzayıp gidiyor. Bakın İsrail hükümeti 7 Ekim saldırısını bahane ederek Filistin halkına soykırım yapıyor. Çoluk çocuk kadın demeden sivil halkı katlediyor. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları gösteriler yaparak tepki gösteriyor. Özellikle AKP’li bazı isimlerin önderliğinde gösterilerde “şehadet” parmakları havada lanetler okunuyor. İsrail’deki siyasi iktidar dünyadan gelen tepkilere kulak asmıyor. Hatta savaşı Lübnan’a taşıdı ve İran hedefte. Ülkemize İsrail mallarını boykot için kampanyalar yapıldı hatta İsrail ürünleri satan firmalar boykot edildi. Starbucks’ın şubeleri basıldı camları kırıldı. Oturan kişilere saldırıldı. Bu kadar da hassasız! Ancak ülkemizin İsrail ile yaptığı ticareti Metin Cihan ortaya çıkarınca ortalık karıştı ve yazımın hemen başındaki açıklama ile “İhracat yasaklandı” denildi. Gerçekten öyle mi? İsrail ile ihracatımız kâğıt üzerinde sıfır gözüküyor ama insani yardım malzemelerinin dahi giremediği Filistin ile ihracatımız astronomik derece artmış. Bakın rakamlara... Mesela ne yasaklandı? Mermer, madeni yağ, çelik ihracatı değil mi? Ki çelik ihracatı burada İsrail’in en çok canını yakan ambargo kalemi. 2023 yılında Filistin’e 156 bin dolar olan çelik ihracatımız, 2024 yılında fırlamış ve 48 milyon 636 bin dolara çıkmış. Yüzde 30 bin 930 artmış. 2023 yılında Filistin’e 13 bin dolar olan kablo ihracatımız, 1 milyon 753 bin dolara çıkmış. 2023 yılında Filistin’e 0 dolar ihracat olan mermer, 5 milyon 844 bin dolara çıkmış. Bakın yerle bir olan Filistin’e 2024 yılında mermer göndermişiz! Filistin’e madeni yağ ihracatımız 749 bin dolar olmuş. Yiyecek yemek, kafasını sokacak yuva bulamayan Filistin’e 12 milyon 811 bin dolar hazırgiyim konfeksiyon eşyası göndermişiz. 2023 yılına göre artış yüzde 13 milyon artmış! 2024 yılında Filistin’e ihracatı yapılan orman ürünleri yüzde 27 bin 861 artmış. 715 bin 931 dolar makyaj malzemesi göndermişiz Filistin’e... Yerseniz! Gümrüklerde kâğıt üzerinde ihracatın yapıldığı ülke Filistin ama asıl malın gideceği adres İsrail. Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında belirtildiği gibi öyle ticaretin kesildiği falan yok. Hepsi kâğıt üstünde yapılan oyunlar. Öyle eyyy mey nidaları yine iç siyaseti dizayn etmek için. Şimdi meydanlarda şahadet parmağını kaldırıp katil Netanyahu hükümetine lanet okuyan, Starbucks basma konforunda olan sözde Filistin destekçilerine sesleniyorum. Buyurun şirketler ortada duruyor. Ne yapacaksınız? Hepsi gösterişten ibaret, hepsi kendini ne kadar siyasal İslamcıyım görün bakın diyerek kanıtlama yarışı. İsrail Filistin’de taş üstünde taş bırakmıyor, bu sırada AKP iktidarının ve destekçilerinin tepkisi sözde bile değil. Açın bakın İspanya, Güney Afrika, İskoçya gibi ülkeler Türkiye’den daha çok zor durumda bıraktı İsrail’i. Ha bu arada verdiğim verilerin hepsi TÜİK ve Ticaret Bakanlığı’nın verileri...
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Şimdi karşı karşıya olduğumuz sorun: - Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı’nda ilanihaye kalmasını temin etmek mi? - Klasik ifadeyle “Kürt sorunu”nu çözmek mi? Açık konuşmak gerekirse TBMM’nin yeni yasama yılına başladığı gün Genel Kurul salonunda DEM Partililerle el sıkışıp “kardeşlik” ve “samimiyet” kavramlarına sığınan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de Erdoğan’ın da temel sorunu birinci olandır. DEM Parti’ye yönelik gülücüklerin de muhabbet ve kardeşlik sözlerinin de gerisinde yatan basit gerçek budur. Kadere bakın ki DEM Parti ile medeni ilişkiler içinde olan öteki partileri her fırsatta “DEM’lenmek”le suçlayan MHP lideri Devlet Bahçeli, şimdi “DEM’lenme”nin baş aktörü oldu. Eee... Eskiler, “Büyük lokma ye ama büyük laf söyleme” diye boşuna dememişler. Neyse... Biz gelelim öteki konulara: Bahçeli, Tayyip Erdoğan’ın isteği üzerine başlattığı bu “muhabbet” sürecinin hemen ardından, bildiğimiz üslubunu kuşanarak DEM’in adını anmadan “teslim” şartlarını da ilan etti: “Öcalan hemen PKK’yi feshetsin ve silahlarını da Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’ne teslim etsin!” İyi de -bildiğimize göre- Öcalan uzunca süredir “tecrit”te yani kimseyle temas imkânından yoksun bir yerde tutuluyor. Böyle bir insan nereden ve nasıl olaylardan haberdar olup da Bahçeli’ye yanıt verecek? Kaldı ki PKK’yi yıllardır Kandil’den yönetenler acaba “Öcalan istedi” diye kırk yıllık terör örgütünü fesheder mi, silahlarını hemencecik teslime razı olur mu? Sonra, bu duruma Kandil ne der? Dahası... Kendisini Kürt sayan insanlarımızın kulak verdiği üçüncü adres de Edirne Cezaevi’nde hukuksuz bir biçimde yıllardır alıkonan Selahattin Demirtaş. O ne diyor biliyor muyuz? Bu konuda konuşan başkaları da var: 2013-2015 tarihli “çözüm süreci”nde rol üstlenmiş isimlerden Orhan Miroğlu, bu konuları ele almak için “siyasi iklimin olgunlaşması gerektiğini” vurguluyor. Yine o dönemde aktif görev yapanlardan şimdi AKP genel başkanvekili olan Efkan Ala, “Çok farklı alanda yapısal reforma ihtiyaç duyuluyor” diyor. Bunları ancak anayasa değişikliğiyle yapmak mümkün olur. O da gerçekten demokratik bir anayasayla ile düşünülebilir. Peki ama 6-7 aydır sadece namını duyduğumuz ama hâlâ tek bir maddesi hakkında bile tek bir kelime bilmediğimiz bir metne ve bugünkü iktidar erbabının sözüne bakarak kim inanır? Sık tekrarlanan haklı bir itirazı ben de tekrarlayarak sorayım: Bugünkü anayasanın açık hükümlerini pervasızca ayaklar altına alan ve temel insan haklarını ve özgürlükleri yok sayan bir iktidarın ülkeye gerçekten özgürlük getireceğini iddia etmek için insanın aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekmez mi? Bir an için, öteki muhalefet partilerinin bu ne idüğü belirsiz anayasa değişikliğine “Evet” demeye ikna edildiklerini düşünelim. Sonunda sadece Erdoğan’ı ilanihaye cumhurbaşkanı yapmayı amaçlayan bir anayasa projesine destek vermesi için DEM Partili milletvekillerinin akıl ve izanlarını topluca yitirmiş olmaları icap etmez mi?
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Eğitimden, öğrencinin yemeğinden tasarruf var, Saray’dan yok: Bütçede yük yine yurttaşa
* Hastaneler ‘ticarethaneye’, hastalar ise ‘müşteriye’ dönüştürüldü: Bebeklerin ölümünü izlediler
* İzmir’de tarikat isyanı: Mahallemizde istemiyoruz
* Müjdat Gezen yuvasında 106 çocuk eğitim görecek
* Gazze’ye saldırıların Sinvar’ın öldürülmesi sonrasında da süreceği yorumları yapılıyor: Katliam bitmeyecek
* İstanbul’da Kafkasya temasları
* Emekçilerin AKP milletvekili Nasıroğlu ile görüşmesi liste kriziyle başladı: Fernas’ta pazarlık günleri
* Dumas’nın klasiği ‘Monte Kristo Kontu’ ve ‘Gülümse 2’ gösterimde: Adalet mi intikam mı
* Vural Çelik bugün toprağa verilecek
* Üstündağ, AKP’li adayı yenip yeniden federasyon başkanı seçildi: Siyasete smaç
* Bakanlığın, yerine kayyum atadığı TSYD Başkanı, ‘Üyelerimiz satın alınamaz’ dedi: Seçimle gideriz
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Şimşek tersini söylüyor ama ekonomik daralma rakamlara yansıyor. Türk yurttaşları gayrimenkul için yurtdışına yönelmiş durumda. Tüketim malı ithalatı durdurulamıyor. Yabancı sermayenin yolunu bekleyen Türkiye’nin sermaye ihracı artıyor. Türkiye, kendisinden kaçıyor farkında mısınız? “AKP devleti”, tasarruf için kılını kıpırdatmıyor. Her türlü savurganlık son sürat. Erdoğan’ın yurtdışı gezilerine bir bakın. Saray için tasarruf isteyenlerin neredeyse dilleri koparılacak. Savunma sanayisi için yurttaşa bir salma çıkarılıyor ki evlere şenlik. Şimşek bile, “havuza gelen bir öneri” diyerek sahip çıkmıyor. Kredi kartı sahiplerinden Savunma Sanayi Fonu’na alınmak istenen 750 TL’lik harç, büyük tepki çekince geri çekiliyor. “Beka, vatan-millet tehlikede” söylemiyle son genel seçimi kazanan AKP, bir yıl sonra aynı seçmenden tepki görüyor. Ekonomistler, “Faizin yüksek olması yetmez, kamu harcamaları kısılmalı” diyor. Umutlar yıkılmış durumda, kimse yıl sonu enflasyon hedefinin tutacağına inanmıyor. Şimşek’i de kimse dinlemiyor, Saray ve AKP’li yöneticiler harcama alışkanlıklarından vazgeçmiyor. En büyük korku ise Erdoğan’ın zamanından önce yüksek faiz politikasından vazgeçmesi. Ekonomik aktörler bu olasılığı “facia” olarak görüyor ama “olmaz” diyemiyor. Bu ahval ve şerait içinde iktidar gündemi saptırıyor. Yeni anayasa tartışması, “İsrail bize saldıracak” korkutması tutmadı. O zaman gelsin yeni cambaza bak oyunu: Öcalan örgütünü dağıtsın. Öyle anlaşılıyor ki iktidar ortakları aralarında anlaşmış ve MHP lideri Bahçeli’nin bu söylemi gündeme getirmesi kararlaştırılmış. AKP gündeme getirirse geri tepecek belli. Çünkü TBMM Başkanı Kurtulmuş, anayasanın 3. maddesindeki sözcük sıralamasına takılmış durumda. Devlet mi başta olsun millet mi? Belli ki ortaklar, halkın güvensizliğini algıladı. Kulislerde, Bahçeli’nin çağrısına önümüzdeki dönemde Öcalan’dan bir açıklamayla yanıt geleceğine yönelik güçlü beklentiler var. Kulaklara bu fısıldanıyor. İktidarın bu konuda ne pişirdiği henüz net değil, yeni açıklamalar gelecek gibi. Türkiye PKK ile 40 yıldır mücadele ediyor. 40 yıl... Bunun 22 yılı AKP dönemine denk geliyor. Bu sürenin bu kadar uzamasını, ne anlama geldiğini düşünen siyasetçi var mı? İktidarın bu yeni söylemi, daha çok Ortadoğu’da, ABD seçimleri sonrasında yaşanabileceklerden kaynaklanıyor olabilir. Hadi diyelim Öcalan, örgütünü dağıtmayı koşulsuz kabul etti. Suriye’de Fırat’ın doğusundaki ABD’nin büyütüp beslediği YPG bunu kabul eder mi? ABD’ye yaptıramadıklarınızı Öcalan’a yaptırabilir misiniz? Geçmişe bakın. İktidarın dış politika uygulamaları o kadar çelişik ve içeriksiz ki. Her aktör Irak’ta, Suriye’de “Türkiyesiz bir oyun kurulamayacağı” tezini belli ölçülerde kabul edebilir. Ancak Türkiye, tarihsel olarak bu bölgede çok zayıf durumda ve sorumlusu AKP iktidarı. Adı her neyse, iktidarın yeni yaklaşımı daha bir süre gündemi meşgul edecek. Biz başka bir uyarı yapalım: İdlib. Bu bölge her an Türkiye’nin başına patlayabilir. Televizyonlara her akşam çıkan “her şeyologlar” hazır olsun.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Olaydan salı günü haberim oldu. Kapıkule Sınır Kapısı’nda iki TIR’la Almanya’dan gelen 69 gebe düvenin bir aydır yetersiz yem ve su verilip bekletildiğini, iki düvenin doğum yaparken can verdiğini, bir tanesinin TIR içinde doğurduğunu ve belgelerdeki bir hata yüzünden kesime gönderileceklerini öğrendim. Hemen ilgili yetkilileri aradım. Olayı doğruladılar. Hayvanları kurtarmak için çabaladım, bana mezbaha işlemlerinin tamamlandığını, kesimin başladığını söylediler. İşin perde arkasını araştırdıkça hukuki sürecin nasıl bertaraf edildiği de ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın damızlık gebe düve ticareti için verdiği teşvik kredisini kullanan iki ayrı alıcının GLT German Livestock Trading GmbH firmasından ithal ettiği hayvanların uygunluğu, bakanlığın görevlendirdiği veterinerlerce onaylanmış. Sonra birden 12 Ağustos’ta bakanlığın internet sitesinde, bu ticaretin yapıldığı bölgedeki küçükbaş hayvanlarda mavi dil hastalığının görüldüğüne dair bir duyuru paylaşılmış. Alman firma, veterinerlik sağlık sertifikasını, “ihraç edilecek hayvanlar sevkiyattan en az 60 gün boyunca bölgede kalmıştır ve 150 km yarıçaplı çevresinde mavi dil ve EHD’ye dair vaka/salgın görülmemiştir” yazan maddede mavi dil hastalığının üzerini çizerek düzenleyince sorun çıkmış. Tuhaf olan şu ki Alman firma, iki alıcıya ikişer TIR göndermiş ve ikisinin de ilk TIR’ları mevzuata uygun olmayan belgeyle ülkeye girerken, bu kez takılmış. Ülkeye giren ilk iki TIR’daki hayvanlar şu anda karantinada.
Sonuçta Kapıkule’ye ulaşan hayvanların bir evrak sorunu yüzünden geçişleri yapılamadığından, Edirne Kapıkule Veteriner Sınır Kontrol Noktası Müdürlüğü 24 Eylül 2024’te, “ulusal sağlık şartlarını karşılamadığı” gerekçesiyle ithalatı reddetmiş. Kapıkule Gümrük Müdürlüğü, bunun üzerine 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 181/4. maddesine atıf yaparak “eşyanın ithaline izin verilmemesi halinde” geldiği yere iade edilebileceği, üçüncü bir ülkeye transit yapılabileceği ya da masrafları sahibince karşılanmak koşuluyla imha etmek üzere gümrük idaresine terk edilebileceğini bildiren bir yazı yazmış. Daha sonra Edirne İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, hayvanların “hastalığı yayma potansiyeli olduğu gerekçesiyle” kesime gönderilmelerinde sakınca olmadığını bildirmiş. Edirne Kapıkule Sınır Noktası Müdürlüğü de 8 Ekim’de düvelerin acele kesim kararını işleme koymuş. Gebe düveler hastalık bulgusu göstermezken Almanya’dan gelen test sonuçlarında sağlıklı oldukları görülürken, bu karar nasıl alınıyor? Ayrıca aynı yasada 2021’de bir değişiklik yapılmıştı. 36/f maddesi, “Tanımlattırılmamış gebe hayvanlar, altı aylıktan küçük koyun ve keçiler ile bir yaşından küçük sığır cinsi havyanlar nakil esnasında yakalanması durumunda kestirilmez, sahibinin bilgisi dahilinde karantina altına alınır” diyor. Kapıkule’den mezbahaya gönderilen hayvanlar gebeydi ve karınlarında yavrularıyla katledildiler!
Bu sürecin en acı tarafı ne biliyor musunuz? Edirne İdare Mahkemesi, katliamdan iki gün sonra, 16 Ekim’de Türkiye’deki alıcılardan birinin Tarım Bakanlığı’na açtığı davada karar açıkladı. “Hayvanların acele kesimine ilişkin olması sebebiyle uygulamakla etkisi tükenecek nitelikte olması ve ileride hukuka aykırı bulunup yürütmeyi durdurulması veya iptali yönünde karar verilmesi halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurabilecek nitelikte bulunması nedeniyle dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına” karar verdi! Şimdi yeni davalar açılacak; çünkü mahkeme kararı karantinadaki hayvanları da kapsar. Bu olay, bir kez daha sarsıcı gerçeği yüzümüze çarptı: “Mal” olarak görülen hayvanların yok edilmesinin yolunu açan da insan hukukudur. Yürütme durdurulsa da “imha edilen” ilk buzağısına gebe düveleri ve onların karınlarında boğularak can veren buzağıları geri getirecek hiçbir güç yoktur.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Sağlık Bakanlığı, hastalarla doktorları karşı karşıya getirdi: Hekim çaresiz
* Ormanlar, bakanlıklar aracılığıyla şirketlere kiralanacak: Park adı altında talan
* İstanbul Barosu’nun genel kurulu yarın başlayacak, seçimlerde 11 aday başkanlık için mücadele edecek: Sandık zamanı
* Dolmabahçe’deki isimlerden AKP’li Ala, tartışmayı yeni boyuta taşıdı: Çözüm masası yok
* İsrail ordusu, Hamas’ın yeni liderini Gazze’nin güneyinde hedef aldı: Sinvar da öldürüldü
* ‘HTŞ’ye Rus ateşinde iki olasılık var’
* Gayrimenkulde değişim: Yatırımcıların seçimi ticari
* Faizi bir kez daha yüzde 50’de sabit tutan Merkez Bankası, olumsuz verilere dikkat çekti: TÜFE’de belirsizlik arttı
* Yevgeni Lansere’nin 1922 Ankara’sına ışık tutan eserlerinin bulunduğu sergi açıldı: Kurtuluşun Türkiye’si
* Tutku’nun Romanı: Leyla Gencer’ Rusçada
* Federasyon seçimlerinden TSYD’ye kadar her alana müdahale var: Sporda da siyaset
* Mourinho, İrfan Can’dan Milli Takım’daki gibi gol istedi: Bizim için de at
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Yıl 1924: Hilafet kaldırıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün açıklaması, dine sahip çıkmak için kaldırıldığı yolundaydı. “Dünyada her şey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.” Yıl 1924: Laiklik ilkesiyle devlet düzeninin, eğitim kurallarının, hukuk sisteminin dine değil, akıl bilim ve yasalara dayandırılması hedeflendi. Yıl 1924: Öğretim Birliği Yasası çıkarıldı. (Eski adıyla Tevhidi Tedrisat Kanunu.) Medreseler kapatılıp ilahiyat fakültesi kuruldu. Yıl 1925: Tekke ve zaviyeler, kimi unvanlar ve eylemler yasaklandı “Efendiler ve ey millet, biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” Yıl 1926: Medeni Kanun kabul edildi. Böylelikle eşit birey hakkı getirildi. Kadınlar da insandır, bireydir dendi! Yıl 1928: Harf Devrimi ve Millet Mektepleri. (Okuryazar oranı 1923’te erkeklerde yüzde 2 iken kadınlarda yüzde 0.7 idi. İlk on yılda bu oran kadın erkek yüzde 20.5’e çıktı. Uzatmayayım. Bunları hepiniz biliyorsunuz. Bilmekte yarar var. Başta muhalefet olmak üzere unutanlar da anımsasınlar.
Aradaki yılları atlıyorum. Hele son 20 yılın incilerini de: Kadın erkek eşitliği fıtrata ters. En az 3 çocuk yap. Sezaryen yasaklansın. Kürtaj yasak. Sokakta kahkaha yasak. Hamile kadın evde otursun. Çalışmak kadını ahlaksızlığa iter. O saatte orada ne işi var. Bir kereden bir şey olmaz özürleri... Bunlarla başlayıp İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması, tarikat ve cemaatlerin siyasi ve ekonomik gücünün her geçen gün artırılması. Cehaletin yüceltilmesi, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” denen müfredata bilimdışı ve hurafelerle dolu bilgiler katılması. Medeni Kanun’un derinden derine içinin oyulması. Kadına ve çocuğa şiddete karşı cezasızlık uygulaması. Hayvan katliamını körüklemek. Filistin davasını fırsat bilinip şeriat propagandasına göz yumulması ve bu propagandanın doruklara çıkması. İdam cezası tartışmaları, anayasayı değiştirme arayışları. Muhalefet partileri neredesiniz? Bunları görmüyor musunuz!
Yıl 2024: Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde Milli Eğitim Bakanlığı kadın öğretmenlere “dış görünüm ve giyim kodları” dersleri vermeye kalkışıyor! Beyler ayıptır! Utanç vericidir! İhanettir! Ahlaksızlıktır! Kendini bilmezliktir! Yuh ki ne yuh! İl ve ilçe müdürlüklerine bilgi gitmiş, “Enstitü Sosyal” adlı kuruluş, erkek değil, kadın öğretmenlere eğitim verecekmiş, usturuplu giyinmeleri için. Milli Eğitim Bakanlığı müfredatın içinin boşaltılmasına, tüm eğitimin dinselleştirilmesine, eğitimdeki aksaklıklara değil; çocukların gençlerin okullara aç gelip aç gitmesine, derslerde üşümesine, yollarda gelip giderken hayatlarını tehlikeye atmalarına, okulların pisliğine, temizlenmemesine değil; kayyum atama rezilliklerine değil; okullara tarikatları, imamları, şeyhleri sokmalarına değil; çocukların can mal güvenliğine sahip olmamalarına değil; hele şimdi kış gelirken sabah karanlıkta sokaklara dökülmelerine de değil; öğretmenlere hak ettikleri ödeneklerin verilmemesine değil de kadın öğretmenlerin kılık kıyafetine takmış! Gerçekten inanılır gibi değil. Ama burası Türkiye. Burada her şey olur. Erdoğan bir daha seçimlere adaylığını koyabilsin diye her şey, her şey olur!
Sevgili okurlar, bugün sizinle Tarık Akan’ın 75. yaş günü kutlamasını paylaşacaktım. Ama yukarıdakileri söylemeden hiçbir şey söyleyemezdim. Siz yine de Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’ndan ve her kaynaktan Tarık Akan’ın kurduğu ve yönettiği “Taş Mektep” öğrenci ve mezunlarının konserlerini yakından izlemeye çalışın. O okuldan yetişen çocukları, gençleri görmek, dinlemek bile, gelecek için umutlanmamıza yeter.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Ankara kulislerinde en çok tartışılan konu: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere uzattığı el, yeni bir çözüm sürecine dönüşür mü? Biz bu soruya, açılımın üç sorununu tartışarak katkı koymaya çalışalım.
1. Kürt sorununa mı çözüm?
Soru şu: Erdoğan Kürt sorununu çözmek için mi yeniden açılım yapıyor, yoksa iktidarını/başkanlığını sürdürebilmek için mi? Bunu şu nedenle soruyoruz: Erdoğan Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını da söyledi, olduğunu da... Olduğunu söylediğinde açılımcıydı, olmadığını söylediğinde açılımı kapatmıştı. Bu durum, Erdoğan’ın açılım ihtiyacını ortaya koyuyor: Meselesi Kürtler ya da Kürt sorunu değil, meselesi iktidarını sürdürmek. İktidarını sürdürebilmek için de ya TBMM’nin seçim yenilemesi ya da yeni anayasanın kabulü gerekiyor. Sayısal nedenlerle, ikisi için de DEM’in desteği lazım. Açıklamalarına bakılırsa, Kürtlerin siyasi partisinin de en azından bir bölümü, Erdoğan’ın iç politik ihtiyaçları üzerinden, kendi siyasi ajandasına kazanım oluşturabileceğini hesaplıyor.
2. Bölgesel durumdan yararlanma mı?
Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere el uzatmasıyla başlayan bu süreç, kuşkusuz bölgedeki yeni durumla da ilgili. İktidarın ilk açılımı ile iktidarın neo-Osmanlıcı çizgisi arasında bir ilişki vardı. Öyle ki iktidar hem “Lozan hemizettir” diyor ama hem de Misakı Millicilik yapıyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil edilemeyen Musul-Halep hattını işaret ediyordu. Suriye’de Atlantik cephesiyle girilen “macera” bu nedenleydi. Suriye macerasından bir türlü çıkmamaları da bu nedenle... İşte “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemi de bununla ilgilidir. İktidarın “stratejik derinlikçileri” Ortadoğu’da yeniden sınırlarının çizilebileceğini, Ankara’nın önüne yeniden “genişleme” fırsatı çıktığını, Erdoğan’ın yeniden “Küresel düzenin altında bir alt düzen” inşa etme olanağına kavuşabileceğini düşünüyor... Suriye’yle normalleşmeye şartlar koyarak normalleşme eğilimini terk etmeleri, Mavi Vatan doktrinini rafa kaldırarak Doğu Akdeniz’de geri adım atmaları, Yunanistan’la tavizli normalleşmeleri, Ukrayna-Rusya dengeciliğinde ağırlığı Ukrayna kefesine koymaları, ABD-İngiliz enerji devleriyle 10 yıllık anlaşmalar yapmaları, Rusya’ya uyguladıkları yeni yaptırım... Ve en önemli iki yeni gelişme de şu: İran karşıtlığının artması ve İdlib merkezli bir hareketliliğin başlaması!
3. Birinci partiye tuzak mı?
Eski açılımda CHP, MHP’yle birlikte açılımın genel olarak karşısındaydı. Gerçi Erdoğan ilk açılımdan istediği sonuçların bazılarını elde etmişti ama sonuçların tamamına ulaşamamasında bir etken de buydu. MHP artık Cumhur İttifakı’nda, üstelik yeni açılım için bizzat Bahçeli sahaya sürüldü; çünkü siyaseten Erdoğanizme yapışmak dışında şansı kalmadı. Peki CHP? AKP ve MHP cephesinden gelen açıklamalar, Erdoğan’ın CHP’yi de açılıma bir şekilde monte etmek istedğine işaret ediyor. DEM de aynı görüşte. Nitekim DEM yönetimi açık açık CHP’nin de devreye girmesini istedi. Gerekçeleri kendileri açısından makul: AKP’ye güvenmedikleri yeni süreçte, CHP’nin sübap olabileceğini hesaplıyorlar. Peki daha düne kadar CHP’yi “DEM’lenmekle” suçlayan AKP-MHP cephesi neden CHP’yi sürece katmak istiyor? Çünkü CHP artık birinci parti. AKP-MHP CHP’yi açılım süreci üzerinden yeni anayasa sürecine de dahil edebileceğini düşünüyor. Varsın CHP son tahlilde yeni anayasa kabulüne hayır desin, hazırlanmasına dahil olması Erdoğan için yeterli meşruiyeti sağlayacak nasılsa! Üstelik bu süreçte ulusalcıların tepkisi nedeniyle CHP’nin oyları da önemli oranda erimiş olacak! Erdoğan da bir taşla birkaç kuş vurmuş olacak... Bakalım Erdoğan’a yine aynı fırsatı verecekler mi?
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* İstanbul’un simgesi Haydarpaşa ve Sirkeci ranta kurban gidiyor: Tarihi garlar sudan ucuz
* İçişleri Bakanlığı verilerine göre dört yılda ateşli silah kullanılan 169 bin 7 olay yaşandı: Toplum alarm veriyor
* BM’nin raporuna göre dünyadaki yoksulluk oranı 2020 ile 2023 arasında arttı: Derin adaletsizlik
* ‘5 yıldızlı’ yemeği kamu bankasına ödetmişler
* Uyuz skandalıyla gündeme gelen hastanede yeni bir sorun gözler önüne serildi: ‘Radyasyon’ tartışması
* CHP kurmayları, Cumhur-DEM yakınlaşması sonrası ‘85 milyon için gerekeni yaparız’ mesajı verdi: Temel değer vurgusu
* Malatya’da dün sabah meydana gelen ve çevre illerden hissedilen 5.9’luk deprem korku yarattı: Kendini unutturmuyor
* Bir yanda savaş bir yanda açlık
* Sendikal nedenle işten atılan Fernas Madencilik işçileri, 53 gündür yasal haklarını arıyor: Emekçiye yine engel
* 750 liralık ‘katkı’ için kulis bolluğu
* Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen bienal, şehrin dört bir yanında izlenebiliyor: Sanat Sinop’a yayıldı
* Ommer retrospektifi Piramid Sanat’ta
* TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’ndan Büyükekşi dönemi için çarpıcı açıklamalar: Çiftliğe dönmüş
* Beşiktaş Başkanı Hasan Arat, transferlerle iyi bir iskelet kurduklarını söyledi: Takıma güveniyoruz
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
From the publisher's feed