
Sign up to save your podcasts
Or


Dünyanın bütün “devlet”lerinden korkarım. Sınır kapılarında çok korkarım. Tel Aviv Havaalanı’nda da korkuyorum. Ülker yan kulübede pasaport kontrolünü yaptırmış ve “Eretz İsrael”e ilk adımını atmış, benim pasaportumu inceleyen genç kadın ikide bir yüzüme bakıyor, pasaportumun sayfalarını çeviriyor ve üstelik eline telefonunu alıp bir yerlere telefon ediyor. Arkamdakiler sabırsızlanıyor. Görevli paylıyor onları. Bana da ahiret soruları soruyor. Niçinler, nedenler, kimler, nasıllar... Sonunda telefon çalıyor. Bir dakikalik bol “şe”li bir konuşma. Genç kadın bana “Arap ülkerine sık sık gidiyorsunuz?” diyor. Özgür bir insanım, dilediğim yere giderim. “Yanlış anladınız” diyor, “Eğer pasaportunuza İsrail damgası vurursam bir daha o ülkelere giremezsiniz. Yetkililer kararı size bıraktılar, isterseniz pasaportunuzu mühürlemeyebilirim”. Siz olsanız ne yaparsınız? Benim tek kabadayı yanıtım var: “Siz pasaportumu mühürleyin. Araplar beni İsrail’e geldiğim için ülkelerinde istemezlerse kendi bilecekleri iş.” Genç kadını mutlu ediyor yanıtım. Çünkü yanıtımla İsrail’in “meşru” bir devlet olduğunu kabul ediyorum.]
Ama pasaport memuru kadın pasaportuma giriş damgası vurmadı. Çıkış damgası da vurulmadı. Daha sonra davetli şair ve yazar ya da görevli gazeteci olarak birkaç kez daha İsrail’e gittim. Pasaportum mühürlenmedi. Mühürlenseydi, Mısır’a, Fas, Cezayir ve Tunus’a gittiğim zaman başıma ne gelirdi bilemiyorum. 14 Mayıs 1948’de son İngiliz güçlerinin Hayfa’yı terk etmesi üzerine o gün İsrail devleti kurulmuş. Bizim ülkemiz Türkiye, İsrail’i on ay sonra 28 Mart 1949 tarihinde tanımış, İsrail’de ilk diplomatik temsilcilik 7 Ocak 1950’de resmen açılmış. Şimdi, Arap ülkelerinin İsrail ile diplomatik ilişkilerine bakalım: İsrail’le ilk normalleşme adımını Mart 1979’da Mısır attı, onu 1994’te Ürdün takip etti. Normalleşmeyle ilgili ikinci atılım dalgası bundan tam 26 yıl sonra geldi ve birkaç ay içinde Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve son olarak Fas bu kervana katıldı. Fas, Arap dünyasında son birkaç ay içinde İsrail ile normalleşme anlaşmasına varan dördüncü, 1979’dan bu yana ise altıncı ülke oldu. İsrail’in Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme süreci 42 yıl içinde Mısır ve Ürdün ile sınırlıydı. Bu yıl ise dört ülke peş peşe benzer adımlar attı. Son olarak Fas, 10 Aralık 2020’de İsrail ile ilişkilerinin “en yakın zamanda” normale döneceğini açıkladı. Böylece Fas; Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Sudan’dan sonra İsrail ile normalleşmeyi kabul eden altıncı Arap ülkesi oldu. Normalleşme kervanının başını çeken Mısır, boykot ve geniş çaplı eleştirilerle karşı karşıya kalırken son dönemde yaşanan normalleşme hareketleri karşısında tepkisiz kalmayı tercih etti. İsrail’in kurulmasından bu yana Arap ülkeleri kararlı bir ortak siyaset kurup izleyemedi. Gerçek şu ki: Kâğıt üstünde devlet varlığını kabul eden Arap ülkeleri, sürekli barış için bu “kabul”ü gerçek hayata geçirmek zorundaydı. İsrail’in İbrani halkı, Filistinliler Müslüman olmadan önce, adı sonradan Filistin olan topraklarda yaşamaktaydı. Hz. Davut, Hz. İbrahim’den bin yıl ve Musa’dan 500 yıl sonra, yaklaşık MÖ 1000 yıllarında bu topraklarda bir kraldı. Bölge halkının bir bölümü milattan sonra 7. yüzyıldan itibaren Müslüman oldu. Bölge halkı bu yüzyıldan sonra Araplaştı. Bu süre içinde, Romalılar tarafından topraklarından sürülen Yahudiler dünyanın dört bir yanında Pogromlar (dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleridir) yaşadı ve gettolarda süründü. Bu yazı İsrail’in bugün yaptıklarını savunmak için yazılmamıştır. Yaptıkları bir soykırımdır ve kınamam bakidir! Ve bu yazdılarımı, tarihin gerçeklerini bilmeyen okurlar için yazdım.
Bitirmek için 137. Mezmur’u okuyalım mı?
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Cumhuriyet’e konuşan Mansur Yavaş’tan ‘tek adam’ rejimine itiraz: Sistem çöktü
* Yoksul öğrenci çok politika yok
* Yurttaşın sağlık hizmetine ulaşması hayırseverlerin insafına bırakıldı: Bağış ile MR cihazı
* ‘Karanlığı aydınlatacağız’
* Yeni vergi tepkisi: İktidara inanmayın
* Gazze’de gözyaşı dinmiyor
* İran acil diplomasi yürütürken Washington, Suudi Abrabistan ve BAE’ye silah satışını onayladı: ABD’den yeni hamle
* Ekonomiyi krize sokan AKP iktidarının kaynak arama çabaları kredi kartlarına da ulaştı: 38 milyon kişi kart borçlusu
* Erkeklere 100 lira kadınlara 72.9 lira
* Kortay’a 60. yıl paketi
* Etimesgut KentFest açılışını yaptı. 15 gün boyunca Türkiye ve dünyadan oyunlar sahnelenecek: Bildiğiniz gibi değil
* Voleybol Federasyonu Başkanlığı için AKP’li isim aday oldu, bakan bile devrede: Seçime siyaset eli
* Stada Atatürk heykeli
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Tarım ve Orman Bakanlığı nihayet taklit - tağşiş yapılan ve sağlığı tehlikeye düşürebilecek gıdaların listelerini yayımladı. Listede yok yok. Tek tırnaklı eti, domuz eti, boyalı sumak, boya maddesi kullanılmış çay, bitkisel yağlar ile yapılan tereyağları, tohum yağı kullanılan zeytin yağları... Tanıdığı markaları gören herkes adeta şoke oldu. Sağlığı tehlikeye düşürecek gıdalar listesinin başında Köfteci Yusuf var. Domuz eti tespit edilmiş. Tespit şubat ayında yapılmış. Bu konuda araştırmam devam ediyor. Ama herkes Köfteci Yusuf’u konuşurken asıl skandalı kaçırıyor. Kartal Et ve Et Mamülleri’nin “Çatalköprü” adı ile sattığı dana etinde tek tırnaklı et tespit edilmiş. Firmanın şube açılışını İsmailağa cemaatinin derneği İnsana Değer Veren Dernekler Federasyonu Sakarya Şube Başkanı Mustafa Yüzücü ve firmanın sahibi Burhan Kartal yapmış. Acaba Mustafa Hoca açılışı yaptığı için eşek ve at etinden yapılan sucuk helal olmuş oluyor mu? Ancak bildiğimiz tanıdığımız markaları görünce de insan kötü oluyor. Antep’e gittiğimizde hepimizin aklına ilk baklava ve baharat gelir. Güvenirsin yediklerine, aldıklarına. Yalçınkaya Biber Sanayi adlı firmanın Yalçınkaya sumak adlı ürününde gıdada kullanımına izin verilmeyen boya tespit edilmiş. Adapazarı/Sakarya’da meşhur olan Balıkçıoğlu sucukları vardır. Dana sucuk ürününde tek tırnaklı eti tespit edilmiş. Firmanın reklamlarında “Balıkçıoğlu sucukları hafif baharatlı katkısız yüzde 100 dana kasap sucuğu” notu var. Hepsini yazayım. Karasu Ticaret, Cemal Karasu, Edremit Hanzade markası ile Naturel Sızma Zeytinyağı sattığını iddia ediyor ama analizde zeytinyağı diye iddia ettiği şeyin içinde “gıdada kullanımına izin verilmeyen boya” tespiti yapılmış. Türkiye’nin en iyi 10 aktarı diye haberlere konu olan Ayfer Kaur Oğulları BaharatlarıAhmet Murat Kaur’un “Ayfer Kaur” ve Mergen Gıda Sanayi’nin “Yeşil Aktar Baharat” markası ile sattığı kekiğin içinde “yabancı madde tespiti” yapılmış. Ankara’nın tatlıcılarından Camuzoğlu adlı işletmenin bir şubesinde antepfıstıklı baklavasının içinde antepfıstığı yerine ay çekirdeği tespit edilmiş. Afyonkarahisar’da Ertürk Et ve Et Ürünleri adlı şirket Afyon Bolat Sucukları, Afyon Keyf-i Sucuk gibi 19 sucuk markasında ısıl işlem görmüş piliç tespit edilmiş. Kahramanmaraş’ın meşhur dondurmacısı Tekin Usta’nın yüzde yüz keçi sütünden dondurma diye sattığı dondurmada keçi sütü yokmuş inek sütü varmış. MAG Süt Ürünleri adlı firma Çamoluk markası ile tereyağı satıyor. Hah işte o sattığı tereyağında süt yağı haricinde yağlar tespit edilmiş. Hakan Gecegiden-3M Gıda firması adı altında; Sena Egemden ve Yeni Ege markalarıyla natürel sızma zeytinyağı üreten firmanın ürünlerinde “tohum yağları karıştırılması tespiti” yapılmış. Efeler Aydın’da bir firma var. E.A.T. Tarım Ürünleri Gıda Sanayi Tic. Ltd. Şti. firma kimdir diye geçmiş aramalara baktığınızda hemen hemen her sene bakanlığın açıkladığı listede var. Bu sene 26 marka ile yer almış. Akıl alır gibi değil. Ayvalık, Biyudum, Birlik Vakıf, Gerçek Gemlik Zeytinyağı, Grand Yayla, Lüks Gemlik Marka Taş Baskı, Milas Koop, Vakfıkebir Birlik Gurme, Saraybahçesi, Yamaç Bahçem, Zeybek, Zeytin Diyarı, Zeytinkent markası ile naturel sızma zeytinyağı satıyorum diye sattığı ürünlerde “tohum yağları karıştırılması” tespit edilmiş. Şirket 2017 yılında kurulmuş sahibi Ahmet Tuna. Hemen hemen tüm internet sipariş sitelerinde var. Her yıl da adı listede yer almış! İzmir-Gaziemir’de 2023 yılında Kütahya’da ikamet ettiği belirtilen Murat Değirmenciler tarafından kurulmuş Özdeğirmenciler Gıda diye bir firma var. Ayvalık, Edremit, Gemlik isimlerini kullanarak 16 ayrı marka oluşturmuş ve sözde naturel zeytinyağı satıyormuş ancak analizlerde “tohum yağları karıştırılması” tespit edilmiş.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
MHP lideri Devlet Bahçeli içi kezzaplı kelimelerle dolu cümlelerini, son iki grup toplantısında terk etti: Oysa kulağımız, kızdığı kişi ve grupların “alayını” yerle yeksan etme naralarına çok alışmıştı. Bahçeli önce, yıllardır “var” bile saymadığı TBMM Genel Kurul komşusu DEM Parti lider kadrosunun ellerini sıktı. Sonra “Dünyada barışın tehlike altında olduğu bir dönemde iç barış ve kardeşliğin önemini” vurguladı. Bahçeli’yi bilen herkesi çok şaşırtan bu jest, günlerdir tartışılıp duruyor. Bahçeli’ye sorarsanız, o Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin “yasal ve meşru” bir parti olduğunu dahi yeni fark etmiş görünüyor. Bu partiye “Türkiye partisi” olmayı tavsiye ediyor. “Kardeşlik” öneriyor. Öte yandan AKP’nin son TBMM grup toplantısında konuşan Tayyip Erdoğan, “Ülkemizin meselelerini mümkün olan en geniş mutabakatla çözmeyi arzu ve temenni ediyoruz. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamaları takdirle karşılıyor, Türk demokrasisi ve 85 milyonun kardeşliği adına çok kıymetli buluyoruz” dedi. Dünya ne tuhaf! Kardeşçe siyaset yapmayı, insanları kutuplaştırmanın yanlış olduğunu, toplumu yönetmek için onları birbirine düşman kamplara bölmenin ülkeye de çok büyük zararlar verdiğini ve vereceğini sanki yıllardır Erdoğan ve Bahçeli söylüyormuş da muhalefet partileri engelliyormuş gibi konuşuyorlar. Oysa Türkiye’deki siyasi yaşamı uzun süre değil, sadece yarım saat süreyle izleyen bir yabancı dahi tam tersinin bu ülkede yaşandığını bilir. Peki şimdi bu gülücükler, bu “kardeşlik ve barış” söylemleri neden çıktı? İşin aslı çok basit: Anımsar mısınız, TBMM’nin yeni yasama yılına başlamasından hemen önce Erdoğan Bahçeli’yi evinde ziyaret etmiş ve 45 dakika görüşmüşlerdi. Sonra 1 Ekim günü DEM Parti liderlerinin ellerini sıktıktan sonra, MHP lideri Bahçeli bu beklenmedik jesti niçin yaptığını soran gazetecilere “cumhurbaşkanının kendisine verdiği görevi yerine getirmek için yaptığını” söylemişti. Ertesi günden itibaren de “barış ve kardeşlik” nutukları atılmaya başlandı. Oyun gayet açık: Anayasayı değiştirmek için Erdoğan’ın Meclis içinde yeni bir ittifaka ihtiyacı var. Çünkü AKP 266 + MHP 50 + HÜDA PAR 4 + Bağımsızlar 8 + DSP 1= 329 milletvekili ediyor. Oysa anayasa değişikliğinin halk oylamasına referanduma sunulması için bile en az 360 milletvekilinin oyuna ihtiyaç var. DEM Parti’nin 57 milletvekili eğer ikna edilebilirse sayı 386’yı buluyor ve Erdoğan’la Bahçeli bu “kardeşlik”ten istedikleri sonucu elde etmiş olarak sıyrılıyorlar. Muhtemelen de DEM Parti’ye, Abdullah Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın özgürleşmesini hediye edecekler. Yoksa ortada ne Erdoğan’ın dediği gibi yakın bir zamanda söz konusu olabilecek bir İsrail tehdidi ne de acil bir “Birleşelim, buluşalım” talebi var. Türkiye’de zaten bu ulusun sağduyusu sayesinde uzun yıllardır bir iç çatışma çıkmıyor. Şimdi durup dururken kamuoyunun dikkatini “Cambaza bak!” diyerek kendi oyunlarını sahnelemek isteyenlere yüz vermenin âlemi yok.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Eğitimcilerden yeni meslek yasasına itiraz: Saray’a ‘kul’ akademisi
* Sağlık emekçileri yeni yönetmelik taslağına bakanlık önünde tepki gösterdi: Oldubittiye getiriyorlar
* Belediye barınağında katliam iddiası
* CHP kurmayları, yerel seçimden bu yana anketlerde değişen oylarıyla ilgili ne diyor: İç kavga yaramıyor
* 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde gündem istismar, şiddet ve cinayetti: Çocuklar için kaygılıyız
* İBB’den kızlara eğitim desteği
* İsrail’den BM Birliği’ne top atışı
* AKP’nin yeni yasa taslağından ‘hizmet bedeli’ çıktı: ‘Savunma’ vergisi
* Tarım Platformu paydaşları, sektörün yaşadığı sorunların nedenlerine baktı: Tarım politikası yanlış
* Sahnede 60 yıl
* Ankara Film Festivali’nin jürisi belli oldu
* Erman Kunter, Türkoğlu’nu göreve getiren basketbol camiasına tepkili: Seçimde büyük hata
* Tedavisi süren Beşiktaşlı stoper G.Saray maçına yetişecek: Paulista derbiye
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Ünlü bir köftecinin ürünlerinde domuz eti bulunduğunun aylar önce raporlarla belirlendiği ortaya çıkınca toplum ayağa kalktı. Öfkelenenler kadar şaşıranlar da oldu. Bunun üzerine 2021’de yazdığım bir yazıyı hatırladım. 6 Ağustos 2021’de Hopa’da, Gürcistan sınırına yakın bir yerde korkunç bir olay olmuş, bir TIR garajına çekilen Gürcü plakalı bir aracın dorsesinde terk edilmiş, aralarında gebe atların da olduğu 38 at bulunmuştu. İki at ölmüştü; biri kan kusuyordu. Üç atın durumu ağırdı, bazıları baygın halde yatıyordu. Biri gebeydi ve dorsede doğum yaptı. O anne Kırgızistan’a ulaşsa karnındaki tayla birlikte bir düğünde davetlilere ikram edilmek için kesilecekti! 28 Ağustos 2021 akşamı ise aralarında tayların da olduğu 33 atla dolu bir TIR, yine Hopa’da ele geçirilmişti. Kars’tan yüklenen atlar önce Ayaş’a getirilmiş, şoför Düzce’de bırakıp gidince aracın sahibine hayvanları Hopa’ya kadar götürmesi gerektiği söylenmiş, Hopa’da işin şekli değişince kendisi olayı ihbar etmişti. Anlaşılıyordu ki Türkiye, at yemenin yaygın olduğu Kırgızistan, Gürcistan gibi ülkelere sürekli canlı hayvan ihraç ediyordu. Bu korkunç olayları anlattığım yazımda atları ve domuzları “kasaplık hayvan” olarak tanımlayanın AKP hükümeti olduğunu da yazmıştım.
2006’da, o dönemdeki adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, etlerle ilgili iki tebliğ yayımladı ve “domuz, yabandomuzu, at ve tavşanı” diğer kasaplık hayvanlar olarak belirledi. Gıda Kodeksi AB’ye uyduruldu ve at, kasaplık hayvan oldu. 2011’de yayımlanan Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği’nin 4. maddesinde, “Evcil tırnaklı hayvan: Sığırı, mandayı, bizonu, koyunu, keçiyi, tek tırnaklı hayvanı, deveyi ve domuzu ifade eder” dendi. 2012 tarihli Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği ile ise evcil tırnaklı hayvan etinin kullanım alanları şöyle sıralandı: Emülsifiye et ürünü, jambon, kurutulmuş jambon. Son köfteci olayı toplumda infial yaratınca Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü sosyal medya hesabından açıklama yapıp “domuz etinin kasaplık etler sınıfına alındığını” yalanlayıp bahsettiğim tebliğlerin yürürlükte olmadığını, yürürlükte olan tebliğde ise domuza ilişkin bir tanım olmadığını bildirdi.
Öncelikle bu durum, 2011 ve 2012’de domuzu da içeren tebliğlerin uygulamaya konulduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şu anda yürürlükte olan tebliğde açıkça “domuz” adı geçmiyor ancak “evcil tırnaklı hayvan” ifadesi yer alıyor. O zaman Tarım ve Orman Bakanlığı, 2011’de yaptığı evcil tırnaklı hayvan tanımını şimdi ret mi ediyor? Şu anda yaptıkları, genel bir isim kullanarak tek ve çift tırnaklı ayrımını belirsizleştirmektir. Biz net olarak yazalım: Tek tırnaklı hayvan denilse, at, eşek, domuz ve zebra başta olmak üzere bu hayvanların melezleri olan katır, bardo ve zebroid anlaşılacak. Çift tırnaklı hayvan denilse, sığır, koyun, keçi, manda, deve, geyik gibi hayvanlar anlaşılacak. Belli ki daha önceki tebliğler dikkatimizi çekince, “evcil tırnaklı hayvan” denerek at, eşek gibi hayvanları da gıda kodeksine sokmanın yolu bulunmuş. Bu arada birileri de köfteci gibi domuzu da dahil ediyor anlaşılan. Bunu önlemek için bakanlığın tebliğde yer verdiği “evcil tırnaklı hayvan” ifadesini netleştirmesi gerekiyor. Bu konuda şunu da eklemezsem olmaz. Sadece belli türlerin değil, hayvan yemenin tamamen sonlanması gerek. O güne kadar masum hayvanlar “ürün” olarak damgalanıp sınırlardaki kamyon dorselerinde, denizlerdeki devasa gemilerde kilometrelerce yolculuk yapıp işkence çekecek, insanlar bu zulmü değil, alıp sattığının niteliğini konuşacak.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Toplumun iktidarın siyasetinden koptuğunu herkes görüyor. Tayyip Erdoğan’ın, bütün parti aktörleriyle vurgulamak istediği konular toplumun ilgisini çekmiyor. Yeni anayasa arayışları, Filistin ve Lübnan’daki mağduriyetler... Filistin’e destek toplantılarının istenen desteği ve heyecanı yakalamadığı orta yerde. Anayasa konusu sokağın umurunda değil. Tüm ülke sokak kavgalarına, tacizlere, cinayetlere kilitlenmiş durumda. İktidarı öven medyanın da başka çaresi yok. Ekonomik bunalım ortamında bu tür haberler toplumda güvensizlik yaratıyor, büyük oranda faturası iktidara çıkıyor. İktidarı öven gazeteci tepkili, yakınıyor: “Mobese kameraları televizyonlara görüntü servis etmek için kurulmadı ki.” Hırsızlığın suç olmaktan çıktığı, 26 suç kaydı olup elini kolunu sallayarak gezen birinin polis şehit ettiği ülkede hangi kuralı sorgulayabilirsiniz? Bir de bunların hepsinin 22 yıllık sorumlusu AKP iktidarıyken... Suç işlemenin nasıl organize bir boyuta geldiğini isterseniz örnekler üzerinden gösterelim ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın dikkatine de sunalım. “Hesaplarınız terör örgütü tarafından ele geçirildi, ben savcıyım” gibi telefon konuşmalarıyla başlayan ve kamuoyunda “Alocular” olarak bilinenler insanları soymaya son sürat devam ediyorlar. Her gün yeni yeni olaylar yaşanıyor. Bu konu hortladığından bu yana kolluk güçleri ve savcılar bu soygunu engelleyemedi. Oysa kimin bu işleri organize ettiği ve yaptığı biliniyor. Bu olayların hangi ilden, o ilin hangi ilçesinden yönetildiğine varana kadar bilgiler bize kadar geliyor. Ama önlenemeyince insan hayret ediyor. “Patates telefon hattı” nasıl elde edilir, bu nasıl önlenemez? Bu yöntemi yeni duyduk. Diyelim ki eviniz var ve sattınız. Satış işleminizin gerçekleşmesinin ardından hemen “Alocular” devreye giriyor, yine aynı tehdit: Hesaplarınız ele geçirildi. İnsanlar ürküyor, hayret ediyor, korkuyor. Türkiye’de çalışan bir Kırgızsınız. Belli bir süre sigortalı çalıştınız, Türkçeyi çok iyi düzeyde okuyup yazabiliyorsunuz. Türk yurttaşlığına geçmeye karar verdiniz, başvurularınızı tamamladınız. İşlemler sona yaklaştı, bir adım sonra Türk vatandaşısınız. Sizi arıyorlar: Alo hesabınız terör örgütü tarafından ele geçirildi. Daha neler neler... Türk devletinin bir istihbarat geleneği vardır ve bu konuda güçlüdür. Tersini iddia etmek saflık olur. Ancak anlaşılan suç örgütleri de aynı beceriyi kazanmış durumda. Yurttaşlığa geçmeye hazırlanan kişi, gözleri büyümüş ve şaşkın bir şekilde, “Bunlar beni mi izliyor?” diye soruyor. “İsrail Türkiye’ye saldıracak” diye yeni korkular yaratmak siyaseten işinize gelebilir. Devlet, yurttaşını gerçek suçlulardan ne zaman koruyacak?
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Toplumsal şiddeti çözmek yerine muhalefete yüklendi: İktidar yine suçluyu buldu
‘Ebeveynler kalkan olmalı’
Bilişim uzmanları Discord’a eri şim engeli getirilmesini değerlendirdi: Yasaklar çözüm değil
Eğitimcilerden MEB’e isim tepkisi: Yusuf’un Yeri koyun
Özgür Özel’den Erdoğan’ı ‘ayakta karşılama’ eleştirilerine yanıt: Bedelini öderim
6 Şubat depremlerinde yurttaşa çadır satan Kızılay’da usulsüzlük iddiaları bitmiyor: İhaleler tanıdığa gitti
2 bine yakın yurttaş donanma gemileriyle Lübnan’dan Mersin’e getirilecek: Türkler tahliye ediliyor
‘Atina ile zemin arayışı’ tepki çekiyor
Asgari ücrette artış tartışması: Açlık sınırına da bir baksınlar
Merkez Bankası yöneticileri, konkordatodan sonra temerrüt sorunlarını inceledi: Merkez’in ‘sıkılaştırma savunmaları’ sürüyor
Gazetemize sanat ödülü: Plastik Sanatlar Derneği tarafından verilen Wallace Hartley Ödülleri’nde Cumhuriyet, yılın sanat medyası ödülüne değer görüldü
Ankara Film Festivali’nin afişi belirlendi
Bronckhorst, yedek bıraktığı için eleştiri aldığı oyuncusu hakkında konuştu: Semih daha iyi olacak
Arda Güler iddiası
Basketbol derbisi
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
O haberi ilk kez geçen yıl T24’te Asuman Aranca’nın imzasıyla okuduk. Hepimizi ilgilendiriyordu. Zira sağlık verilerimizin olduğu e-Nabız uygulamasının Katar’a satıldığını anlatıyordu. Ortaya çıkmasının nedeni aslında bir davaydı. e-Nabız sistemini ilk tasarlayan şirket olan Bilbest isimli firma, daha sonra sistemi sürdüren Tiga isimli şirketten, “e-Nabız uygulamasını Katar’a kendi mülkiyetindeymiş gibi satması” nedeniyle şikâyetçi olmuştu. Bilbest, bu nedenle bakanlığı da suçluyordu. Aranca’nın aktardığına göre satışı yapan firma olan Tiga, Sağlık Bakanı Yardımcısı Şuayip Birinci’ye yakındı. İki şirketin hesaplaşması sırasında bir şey oldu. Bakanlığın uluslararası projelerinde danışmanlık yapan Umut Elmas, Tiga aleyhinde bir sosyal medya mesajı paylaştı. Önce mesajı silmesi istendi, yapmayınca bakanlıktaki işine son verildi. Bakan yardımcısı Birinci, yakınlık iddialarını doğrularcasına, Elmas’ın da aralarında olduğu bakanlık danışmanları ve Bilbest hakkında, “ihaleye fesat ve rüşvet” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Savcılık da bu suç duyurusunu davaya dönüştürdü. Umut Elmas’ın sosyal medyada paylaştığı mesajları görünce merak ettim. Acaba Sağlık Bakanlığı’ndaki davalar savaşının sonucu ne olmuştu?
Gerekçeli karar önümde duruyor. Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi, geçen mayıs ayında, sağlık bakan yardımcısının şikâyetiyle başlayan davada, danışmanlar hakkında beraat kararı vermiş. İşin ilginci, sanıklar, e-Nabız uygulamasının Katar’a satılmasının deşifre edilmesi nedeniyle kendilerinden intikam alındığını, bu nedenle de haklarında böyle bir kumpas davası açıldığını söylemiş. Mahkeme de beraat kararında bu ifadelere yer vermişti. Kararı okuyunca Umut Elmas’a ulaştım. Sağlık Bakanlığı’nın birçok uluslararası projesinde görev almış Elmas, beraat etse de yaşananların ardından Türkiye’yi terk etmişti. İtalya’da bir üniversitede kıdemli uzman olarak çalışmaya başlamıştı. “2022 yılı içerisinde e-Nabız projesinin eski AKP gençlik kolları MKYK üyesi ve Ar-Ge başkanı olan Adem Ali Yılmaz’a ait TİGA isimli şirket tarafından Katar’a 100 Milyon dolar civarında bir bedelle satıldığını öğrendim. Ben de 6 Ağustos 2022 tarihinde şirketi sorgulayan bir tweet paylaştım.” Her şeyin böyle başladığını söyleyen Elmas, devamında, mahkemede anlattıklarını tekrarlıyordu: “Bakan yardımcısı Şuayip Birinci tarafından Türkiye’de iş yapamamakla, hatta ‘ekmek dahi yedirmemekle’ tehdit edilerek tweeti kaldırmam söylendi. Ben de kaldırmayıp istifa ettim. En yakın çalışma arkadaşım Filiz Gül de aynı tehdide maruz kalarak istifasını verdi. Benim ihtarnamemi dikkate almayan bakanlık, tweetimi gerekçe göstererek kontratımı feshetti. Aynı şekilde Filiz için de ihtarnameyi dikkate almayıp bakanlığa ait bilgisayarı gerekçe göstererek zimmet suçlaması yönelttiler.”
“16 Eylül 2022 gecesi koordinatörü olduğum birimin çalışanı İlkay Kaynak, bakanlık binasında bir gece boyunca alıkonuldu. Psikolojik işkenceye maruz kaldı ve kişisel verileri zorla ele geçirildi. İlkay da bu olay üzerine bakanlığa bu alıkonulma hadisesini içeren bir ihtarname göndererek istifasını verdi. Benimle aynı ekipte olan Ozan Beyhan da gıyabında aynı tehditlere maruz kaldığı için istifa etti.” Gerçekten de mahkemenin gerekçeli kararında, Kaynak’ın bu anlatımları yer alıyordu: “16 Eylül 2022 akşamı 17.30’dan 17 Eylül 2022 sabahı 06.30-06.45 civarına kadar 12 saati aşkın süre bakanlıkta alıkonuldum. Elektronik eşyalarım incelendi.” Ardından “siz görürsünüz” denilerek savcılığa aleyhlerinde dilekçe verilmiş, savcılık 4 bakanlık çalışanını sabaha karşı gözaltına almış, 4 gün gözaltı ve 50 gün ev hapsinin ardından yargılanmışlar. Nitekim sonunda da beraat etmişler.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
TBMM’deki gizli oturum, öncesi ve sonrasıyla siyasetin ne kadar ufuksuz olduğunu, daha doğru anlatımla sadece kendi çevresini seçebilecek kadar körleştiğini gözler önüne serdi. İktidar varlığını sürdürmeyi ülkenin beka sorunu haline getirme arayışında! Erdoğan’ın MÖ 1312 yılında, yani günümüzden 3336 yıl önce indirilmiş olan Tevrat’ta yer alan “vaat edilmiş topraklar” tanımını Türkiye için yeni bir tehdit olarak öne çıkarıp gündemin birinci sırasına sokmayı başardı! Başkentte devletin güvenlik katlarında Türkiye’yi tehdit eden ülkeler, unsurlar, gelişmelerle ilgili değerlendirmeler olur. Yerine göre raporlar hazırlanır karşı stratejiler üretilir. Bu tür bilgilerden haberdar olabilecek kişilere sorduk. İçeriğini bilmesek bile en azından böyle bir yaklaşım var mı diye. Şu yanıtı aldık: - Son 25 yılda bu yönde, İsrail’in Türkiye için tehdit oluşturduğuna dair hiçbir değerlendirme olmadı! İsrail, Türkiye’nin aleyhine, kendi lehine olduğunu düşündüğü kimi gelişmelerde Türkiye’nin karşısında yer almış olabilir ama doğrudan, Erdoğan’ın ilan ettiği korkuya benzer bir tehdit olmadığı bilgisi var.
Özel’in kapalı oturum sonrası yaptığı, “Hiçbir yeni bilgi yoktu” açıklaması da yukarıdaki durumu doğruluyor. Türkiye’ye yönelik doğrudan tehdit olup olmadığı bir yana, yaşadığımız durum zaten Türkiye’nin aleyhine sonuçlar veriyor. Bunun da tek sorumlusu var; iktidar! AKP, işbaşına gelirken Türkiye’nin önüne bir hedef koymuştu: “Türkiye’yi AB’ye sokacağız!” Gelinen noktada yaptığı şu: Ortadoğu’yu Türkiye’ye soktu! İşte en sıcak haber: İsrail’in Lübnan saldırısından sonra 400 bin kişi ülkeyi terk etti, Suriye’ye sığındı. Soralım: Göç dalgası devam ederse kuzeye doğru gittikçe nereye varacaklar? Haritaya bakınca gayet kolay anlaşılacağı gibi Türkiye’ye! Afganistan, İran, Irak, Suriye derken Lübnan eksik kalmıştı. Bunun da yolda olduğu görülüyor. 7 Ekim 2023’te başlayan saldırıların ardından ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın bölgeye yaptığı gezi sonrasında Türkiye’ye şunu önerdiği duyulmuştu: “Gazze’den 500 bin Filistinliyi siz alın... Maddi katkı yaparız!” Bunun Türkçesi şu: “Ne kadar para istiyorsanız verelim, biraz da Filistinli alın!” Aslında Saray’ın aklına yatmıştı ama “Filistin toprakları terk edilmiş oldu” cümlesinin aleyhte olduğunu düşündüler!
Gelinen noktada İsrail’in Türkiye’ye doğrudan tehdidi yok ama iktidarın izlediği politika çok tehlikeli. İsrail basını Türkiye’deki gelişmeleri yorumsuz haber yapmakla yetiniyor. Birileri çok istiyor ama İsrail’de “Bize vaat edilen topraklar” diye başlayıp Türkiye’nin adının geçtiği güncel bir metin yok! Buna karşın AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan dünkü grup toplantısında İsrail söylemini devam ettireceğini gösterdi. Özel’in izlediği politika ise zikzaklı. Önce “Durum ciddi ise kapalı oturum yapalım” dedi. Sonra “Hiçbir yeni bilgi yok” dedi. AKP’ye endeksli açıklamalar yapmak yerine parça parça söylediği gerçekleri derli toplu bir stratejik bakış olarak sunabilirdi. Ne yazık ki kendisini tartışmanın ortasına koyan açıklamalar öne çıktı. Eleştirilere, “Kaybedersem ben kaybederim” yanıtını verdi. Hayır... CHP genel başkanlığı şahsi koltuğunuz değil sevgili Özel. AKP çökerken altında kalmayın! O zaman hepimiz kalmış oluruz! AKP’ye en sert yanıtı verirken bile AKP’nin parçası olursunuz! AKP’nin kapsama alanından çıkıp Türkiye’ye yeni bir ufuk sunun!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed