Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • Peki, Öcalan ne diyor - Barış Pehlivan

    “Aslında anayasa konusunda kurucu bir meclis olmak durumundaydı. Mevcut çalışma sonuç alıcı olmadı. Daha sonra Numan Kurtulmuş ve Osman Can cephesinden Anayasa Kurucu Konvansiyonu şeklinde ele alınabilir. Son kırk yıllık şiddeti Türk ve Kürt halkına aştıracak bir anayasa olmalı.” Anayasanın üçüncü maddesine dair açıklamasıyla tepki toplayan Numan Kurtulmuş’un adını anan kişi Abdullah Öcalan. İmralı’dan konuşuyor. Alıntının kaynağı ise bir kitap: “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa”. 2013- 2015 yılları arasında İmralı’da yapılan görüşmelerin kayıtlarını ve Öcalan’ın mesajlarını içeriyor. Yani hem HDP heyetinin hem de devlet yöneticilerinin tanık olduğu sözleri aktarıyor. MHP lideri Devlet Bahçeli, Öcalan’a “PKK’yi tasfiye et” çağrısını ve yeni anayasa hakkındaki düşüncelerini aynı konuşmada geçirince, İmralı notlarını içeren o kitaba tekrar baktım. Öyle ya, Bahçeli’nin çağrısına yanıt vermesi için Öcalan ile görüşülmesi lazım. Peki, terör örgütünün lideri Öcalan o dönemki görüşmelerde yeni anayasa hakkında neler söylüyordu? İşte o kitaptan bazı bölümler: “Kürt halkının varlığı henüz devlet tarafından kabul edilmemiş. Varlığının kabul edilmesi gerekir. CHP komisyona katılınca bunu değerlendireceğiz. Sadece dilinin değil beyninin, gövdesinin, yani varlığının kabul edilmesi gerekir. Kürt realitesi parlamento tarafından kabul edilmeden nasıl anayasa yapacaksınız? Bu konuda 1921 Anayasası’nı ve yirmi maddelik Kürt Reform Tasarısını esas alabilirsiniz. Orada Kürtlerin varlığının kabulü var.” Tam da burada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen günlerde yaptığı “Sırf anasının dilini konuştuğu için milyonlarca vatandaşımız haksızlığa ve hukuksuzluğa maruz bırakıldı” açıklamasını hatırlatayım... 

    Öcalan’ın çözüm süreci için oluşturduğunu iddia ettiği eylem planı da İmralı notlarında yer alıyor. Tesadüf ki, bugünün meşhur sözü “normalleşme” de yıllar önce Öcalan’ın ağzından dökülüyor: “Biz Kürtleri demokratik bir ünite haline getirmek istiyoruz. Türkiye anayasasında ve yasalarda bu olmadan barış olmaz. AKP buna gerek yok, diyor. Peki, biz nasıl yaşayacağız? Yirmi milyon insanın yasal ve anayasal ifadesi olmadan biz nasıl yaşayacağız? Bu nedenle bir eylem planı çıkarıyorum. Bunun aşamalarını belirteyim.

    1- Çatışmasızlık ortamının sağlanması.

    2- Anayasal ve yasal süreç. Kürt reform tasarısı güncelleştirilmeli. Vatandaşlık tanımı için şöyle öneriyorum: Anayasamız bütün tarihsel kültürleri Türkiye’nin bir zenginliği olarak kabul eder, kendisini geliştirme, özgürce ifade etme ve örgütleme hakkını tanır. İspanya anayasasında da böyledir. Bu tanım vatandaşlık sorununu da diğer birtakım sorunları da çözer. AKP’nin önerisi gibi nötr bir öneri de olabilir. Ancak benim sunduğum gibi bir tanım birçok sorunu da çözer. Dil eğitimini tartışmıyorum bile. Yasama hakkı, ekonomik özerkliği olacak. Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılacak.

    3- Normalleşme süreci. Kürt varlığını inkâr etmek Türk varlığını da inkâr etmektir. Kürt gider, İslam giderse Anadolu’da Türk de kalmaz. Bütün bu unsurlar dışlanırsa bu lobiler, egemen güçler sizi de dışlar. Tüm tarihsel kültürlere saygı, kendini ifade etme ve örgütlenme hakkının tanınması önemli. Böyle bir düzenleme durumu kurtarabilir. Bunun içine her şey girer. Anayasanın buna kapalı olmaması önemlidir. Saymaya gerek yok. Üç kelime yeter: Yurttaşlık devlet bağıdır.” İmralı notlarında onlarca yerde “anayasa” kelimesi geçiyor. Öcalan’dan son bir alıntıyla bitireyim: “Tahminime göre bu anayasa kalıcı olmayacak gibi. Daha çok bir geçiş anayasası olacak sanki. Öbür türlüsü zor görünüyor. Olursa iyi olur tabii, niye karşı çıkalım. Ama 1921 Anayasası bir geçiş anayasası idi, sonrasında da 1924 Anayasası yapıldı. İşte bu defa da öyle olabilir.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • Ne pişiyor - Mustafa Balbay

    Dün Ankara tarihsel bir diyaloğa tanıklık etti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terör hükümlüsü olarak İmralı’da hapis yatan PKK lideri Abdullah Öcalan’a çağrı yaptı, “Örgütü tasfiye et, terörün bittiğini ilan et” dedi! DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “Mademki böyle bir çağrı var. Açın kapıları, tecridi kaldırın, Öcalan’ın ne yanıt vereceğini biz de merak ediyoruz” karşılığını verdi. Bakırhan CHP’yi de bu gündemin içine sokmak için, “Sizin çözümünüz ne” sorusunu yöneltti! Bu gelişmelerin ışığında, 1 Ekim’deki el sıkmanın anlık bir refleks olmadığını, el ele vermeye kadar gidebilecek bir hedef içerebileceğini söylemek mümkün! Doğal olarak bu gelişmelerin tepesine Saray’ı koymak gerek.

    Tablo ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Ne pişiyor? Belli ki kazanın ateşi yakıldı. İçine neler konacak, ne pişirilecek? İlk bakışta anayasa pişiyor. Kazana bolca, “Darbe anayasası istemiyoruz” kondu. Üzerine renklendirilmiş, “özgürlükler” ekildi. Piştikçe, “Saray’ın dediği olur”a dönüşecek bu renkli çağrının etrafına, “anadil öğrenimi”, “yumuşak laiklik”, “gevşek kimlik tanımı” serpiştirilecek! Tuz ve biber yerine de “reisle bir kez daha” ilave edilecek. Alın size 21. yüzyılın anayasası! Yemeğin tarifini yaptık ama hazırlanışı hayli esrarengiz! Özellikle 1 Ekim’den bu yana yaşanan gelişmeler bize düne dek, “biraz ileri gibi” gelmişti. Ancak dün Bahçeli’nin Öcalan’ı muhatap almasıyla birlikte kareler tamamlanmış oldu. Ankara’da ekim başından bu yana konuşulanlar şunlar: - Öcalan’la kasım başında yeniden devlet merkezli görüşmeler başlayacak. - Öcalan’ın 74 yaşına gelmiş olması anımsatılarak bu aşamadan sonra daha farklı bir yerde yaşama olasılığı gündeme gelecek! - DEM Parti ile görüşmeler de buna paralel olarak perde gerisinde başlatılacak. - Anayasada gerek anadil öğrenimi gerekse kimlik tarifiyle ilgili tatmin edici değişiklikler yapılacak. - Laikliğin de sembolik düzeyde kalmasıyla tarikatların ve bunun siyasal uzantılarının desteği alınacak. - Yeni anayasa ya da anayasa değişikliği için Cumhur İttifakı’nın yanı sıra DEM Parti’nin 57 milletvekili, genlerinde AKP olan öteki partilerin toplamıyla birlikte 400 civarına yaklaşılacak. - Bütün bunların oluşumundaki merkezde yer alan Erdoğan’ın da bir kez daha, belki de sınırsız cumhurbaşkanı adayı olmasının önü açılmış olacak!

    Yukarıda özetlediğimiz Ankara kulisleri dünkü gelişme ile birlikte neredeyse somut bir yol haritası olarak ete kemiğe büründü. Bu süreçte Öcalan’ın, DEM Parti’nin geçmişte yaşananlar nedeniyle güvensizlik duyduğu, her şeyin yazılı olarak, kamuoyu önünde seyretmesini istediği değerlendirmeleri var. Bahçeli’nin sağladığı bu diyalog zemininden sonra bunların da konuşulma olasılığı yüksek. CHP nerede duracak? Özel, partisinin dünkü grup konuşmasında tencerenin çok sıcak olduğunu gördü ve dokunmadı! Gelinen noktada CHP’nin destek sağlamasa bile pasif durması ya da içinin karıştırılması hedeflenmiş olabilir. Bu köşenin ruhu iç barıştır. Şu Balkan sözünü sık vurgularız: Kardeşe kardeş demeyen, yabancıya efendi der! Ancak... Tam Türkiye-Irak diyaloğu güçlenip PKK daha da güçsüzleşirken... Tam Suriye’nin zayıflamasının ne işe yaradığı ortaya çıkmışken... Gündeme PKK ile muhataplığın gelmesi! Bize göre bu yemek BOP kokuyor.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • 16 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - Bahçeli'den çağrı

    * MHP lideri, terör örgütü PKK’nin elebaşısı Öcalan’a ‘Örgütü tasfiye et, terörün bittiğini ilan et’ dedi: Bahçeli’den çağrı 

    * Emine Gizem Çetiner, Ensar Vakfı’ndaki istismarı unutturmamak için 370 gündür eylemde: Tek kişilik protesto 

    * Çocuklar ‘yuvada’ güvende değil 

    * AKP’nin kredi kartlarından alacağı savunma payı yoğun tepkiler üzerine paketten çıktı: 750 TL’de geri vites

    * Saray’ın bir ayı 40 bin emekli maaşına eşit 

    * Gelecek hafta ziyaretlere başlayacaklarını açıklayan Özel, ‘Üzerimize düşeni yapacağız’ dedi: Doğu turuna çıkıyoruz

    * Tel Aviv’in, İran’ın petrol ya da nükleer tesislerini vurmayacağına ilişkin söz verdiği iddia edildi: İsrail’den ABD’ye güvence 

    * AB’de göçmenler için ‘sınır dışı yasası’ hazırlığı 

    * Dr. Ramazan Başak: Bankalarda siber suçlar zirve yaptı, uyuyan hesaplar hedefte, mağdur sayısı daha artacak 

    * Tarımda işgücünün yüzde 50’si kadınlardan oluşurken işletmelerin yalnızca yüzde 15’i onların: Emeği var, adı yok 

    * Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Kültür Sanat Komisyonu’nun üçüncüsünü düzenlediği sergi ziyarete açıldı: Özgürlük için sanat

    * İlkleri başarıyoruz 

    * ‘Kupalar kazanacağız’ 

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    11 min
  • Sahte diploma ve yargının acizliği - Murat Ağırel

    Sahte diploma konusunu uzun süredir yazıyorum... “Şikayetvar” adlı sosyal medya platformuna yazılanlara mutlaka göz atmalısınız. Sahte diploma yaptırmak için dolandırıcılarla iletişim kurup para yatıran ve ardından dolandırıldığını iddia eden kişilerin yazdıkları gerçekten düşündürücü. Şaka gibi ama gerçek... Sahte diploma almak için para yatıran insanlar var diyorum! Durum bu kadar vahim. Çalışmak, okumak, sınavlara girmek değil; para ile hak satın alma, emek harcamadan kolay yoldan zengin olma günümüzün gerçeği haline geldi. Neden mi? Çünkü cezası yok! Milyonları çalabilir, sadece 5-6 ay hapiste yatıp çıkabilirsiniz. Hatta sosyal medyada sizin gibi düşünen bir güruh bulup, para karşılığında reklam yaptırırsanız, bir de kahraman ilan edilirsiniz. Çünkü yine cezası yok! Sahte diplomanınsa cezası yokmuş. “Nasıl olur?” demeyin, oldu. Size anlatayım: Ukrayna’daki Humanitarian Üniversitesi, yani diğer adıyla Odessa Beşeri Bilimler Üniversitesi’nden mezun olduğunu iddia eden bir kişi, denklik başvurusunda bulunuyor. YÖK, bu başvuruyu inceliyor. Durumdan şüpheleniyor ve önce okula soruyor, olumsuz cevap alıyor. Ardından, diploma üzerinde apostil mührü olduğu için Odessa Başkonsolosluğu’na resmi yazı yazıyor. Başkonsolosluk da üniversiteye yazı yazıyor. Üniversitenin cevabında, ilgili kişinin okulda eğitim görmediği belirtiliyor. Bunun üzerine Başkonsolosluk, YÖK’e şu cevabı iletiyor: “Adı geçen kişinin üniversitede öğrenim görmediği, okul kayıtlarında adına rastlanmadığı, eğitim bilgilerinin yalanlandığı ve apostil onayının iptal edildiği.” Her şey gayet net, değil mi? YÖK, bu kişi hakkında “resmi belgede sahtecilik ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma” suçlarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyor. Her şey yolunda gibi gözüküyor, değil mi? Ama değil... Dolandırıcılık Suçları Bürosu, başvuruya “kovuşturmaya yer yok” kararı veriyor. Savcılık kararında ise şu gerekçe yazıyor: “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun oluşması için, beyanı alan memur tarafından inceleme ve araştırma yapılması gerekmektedir. Somut olayda, diplomanın ilgili ülke eğitim kurumundan alınıp alınmadığının araştırılması gerektiğinden, yasal unsurlar oluşmamıştır.” Bakın, şüphelinin savunması bile alınmamış. Ne diyeceğimi bilmiyorum.

    Başka bir olay daha var. Yine denklik meselesi... Uluslararası Makedonya Vizyon Üniversitesi’nden mezun olan bir kişi denklik başvurusunda bulunuyor ancak başvurusu reddediliyor. Bu kişi, 2021-2022 yıllarında bu üniversiteden mezun olan kaç kişi olduğunu ve kaçının denklik başvurusunda bulunduğunu merak ederek YÖK’e bilgi edinme başvurusunda bulunuyor. Gelen cevapta 195 kişinin denklik başvurusunda bulunduğu; 5 başvurunun denklikle sonuçlandığı, 56 başvuruya ders tamamlama kararı verildiği, 5 başvuru için STS (seviye tespit sınavı) ve lisans tamamlama kararı verildiği belirtiliyor. YÖK, 20 Şubat 2016 tarihli cevabında, bu üniversiteden mezun olanların denklik başvurularının reddedildiğini bildirirken sonrasında 5 kişiye denklik verdiğini söylüyor. Peki, denklik verilen ayrıcalıklı bu 5 kişi kimdir? Takip etmeye devam edeceğim. Ama mesele şu... Köftesinden zeytinyağına, diplomasından bürokratına, futbolundan siyasetine kadar memleketin her yerinden sahtecilik akması normal mi?

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • 2015’in kanlı beş ayı: Seçimler nasıl tekrarlandı - Emre Kongar

    7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidarı kaybeden Erdoğan/ AKP yönetiminin, seçimi tekrarlatabilmek için alet olarak kullandığı terör tehdidinin yarattığı iklimin, kanlı 5 aylık kronolojisine, bugünlere ibret olması için devam ediyorum.

    16 Ağustos: Başbakan Davutoğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında yapılan koalisyon görüşmesinde, Bahçeli koalisyona da erken seçime de hayır dedi. Muş Valiliği, güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmalar nedeniyle Varto ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. HAKKÂRİ’de aralarında HDP ve DBP’lilerin de bulunduğu “Demokratik Kent Meclisi” tarafından yapılan “özyönetim” açıklamasının ardından Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açtı ve birçok adrese eşzamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 2 kişi gözaltına alındı.

    17 Ağustos: Diyarbakır Valiliği, gece 21:00 ile sabah 07:00 arasında Silvan’da sokağa çıkma yasağı ilan etti. Yasak 18 Ağustos’ta bir gün uzatıldı. Valilik, yaşanan olaylar nedeniyle Silvan, Lice, Kulp ve Dicle ilçelerinde bazı bölgelerin Özel Güvenlik Bölgesi ilan edildiğini de açıkladı.

    18 Ağustos: Lice ile Hani ilçeleri arasında kırsal kesiminde askerler ile PKK’li grup arasında çıkan çatışmada 4 asker şehit oldu. Sokağa çıkma yasağının ardından toplanan Diyarbakır’ın Lice ilçesinde Halk Meclisi “özyönetim” ilan edildiğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanlığı Devir Teslim töreninde özyönetim ilanları ve yaşanan çatışmalar konusunda “Devletin ve milletin varlığına karşı sıkılan her kurşunun, atılan her bombanın, kazılan her çukurun hesabı sorulacak, cezası mutlaka verilecektir” dedi.

    19 Ağustos: Siirt’te teröristlerin yola döşediği patlayıcı ile zırhlı araçta bulunan 8 asker şehit oldu. Silvan’daki sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Sur ve Silvan ilçelerinde eşzamanlı operasyon yapıldı. Sur Belediyesi eş başkanları DBP’li Seyid Narin ve Fatma Şık Barut ile Silvan Belediyesi eş başkanları Yüksel Bodakçı ve Melikşah Teke gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında DBP Sur ilçe Eş Başkanı Ali Rıza Çiçek ve birçok DBP üyesi de yer aldı. Sur Belediyesi önünde toplanan belediye başkanları ve sivil toplum örgüt temsilcileri, gözaltına alınanların serbest bırakılması çağrısında bulundu. Açıklama yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak ülkede hukuksuzluk, devlet nizamı haline getirilmeye çalışıldığını savundu. Doğubayazıt’ta DBP, HDP, DTK, Doğubeyazıt Demokratik Halk Meclisi, bir açıklama yaparak özyönetim ilan ettiğini duyurdu. Bitlis’in Hizan ilçesinde DBP, Hizan Demokratik Halk Meclisi, KURDÎ-DER, Demokratik Emek Kongresi (DEMEK), Kadın Meclisi, KJA, MEYADER, DEM-GENÇ, Yerel Yönetimler ve DTK ortak açıklamasıyla “özyönetim” ilanı yapıldı.

    22 Ağustos: Kardeşi PKK saldırısında şehit düşen Yarbay Mehmet Alkan’ın cenaze töreninde söylediği sözler her gün şehit haberlerinin geldiği ülke gündeminde bomba etkisi yarattı.

    23 Ağustos: Diyarbakır ve Hakkâri’de “özyönetim” açıklaması yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan belediye başkanları tutuklandı.

    24 Ağustos: 7 Haziran sonrasında 45 günlük süre zarfında koalisyon turlarından bir sonuç çıkmaması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerin yenilenmesine karar verdi.

    Değerli okurlarım, görüldüğü gibi, siyasal iktidarın, Erdoğan’ın, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü ve dördüncü, belki de beşinci kez Cumhurbaşkanı olmasını meşrulaştıracak bir Anayasa değişikliği için yeniden gündeme getirdiği “Kürt Açılımı”, Türkiye’yi bugünlerdeki karanlığa taşıyan, yukarıdaki olayları tetiklemiştir. İKTİDARIN OYUNUNA GELİNMEMELİ... AYNI HATA TEKRARLANMAMALIDIR!

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • 15 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - Kıyafet baskısı

    * MEB, kadın öğretmenlere ‘dış görünüm ve giyim kodları’ dersi verecek: Kıyafet baskısı

    * Öğretmene 4 bin TL ödeneği vermediler: Plansızlık çok derin

    * Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Milyonlarca vatandaşımız ötekileştirmeye maruz kaldı’ dedi: Şimdi de ana dil

    * CHP’li Deniz Yücel’den iktidarın yargı düzenlemesine sert tepki: Kişisel yasalar çıkarttınız

    * CHP lideri Özel, il başkanlarıyla toplantı yaptı, ‘İletişiminizi güçlendirin’ dedi: ‘Erken seçim için çalışın’ talimatı

    * Atatürk’ün kaldığı ev yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya

    * Yazarlarımız öğrencilerle buluştu 

    * Tel Aviv, Hizbullah’ın hava saldırısının Demir Kubbe sistemini nasıl aştığını araştırıyor: İsrail’de İHA şaşkınlığı 

    * Canlı kalkan itirafı

    * Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Türkiye’den Nobel Ödülü alan üçüncü isim oldu: Nobel ödülü Acemoğlu’na

    * Belediyelerde TİS krizi greve dönüyor

    * Tarık Akan 75. doğum gününde anıldı: Her şey seninle güzeldi

    * Rus sanatçı Yevgeni Lansere’nin ‘1922 Ankara Yazı’ sergisi Kültür Üniversitesi’nde

    * UEFA yetkilileri, bozuk zemine karşın Uluslar Ligi’ndeki maçımızı ertelemedi: İzlanda’da skandal

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    9 min
  • E-Nabız bizimse parası da bizim olsun - Barış Terkoğlu

    Ne renkler ne semboller ne inançlar... Şirketler zamanın putları gibi. Ne tartışıyorlar ne de tartıştırıyorlar. E-Nabız’ın satış hikâyesini bu köşede anlatmıştım. Aslında geçen yıl T24’te Asuman Aranca’nın haberi sayesinde olan biteni öğrenmiştik. E-Nabız sistemini ilk tasarlayan şirket olan Bilbest isimli firma, daha sonra sistemi sürdüren Tiga isimli şirketten, “e-Nabız uygulamasını Katar’a kendi mülkiyetindeymiş gibi satması” nedeniyle şikâyetçi olmuştu. Aranca’nın aktardığına göre, Tiga, Sağlık Bakanı Yardımcısı Şuayip Birinci’ye yakındı. E-Nabız üzerinde iki firmanın kavgası sürerken Birinci, yakınlık iddialarını doğrularcasına, E-Nabız’ın satışını sızdırdığı iddia edilen bakanlık danışmanları ve Bilbest hakkında, “ihaleye fesat ve rüşvet” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu. Bakanlık çalışanları gözaltına alınıp yargılanmıştı. Sağlık Bakanlığı çalışanlarının, sonunda beraat ettiğini yazdım. Bu sırada, gerekçeli karara “e-Nabız uygulamasının Katar’a satılmasının deşifre edilmesi nedeniyle kendilerinden intikam alındığı” ifadelerinin yansıdığını söyledim. Gelelim benim bulgularıma…

    Önce şunu söyleyeyim. E-Nabız uygulamasının satışı ile uygulamadaki vatandaşlara ait sağlık verilerinin satışı birbirinden farklı şeyler. İlki ticari bir mesele. İkincisi ise açık suç. Haliyle, vatandaşların “Veriler tehlikede mi” endişesi Türkiye gerçeğinde haklı olsa da mahkemeye yansıyan tartışma sadece “uygulamanın satışı”na dair. Peki Sağlık Bakanlığı ne dedi: “E-Nabız, Sağlık Bakanlığı’ndan izin almadan hiçbir ülkeye satılamaz ve izinsiz kullanılamaz.” E-Nabız projesinde hakkında dava açılan şirketin sahibinin gazeteci Cüneyt Özdemir’e yaptığı açıklamayı da aktarayım: “Veriler değil Katar’a özel ayrı bir yazılım satıldı.” Bu aşamadan sonra acaba Arap medyasında bir şey çıkmış mı diye baktım. 18 Kasım 2022’deki haber, Katar ile Tiga arasında, sağlık alanında bilişim teknolojileri için, 5 yıllığına 320 milyon Katar Riyali (88 milyon dolar) değerinde bir anlaşma yapıldığını haber veriyor. Yani gerçekten de Tiga, tam da e-Nabız’a benzer bir çalışmayı, çalışanların söylediği tarihlerde ve söyledikleri rakama yakın şekilde Katar’la yapmış.

    Gelelim e-Nabız’ın durumuna... E-Nabız sistemi 2014’te Bilbest tarafından tasarlanarak bakanlığa kullanım hakkı verilmiş. Bakanlık, 2016 sonundan itibaren ise sistemin işletmesi için Tiga ile çalışmaya başlamış. Bu sırada e-Nabız’ın kodlarını Tiga ile paylaşmak için sistemi kuran şirketten izin de istemiş. Şirket de sadece sistemin kullanımı için bu kodların paylaşılmasına izin vermiş. İşte kavga da buradan sonra başlamış. Zira Bilbest’e göre Tiga bu aşamadan sonra e-Nabız’ın üzerine konmuş. Tiga’ya göre ise bu kodları gördükten sonra kendileri e-Nabız benzeri uygulamaları yeniden tasarlamışlar. Hazırlanan 5 kişilik bilirkişi heyeti raporu, e-Nabız’ın kopyalanarak yeni bir yazılım üretildiği, bunun bir ihlal olduğu kanaatine varmış. Dahası... Tiga’nın tanıtım broşürlerinde de e-Nabız, şirkete mal ediliyor. Öyleyse para devletin olmalı Yani e-Nabız’ı tasarlayan şirket, e-Nabız’ın kopyalanarak satıldığını söylüyor. Bakanlık çalışanlarından bir grup da doğruluyor. Elbette kararı mahkemeler verecek. Ancak bakan yardımcısı Birinci’nin çabalarıyla, garip bir şekilde, bakanlık iki şirket arasındaki hesaplaşmada Tiga lehine taraf oldu. Öyle ki Birinci’nin Tiga aleyhine atılan tweete soruşturma açtırması bile mahkeme dosyalarına girmiş. Peki ne olmalı? Madem e-Nabız söylendiği gibi bakanlığın malı... Öyleyse bu davaları bizzat bakanlığın açması gerekmez mi? Bakanlığın iki şirket arasında açık taraf olması yanlış değil mi? Bakanlığın, Katar’a satılıyorsa “Bu para bakanlığındır” demesi gerekmez mi? Gördüğünüz gibi sorularımız kamuyu korumak için soruluyor. Son iki not...

    ***

    Barış Terkoğlu’nun yazısının uzun haline cumhuriyet.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • Hükümetler gelir gider, anayasa kalıcıdır - Mine Esen

    Toplumsal cinnet sınırlarında gezindiğimiz, vahşet haberlerinin birbiri ardına sıralandığı bir haftayı daha geride bıraktık. İktidar cephesi ülkenin gerçek gündem başlıklarının kenar köşelerinden dolanıp duruyor. Ekonomi, eğitim dökülüyor, sağlık çalışanları ayakta, emekçi isyanda... Kadını, çocuğu hedef alan şiddet döngüsünden çıkılamıyor. Karanlık gerici kafaların kadını güya koruma adına daha da fazla yasak, ayıp söylemiyle baskılama çabası sürüyor. İktidarın “cek, caklı” önlem alacağız söylemleri havada asılı. Hayvan hakları hiçe sayılıyor, katliam haberleri dur durak bilmiyor. İktidar her zaman olduğu gibi gündem değiştirmede başarılı, bu konuda hakkını vermek gerek! Onca ağır sorun arasında bir bakıyoruz ki Meclis oturumunda bugüne dek köşe buçak birbirinden kaçanlar karşılıklı diyalog mesajı vermiş. MHP, DEM sıralarına el uzatmış. Bu adım samimiyet testini geçer mi derseniz, geçmişteki örnekleri ortada... Asıl hedef belli, iktidarın “yeni anayasa” için yandaş toplama hesapları. Peki, bu iktidar mevcuta bile uymamışken, akıldan, bilimsellikten yana demokratik, laik, hukuk devleti ilkeleri aşındırılırken, “tek adam” yönetim sisteminin getirdiği ağır sorunlar belliyken yenisini yapması için destek isteyenlerin/ verenlerin hesapları ne olabilir? Tartışmalara son olarak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez ilk 4 maddesinden 3’üncü maddeyi hedef alması eklendi. İktidarın küçük ortağı HÜDA PAR’ın da anayasanın değiştirilemez maddelerine alerjisi gizli değil. Ama geçen eylülde Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tekrar altını çizerek söylüyorum. Anayasanın ilk 4 maddesiyle ilgili bizim açımızdan herhangi bir tartışma yoktur. Özellikle Cumhur İttifakı’nın böyle bir sıkıntısı, böyle bir derdi de yoktur” dememiş miydi…

    Açık ki iktidar ortakları, topu sırayla birbirlerine atarak toplumsal zemin yokluyor; “Ben dedim, sen dedin. Yok ben demedim” diye sürüp giden tehlikeli bir oyun bu... Amaç kendi siyasi ideolojilerini güçlendirecek, sonsuz iktidar arayışı. Hem ülkemize yönelik tehdit var deyip dış güçleri işaret edeceksiniz hem ülkeyi bu zorlu coğrafyada çağdaş seviyeye çıkaran Cumhuriyet ilkelerini delmeye çalışacaksınız hem de gelir dağılımındaki uçurumda son 17 yılın zirvesini yaşatacaksınız... Sonra gelip başka konu yokmuş gibi anayasa değişikliği diyeceksiniz... Yanlış hesaplar nereden döner sorusu, artık bu iktidarın yanıt veremediği bir hal aldı. Irak ve Suriye’de yaşananlar, göçmen sorununun yarattığı riskler faturanın ağırlığını göstermekte. Şimdi terör örgütünün Kandil ayağı ile kimileri pazarlık peşinde. Peki Kandil, ne ölçüde etkili; bütün hesap zaten ABD’nin artık Irak’tan Suriye’ye bu yapıyı yönettiğini göstermiyor mu? Hükümetler seçimlerle gelir, gider. Kalıcı olan devlettir. Kuvvet ayrılığını hiçe saymak, devlet ve hükümet kavramlarının içini boşaltıp birbiri içine dolandırmak demokratik kazanımlar açısından ciddi riskler barındırır. Yurttaş sosyal çürüme altında ağır sorunlarla boğuşuyor. Ev geçindirme, eğitimden istihdama yol haritası oluşturma, liyakat, kadına yönelik şiddet... Hangi birinde karne iyi? Bu nefessizliğin arasında şimdi “savunma fonu” denerek yurttaşa yeni vergi yükleme arayışı var. Kral çıplak dedirtecek haberlerden biri ise önceki gün Merve Kılıç imzalıydı. Bir üniversite hastanesinde MR cihazı alınabilmesi için umutların bağış kampanyasına bağlandığı aktarıldı. İktidarın bu tükenmişliği, tüketmişliği karşısında CHP’nin yerel seçimlerde yurttaşa umut olan tutumunu diri tutması gerekiyor. Atatürk ilkelerinden bir milim taviz vermeden seçim için hazır olmalı.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • 14 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - Ellerini kırarız

    * Meclis Başkanı Kurtulmuş’un 3. madde çıkışına CHP lideri Özel’den yanıt: Ellerini kırarız 

    * 24 saatte en az 11 silahlı saldırı yaşandı, suçlardaki yaş oranı 16’ya kadar düştü: Şiddet pandemisi

    * MEB’in parası araçlara gidiyor

    * Bağımsızlığın mührü: 101 yaşında

    * ABD, İsrail’e hava savunma sistemi gönderdi, İran ‘Savaşa hazırız’ dedi: Eller tetikte bekleyiş

    * Varşova yeni sığınmacı istemiyor

    * Tüketici dernekleri, böyle bir uygulama Meclis’ten geçerse dava edeceklerini söyledi: ‘Vergi’ mahkeme yolunda

    * Hükümet ile görüşen IMF heyeti yine ‘hedef enflasyon kadar zam’ dedi: ‘Asgariye’ tırpan yolda

    * 61. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu: İstanbul Sözleşmesi vurgusu

    * Filistin, Lübnan ve İran’a selam 

    * A Milli Takım, Uluslar Ligi’nde deplasmanda hiç yenemediği İzlanda karşısında: İlki başaralım

    * F.Bahçeli futbolcu, 850 bin Avro’luk yıllık ücretinde artış talep etti: Oosterwolde zam istedi 

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    8 min
  • Bilimde kompartımanlar yıkılıyor, fizik, kimya, tıp yok gibi - Orhan Bursalı

    Fizik ödülünün bilgisayarcılara verilmesi biraz ortalığı karıştırdı. Fakat bu Nobel Komitesi, bu fizik ödülü ile eski fizik, tıp, kimya kompartımanlarını parçalayıp havaya uçurunca herkes aha neler oluyor diye kulak kabarttı. Ve bu yılki Nobelleri ilginç hale getirdi. Birden bilgisayar bilimcileri aslında uzun zamandır hak ettikleri ödülü almaya başladılar. Makine öğreniminin temellerini atanlar da bir başka temel bilimin ilk harcını karmışlardı, hele uygulaması öyle hızlı gelişti ki yapay zekâ adı bile yavan kaldı bugün. Bunu yazacağım ama önce uzun zamandır yaşadığımız bu süreç hakkında birkaç söz edeyim.

    Aslında uzun zamandır bilim giderek bütünleşiyor; fizik, kimya, tıp, makine, elektronik, mühendislik, biyoloji, bilgisayar, hatta bunlara ekonomi vb.ni de katabilirsiniz. Birbirinden ayrı veya ilişkisiz gibi görünen kendi kompartımanı içinde yaşayan, öğrenilen, öğretilen, tatbik edilen bilim dalları olarak görünüyor. “Ne okuyorsun? Jeoloji. Yahu keşke matematik okusaydın veya yükselen bilgisayar, hatta elektronik...” Aslında bu görünüşe bakmayın, epeydir, tüm bilim dalları arasında kendisine yakın diğer sınırdaş, yandaş, onsuz olmaz bilimlerle bir iç içelik çoktan başlamıştı. Artık ne tıp tıptı, ne fizik fizik ne kimya kimya... 

    Arkeoloji bile bugünkü halini arkeoloji, kimya, botanik, genetik, moleküler biyoloji vb. gibi dallarla birlikte yürümeye başladıktan sonraya borçludur. Arkeoloji artık eski eser bulmakla ilgili değil. Tüm yan bilimlerle birlikte eski varlık bilimini, toplum bilimini, hayatı vb. mümkün olduğunca gerçeğe yakın ortaya çıkarmaya yöneldi. Arkeometri diye olmazsa olmaz bir toplu bakışın içine girdi. Geçmiş yaşamı anlayıp yeniden kurgulama yönünde ilerliyor ve önümüze eski yaşanmışlığın, kültürel ilişkilerin, pozitif bilimlerin yardımıyla bambaşka bir hikâye koyuyor. Bütünleşmenin geçmişi yeni değil. Mesela yıllardır duyarız: Mekatronik! Büyük bir evliliğin, mekanik bilimi ile elektronik (ve elektrik tabii) birleşmesinin adı. Orada kalmadı tabii ki bilgisayar-yazılım mühendisliğini de içine aldı. Bugün kullandığımız neredeyse tüm elektronik cihazları mekatroniğin ürünü olarak görebilirsiniz. Bazı üniversitelerimizde mekatronik lisans öğrenimi var, çok sayıda meslek yüksek okulunda da. Çoğu üniversitede yüksek lisans olarak da okutuluyor. Mekatronik mühendisler var.

    Bir örnek verdim sadece. Tıp bilimi, elektronik ile fizik ile matematik ile genetik ile moleküler biyoloji ile vb. birlikte el ele yürüyor. Doktorluk bir meslek ama tıp bilimi başka bütünleşik bir dünyanın parçası. İnsanı anlamak, aslında doğayı anlamanın ve çözümlemenin yollarından biri. Bitki bilimi de moleküler biyoloji, davranış bilimi, hatta elektronikçiler ve bilgisayarcılar ile eklemlenince bütünleşik bir doğa biliminin bir parçası. Hayvan dünyası, böcek dünyası hepsi doğanın bileşenleri. Şöyle diyebilirsiniz: Bir doğa var ve bütün bilimler bir kenarından tutmuş onu anlamaya çözmeye çalışıyor. 

    Hava bilimi, yarın hava nasıl olacak basit cümlenin ötesinde bir olay. İçinde matematik var, fizik var, istatistik var. İstatistiksel fizik ana girdilerden biri, karmaşık olayları anlamak için. Atmosfer bilimi o kadar karmaşık ki ünlü kaos teorisyeni (bu da bir bilim dalıdır, doğrusal seyretmeyen, deterministik olmayan, öngörülemeyen büyük olayları anlamanın bilimi) Edward Norton Lorenz üzerinde çalıştığı kaosu anlatmak için mesela Pekin’de bir kelebek kanat çırpsa ABD’de fırtına kopabilir benzeri bir kurgu ile açıklar. Kendileri hem matematikçi hem de meteorologdur ve kaos teorisi başlangıç koşullarında bir farklılığın, sonuçları çok farklı durumlar olaylar yaratır der. Meteorolog biliminde matematik, deniz /okyanus, jeoloji biliminden tutun her şey var. Yarın devam: Önce ayrıl sonra birleş.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.