Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • 6 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - Cins kırımı var

    * Cezasızlık ve korku iklimi kadınları zifiri karanlığa sürüklüyor: Cins kırımı var

    * Kadınlar her gün peşi peşine hunharca katlediliyor, iktidar korumuyor, izliyor 

    * Sağlık Bakanlığı’nın normal doğumun doğru olduğunu savunan ‘Annecim Başardık’ videosu tepki çekti: Kadın bedenine dayatma

    * Atatürk’ün yoldaşı Yunus Nadi, devrimlerin kökleşmesi ve bağımsız habercilik için çabaladı: Cumhuriyetle var olduk

    * İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun 101. yılı: Geldikleri gibi gittiler

    * Özel, İsrail oturumuna Erdoğan’ın gelmesi gerektiğini söyledi, devlet ciddiyeti istedi: Milletimle paylaşırım

    * CHP, ‘normalleşme’ eleştirileri sonrası seçmene saygı vurgusu yaptı: Taban genişlemeli

    * İsrail’in İran’ın füze saldırısına ‘şiddetli’ bir yanıt vereceği iddia edildi: Misilleme büyük olacak 

    * ‘Tek taraflı sağduyu bitti’

    * İşverenler, toplu sözleşmeyle ilgili yetki itirazı haklarıyla sendikalaşmayı engelliyor: Emekçiye yetki oyunu

    * Eylül sonu itibarıyla tedavüldeki banknot sayısı 5 milyar 281 milyon adet: İki ‘kâğıt’tan biri 200 TL

    * Bienal kapılarını açtı

    * ‘Korkunun Yüzleri Pera’da

    * Bordo-Mavililer, Hatay’la 1-1 berabere kaldı: Trabzon tekledi

    * G.Saray Başkanı Özbek ‘başarı hikayesi yazacağız’ dedi: Herkes gurur duyacak

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    12 min
  • Şahsıma mektuplar: Bir gece ansızın gelebilirler - Mustafa Balbay

    Bu hafta korku ve dehşet dolu bir ulusa tersleniş konuşması yaptım. Meclis’imin açılışı nedeniyle vazifesini verdim. Şöyle iri ve diri bir anayasa çalışması yapmalarını tavsiye ettim. Anayasa olur olmaz ayrı konu; ekonomi konuşulmasın da ne konuşulursa konuşulsun. Şahsım olarak anayasanın ilk dört maddesiyle ilgili sorunum yok dedim. Zekeriya kardeşim tam bir yıkıcıoğlu gibi konuşmaya devam ediyor. Anayasayı tümden reddeden yıkıcıoğlunu, “Anayasanın değiştirilemez maddesi olmamalı” dedirterek en özgürlükçü kişi kimliğine sokmak iyi kafa karıştırıyor! Devlet kardeşim de DEM’lilerin ayağına giderek iyi altlık yaptı. Onlara şirin gelecek kimi maddeler koyacağımızı, Cumhur ortağımın buna olumlu bakacağını hissettirmiş olduk. Eskiden DEM deyince cehape demleniyor derdik. Şimdi muhabbet dolu çay demleniyor deriz, demokrasinin ilk hecesi deriz! Sonuçta bana aday olacağım bir anayasa lazım, o da bu seçimde lazım!

    Yeni yasama yılımda bazı söylem değişikliklerinin şart olduğunu gördüm. Geçmişte kullandığımız “beka sorununu” yenileyip, üzerindeki son kullanma tarihini değiştirmek yararlı olmayacak. Çay demleme işine de su koyar. Bunun yerine “bela sorunu” daha iyi gider diye düşündüm. Ulusa tersleniş konuşmamda adını koydum: İsrail bir gece ansızın gelebilir! Eskiden biz komşulara, “Bir gece ansızın gelebiliriz” diyorduk ama geçmişte bu nakaratı diye diye eskittik. Şimdi tersine çevirdik! Gözlerini bize diktiler, her an gelebilirler! “Vaat edilmiş topraklar” diye bir hezeyana kapılmışlar. Gerçi binlerce yıl önce yazılmış ama olsun, bana şimdi lazım oldu! Bunun büyük bir bela olduğunu işlemem lazım. Böylece Erbakan hocanın oğlundan daha büyük İsrail düşmanlığı yapıyor gibi görünerek ona giden oyları da toparlarım. Adım adım yazmakta olduğum, önümüzdeki nesillere bırakacağım dev eserim Şahsımname’de durumu şöyle izah ediyorum: Millete ya coşku vereceksin ya korku! Gönül elbet birinciyi arzu ediyor. Togg diye bir aracımız, KAAN diye bir uçağımız oldu diye coşturduk ama sokaklarda Togg’u havada KAAN’ı göremeyince ister istemez, “Nerede bu KAAN Togg, boş laflara karın tok” gibi bir durum çıktı. İçi boş olsa bile milleti coşturmak bir dönem iyi geldi.

    Şimdi korkutma zamanı! Korku o kadar güzel, o kadar etkili, o kadar sonuç alıcı bir silah ki! Çektin mi herkes siniyor. Milletim ne güzel söylemiş: Eldeki bir, daldaki ikiden iyidir! Azıcık aşım dertsiz başım! Milletime azla yetinme duygusunu Diyanet İşleri başkanım aracılığıyla da yerleştiriyoruz ama arada teröristler çıkıyor. “İlle de hakkımızı istiyoruz”, “Başkan bizi Audi ile avudi” diyor! İşte onlara iyi bir korku verdin mi, en azından bir bölümü siner! Öyle siner ki başka bir şey düşünemez! Ben sinerji diye buna diyorum! Sinerjinin başka ne anlamı olabilir ki! Bir dönem şahlanıyoruz dedim! Olmadı! Şimdi ahlanıyoruz! Ekonomiyi nasla unutturamadık, yasla unutturacağız! Milletime, “Biz aç da kalırız, sen yeter ki bela sorununu çöz” dedirteceğiz! Bela o kadar büyük ki bir gece ansızın gelebilir! Çare, şahsımın etrafında kenetlenmek!

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • İyi de sorumlu kim - Oktay Ekşi

    Siyasetçi ile gazetecinin ortak gerçekleri -veya ilkeleri- vardır. İkisi de hitap ettikleri topluluklarda tepki uyandıracak sözler söylemekten çekinirler. Bu haklı bir davranıştır. Çünkü aksini yapmak, bindiği dalı kesmekle birdir. Ama bazı gerçekleri yeri gelince söylemek de bir dürüstlük borcudur. Önemli olan o gerçeği nasıl söylediğinizdir. Dünkü Karar gazetesinde “EYT (Emeklilikte yaşa takılanlar meselesi) bizde kalıcı bir maliyet bıraktı” başlıklı bir haber vardı. O sözün sahibi her gün binlerce, belki de yüz binlerce kişi tarafından “Bizi aç ve sefil yaşamaya mahkûm etti” diye haklı olarak eleştirilen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ti. Konuşmadaki bilgilere göre 2 milyon 300 bin EYT’linin bütçeye getirdiği yük, yılda 600 milyar liraydı. Ve bu gideri karşılamak, değil Türkiye gibi ekonomisi başta olmak üzere her kurumu çökmüş bir ülke için, ekonomisi düzgün, gelişmiş refah toplumları için bile zordur. Bir an düşündüm: Bu söz doğru mu yoksa yanlış mıydı? İlk bakışta Şimşek çok haklı görünüyordu. Dahası, sadece Şimşek değil, bir konuşmasında: “Geçenlerde çok açık net söyledim: Seçim kaybına vesile olsa dahi biz ülkemizin, milletimizin zararına olacak bir vaadin içine girmeyiz. EYT’nin ülkemize bir kazanımı yok, kaybettirir” diyen Erdoğan da aynen Şimşek gibi ilk bakışta çok haklıydı. Nitekim Türkiye’de halen bir yanda 12 bin 500 lira aylıkla sefaleti yaşayan milyonlarca emekli varken öte yanda yaşı 50’yi yeni bulmuş 2 milyondan fazla EYT’li insan, bir yandan devletten emekli maaşı alırken öte yandan da çalışıp kazanmaya devam ediyor. Bu ne hak ne de revadır. Ama resmin bir de arka yüzü var: Yılda 600 milyar ağır yüktür de şapkadan tavşan çıkarır gibi bir gece “Kur Korumalı Mevduat” belasını devletin başına saran ve 885 milyar lirayı, bankalarda dövizi olanlara boca eden Nureddin Nebati’nin sorumluluğu yok mu? Övünerek “Ben ekonomistim” diyen Tayyip Erdoğan’dan onay almadan Nebati’nin bu çapta bir hamleyi yapmaya gücü yeter mi? Daha açık ifade edeyim: Bugünkü durumda Erdoğan’ın hiç mi günahı yok? Emekliyi sefil bırakmak pahasına, devletin hazinesini “yap-işlet-devret” formülüyle “işbilen” müteahhitlerin cebine aktaranın sorumluluğu yok mu? Hadi hepsini sineye çekelim: Bir gece veya o kadar kısa bir süre içinde Merkez Bankası’nın döviz rezervinden 128 milyar doları birilerine satan eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın sorumsuzluğunu unutalım mı? Açık söyleyeyim: Bu bahsin sorumluluğu elbet başta Tayyip Erdoğan olmak üzere, ülkeyi yirmi iki yıldır yöneten AKP iktidarınındır. Ama sanılmasın ki sorumlular sadece onlardan ibarettir. Hikâyenin bir de eski yıllarda kalan sorumluları vardır. Artık hayatta olmayanlar dahil o sorumluları da bir gün huzurunuza getirmek üzere, şimdilik sözü burada noktalayalım.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    4 min
  • 5 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - Amaç çocuk işçi

    * İktidarın ‘yapboza’ çevirdiği eğitim politikaları geleceğimizi karartıyor: Amaç çocuk işçi

    * İçme suyunun yüzde 50’sini karşılayan Ömerli Barajı tehdit altında: Bu inat suyu zehirler

    * ‘Su ısıtıcılarını kaldırın’ talimatı

    * 7.6 milyon çocuğun yoksulluk sınırının altında yaşadığını belirten Özel Tekin’e seslendi: Karanlıkta gelelim

    * Çakırözer: 648 haber bir günde engellendi

    * 34 kadını daha koruyamadık

    * Tahran’da İsrail’le mücadele mesajı veren İran, Beyrut’ta ateşkes masasına işaret etti: Ya silah ya diplomasi

    * ‘Hizbullah’ın iki numarası hedef alındı’ 

    * ‘Tarımsal desteklerdeki belirsizlikler soru işareti’

    * Turizmciler Burdur’dan geçene ‘dur’ diyecek

    * ‘Aylardan Filmekimi’ 

    * Altın Aslan ödüllü Joker’in devam filmi ‘Joker 2: İkili Delilik’ izleyicilerle buluştu

    * Borç içinde yüzmesine rağmen transfere milyon Avro’lar saçan kulüplerimiz Avrupa’da istenen sonuçları alamadı:

    * Para çok futbol yok

    * Başkan Arat, taraftar tepkisi için V.Bronckhorst ile görüştü: Islıklara takılmayın

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    11 min
  • 4 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - Tehlikeyi anlat

    * Özel’den ‘İsrail’in gözü Anadolu topraklarında’ diyen Erdoğan’a çağrı: Tehlikeyi anlat

    * Avukat Alperen Demirdiş, başörtülü hakim için ‘reddihâkim talebinde’ bulundu: Laiklik diyene ceza istemi 

    * Direnişlerini başkentte sürdüren Fernas işçileri taleplerinin karşılanmasını istiyor: AKP’den söz aldılar 

    * MHP kaynakları: Birleştirici tavırdı

    * İran, ‘İsrail’in durdurulmasının Batı ile temaslarla mümkün olabileceğini’ belirtti: Misilleme korkusu

    * Lübnan’da İsrail’e karşı ateş 

    * TÜİK: Enflasyon aylık yüzde 2.97, yıllık yüzde 49.38 arttı

    * Borsada kan kaybı

    * İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin ikinci süreli sergisi açıldı: Lezzetli tablolar

    * Suç ve Ceza’nın ödülleri belli oldu

    * F.Bahçe, Twente deplasmanında 1 puanı deneyimli oyuncunun golüyle aldı: Beraberlik Tadic’ten

    * Sarı-Kırmızılılar, 2-0 öne geçtiği Avrupa Ligi maçında Rigas’la 2-2 berabere kaldı: G.Saray’a soğuk duş

    * Immobile’nin penaltı kaçırdığı maçta Frankfurt’a 3-1 kaybedince puan alamadı: Beşiktaş evinde yok

    * Avrupa şampiyonu Fenerbahçe

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    11 min
  • Siyasetin iki yüzü: Anayasa değişikliği ile RTE’ye yeni yol mu - Orhan Bursalı

    Meclis açılışı ilginçti. Hemen öncesi hedef göstererek gazetecileri tehdit eden, HalkTV ve CHP’ye ağır bir dille saldıran demir disiplinli partinin lideri Devlet Bahçeli açılışta durmadan terörle suçladığı DEM parti yöneticilerinin gülerek elini sıkmış, CHP’lileri, Özgür Özel’i de tebrik etmiş bir de gülerek mazeret buyurmuş: Siyaset, böyle şeyler söylenir. Yani ben bugün söylerim yarın da elini sıkar koalisyon bile yaparım. Bahçeli alışıktır bu tür manevralara! Erdoğan’ı neredeyse bir “vatan haini” ilan etmediği kalmıştı ittifaktan önce. Şimdi ise!... Ama şuna bir türlü yanıt vermiyor: Sinan Ateş cinayeti soruşturmasına neden ateş püskürüyor ve etrafa dehşet saçıyorsun? Bir milletvekili okurum, aslında gazetecileri bahane ediyor, esas amacı mahkemeyi baskı altına almak! Herkesi! Yargı zaten iktidarın kontrolünde ve iktidar Bahçeli’nin ne istediğini biliyor.

    Peki, henüz anlamakta zorlandığım konu şu: Cumhurbaşkanı neden yeni anayasa diye tutturuyor? İlk 4 madde değişmeyeceğine göre, anayasada değişmeyen ne kaldı? Neyi değiştirecek ki! Bu konuda bilgi yok elde. Bir okurum anayasa değişikliğini yeniden seçilmenin aracı olarak görüyor. Evet anayasa değişti, yeniden aday olmasının önünde bir engel yok dendi. CHP ve muhalefet de bunu bilerek yuttu. Onu seçimde hallederiz düşüncesiyle. Şimdi ise aday olsa seçilebileceğinin hiçbir garantisi yok.

    Önceki gün de “erken seçim yok” dedi. Aslında seçim, yani Meclis’in yasal bir zamanda erken seçim kararı alsa Erdoğan’a adaylığını yenileme şansı açılacak. Erdoğan acaba anayasa değişikliğini mesela yarı başkanlık veya parlamenter sisteme geçerek yeniden seçime girebilecek şekilde mi düzenlemek istiyor. Seçime girmesini yasal kılacak anayasa değişiklikleriyle? Kendisine yapılacak itirazları da güçlendirilmiş parlamenter sistem istemiyor muydunuz, hadi geçelim, ama benim koşullarımı kabul edeceksiniz... Bilmek mümkün değil. Muhalefet kendi tartışmaları içinde yitip gitmezse, halka güven verici bir program sunarsa, tek adayın arkasında tartışmasız kilitlenirse, bu kez seçimi kazanacak durumda görünüyor.

    Veya anayasa değişikliği söylentisi muhalefetin çenesini yoracak bir çiklet. Eğer öyleyse kimse bunu çiğnemesin. Ben dahil.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    4 min
  • ‘Beni Erdoğan görevden’ aldı diyen CHP’li - Barış Terkoğlu

    Liderlik, milyonların fikrini tek başına giyinme sanatıdır. Parti diyoruz. Bütündeki parçaları temsil ediyor. Aslında hayırlı. Organize olmuş partiler sayesinde, toplum birbirinden farklı görüşlerini yansıtabiliyor. Haliyle partilerin önemi anketlerden, istatistiklerden, hatta oylardan değil ilkelerden, ideolojilerden örgütlenmelerden geliyor. Çizgileri belirsizleşmiş partiler ise bazen iktidar bile olsalar kimliksizleşiyor ve çıkar grubuna dönüşüyor. CHP lideri, geçen cuma, “Jest gördüysek fazlasını yapmışızdır” diyerek çok eleştirilen o konuşmasını yaptı. Bir yanında İlhan Uzgel, öbür yanında Namık Tan vardı. İkisinin de dünya görüşleri değişmediyse, başka cephelerden, bu fikirde olmadığını sanıyorum. Ama konumuz onlar değil. Fotoğraftaki bir eksik: CHP’nin ABD temsilcisi Yurter Özcan. Özcan’ı uzun yıllardır tanıyorum. Kumpas davaları aleyhine, ABD’de, hem sokakta hem de salonlarda toplantılar örgütlemişti. 2013 yılının mart ayında, birine ben de katılmış, Beyaz Saray’ın karşısındaki bir salonda AKP-FETÖ ortaklığının Türkiye’yi götürdüğü yeri anlatmıştım. Özcan sonra siyasete girdi. 11 yıldır da CHP’nin ABD temsilciliğini yapıyor. Son cumhurbaşkanı seçiminde ise Kılıçdaroğlu’na buradan yüzde 85 oy çıktı.

    Arayıp kendisine neden o fotoğrafta olmadığını sordum: “Davet edilmedim. Ayrıca New York’ta yaşayan seçmenlerle herhangi bir program istenilmediği özellikle iletildi.” Peki olsa ne değişirdi: “Muhakkak değişirdi, en azından düştüğü hatalara düşmezdi.” Özgür Özel, Türkiye’ye dönerken gazetecilere, Özcan ile ilişkilerini kestiğini söyledi. Özcan’a sordum: “Bana resmi tebligat yapılmadı, herhangi bir bildirimde de bulunulmadı.” İki isim geçen kasımdan beri görüşmüyordu. Özcan’ın anlattığına göre aralarında bir tartışma da yaşanmamıştı. Ancak belli ki fikri ayrılığı vardı. CHP Genel Merkezi de bunu doğruluyordu. Nitekim Özcan da konuşmamızın devamında açıkça gösterdi: “İddianameye dair açıklaması büyük yanlış. Çünkü davanın göbeğinde AKP hükümeti ve ona yakın insanların işgüzarlığı var. Hatta Erdoğan, iddianame ortaya çıkınca, normalde katılacağı yemeğe gitmedi. AKP’liler bile kendisini savunmazken Özel’in hükümeti cansiperane şekilde savunması oldukça garip.” Özcan’a Özel’in “içeride muhalefet dışarıda birlik” konuşmasını hatırlattım. Özel, milli bir duruş nedeniyle böyle davranmış olamaz mıydı: “Olamaz. Zaten iddianameyi okumadığına eminim. Ayrıca rüşveti yurtiçiyurtdışı, milli-gayri milli diye ayırma lüksümüz yok! Hukuksuzluk, usulsüzlük, rüşvet nerede yapılırsa yapılsın yanlıştır. Nitekim kamuoyundan gelen tepkilerden de gördük.”

    Özel, CHP’nin toplantılarını Türkevi’nde yapacağını açıklamıştı. Özcan, buna dair de bir şeyler söyledi: “Anladık ki yapmak istediği tek toplantı olan basın toplantısı için de kendisine orada oda verilmemiş. O yüzden aşağıda binanın dışında, ayakta demeç vermiş.” Özcan’a, Özel’in “Toplantılarımızı otel odalarında yapmayacağız” açıklamasını hatırlattım: “Merak etmeyin. CHP resmi toplantılarını otel odalarında yapmıyor. Washington’a CHP adına gelen heyetler, kendi ev sahipliğimizde olan toplantılarını hep temsilciliğimizde yaptı.” Özcan’ın bir eleştirisi de Özel’in programınaydı: “Özgür Özel Central Park’ta gezmeye vakit buldu ama yüzde 85 oy aldığı, ezici çoğunluğu Atatürkçü olan bir topluluğa 5 dakika bile ayırmadı. Bu tutum sadece bana karşı alınmış değil. AKP ve MHP liderlerine gösterdiği nezaketi kendi seçmenlerine göstermedi.” Özcan, sorunun bir geziden ibaret olmadığını söylüyordu: “Eğer benimle alakalı bir kararı varsa elbette saygı duyarım. Her lider kendi çalışacağı ekibi seçme hakkına sahip. Bunu ilk gün söyledim. Ama bunu resmi olarak bildirmesi lazım. Çünkü CHP’nin ABD temsilciliği tüzel bir kişilik.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    7 min
  • 3 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - İç politikaya yönelik çıkış

    * Erdoğan’ın ‘İsrail’in hedefi Türkiye’ mesajına muhalefetten tepki: İç politikaya yönelik çıkış

    * Çiftçi-Sen’in başvurusu üzerine zeytinlikleri madenciliğe açan yönetmelik iptal edildi: Rant Danıştay’dan döndü

    * Sinan Ateş davasının karar duruşması sonrası eşi ‘Sorumluları açıklayın’ diye bağırdı: Ayakçılar yargılandı

    * CHP lideri Özgür Özel’in Meclis açılışında Erdoğan ve Bahçeli’ye yönelik tavırlarına parti içinden eleştiri: Seçmen samimi bulmaz

    * Tel Aviv, İran saldırısını ‘kesin kınamadığı’ gerekçesiyle BM Genel Sekreteri’ni istenmeyen kişi ilan etti: İsrail’den Guterres’e yasak

    * Gazze’de sığınacak yer kalmadı

    * Yaz sonundan bu yana 11 bin puandan düşüşe geçen BİST’i İran-İsrail gerilimi de vurdu: Ortadoğu piyasayı çarptı

    * Türk-İş, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kapısına pankart astı: Zordayız, geçinemiyoruz

    * Etimesgut’ta tiyatro şöleni

    * Şehir Tiyatroları Ağrı Dağı Efsanesi’yle sezonu açtı

    * G.Saray, F.Bahçe ve Beşiktaş bugün UEFA’da kritik 90 dakikalara çıkıyor: 3 koldan Avrupa

    * G.Saray İkinci Başkanı Öztürk’ten, F.Bahçe yöneticisi Acun Ilıcalı’ya: Gayriciddi kişi

    * Fenerbahçe Asbaşkanı Acun Ilıcalı, Sarı-Kırmızılıları ve hakemleri hedef aldı: Sistem G.Saray sempatizanı

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    13 min
  • Dördün biri - Barış Pehlivan

    “Soytarı balonları iğneler. Dalkavuk balonları şişirir.” İlhan Selçuk böyle anlatmıştı aralarındaki farkı. Bakmayın, bugünkü anlamına. Zira, tarihteki soytarılar hükümdarı uyaran ve ona gerçeği söyleyenlerdi. Dalkavuklar ise egoları şişiren ve sadece etek öpenlerdi. Dün Devlet Bahçeli’nin “Dört soytarı muhabirle Milliyetçi Hareket Partisi’ni sorgulayamazsınız, sorgulatmayız” sözünü duyunca aklıma geldi. Aptala yatmayacağım; kastedilen dört muhabirden biri olarak yazıyorum. Sinan Ateş davasını mahkeme salonunda izliyorum. Sinan Ateş ile eşine fiziki takip yaptıran; Ülkü Ocakları genel başkan yardımcısından, polisten, istihbaratçıdan, onların konum ve uçuş bilgilerini sorgulatan; katili arabasıyla kaçıran ve MHP milletvekilinin evinde yakalanan, Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yapmış Tolgahan Demirbaş konuşuyor: “Halk TV’de dört tane, tek amaçları Türkiye düşmanlığı olanlar operasyon gazeteciliği yapıyor. Üzerine gidince de ‘bizi hedef gösterdiler’ diyorlar. Ülkü Ocakları’nı terörize göstermek için yapıyorlar. Ben varsayım tutuklusuyum.” Düşünüyoruz... Demek, MHP’nin yayın organı Türkgün’ün manşetinden hedef gösterilmemizin perde arkasında, “Üzerine gittik” diyen bu kişiler var. Duruşma bitiyor; katil bize tetik işareti yapıyor, cinayetin keşifçisi parmak sallıyor. Üzerinden saatler geçiyor... MHP’nin lideri çıkıp “ilgilerinin olmadığını” ileri sürdüğü cinayetin planlayıcılarından birinin aynı cümleleriyle aynı gazetecileri hedef gösteriyor. Ne talihsiz bir açıklama diyorum kendi kendime... Öyle ya, Devlet Bahçeli, cinayet sanıklarıyla aynı tezi ileri sürüyor. Haliyle, böylece aslında şüpheleri doğrular vaziyete düşüyor. Bakınız... Halen 2 MHP milletvekili ve 5 Ülkü Ocakları yöneticisi hakkında “tasarlayarak öldürme” suçlamasıyla soruşturma yürütüldüğünü hatırlatmayacağım. Resmi belgelerdeki MHP ve Ülkü Ocakları izlerini anımsatmayacağım. Keşke Türkgün gazetesi ile Bengü Türk TV bu cinayeti aydınlatsaydı da bizim gazeteciliğimiz beyhude kalsaydı, diye hoş ama boş hayallere kapılmayacağım. Lakin, yazmasam olmaz. Bu satırların yayımlandığı gazetem Cumhuriyet’in binasındaki logoda bir şarapnel izi var. Kumpas dönemindeki bombalardan kalma, Cumhuriyet’in “y”sinin üstünde. Cumhuriyet’in duvarlarında Uğur Mumcu’dan Ahmet Taner Kışlalı’ya, şehitlerimizin yazıları var. Suikastları ve katilleri deşifre eden, kutup yıldızlarımız... Belleğimizde devletin üniformasını kendisine kalkan yapan azmettiriciler var. Gördüğümüz, okuduğumuz, öğrendiğimiz... Demem o ki... O dördün biri olarak, mahkeme salonlarını da katil yüzlerini de mezar taşlarını da iyi bilirim. Bilerek yazdım, yazıyorum, yazacağım.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    4 min
  • Makama saygı  halka saygısızlığa dönüşürse - Zülal Kalkandelen

    Dün TBMM’nin yeni yasama yılının açılışında CHP grubunun Erdoğan’ı ayakta karşılaması, sıradan bir olay değildir. Kılıçdaroğlu döneminde Erdoğan açış konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldiğinde ayağa kalkmayan CHP grubuna, dünkü toplantı öncesinde gönderilen mesajda, ayağa kalkılması ancak alkışlanmaması ve Erdoğan uğurlanırken de genel başkanın ve grup başkanvekillerinin tavrına uygun hareket edilmesi gerektiği bildirildi. Erdoğan kürsüye çıktığında CHP grup başkanvekilleri arka sıralara bakıp kim ayakta, kim değil diye kontrol ediyordu! Özgür Özel, tam da tahmin ettiğim gibi, bu tavra ilişkin eleştirilere “Normalleşme adımlarının ne partime zararı var, ne ülkeme zararı var. Makama saygısızlık yapmayacağımızı defalarca söylemiştik. Bunda şaşırılacak bir şey yok. Bundan sonra da bu şekilde devam edeceğiz” diyerek yanıt verdi. Türkiye’de siyaset, halkın gerçeklerinden çok uzakta, adeta farklı bir evrende şekilleniyor. “Normalleşme” dedikleri politikanın, halkın canına okuyan, toplumun üzerine yirmi iki yıldır karabasan gibi çöken, vatandaşlarda dayanacak güç bırakmayan despotik bir karanlığın normalleştirilmesi olduğunu anlamamaları, sözde muhalefetin halktan ne kadar uzak olduğunun kanıtıdır!

    Türkiye siyasal İslama teslim edilirken, ülkenin tüm Cumhuriyet birikimi sermayeye peşkeş çekilirken, tarikatlar ve cemaatler çocukları ve gençleri esir almışken, insanlar açlıkla sınanırken... Sekiz yaşındaki Narin’in ve Sinan Ateş’in katilleri aylardır siyasi baskıyla korunurken... Yargı siyasi iktidarın güdümündeyken... Hapishaneler düşünce suçluları ile doluyken... Emekliler, sokaklarda “açız” diye haykırırken... Sokak hayvanlarına karşı çıkarılan katliam yasası yüzünden yurdun her yerinden korkunç işkence görüntüleri yağarken... Tüm toplum artan şiddetin pençesinde kıvranırken... Sınırları kevgire dönen ülkenin hiçbir güvenliği kalmamışken... Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna “ayyaş” diyen birinin karşısında ayağa kalkıp normalleşmeden söz edemezsiniz! Çünkü ülkedeki bu kaotik ve despotik sistemin sorumlusu, AKP iktidarıdır ve onun da simgesi Erdoğan’dır. CHP’nin “normalleşme” politikası, 31 Mart’ta son bir umutla oylarını ana muhalefet partisinde birleştiren yığınlara “Siz ne yaparsanız yapın, bizim için hava normal” demekten başka bir anlam taşımıyor. Nitekim bu yüzden yerel seçim sonrasında erken seçimin yapılabileceğine dair umut yok olmuş; sanki asgari ölçüde demokrasinin var olduğu bir ülkedeymiş gibi davranan ve “Müzakere en etkin mücadeledir” diyen CHP, seçimin yarattığı rüzgârı bu tavrıyla söndürmüştür. Bu politikanın en tehlikeli sonucu da, yozlaşan ve çürüyen sistemin meşrulaştırılması sonucunu yaratmasıdır.

    Bir süre önce Erdoğan’ın anayasaya aykırı olarak dördüncü kez cumhurbaşkanı seçilmesinin önünü açacaklarının sinyalini veren Özgür Özel, çok yanlış bir yola girmiştir. Böyle giderse, yerel seçimlerde halkın verdiği krediyi sıfırlamaları kaçınılmazdır. Aynı CHP’liler, Devlet Bahçeli’nin Sinan Ateş cinayetinin üzerine giden gazetecileri bir kez daha tehdit ettiği bir günde onun da elini sıkmak için sıraya girmiştir! Tek kişinin talimatlarıyla hareket eden TBMM’nin yeni yasama yılı bu utanç verici şovla başlamıştır. Çoktan sine-i millete dönmesi gerekenler, kendi milletvekili özlük haklarını kazanmak için halkın sefalet içinde ayakta kalma mücadelesini izler haldedir. Bu köşede okuyucularıma daima gerçekleri anlattım ve şu anda da acı gerçek budur.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.