Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • Bu yolun geri dönüşü yok - Şükran Soner

    Dün sabah izlediğim son haberler, işçi eylemlerinde yeraltı maden işçileri, yine uzun soluklu direniş, hak arama eylemleri için yollara çıkmışlardı. En son “Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü” direnişlerinden deneyimli olarak, yeraltı maden işçilerinin, hakları için sokaklara çıkmışlarla, almadan, asla yorulmadan direnişlerinden vazgeçmeyeceklerine kefil olabilirim. Ayrıca da bu ülkenin çok ağırlıklı kamuoyunun, onları ne kadar çok sevip, güvenerek yanlarında duracaklarından hiç kuşkumuz yok değil mi? En son geçen yılın çok can yakan, ağırlıklı soygun, vurgun düzeninin eseri, çarpık, sayısız yapılaşmada cinayet suçlarının enkazlarından, bir bir çıkardıkları canların kurtarılmaları operasyonlarında, oturduğumuz ekranların önünden, uzaktan ne kadar çok sevgi, saygılarımızı paylaşmıştık. Onların kurtardıkları ile sıcak kucaklaşmalarına katılmıştık. Madenci patronlar haksız, emek sömürüsü üzerinden yüksek kazançlara öylesine alıştırılıp öylesine şımartılmışlar, Saray’ı öylesine arkalarına almışlar ki... Daha önceki cinayet göçüklerinin hesabını vermekten öylesine ucu ucuna kurtarılmışlardı ki... Ülkemizin yüzde doksanlarının çok üzerindeki kamuoyunun, hem hep göçük altında kalıp ölen hem de hepimiz adına hak savaşımlarında en önde, can kurtarmada en önde, yeraltı maden işçilerimizin eskisi gibi acımasız hak gasplarına karşı, kirli çıkar ağları içinde kollayan ellerin gücünün hâlâ bu acımasız sömürünün önünü açabileceklerinin gafleti içindeler. Eski tas, eski hamam yaklaşımlarıyla, en haksız, hukuksuz uygulamalar içinde, maden işçilerimizin ekmeği ile oynamayı sürdürebileceklerini sanıyorlar…

    Dünya, ülkemiz ölçeğindeki savrulmalarla, ittifakların, gel-gitlerin kıvraklığında, ülkemizde yaşanmış en uzun soluklu sivil otoriter, tek adam rejimindeki uzatmaların dünyada bir örneğinin daha yaşanmamış olmasına mı güveniyorlar? Aklı başa devşirip, “Nereye kadar” sorusunun sorulamıyor olmasına mı güveniyorlar? En ağır top bilinen güçler odaklı, günümüzde acımasız örnekleri yaşanmakta olunan, kan akıtma üzerinden tuzakların içinde yaşanan son kaosun kalıcı olabileceği gibi bir düşün peşinden mi yürünmeye çalışılıyor? Dünyanın geçiş yollarında, her seferinde sürprizlerin yaşandığı ülkemizin gerçekleri bir kez daha yok sayılmaya çalışılıyor. Dünya şairimiz Nâzım Hikmet’in, Amerikalı iktidar erkine bir tarihteki seslenişindeki uyarısı, NATO’nun en ucuz askeri sayılması üzerinden; “Ucuzdur vardır illeti” sözleri yoka sayılıyor. Canı, hakları, iktidarlar erkleri ile kirli ortaklıkları nedeniyle hep yok sayılmış, sömürülmüş maden işçilerimiz, örgütlenip gücünü ortaya koyabilmiş işçi sınıfımız, ne zaman hakları için ayağa kalmışsa, bu ülkenin düzeninde çok şey birden, sihirli asanın eli değmiş gibi değişivermiştir. Son haftalarda Ortadoğu’da yaşatılan çok çarpık çatışmalar, yaratılan büyük kaosun paniğinde, tozu dumanında gerçekleri, geleceği görebilmek, düşünebilmek sanki çok zormuş gibi geliyor. Oysa Ortadoğu üzerinden ne zaman ortalık toz duman edilmişse, evrensel güç dengeleri içinde kaçınılmaz, daha büyük fırtınaların yaratılmasının dünyanın sonunu, kısacası kıyameti getirebileceği gerçeği de yaşanır. Hızla toz dumanın dağıtılması gibi bir zorunluluk da gündeme gelir. Sonuç olarak bizim kendi gündemimize, kendi sorunlarımıza dönmemizin zamanının da geldiği gerçeği, kardelen hızıyla yükseliverir…

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • Evlatlarımıza suikast engellenmelidir - Emre Kongar

    İnsanlık varlığını çocuklarla sürdürür... Toplumlar da. İktidar, okullarda artık, çocuklarımızın sadece zihinlerini değil, sağlıklarını ve canları da tehdit etmeye başladı!

    Devletlerin birinci varlık nedeni, güvenlik ise, ikinci varlık nedeni de eğitimdir. Çünkü eğitim sadece bir çocuğun değil, bir toplumun da geleceğini belirler. Bir iktidarın bir ülkeye yapabileceği en büyük kötülükler, devletin güvenliğini, yargıdaki adaleti ve çocukların eğitimini yozlaştırmaktır. Bu iktidarın, devletin iç ve dış güvenliğini sağlayan TSK’ye nasıl baktığı, güvenlik güçlerini nasıl kullandığı, toplumun temelini oluşturan yargı erkini nasıl emrine aldığı, eğitimi de nasıl değersizleştirdiği ve yozlaştırdığı artık sadece Türklerin değil, bütün dünyanın fark ettiği olumsuzluklarla doludur: Tarihsel olarak Silivri Davaları ile TSK’nin nasıl tahrip edildiği, bunun sonucunda yaşanan 15 Temmuz Darbe Kalkışması unutulsa bile... Mezuniyet töreninde “Atatürk’ün Askerleriyiz” diye kutlama yapan teğmenlere soruşturma açıldığı haberleriyle, okullarda temizlik personeli kalmadığı eleştirileri ve Sinan Ateş cinayeti davasındaki sorunlar aynı anda ülkenin gündemini belirliyor.

    Milli Eğitim Bakanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı’yla ve tarikatlarla protokoller imzalayarak, çağdışı yeni bir müfredat programı ilan ederek, çocuklarımızı çağ gerisi bir eğitime kurban ediyor. Üstelik de yaz saati uygulaması sürdürülerek saatimiz Arabistan saatine ayarlandığı için çocuklarımız karanlıkta okula gitmeye mahkûm edildi. Ama iktidar bununla da yetinmedi! Okulları pislik götürüyor. Bu ne demek biliyor musunuz? İnsanların, ailelerin, toplumun, en değerli varlığı olarak görülen, üzerlerine titrediğimiz evlatlarımız, mikropların en yoğun olduğu, hastalıkların en çok bulaştığı yerler olan pis tuvaletleri kullanacak, bütün günlerini temizlenmemiş okullarda su içerek ve yemek yiyerek geçirecek. Üstelik iktidarın bu korkunç yetersizliğini telafi etmek isteyen CHP’li belediyelerin, okulları bedavaya temizleme önerileri de iktidar tarafından engelleniyor: MEB, okul müdürlerine “Yardım istemeyin” diyor ve Ankara’da olduğu gibi, belediyenin temizlik personeli, başladığı temizlik işini bitirmeden okuldan çıkarılıyor.

    İktidarın bu tutum ve davranışı artık çocuklarımızın sadece eğitimini değil, sağlıklarını ve canlarını da tehdit etmeye başladı: Ülke derhal bu iktidardan kurtulmalıdır!

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    4 min
  • 1 Ekim 2024 - Günün Manşetleri - Halkın gündemi Meclis'te yok

    * Yurttaşın sorunları AKP ve MHP’nin engellemesine takıldı: Halkın gündemi Meclis’te yok

    * Yangın söndürme helikopterlerinin pilot ve yakıt ücreti geçen ay da verilmedi iddiası: Uçamayanlara tutanak

    * Varlık Fonu vurgunu davası: Usulsüzlüğü iyi niyetle yapmışlar

    * Yıldırım, Kılavuz ve Şanlı’nın dava dosyasına girmesini isteyen Ateş’in ailesinden çağrı: Gerçek katilleri açıklayın

    * Dervişoğlu, ‘Türkiye ekonomik, sosyal ve siyasi alanda yenilenmeli’ dedi: Değişime ihtiyaç var

    * İsrail: Nasrallah’ın öldürülmesi son hamlemiz değil, savaşta yeni aşamaya geçeceğiz 

    * ‘Kıbrıs da hedef olabilir’ 

    * Sofraların vazgeçilmezi ekmek İstanbul’da bazı ilçelerde yüzde 25 zamlandı: Ekmek 15 lira oluyor

    * Türkiye’nin dış borcu 512 milyar dolar

    * 25. yılını kutlayan BİFO, yeni sezona özel programıyla başlayacak: Müziğin gücü

    * 212 Photography Istanbul yarışması sonuçlandı

    * Ligde Kayseri’yi 3-0’la geçip farklı Ajax mağlubiyetini unutturdu: Kartal uçuşta

    * Mourinho’nun hakeme tepki olarak dizüstü bilgisayarı bırakması gündem yarattı: Dünya onu konuşuyor

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    12 min
  • Devlet diyenler devleti yedi - Barış Terkoğlu

    “Devlet başa” diyorlar. İş devletin kurumlarını devlet gibi çalıştırmaya gelince ellerinde balyozla devleti yıkıyorlar. Geçen hafta Türkiye, gazeteci Timur Soykan’ın haberini konuştu. Sadece bir haber değildi. Ülkenin halinin de resmiydi. BDDK Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın düğün yapmış, denetlemekle yükümlü olduğu finans kuruluşlarının yöneticilerini davet etmiş, düğün bankaların takı törenine dönüşmüştü. Mustafa Aydın aynı zamanda BDDK’deki MHP kadrolarındandı. Nitekim düğün, MHP’li siyasetçilerin gövde gösterisine dönüşmüştü. Haberin ardından dünden bugüne BDDK’yi tanıyan isimlerle konuştum. Sonunda “düğün ne ki” dedim... Şöyle anlatayım... Türkiye’de bankacılık isteyenin kolay at koşturduğu bir sektördü. Batıp çıkmaların maliyetini elbette cebi hortumlanan millet ödüyordu. 1994’ten 1999’a, bu yüzden 11 bankaya devlet el koydu. 1999’da bankaların tek elden denetlenmesi ve düzenlenmesi için BDDK kuruldu. Ağustos 2000’de faaliyetlerine başladı. Kuruluşunda, kirli parayla mücadelesiyle bilinen, “nereden buldun yasası”nın mimarı Zekeriya Temizel’in büyük emeği vardı. Nitekim ilk başkan da Temizel oldu. BDDK; siyasetten bağımsız kalma iddiasındaydı. Zira siyasetle iş tutan bir dönemin bankalarını denetleyebilmek için bu gerekliydi. İkincisi, BDDK çalışanlarının çok iyi maaşları vardı. “Ne alaka” demeyin. BDDK çalışanları denetledikleri bankaların çalışanlarından yüksek maaş alsın ki transfer olma teklifiyle gözleri kör edilmesin istenmişti. Üçüncüsü, BDDK çalışanlarına çok sert etik kurallar konmuştu. AKP döneminde kurum önce siyasallaştı. Bugünkü başkanı, eski Yeni Şafak yazarı ve bir zamanlar Merkez Bankası’nı Erdoğan’ın istediği gibi yöneten Şahap Kavcıoğlu. Sonra maaşlar düştü. Kurum, kirasını ödemekte zorlanan çalışanların, denetledikleri bankalara transfer olmak için can attığı hale geldi. Son olarak ortada kurumu var eden etik kurallar ve gelenekler kaybedildi. Durumu anlatan iki örnek vereyim.

    BDDK mevzuatında açıkça yazıyor: “Kurul Başkan ve üyeleri, görevlerinden ayrılmalarını izleyen iki yıl içinde kurumun denetlemekle ve düzenlemekle görevli olduğu sektör ve alanlardaki özel kuruluşlarda görev alamazlar.” Bir önceki başkan Mehmet Ali Akben’in özgeçmişini açıyorum. 2015’ten 2023 yılının mayıs ayına kadar BDDK başkanı olan Akben, 2023 yılının ekim ayında Vakıf Katılım Bankası’nın genel müdürü olmuş. İşte bu durum BDDK’de de tepki yaratmış. “Aman canım Vakıf Bank’ın özel durumu var” diyenlere karşı kurum geleneklerini savunanlar “İyi de Vakıf Bank’ı da BDDK denetliyor” yanıtını vermiş. Akben’in ayrıldıktan 5 ay sonra, bir bankanın başına geçmesinin denetleme mantığına ters düştüğünü söylemişler. Gelgelelim, “siyasetten bağımsız” olması gereken Akben’in, 2018 yılında, BDDK başkanı iken Cumhurbaşkanlığı’nda Ekonomi Politikaları Kurulu’na atanması “Zaten bu iş çoktan bitmiş” dedirtmiş. Bu kadar değil..

    Kurumun bir kritik başkan yardımcısı vardı: Murat Yönaç. Onun görevini önemli kılan ise BDDK’nin dijital bankacılığa ilişkin düzenlemelerinin hazırlayıcısı olmasıydı. Yönaç görevden ayrıldıktan kısa süre sonra, BDDK’nin 23 Mayıs 2024 tarihli kararıyla karşımıza çıktı. Yönaç, “Adil Katılım Bankası” isminde, 3 milyar lira sermayeli dijital bankanın kurucu ortağı olmuştu. Evet, Yönaç başkan ya da yönetim kurulu üyesi değildi, ama bu durum BDDK’nin ruhuna tersti. BDDK’de etik ilkeler öyleydi ki... Zekeriya Temizel ve Engin Akçakoca döneminde kurumda bankaların ajandasını kullanmak bile yasaktı. Değil takı takmak, yazılı kurallara göre, bankaları denetlemeye gidenler, bankada yemek bile yemezdi.

    BDDK, “Devlet piyasadan elini çeksin” diyen neoliberallere inat, kamunun piyasa üzerindeki kazanımlarından biriydi. Mafyalaşmış finans rejiminin halkı soymasını engellemek için ortaya çıkmıştı. Gelgelelim, ortada ne siyasetten bağımsız bir kurum kaldı, ne gelenekler ve etik.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    7 min
  • Egemenlik ve sınır güvenliği - Mine Esen

    TBMM, iki aylık aranın ardından yasama çalışmalarına bu hafta yeniden başlıyor. 31 Mart yerel seçimlerinin kazananı CHP’nin erken seçim çıkışlarına karşı iktidar cephesi top çeviriyor ancak gündeminden “yeni anayasa” düşmüyor. Yurttaşın sıkıntısı ise belli; ekonomik kriz, eğitim, sağlık... Yargıdaki sorunlar da ortada. Meclis’te bu dönemde de ekonomi, bütçe görüşmeleri öne çıkacak. Ancak “tek adam” yönetim sistemiyle gücü tırpanlanmış bir Meclis’ten, muhalefetin itirazlarının ve uyarılarının dikkate alınmadığı ortadayken yurttaşın sorunlarına çözüm getirecek kararların nasıl çıkacağı tartışmalı. Geçen haftaki gelişmeler, iç siyasetin sıcaklığı gibi Ortadoğu’daki yangının da büyüdüğünü gösterdi. Yaklaşan 7 Ekim, bölgenin yakın tarihine damga vuran olaylar zincirinin başlangıcı aynı zamanda; Hamas’ın İsrail’i hedef alan kanlı saldırısının yıldönümü. Ardından İsrail’in Gazze’yi yerle bir eden, on binlerce sivilin hayatına mal olan vahşeti, Hamas’ın destekçileri İran ve Lübnan Hizbullahı’na yönelik saldırıları. Hamas’ın siyasi lideri Halid Meşal’in İran’da öldürülmesi, Hizbullah üyelerine çağrı cihazları üzerinden düzenlenen saldırılar... Ve çok sayıda Hizbullah komutanıyla birlikte örgütün yaklaşık 30 yılına damga vurmuş lideri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi. Tüm bunlar bir yıl içinde yaşandı. Sorular çok ama belki de en başta olanı, Hamas’ın askeri kanadının İsrail’e 7 Ekim’deki saldırısının amacının ne olduğu? İsrail’i vurayım derken aslında ateş topunu Filistin halkının kucağına koyan bir adım mıydı bu? Perde arkasında tıpkı bir zamanlar bütüncül bir Filistin yapısını engelleyip El Fetih/Hamas arasında bölünmüşlüğü pompalayan İsrail derin yapısı mı vardı? ABD’nin harlattığı Batı-Rusya hattında Ukrayna savaşı sürerken İsrail’de Netanyahu liderliğindeki savaş kabinesi Ortadoğu’nun sınırlarını yeniden çizme arayışında. Bunu ABD, İngiltere gibi güçlerin desteği olmadan yapması olanaksız. İsrail, ateşi Gazze’den Batı Şeria’ya oradan Lübnan ve Suriye’ye bile isteyerek sıçratıyor... Zengin Akdeniz havzasında etkinliğini artırmaya çalışıyor.

    2011’deki tartışmalı “Arap Baharı” süreçlerinin ardından Mısır’ın eski bölgesel gücünü yitirmesi, Suriye ve Irak’taki bölünmüşlükler ortada. Şii İran ve Sünni Körfez/Arap ülkeleri arasındaki mücadele de bu karmaşanın ana hatlarından. Gözler, İran’ın bölgesel alanda güç mücadelesinde Irak, Suriye, Lübnan, Yemen’e uzanan “Şii hilali” politikasının akıbetinde. Tahran’ın, İsrail’e vereceği yanıt bölge için kritik bir eşik. Tahran’ın “Şii hilali” politikasının mimarlarından Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani de Ocak 2020’de Bağdat’ta ABD tarafından aracına düzenlenen saldırıyla öldürülmüştü. Yıllar süren iç savaşı geride bıraktığını uman Lübnan, bugün bir kez daha karanlık tablo içinde. Dikkatler aynı zamanda Suudi Arabistan ve Ürdün’ün alacağı tutumda. Bölgesel fay hattında GOP, BOP tartışmaları alevlenirken binlerce Filistinli, Lübnanlı, Suriyeli evlerinden, topraklarından olmuş halde. Türkiye’nin bölgedeki gelişmelere karşı dikkatli, sınır güvenliğini daha da güçlendirici adımlar atması önemli. Özellikle Suriye konusunda terör örgütü YPG üzerinden ABD, İsrail hesaplarının artabileceği olasılığı göz ardı edilmemeli. Şam’la güvenlik ve sığınmacıların geri dönüşü konusunun aciliyeti çerçevesinde ilişkilerin kurulması için Moskova daha etkin rol almaya yönlendirilmeli. Ortadoğu karmaşası ilk değil, her zaman Türkiye açısından tehlike barındıran bir konu. Bu nedenle de hep söylediğimiz gibi, dini siyasete alet ederek etnik, mezhepsel sinir uçlarını kaşıyarak bölgede bitmeyen çatışmaların pimini çekenlerin oyunlarına karşı ümmetçi yaklaşımlardan, “yeni Osmanlıcılık” hayallerinden uzak durmak gerekiyor. Egemenlik temelinde Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin demokratik, laik, hukuk devleti özellikleriyle korunmasının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • 30 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - Okullarda kirli siyaset

    * Temizlik seferberliği başlatan belediyelerin çalışması engelleniyor: Okullarda kirli siyaset

    * Yaşam hakkı savunucuları katliam yasasına karşı tüm Türkiye’de sokağa çıktı: Elini hayvandan çek

    * TÜBA’da tartışmalı harcama: Araştırma ödeneğiyle cep telefonu kılıfı

    * New York Belediye başkanı hakkındaki yolsuzluk iddialarıyla ilgili İstanbul Başsavcılığı’na çağrı yapıldı: Soruşturma açılmalı

    * İsrail istihbaratının Hizbullah’a yönelik saldırılarının perde arkası da ortaya çıktı: Takip yıllarca sürdü

    * ‘Yeni Düzen’, yine kaos 

    * Çalışanların yemek kartları 11-12 günde bitiyor, işyeri yemeklerinde çeşitler azalıyor: Emekçi her yerde aç

    * ‘Kart kabul etmeyeni ihbar edebilirsiniz’

    * Altın Koza Film Festivali’nde Doğuş Algün’ün yönetmenliğini yaptığı film, beş dalda altı ödülle döndü: ‘Ölü Mevsim’ damgası

    * Leyla Gencer ŞanYarışması’nın kazananları belirlendi: Büyük ödül Çinli sanatçının 

    * F.Bahçe, Antalyaspor’u deplasmanda ikinci yarıdaki gollerle yendi: Tek devre yetti

    * Konyaspor’u 3-2 yenip 5 beraberliğin ardından ligde bu sezon ilk kez kazandı: Trabzon 3 puana kavuştu

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    13 min
  • 29 Eylül 2024 - Günün Manşetleri - Ortadoğu barut fıçısı

    * İsrail, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ı öldürdü, İran’dan intikam sözü geldi: Ortadoğu barut fıçısı

    * Kültür Bakanlığı’nın turizm amaçlı tahsis edebileceği alanlar arasına ormanlar dahil edildi: Yine ağaçlara kıyacaklar

    * Eğitimin niteliği düşüyor, dinci kuşatma ve baskılar devam ediyor: ‘Maneviyat’ dayatması

    * Erdoğan erken seçime kapalı

    * Yerel mahkemeden Ekrem İmamoğlu davasının seyrini değiştirecek adım geldi: Gözler yine AYM’de

    * ‘İran nükleerini vurmak için ABD’yi savaşa sürüklüyor’

    * ‘Anlaşmalı sınırdışı’na yalanlama

    * Emek yoğun sektörlerde üretici iflas bayrağını çekiyor: Kazanamıyorsak üretmeyelim

    * Gelir İdaresi Başkanlığı yeni tebliğini yayımladı: ‘Kurumlar’a yüzde 10 şartı

    * İstanbul’dan New York’a: Bir Fotoğrafçının Yolculuğu’ adlı sergide ünlü isimlerin portreleri de yer alıyor

    * Filmekimi için geri sayım başladı

    * G.Saray, 3-0 öne geçtiği maçta evinde Kasımpaşa’yla 3-3 berabere kaldı: 90’da yıkıldı

    * F.Bahçe’nin yıldızı Szymanski adeta skor üretmeyi unuttu: 24 maçta sadece 1 gol

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    12 min
  • AKP bir anayasa yapsa - Özdemir İnce

    AKP kendi başına bir anayasa yapsa yer vermeyeceği maddelerden bazıları: Başlangıç bölümü: Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda: Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; kuvvetler ayrımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak anayasa ve kanunlarda bulunduğu; hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı: Her Türk vatandaşının bu anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu; fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere. Türk milleti tarafından, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

    Madde 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

    Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

    Madde 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.

    Madde 4 - Anayasanın 1. maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

    Madde 10 - Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

    Madde 14 - Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, devlete veya kişilere, anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    7 min
  • Aziz Sancar’dan bir iyi haber bir uyarı - Orhan Bursalı

    Aziz Hoca iki günlüğüne geldi iki konferans verdi ve döndü. İki konferansını da dinledim. İlki İTÜ’deydi, TÜBİTAK başkanlığından İTÜ rektörlüğüne atanan (Hayırlı olsun!) Hasan Mandal’ın İTÜ’nün başarılarını anlattığı konuşmasından sonra, açılış dersini verdi. Konusu, iki yıl önceki keşfiydi, laboratuvarlarda kullanılan EdU molekülünün, bir rastlantı olarak, sağlam DNA’da, sanki DNA hasara uğramış gibi etki yaptığını ve onarım mekanizmasını harekete geçirdiğini ve durmadan tekrarlanan aynı işlem sonucu hücrenin öldüğünü görmüşlerdi. Bu önemli bir buluştu. EdU’nun kanser ilaçlarının aksine, kan-beyin bariyerini aşarak beyne ulaştığı biliniyor. Aziz ve arkadaşları da “Eğer beyin kanseri olan bir hastaya verilirse beyine gider, bu kanserli hücrelerin DNA’sına girer ve nöronlara zarar vermeden tümörü öldürür” tezini geliştirdiler: “EdU neden sağlıklı beyin hücrelerine zarar vermez? Çünkü beyin nöronlar çoğalmıyorlar, beyin kanseri hücreleri ise onlardan bağımsız olarak hızla çoğalıyor. EdU molekülü işte bu tümörleri hedef alıp yok edebilir.” Şimdi fare deneyleri olumlu sonuç verdi, evet glioblastoma tümörlerini öldürüyor. Bu kanser, kanserler arasında 10. öldürücü nitelikte. Yeni haber şu: İnsanlarda klinik deneylere başlayacaklar. Ama FDI’dan izin almaları gerekli. Başkan ile konuşmuş Aziz Hoca. Kendisine EdU molekülünün önce insana zarar vermediğini göstermeniz şart demiş. Bu deneylerin masrafları da 2 milyon dolar. Esas zorluk şimdi diyor, bu parayı arıyorlar.

    İş Bankası’nın 100. kuruluş yıldönümü için düzenlediği “Atatürk Vizyonuyla Gelecek Yüzyıla Bakış” konferansının davetli konuşmacılarındandı. Buradaki konuşması bilim ve teknoloji üretimi, Çin’in bu konuda dünya liderliğine tırmandığı üzerineydi. Sancar, Türk dünyası ülkeleri ile Çin’i kıyasladı. Coğrafi büyüklük ve doğal zenginlikler bakımından hemen hemen aynı olan iki dünyada Çin bilim ve teknoloji üretiminde dünya lideri iken, Türk dünyası ise çok çok geri kalmıştı. Çin’in yanına bile yaklaşamıyordu. Çin özellikle son 20 yıl içinde müthiş gelişme kaydetmişti. ABD ile Çin arasında çatışmanın ve ticaret savaşlarının da nedeniydi Çin’in bu büyük yükselişi. Sancar, Türkiye için yedi maddelik adeta manifesto sayılabilecek görüşlerini açıkladı:

    1. Temel bilimlere öncelik verilmeli. Teknoloji üretimi temel bilimlerden doğuyor.

    2. Kız ve erkek çocuklara eşit eğitim fırsatı verilmeli.

    3. Deney yapmak ve gözlem yapmak teoriden önce gelir. Eğitimde deney yapmaya önem verilmeli.

    4. Politika ve din bilime karışmamalı.

    5. Bilim insanları da politikaya ve dine karışmamalı.

    6. Akademik terfiler ve fonlar tamamen liyakata dayalı yapılmalı.

    7. Akademik özgürlük: Bilim adamı ne araştıracağını kendisi seçmeli, ona şunu yap dayatması olmamalı ve zaman tanınmalı.

    Sancar’ın bu görüşleriyle iktidar uygulamaları arasında bir ilişki kurmak mümkün değil. İş Bankası’nın iki günlük konferans dizisi çok başarılıydı. Gökhan Hotamışlıgil, Daron Acemoğlu’dan tutun, seçkin ekonomistler ve Apple’ın kurucularına ve teknoloji alanında yetkin isimlere kadar çok sayıda uzmanı dinlemek fırsatı buldu meraklılar. Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali, “Ulusal bir ekonominin inşası ve Türkiye İş Bankası”nın rolü üzerine, Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran “Bilim, teknoloji ve girişimcilikle ekonomik kalkınma için bankaların rolü” üzerine konuştular.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • Çocuklarımıza çok yazık oluyor - Oktay Ekşi

    Yaşadıklarımıza tanık olup gazetelerdeki haberleri okuyunca siz de “Bu ülke yönetilmiyor ya da gözümüzün içine baka baka, bu ülkedeki laik Cumhuriyete ihanet ediliyor” diyor musunuz, demiyor musunuz? Baksanıza, Yusuf Tekin isimli dini eğitim bakanı, “hayali” dediği sınıfları yüzlerce okulda kapattırmakla övünüyor ülkenin pek çok yerinde bulunan -üstelik dünkü Cumhuriyet’te yayımlanan habere göre, Hizbullah isimli terör örgütününİran temsilcisi olarak bilinen bir kişinin yönettiği “Âlimler ve Medreseler Birliği”ne bağlı medreselere göz yumuyor. Hayır göz yummakla kalmıyor, onları belli ki koruyor. Nitekim haberde bu okullardaki “öğrencilerin barınma ve yetiştirilme” işlerinde de Ali Erbaş’ın başında bulunduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın katkısı bulunuyor. Bu memleketin en sorumlu kişisi “Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına” yemin etmemiş miydi? Bakan olunca TBMM kürsüsünden “hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına” yemin eden Yusuf Tekin değil miydi? İnsan onuruna yakışan ilk şey, verdiği söze ettiği yemine sadık kalmak değil mi? Çeşitli okullarda açıldığı ileri sürülen “hayali sınıf” her ne ise onları kapatmakla övünen Yusuf Tekin bakanın Türkiye’nin birçok ilinde açılan, dünkü Cumhuriyet’te Adıyaman. Diyarbakır ve Bingöl’de açıldıkları açıkça ifade edilen medreselerin 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasasına bağlı kalmak gibi bir mecburiyetleri yok mu? “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” adıyla ilan ettikleri ÇEDES isimli projeyi bile ismine uygun şekilde uygulayamıyorlar. Çevresine bağlı çocukların “temiz bir okulda eğitim görme hakkı”nı kim koruyacak ve gerçekleştirecek? Ülkenin çocuklarına gerici eğitim vermek için çırpınan Yusuf Tekin on binlerce okulun pislik içinde yüzmesi nedeniyle zerre kadar mahcubiyet duymuyor mu? Dört veya beş çocuğumuzdan birinin (özellikle de çocukluğunun ilk döneminde olan ilkokul çocuklarının) okula aç gitmeleri Yusuf Tekin’i değilse öncelikle kimi mahcup etmeli? Çocuklar aç, okullar pislik içindeyken Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, bakanlığa verilen bütçenin cemaat ve tarikatlara yedirildiğini söylüyor. Bunun yarın öbür gün hesabının sorulabileceğini düşünen yok mu? Bir gün şurada, öbür gün başka bir yerde milli eğitim müdürü sıfatlı kişilerin okullara gerici baskılar uyguladığını idareden duymuyorlarsa gazetelerdeki haberleri de mi gözleri görmüyor? Dünkü Sözcü gazetesinde Mersin’de bulunan İsa Ömer Anadolu Lisesi öğretmenlerinden Azize Sor ile Ali Doğan aleyhine milli eğitim müdürü tarafından idari soruşturma açıldığı bildiriliyordu. Öğretmenler, her nedense, (çok muhtemelen ÇEDES projesi uygulamasıyla ilgilidir) okuldaki öğrencilere başkalarının karışmasını önlemek için, “Velilerden izin alınması gerekir” dediklerini ifade etmişler. Size soruyorum: Bu ülkeyi yönetenler mi bu ülkeyi seviyor yoksa bu öğretmenler mi?

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    4 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.