
Sign up to save your podcasts
Or


Çok uzun süredir sahte diploma ve sahta sertifikalar üzerinde yazılar yazıp yetkilileri uyarıyorum. Sosyal medyada dolandırıcılık siteleri “e-Devlet garantili sahte diploma” diye ilanlar veriyorlar. Hatta daha da ileri gidip bu hususta garanti veriyorlar. Asıl amaç bu yalanlara inanıp para yatıracak olanları dolandırmak, diğer amaç ise bu sitelere girenlerin kişisel bilgilerine ulaşmak. En son bu haberi yaptıktan sonra bir kaynağımdan devlet üniversitesinde sahte diploma olduğuna dair bir bilgi geldi. İlk duyduğumda ben de inanamadım işin açıkçası. Araştırmaya başladım. İddiaya göre devlet üniversitesinden 11 kişi sahte diploma almıştı. Nasıl almışlar peki. Üniversitede okuyup vefat eden veya kaydı dondurulan kişilerin bilgileri siliniyor, yerine parayı veren kişinin bilgileri dolduruluyor. Bu sayede kare kodlu diploma almış ve sorgulamalarda da doğrulama yapılmış oluyor. İnanılmaz yöntem değil mi? Araştırdım. Ne yazık ki doğruymuş. Bahse konu devlet üniversitesi Yıldız Teknik Üniversitesi. Hem üniversite kaynaklarımdan hem Bakırköy Savcılığı’ndan hem de YÖK kaynaklarımdan olayı doğruladım. Soruşturma numarası: 2024/197244 Olayı da anlatayım... Dolandırıcılar, Yıldız Teknik Üniversitesi öğrenci işlerindeki yetkili bir kişinin kimlik bilgileri ile adına bir telefon hattı çıkarıyorlar. Çıkardıkları hat ile e-imza alıyorlar. Bu e-imzayı Hatay Müşavirler Odası’ndan teslim alıyorlar. Aldıkları e-imza ile de proliz adlı sisteme girip değiştirme işlemlerini yapıyorlar. Hiç kimse yapılan işlemi sorgulamamış. E-imza hizmetini veren TÜRKTRUST firması, 100 üniversitenin kullandığı proliz sisteminin firması en ufak bir sorgulama yapmamış. TÜRKTRUST firması e-imza satan şirket. Proliz sistemi ise tüm akademik ve idari fonksiyonları birbirine bağlayan bir öğrenci bilgi sistemidir. Şu anda 2024 yılı için tespit edilen 11 kişi. Bu devlet üniversitesinde yaşanan olay. Sahte diploma yapılan isimler bende var. Bu kişilere ve firmalara nasıl işlem yapılacak? Ya önceki yıllar? Ya vakıf ve özel üniversiteler? Para ile dağıtılan diplomalar? Mesela bu sahte diplomayı alan bir kişi devlette iş imkânı için başvurmuş. Bunun gibi başka örnek var mı? Soruları çoğaltabiliriz ancak şimdilik burada kalsın. Devamını araştıracağım.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Atama bekleyen on binlerce öğretmen adayının takıldığı sınavda ‘derin şüphe’: Adaletsiz mülakat
* 96 kişiye mezar olan Hasan Alpargün Apartmanı davasında tarihi bir karar verildi: Müteahhide 62 müebbet
* Marmara Denizi’ni onlarca hektar dolduran projeyi şirket durdurma kararı aldı: Tuzlaport projesi askıya alındı
* Eğitim-İş’ten öğrencilere ‘sağlıklı beslenme önerisi’ veren MEB’e tepki: Bütçe tarikatlara gitti
* AKP’de ‘Erdoğan iyi çevresi kötü’ ezberinin bozulduğunun kaygısı yaşanıyor: Güven yitiriyor
* İstanbul’daki 39 CHP ilçe başkanından İmamoğlu’na destek: Tehditler bizi yıldıramaz
* ‘Tahta kurusu’ skandalıyla gündeme gelen Ereğli Devlet Hastanesi’nde tartışmalar durulmuyor: Yoğun bakımda uyuz
* İsrail, Beyrut’a 2006’daki savaştan bu yana en ağır bombardımanı düzenledi: Hedef Nasrallah
* Berlin’den ‘anlaşmalı sınır dışı’
* Acemoğlu’na göre Türkiye dahil tüm dünyada toplumun demokrasilere desteği azaldı: Demokrasi kışı olmasın
* BDDK, ödenemeyen krediler için 60 aya kadar vade uygulaması başlatıyor: 1.6 trilyon liralık kredi kartı borcu ‘yapılandırma’ getirdi
* Altın Koza’da onur ödülleri sahiplerini buldu
* ‘Carmina Burana’ ile açılış
* TFF Başkanı Hacıosmanoğlu, hakem hatalarına neşteri vuracaklarını açıkladı: Sistem değişecek
* Başkan Ali Koç, kulüplerin mali açıdan çok zorlandığının altını çizdi: Ekonomi sürdürülemez
* Sarı-Kırmızılılar, Süper Lig’de Kasımpaşa’yı ağırlıyor: G.Saray rekor için
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Göreve atanır atanmaz karma eğitimi hedefleyen, tarikatların “sivil toplum kuruluşu” olduğunu iddia eden ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile milli eğitimdeki dincileşmeyi körükleyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yine tepki gören bir açıklama yaptı. Adapazarı Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin açılışındaki konuşmasında, “Öyle sunuyorlar ki ‘Türkiye’nin her tarafında imam hatip okulları var.’ Hayır toplumsal talep neyse onu karşılayacak şekilde imam hatip okulu açtık. Talep olduğu sürece de açmaya da devam edeceğiz” dedi. Öyle bir sunuyor ki gerçekten talep var sanırsınız! Oysa Liselere Geçiş Sistemi sınavı sonrasında imam hatip ve Anadolu meslek liselerinde kontenjanı artırmalarına karşın ikinci nakil döneminde de bunu dolduramadılar. Çünkü MEB’in uyguladığı tercih kısıtlamalarına karşın, veli ve öğrenciler ısrarlı bir şekilde akademik eğitim talebini sürdürüyor.
Durum bu kadar açıkken Tekin’in “Talep olduğu sürece imam hatip okulu açacağız” demesinin nedeni, eğitimdeki dinci dayatmadır. AKP, yıllardır yüzlerce okulu imam hatip okuluna dönüştürmekle kalmadı, şimdi de çocukları baskıyla bu okullara kaydediyor. Çocuklarının dinsel eğitim almasını istemeyen aileler seçeneksiz bırakılarak bu duruma zorlanıyor. Unutanlara hatırlatalım. 2014’te Bilal Erdoğan’ın milli eğitim yöneticilerinin de bulunduğu bir toplantıda, “Bu imam hatip okullarının bütün mevcut içindeki oranını diyelim yüzde 25’lere mi çıkarmak istiyoruz? Yoksa diğer tarafta, diğer yüzde 85 içerisinde güçlü bir yapıyı da oluşturmaya mı çalışmalıyız? Kısa sürede 1 milyon öğrenci olacak imam hatiplerde, yani şu anda bu kesin” dediği medyada yer almıştı. Daha sonra ise bunun MEB’in hazırladığı beş yıllık stratejik planla hayata geçirilmesinin hedeflendiği ortaya çıkmıştı ve bir yıl içinde okul dönüşümlerinde en yüksek oran yaklaşık yüzde 73 artışla imam hatip liselerinde olmuştu.
Atatürk’e ettiği hakaretlerle tanınan laik Cumhuriyet düşmanı Kadir Mısıroğlu (Fesli Kadir), 2 Şubat 2019’da yerel seçim öncesinde yayımladığı videosunda bu sorunun yanıtını şu sözleriyle vermiş. “1950’de dünya şartları gerektirdi, bir dönüş oldu. Halkın eline rey silahı verildi. Halkın isteklerine nispeten cevaz veren Demokrat Parti (DP) çıktı ortaya. DP’deki dindarlık en asgariydi. Bir güneşin tutulması gibi ilk açılma anında saç teli kadar bir açıklık olur. DP buydu. Arkasından gelen Adalet Partisi o aydınlığı biraz daha kalınlaştırdı, ondan sonra Özal daha kalınlaştırdı. Tayyip Bey, daha da kalınlaştırıyor. Netice küfrün yıkılması, İslamın galebesidir. Bunu kimse önleyemez. Tutulan Güneş öyle kalmaz. Muhakkak tutulma bittikten sonra aksi istikamette açılma başlar. Öyleyse İslam güneşinin tutulması da böyle olacak. Bizim vazifemiz, bunu çabuklaştıracak olanları desteklemektir. Bugün Tayyip Bey’i desteklemek budur. Kendine göre o da bir hesap yapıyor. Hem Müslüman hem Kemalist geçinenleri celbedeyim diyor. Bir gün gelecek ki ona gerek kalmayacak. Onlar yavaş yavaş bize geliyor. İmam hatipler bunu yapıyor.” Tekin’in, “Özellikle 2014’te proje okulu tanımlamasından sonra çok farklı projeler uygulayan imam hatip okullarımız var. Fen bilimleri, sosyal bilimler, fen ve teknoloji programı uygulayan, hafızlık projesi, İspanyolca programı uygulayan imam hatiplerimiz var. Dini musiki alanında, güzel sanatlar alanında, spor alanında proje uygulayan imam hatip okulumuz var” demesinin nedeni budur. AKP’nin Türkiye’yi siyasal İslamcı ideoloji doğrultusunda dönüştürmek için izlediği strateji budur. Bu yıl 100. yılını kutladığımız “Üç Devrim Yasası”ndan biri olan Öğretim Birliği Yasası’nı (Tevhidi Tedrisat Kanunu) fiilen yürürlükten kaldırarak medrese sistemini geçerli kılmak için milli eğitime operasyon çekilmektedir.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Hiçbir geliriniz yok. Daha doğrusu böyle söylüyor, devlete vergi vermiyorsunuz. Ama markalarının adını dahi telaffuz edemediğimiz otomobillere biniyor, lüks içinde yaşıyorsunuz. Kimsenin, özellikle de devletin ve maliyenin dikkatini çekmiyorsunuz. AKP paraya sıkışınca bir an için gözü bu kişilere takıldı, “Nereden bu yoğurdun bolluğu?” diye sormaya hazırlanıyordu ki... Olmadı. Bu yöndeki yaklaşım itinayla basına sızdırıldı tek kuruş vergi vermeden lüks yaşayanlar yine kurtuldu. Bu kesimin vergilendirilmesini AKP istemedi. “Çok kazanandan çok vergi alacağız” nutukları da unutuldu. Maliye Bakanı Şimşek, “Yeni vergi artık gündeme gelmeyecek” dedi. Türkiye “zombi firma” cenneti. Yapıları zayıf, üretkenlikleri düşük. Yani sistemin üzerine yapışmış asalaklar. Bas bas bağırıyorlar, “Kredi faizleri bu kadar yüksek olursa batarız”. Çünkü varlıklarını, bankaların ve ödemedikleri vergiler ile halkın sırtına binerek sürdürüyorlar. Bunlar da AKP iktidarının koruması altında. Enflasyon muhasebesinden niye vazgeçildi sanıyorsunuz? Güneş enerjisine yatırım yapmak istiyorsanız, Türkiye’de üretilmiş hücre kullanmak zorundasınız. Ne güzel “Yerli malı önemseniyor” diye düşünebilirsiniz. Burada da iktidarın “sevgisi” tek koşul. Başka neden yok. Çünkü hücre üreten tek bir firma var. Bir örnek daha verelim, sonra konunun diğer boyutuna bakmaya çalışacağız. İhracatçılar 7 konuda destek bekliyormuş: Yüzde 2’lik döviz desteği yüzde 10’a çıkarılsın, ihracata özel kur politikasına geçilsin, kısa çalışma ödeneği benzeri istihdam desteği sağlansın (devlet para versin), finans kuruluşlarında kredi iştahını yükseltecek adımlar atılsın (ucuza kredi muslukları açılsın), yüzde 30 olan döviz bozdurma zorunluluğu düşürülsün, KOBİ’ler için yüzde 2’lik kredi büyüme sınırı esnetilsin ve yurtdışı müteahhitlik firmaları finansman konusunda sübvanse edilsin. İnsanın sorası geliyor, başka bir isteğiniz var mı? Ama hiç şüpheniz olmasın iktidar bu istekleri de karşılayacaktır. Peki emekli ne istiyor? İnsanca yaşamak için bir maaş. Yok, bu istek gerçekleşmeyecek, tersine elinizdekini alacaklar. Para yok ya, çözüm üretilmiş. Diyelim ki EYT’den emekli oldunuz ancak maaşınız yetmiyor, bu nedenle çalışmayı sürdürüyorsunuz. Bunun için de cezalandırılacaksınız, maaşınızdan genel sağlık sigortası için yüzde 12.5 civarında kesinti yapılacak. Aralık ayında asgari ücrete zam bekleyenler, kötü haber ortalıkta dolaşıyor: Yeni asgari ücret 22 bin TL’yi aşmayacak. Memurlar, yeni yılda belirlenenin üzerinde bir “refah payı” beklemeyin, iktidar vermeyecek. İşsizler, sizin için bir şey yapılmayacak. Hatta işsiz yurttaş sayısı artacak. Talep etmezseniz, siyasal gücünüzü kullanmazsanız, iktidar büyük halk yığınlarına bir şey vermeyecek. Çünkü AKP’nin kimden yana olduğu çok açık.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
İmamoğlu davasının olası sonuçları ile ilgili görüş birliği yok: ‘Siyasi yasak' AKP'yi böldü
CHP’nin İliç raporunda çevre bakanının kapasite artışı için ÇED raporuna onay verdiği vurgulandı: Asıl sorumlu Kurum
‘Öğretim Birliği’ yasasıyla 1924’te kapatılan kurumlara göz yumuluyor: Medrese dokunulmazlığı
Dil Devrimi’nin 92. yıldönümü Ankara Çankaya’daki etkinlikte kutlandı: Türkçe yıpratılıyor
AKP’de hapis ve siyasi yasak istenen ‘ahmak davası’ ile ilgili görüş birliği yok: İmamoğlu çelişkisi
Erdoğan: İlk dört maddeyle sıkıntımız yok
İsrail, ABD ve Fransa dahil 12 ülkenin ‘Çatışmaları durdurun’ çağrısını kabul etmedi: Ateşkese yanaşmıyor
Putin’den Batı’ya nükleer mesaj
Krugman, Akat ve Eğilmez, yatırım çekmek için hukukun üstünlüğüne vurgu yaptı: Faiz yanlışsa batarsınız
Mağazalara yüzde 400-500 zam talep edilen sektör, mevzuat düzenlemesi istiyor: Perakendede kira isyano
‘Endişesiz bir ülke, endişesiz bir dünya’
Ajax’a 4-0 yenilen Beşiktaş, Avrupa Ligi’ne kötü başlangıç yaptı: Kartal ağır yaralı
G.Saray yenilgisi sonrası UEFA Avrupa Ligi’nde S.Gilloise’yi 2-1 mağlup etti: F.Bahçe yaşama döndü
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
11 Eylül günü bu köşenin başlığı şuydu: Narin aynamız! Narin cinayetini irdelerken olayın bütün yönleriyle Türkiye’nin bir aynası olduğunu vurgulamıştık. Şimdi de 19 yaşında, kayda geçmiş 26 suçu bulunan Yunus Emre Geçti hepimizin gözüne ayna tutuyor. Ailesi ona Anadolu’nun muhteşem 13. yüzyılının büyük ozanı Yunus Emre adını vermiş. “Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil” diyen Yunus Emre’nin. “Ben gelmedim kavga için/ Benim işim sevgi için” diyen Yunus Emre’nin. Bütün çocuklar gibi o da Yunus Emre doğdu. Tertemiz. Dünyaya, çevresine sevgiyle bakan. Her gördüğünü merak eden, soran... Sonra üniversiteye kaydedileceği yaşta 26 suç kaydına sahip, medyadaki yaygın ifadeyle “suç makinesi” Yunus Emre oldu! İlk suçu kaç yaşında işlemiş diye baktık, “çocuk yaşta” kaydı var. Demek ki 12 yaşından küçükken. Suçların her biri ötekini tamamlıyor: Uyuşturucu ticareti, uyuşturucu kullanma, kasten yaralama, cinsel taciz, yağma, gasp, çocuğa cinsel istismar, hırsızlık, mala zarar verme!
Bu suçlardan defalarca ifadesi alınmış, hakkında işlem yapılıp serbest bırakılmış, bir süre hapiste kalmış, yine serbest bırakılmış. Önce şu istatistiği paylaşalım. Türkiye’de hapse giren kişilerin yüzde 40’ı yeniden hapse giriyor. Yüzde 30’u da aynı suçu işlediği için yeniden cezaevine konuyor. Yunus Emre de öyle! Türkiye’de yaşı Yunus Emre’ye yakın, ondan daha küçük yüz binlerce kişi “kayıp”! Yani ne okulda ne işte! Muhtemel bazıları Yunus Emre’nin durumunda! Yunus Emre 27 yaşındaki polis memuru Şeyda Yılmaz’ı gözaltı ortamında iken şehit etti, annesi Pınar Geçti’yi de yaraladı. Annenin şu feryatlarını “devlet baba”yı temsil edenlerden ne kadarı duymuştur: - O kadar karakollara gittim, oğlumu ihbar ettim. Madde kullandığını, satış yaptığını söyledim. Niye devlet bunu götürmedi? - Bir anne böyle bir şey olsun ister mi? Beni de yaraladı. Bir de kızım var, şimdi onun peşindeyim. - Keşke o polis öleceğine ben ölseydim. O kurşunlar bana gelseydi. - Kaç defa savcılığa gittim. Uzaklaştırma verdiler. Devlet bu madde işini çözsün! - Yakalandığı gün de yine ben ihbar ettim. Ben de ilaç kullanıyorum!
Devletin “sosyal devlet” olduğu, toplumun bir nebze “sosyal toplum” olduğu bir ülkede Pınar annenin feryadının herkesi ayağa kaldırması gerekirdi. 8 yaşındaki evladının ölümünden sorumlu tutulup tutuklanan anneden 19 yaşındaki evladının tutuklanması için devlete yalvaran anneye! Herkesin sorduğu soru şu: - Böyle bir kişi niçin dışarıda? Soruda elbette haklılık payı var ama öncelikli sorunun şu olması gerekmez mi: - Ne oldu bize? - Aramızda kaç Yunus Emre Geçti var? Sanki Yunus Emre’yi çöp poşetine koyup tutuklayınca her şey çözülmüş olacak. Sanki Yunus Emre bir daha güneş yüzü görmezse bir daha böyle suçlar işlenmeyecek! Oysa asıl soru “devlet baba”nın nerede olduğu! Asıl soru okulların karşısında, çevresinde yuvalanan uyuşturucu satıcılarının nasıl bu kadar rahat “çalışma ortamı” bulduğu? Asıl soru Pınar annenin feryatlarının niçin duyulmadığı! Yunus Emre şimdi hapiste “ağabeylerinden” henüz işlemediği suçların inceliklerini öğrenecek!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Sinan Ateş, Narin Güran, Reşit Kibar ve Şeyda Yılmaz... Hepimizi infiale sevk eden art arda gelen bu cinayetler... Hemen hemen her gün biri öldürülen kadınlar... Çocuklara tecavüzler... Hayvanların toplu biçimde katledilmeleri. Bir toplumda olup biten her şeyden esas olarak iktidar sorumludur: Hele bir iktidar Türkiye’de olduğu gibi, 20 yıldan fazla yönetimde kalmış ve rejimi değiştirmişse toplumsal, siyasal ve ekonomik olaylardaki sorumluluğu normal iktidarların çok daha ötesindedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesi Mustafa Kemal Atatürk, reformlarını, 1923-1938 arasındaki 15 yıla sığdırmıştı. Kurucu irade yönetiminin, İsmet İnönü döneminde de devam ettiğini ve Çok Partili Düzen’e geçtiği 1 Kasım 1945’te sona erdiğini düşünsek ve bu 15 yıla 7 yıl daha eklesek bile, ancak 22 yıl ediyor. Düşünün ki din ilkelerini politikalarının temeli yapan ve şimdi FETÖ diye terör örgütü ilan ettiği Cemaat ile birlikte, yasama ve yürütme erklerine ilaveten yargı erkini de kötüye kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsan Erdoğan/AKP iktidarı, Türkiye’yi, Atatürk-İnönü dönemindeki kurucu iradeden daha uzun bir süredir ülkeyi yönetiyor. Dolayısıyla, toplumda gittikçe yükselen nezaketsizlik ve terbiyesizlik üslubunun, şiddetin, özellikle kadınlara yönelik şiddet ve cinayetler ile çocuklara yönelik şiddet ve tecavüzlerin yaygınlaşmasının sorumlusu elbette bu iktidardır. Sorun hem Hukuk Devleti’nin tahribi, hem sömürü düzeninin daha derinleştirilerek emekçilerle emeklilerin iyice yoksullaştırılması ve toplumsal dengelerin tümüyle altüst edilmesi hem de gittikçe yaygınlaşan uyuşturucu sorunudur. Bir başka deyişle, Erdoğan/AKP döneminde, Hukuk Devleti’nin tahribi ve bu tahribin sonunda yargıya güvenin yok olması ile cezasızlık sendromu... Yargı ile birlikte, güvenlik güçlerinin de siyasal etki altına alınması... Sömürünün acımasız bir biçimde artması... Uyuşturucu bağımlılığının yaygınlaşması... Hiç kuşkusuz, Şeyda Yılmaz’ın katledilmesinin, daha doğrusu onu öldüren katilin ortaya çıkmasının arka planındaki toplumsal ortam sorunlarıdır. (Sinan Ateş, Narin Güran, Reşit Kibar ve neredeyse her gün biri öldürülen kadın cinayetleri için de aynı yorumlar geçerlidir.)
Bu bağlamda, Fernas işçilerinin Bağımsız Maden İş Sendikası ile Soma’dan Ankara’ya başlattıkları yürüyüş, ülkedeki sömürü düzeninin dışavurumlarından sadece biridir. İşçiler Soma çıkışında, 2014’te meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden 301 madencinin mezarlarını ziyaret etmişler ve onları da anmışlardır. Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır özetle şunları söylemiş: “Bu şirkette çalışan 450 işçinin hakları için mücadeleye başladık. Bu işçi sınıfının yürüyüşüdür. İşçilerin hakları her zaman gasp edildi. Bunu sarı sendikalarda patronlara göz yumdular.” Dün DİSK’in Saraçhanede yaptığı, “Gelirde, vergide, ülkede adalet” ve “Ölmek var dönmek yok” sloganlarının dile getirildiği mitingde de Arzu Çerkezoğlu, Erdoğan/ AKP iktidarının yaptığı sömürünün ekonomide, özellikle de emekçi sınıflar üzerinde meydana getirdiği tahribatı anlattı.
Kabalığa, terbiyesizliğe, şiddete, özellikle de çocuklara, kadınlara ve hayvanlara yönelik şiddete ve sömürüye, özellikle de emek sömürüsüne karşı direnelim: Biz de “Gelirde, vergide, ülkede adalet” diyelim... Hukuk Devletini Bağımsız Yargı’yı savunalım.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Cumhur ‘yeni anayasa’ için zorlayacak, muhalefette beklenti farklı: Siyasette çok parçalı denklem
* Yeni izlenceye uygun ders kitapların okutulmadığı özel okullar için inceleme başlatılacak: Ücretsiz dayatma
* Sapanca Gölü alarm veriyor
* Meclis açıldıktan sonra Cumhur İttifakı’nın ilk maddesi yeni anayasa, CHP’liler ise ‘ekonomi’ diyor: Çok parçalı denklem
* CHP lideri Özel, ABD’de Sosyalist Enternasyonal Başkanlar Kurulu’nda konuştu: Rum temsilcisine tepki
* Sayıştay, üniversitelerdeki usulsüzlükleri tek tek sıraladı: Kampüste kaçak var
* İlk kez bir Türke verildi: Mehmet Haberal’a ‘Medawar’ ödülü
* Eczacılar, ilaç yokluğu sorununa ancak yerli üretimle son verilebileceğine dikkat çekti: Seferberlik başlatılmalı
* İsrail ordusu, Lübnan ile sınır bölgesinde askeri hazırlıklara hız verdi: Kara saldırısı sinyali
* Ege’de nabız yoklanacak
* Emekçiler, ‘Gelirde adalet, vergide adalet’ talebiyle bu kez İstanbul’dan ses verdi: Hedefte ‘kıdem’ var
* 5 bin liradan az gelirle geçiniyorlar
* ‘Okul öncesi müzede’ adlı ücretsiz eğitim programı İstanbul Modern’de: Minikler müzede
* Dukoviç’in gözünden fotoğrafın yolculuğu
* Çizgiseverler bir arada
* Sarı-Kırmızılılar, UEFA Avrupa Ligi’ndeki ilk maçında PAOK’u 3-1 yendi: Her yerde G.Saray
* Fenerbahçe’nin hocası Mourinho, Galatasaray mağlubiyetiyle ilgili konuştu: Acı çektik, canımız yandı
* Bronckhorst, Beşiktaş’ın Ajax karşısında sadece kazanmayı düşündüğünü söyledi: Gücümüzü göstereceğiz
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
61 bin 597 suçlu ya da şüpheli nerede yatıyor? Onların dışarıda serbestçe dolaşması için neler yapılıyor? Tüm bunları bilmeyin diye duygularınız üzerinde nasıl bir manipülasyon uygulanıyor? Ne demek istediğimi anlatacağım. Ama önce... Herkes şunu soruyor: Polis katilinin bu kadar suç kaydı var ise nasıl dışarıda olabiliyor? Yanıt aramaya çalışayım... Öğrendiğime göre; bugün 19 yaşındaki saldırgan Yunus Emre Geçti, Maltepe ve Ümraniye cezaevlerinde kalmış bir süre. İlk suç kaydı 2021. Yani, yasalara göre o tarihte “suça sürüklenen çocuk” kategorisindeymiş. O ilk suçları ise silah bulundurma, gasp ve cinsel saldırı. Bu suçlardan tutuklandı mı, henüz bilinmiyor. Yani ya tutuksuz yargılandı ya da bir süre tutuklu kalıp tahliye edildi. Bir bilgiye göre ise birçok suç dosyası nedense kapatıldı. Bununla birlikte, 2021’de işlenen bir suçun 2024’te halen kesinleşmeme ihtimali var. Bu varsayım da henüz hakkında hüküm verilmediği anlamına geliyor. Diyelim ki hüküm verildi. Suç “çocuk yaşta” işlendiği için verilen ceza da infaz sistemi de çocuğun lehinde çalışıyor. Yani cezalar da alt sınırdan hükme bağlanıyor, hapishanede yatılan gün de alınan cezanın çok altında oluyor. İşte tam da burada çok önemli bir sistem devreye giriyor: İdare ve gözlem kurulu. Cezaevi içindeki o kurul, suçlunun “denetimli serbestlik” tedbiri ile dışarıda olup olmamasına karar veriyor. İçinde cezaevi savcısının, müdürün, gardiyanın, psikoloğun ve öğretmenin olduğu bir kurul bu. Özetle ıslah/rehabilite olup olmadığına karar vererek suçlunun özgürlüğüne dair imzayı atıyorlar. Soru çok: Türkiye’deki cezaevleri ve infaz sistemi suçluyu topluma kazandırma üzerine mi kurulu? Bir suçlunun ıslah olup olmadığı, o kurul tarafından nasıl anlaşılıyor? “Islah” olduğu düşünülüp dışarı çıkarılan suçlunun toplum içinde nasıl yaşadığı biliniyor mu? Maalesef, yanıtlar hiç de mutluluk vermiyor. Yazının başındaki rakama geleyim. Adalet Bakanlığı’nın en güncel verilerine göre Türkiye’de şu an 404 ayrı cezaevi var. Bu cezaevlerinin en fazla alabileceği insan sayısı, yani kapasitesi ise 295 bin 268 kişi. Peki, “içeride” kaç kişi var? Yine en yeni verilere göre 304 bin 799’u hükümlü, 52 bin 66’sı tutuklu olmak üzere toplam 356 bin 865 kişi hapiste. Siz de fark ettiniz değil mi? Bizzat resmi istatistiklere göre cezaevleri aslında barındıramayacağı kadar insan dolu. Tam 61 bin 597 suçlu ya da şüphelinin içeride “yatacak” yeri yok. Kelime oyunu yapmıyorum; bizzat şahit oldum, kimi mahkûmlar koridorlarda kimi ise yemekhanede yatıyor. Hal böyleyken... Cezaevlerini yönetenler, içeriyi boşaltmak için ciddi anlamda uğraş veriyor. Ve bu dışarı salma politikası elbette siyasi tutuklular için değil; taciz, yaralama, hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçları işleyenlere uygulanıyor. İçeri düşmeyen bilmez; örneğin, cezaevindeki vaizlerin dini sohbetlerine katıldığınızda artı puan alırsınız. Ya da hiç okumasanız bile cezaevi kütüphanesinden kitap talep etmeniz sizi “iyi” gösterir. Bu puanlarınız biriktikçe, cezaevindeki kurulun size “iyi halli” raporu imzalaması hızlanır ve kolaylaşır; daha cezanız bitmeden dışarı çıkarılırsınız. Bakın, sosyal medyada mesaj attı diye hapse sokan yargının suç makinelerini nasıl tahliye ettiğine... Açık cezaevlerinin aslında birer “suç akademisi” haline geldiğine... Tüm bu suç sisteminin ekonomiyle ve eğitimle de ilgisine girmiyorum bile. Demem o ki... Sistemin beyninde ölümcül ur var, biz ise çöp poşeti takarak kalp ağrımızı geçiriyoruz
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Bir o eksikti: Anayasanın ilk üç maddesinin “değiştirilemeyeceği”, hatta değiştirilmesinin “teklif” de “edilemeyeceği” kuralının kaldırılması. O “eksik” de, iktidar ittifakının ortaklarından birinin talebiyle gündeme girdi. Hür Dava Partisi Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu dedi ki: “Değiştirilemez maddelerin olması hukuk tekniği açısından da siyaseten de doğru değil. Bu gelecek nesillerin iradesine ipotek koymadır.” O teklife, iktidar ittifakı ortaklarından, “taraftar”lığını ilan edenler olmadı ama o konuya, etkili bir tepki de göstermediler. Konunun kamuoyuna yansımaları da fazla geniş olmadı. Çünkü şu sırada gazetelere, televizyonlara, sosyal medyaya girmesi gereken olay çokluğu ve çeşitliliği malum. Başta açlık tehlikesi olmak üzere geçim sıkıntılarımız büyüdükçe büyüyor, sınırlarımıza yakın yerler dahil dünyanın belirli yerlerinde büyüyen savaş olayları birbirini izliyor. Bunlar bir üçüncü dünya savaşı tehlikesini bile gündeme getiriyor. Ayrıca iç güvenlik olaylarının, cinayetlerin, kaçakçılıkların, soygunların giderek daha hızlanması diye bir gerçek var. O gerçeğe karşı etkili olması gereken güvenlik güçlerinin ve adalet mekanizmasının onlar gibi olaylarla mücadele etmek yerine, iktidara yönelik eleştiriler yapanlarla veya geçmişte yapmış oldukları eleştiriler hatırlanarak “cezalandırılmak” istenenlerle uğraşmak zorunda bırakılması var. O eleştiricilerin, sadece aylar değil yıllarca hapiste tutulmasında ısrar edilmesi olayı var. Onların dışarıda kalan eşlerinin, çocuklarının durumları var... Bu kadar çok somut ve üzücü olayın giderek daha da yoğun olarak kol gezdiği ülkemizde, “Anayasanın üç maddesinin değiştirilmesi”ni hedefleyen politikacıların, o kapıyı da açmalarının önemi üzerinde durmak, politikacılar için de gazeteciler, televizyoncular, sosyal medyacılar için de kolay değil.
Ama gene de, o konunun zaman zaman hatırlanmasında fayda var. Çünkü ülkemizde bazı grupların, yüzyıl öncesinden beri devam eden bir “eskiye dönüş” merakının “yeniden canlanması” var. Cumhuriyetten, demokrasiden kurtulup eski padişahlık kurallarına mümkün olduğu kadar yaklaşmanın çarelerini arıyorlar. Aslında, bugünkü Türkiye’mizde, o meraklarına uygun bir çizgi üzerinde epey mesafe alınmış olduğu belli. Bugünkü Türkiye’nin rejiminin “sıfat”ı, demokrasi de olsa o sıfattan epey uzaklaşmış olduğu bir gerçek. Kendine özgü bir adı da var: “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”. Dünyanın demokratik ülkelerinde böyle bir sistem ben hatırlamıyorum. Uygulamada, devletin yönetimindeki tüm mevkilerin üzerinde, her şeye tek başına karar verme imkânına sahip bir cumhurbaşkanı devletin başında. Ve cumhurbaşkanı bu yetkileriyle ve yetkilerinin yanında fiilen kullandığı etkileme gücüyle devletin başında bulunmaya devam ediyor. Ama görülüyor ki iktidarın destekçileri arasındaki bazı gruplar ve kişiler bu durumla da yetinmek istemiyorlar. O durumun anayasadaki ifadesini de kendi isteklerine göre değiştirmek istiyorlar. Peki ne olacak o ifade, eğer ilk üç madenin değiştirilemeyeceğini belirten anayasa değişikliği yapılabilirse... Anayasamızın 1930’lardan sonraki zaman içinde varlığını muhafaza eden o maddesi şöyle: IV- Değiştirilemeyecek hükümler Madde 4: Anayasanın 1’inci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
O “değiştirilemez” üç maddeye yakından bakalım:
1. Devletin Şekli.
MADDE 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
2. Cumhuriyetin nitelikleri.
MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik laik ve sosyal bir hukuku devletidir.
3. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed