
Sign up to save your podcasts
Or


DİSK Genel Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu, önceki günkü Cumhuriyet’in 2. sayfasındaki yazısıyla, ülkenin örgütlü, örgütsüz tüm işçileri, emekçilerini, ülkemizde adalet savaşımının kazanılması yolunda, ülkenin her yerinde yapılacak, büyük işçi buluşmalarına katılmaları çağrısını yapmış. Çerkezoğlu, ülkemizin bugünkü koşullarında hâlâ çok düşük olan örgütlü sendikacılığa katılım çalışmalarının öncelikleri olduğunun altını çizdikten sonra, toplu, güçlü ülkede adalet çağrısının öneminin de altını çiziyor. Geçtiğimiz aylar içinde ülkemizin her yerinde, yaşanan güncel sorunlarla bağlantılı gerçekleştirilmiş eylemlerin altını çiziyor. Ülkenin her kesiminin yüz yüze oldukları sorunlar ile haksızlıklar karşısında, sorunları üzerinden yapacakları eylemlerin önem, anlamları üzerinden gerçekleştirilecek, güncel gündemli yeni büyük işçi buluşmalarıyla, haklar savaşımının gücüne güç katılacağının vurgusunu yapıyor. Saray yönetimin iktidar anlayışında değişen hiçbir şeyin olmadığı, olamayacağı gerçeğinin, söze dökülen haline, “İtibardan tasarruf olmaz” cümlelerine bakılması değil, uygulamalarının okunması, sonuçlarına bakmak kaçınılmaz oluyor. Kapalı kutu gibi bilinen icraatların sonuçlarına ilişkin her gün bir değil, bir sürü haksızlık, hukuksuzlukların, uygulanılan kitleler, hak sahipleri üzerinden acı sonuçları ile yüzleşiyoruz. Çocuklarını pislik, hastalıktan kurtarabilmek üzere anneler okulların temizliğinde seferberlik yapmak zorunda kalıyorlar. Yandaş medyalar üzerinden bile, çoğunluk kitlelerin, çocuklarına bir öğün kaliteli yemek yedirebilme uğruna, belediyelerin açtıkları hizmet binalarının önünde oluşturdukları kuyrukların görüntüleri, saatler alan beklemelerin haberleri ile yüzleşiyoruz.
Hak hukuk gaspında en ağır suçların işlenmiş olduğu davaların içinde, bir tanesinde olsun olumlu bir gelişmeye tanıklık edebilsek, dişimizi kırabilecek ölçekte çarpık bir sevinç yaşayabiliriz. Bitmeyen senfoni havasında sonlandırılmayan bu türden can yakan davalarda, uzatmaları oynamak, kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırmak geçerli tek strateji olmuş. Bizler nasılsa her gün yeni bir skandal boyutlu hak gaspı ile yüzleşmiş olarak bir önceki üzerinden dertlenmeden uzaklaşmış olabiliriz. “Narin” kızımızın can hakkının en duyarlı savunucularının son iki gün üzerinden yaptıkları haberlerde karamsarlık, umutsuzluk sadece yüzlerine değil, veriler üzerinden kullandıkları bilgilerde de ağır basmakta. Taşeron suçlular üzerinden yürünecek bir yargılamanın kokusu öne çıkıyor. Hakların, hukukun yaşamın her alanına dönük olarak bu kadar ağır gasp ediliyor olması gerçeği karşısında, kaçınılmaz yaşamın her alanına dönük olarak hukukun geçerli kılınması yolunda hak aramaların güçlendirilmesi kaçınılmaz olurken yaşatılan yaşamın her alanına dönük haksızlıklar, hukuksuzlukların atlanılmadan kamuoyuna yansıtılmaları, üzerlerinden hak arama savaşımlarının verilebilmesi zorunluluğu ile de yüzleşiliyor. Özetle, susmak, yılmanın değil, hakların aranması, üzerlerinden savaşımların verilmesinin zamanıdır.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Milli Eğitim Bakanlığı’nın MESEM diye bir projesi var. Tam adı mesleki eğitim merkezi. Amaç, öğrencilerin mesleki becerilerini piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmek. Halihazırda resmi rakamlara göre öğrenci sayısı 715 bin 389 kişi gözüküyor. 2 milyon 280 bin “ustalık belgesi”, 1 milyon 855 bin “kalfalık belgesi”, 987 bin 510 kişiye “usta öğreticilik” belgesi verilmiş. Bu merkezlere kayıt yaptıran 9., 10. ve 11. sınıf öğrencileri okurken 5 bin 100 TL ücret alıyor. 12. sınıf öğrenci ise 8 bin 501 TL ücret alıyor. Üç yılın sonunda kalfa olanların ücreti çok daha fazla. Bu ücretlerin tamamı devlet tarafından ödeniyor. Bunları neden yazıyorum, anlatayım. Büyük bir tekstil şirketinde çalışan üniversite mezunu bir kardeşimiz ulaştı bana. Kendisi hakkında e-Devlet bilgilerine bakarken lise son sınıf öğrencisi olduğunu öğrenmiş. İnanamamış belgesini de almış. Zincirlikuyu İsov Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 12. sınıf öğrencisi olarak gözüküyor. Kendisinin durumdan haberi yok. Alan olarak “konaklama ve seyahat hizmetleri” diye de belirtilmiş. Yanlışlık vardır diye okulu aramış. Tam tersine okul yönetimi onaylamış. Acaba sadece ben miyim diye iş arkadaşlarına sormuş. Bu kişilerde aynı şekilde meslek lisesine kayıtlı olduğunu görmüş. Durumu anlamak için şirket yetkililerine ulaştım. Kendilerinin haberinin olmaması imkânsız dedi. Ancak imkânsız başarılmış gözüküyor. Konuştuğum çalışanların hiçbirinin haberi yok. Bunu katıldığım televizyon programında anlattım. Deyim yerinde ise belge yağdı. İzmir, İstanbul, Kocaeli, Mersin, Manisa tüm illerden aynı durumda olan kişilerin olduğunu öğrendim. Kısa bir açık kaynak araştırması ile MESEM uygulamasının nasıl suiistimal edildiğini de görmüş oldum. İdareciler hayali çıraklar gösterip maaşlarını cebe atarak para biriktiriyor. Mesela Adana Ceyhan’da okul idarecisi H.A., parayı Funda öğretmen adına birinin hesabına aktarıyormuş. İşyerlerine gidip “Sizde iki çırak var ama sistem 4 tane kaydetmiş. Devletten gelecek parayı Funda öğretmene iletir misiniz?” diyerek paraları başka hesaba aktarmışlar. Yolsuzluğun ortaya çıkarıldığı tarihe kadar 2.7 milyon liralık vurgun yapıldığı belirtiliyor. Kurulan düzen, geçtiğimiz sonbaharda fark edildi. 2023 Eylül ayında savcılık harekete geçti ve okula operasyon düzenlendi. Müdür yardımcısı H.A. gözaltına alındı, 28 Eylül’de tutuklandı. Bir başka yerden örnek vereyim, sadece tek bir ilde yaşanmıyor bunlar. Kocaeli’de bulunan Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde okul müdürü ve müdür yardımcısına, MESEM programına sahte kayıt yaptırdıkları ve kayıt başına düşen ücreti tanıdıkları şirketlere aktardıkları iddiası nedeniyle soruşturma açıldı. 2023 yılında ortaya çıkan iddialara rağmen il milli eğitim müdürlüğü tarafından soruşturma açılmadığı, Şubat 2024’te iddiaların yeniden gündeme gelmesiyle iki idarecinin açığa alındığı öğrenildi. Kimlik numarası ile kayıt yaptırılan öğrencilere ders veriliyormuş gibi gösterilerek, toplamda 500 milyon liranın farklı şirketlere aktarıldığı da iddialar arasında yer aldı. Açın bakın haberlere o kadar çok haber var ki... İki örnek yazdım sadece. Yine iyi niyetle adım atılan ancak iyi planlanmayan bir girişim yine yolsuzluk macerasına dönmüş durumda. Zincir market çalışanları, tekstil sektöründeki emekçiler, fabrika işçileri ulaştı. Hiç birinin haberi yok. Kuruş dahi almamışlar. Bu düzen zaten perişan ettiği bu insanların üzerine binerek onları sömürmeye devam ediyor. Ama ben bunu burada bırakmam. Araştırmaya devam edip böyle on binlerce insanın haberleri olmadan sisteme kaydedilip üzerlerinden devletin hortumlandığını açığa çıkaracağım.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Kuzey Ormanlarındaki maden tehdidi İstanbul’un merkezine dayandı: Talan doğayı yuttu
* Rant Hatay’ı yok ediyor
* Şeriat isteyen müdürün, öğretmenin kapısını kırmasına eğitimcilerden sert tepki: Vandalları kim koruyor
* ‘Ciddi bir hijyen krizine yol açacak’
* Özel, Erdoğan’a 2 Kasım için seçim çağrısı yaptı, Bahçeli’ye anayasa yanıtı verdi: O eli ne kadar tutacaksın
* Beyoğlu Belediyesi’nin birimleri, hükümet konağından zorla çıkartıldı: Hesaplaşma tahliyesi
* Hizbullah üyelerine yönelik siber saldırıyla Lübnan halkı sindirilmek isteniyor: İsrail’in amacı ne
* Hizbullah’ın kalesi vuruldu
* Turizm sezonunda sona yaklaşılırken oda fiyatları kimi bölgelerde yüzde 80 düştü: Otel dolu kâr yok
* DİSK, binlerce emekçinin katıldığı Büyük İşçi Buluşması’ndan seslendi: Çekin elinizi cebimizden
* Maryam Moghaddam ve Behtash Sanaeeha’nın yönettiği dramatik komedi ‘En Sevdiğim Pastam’ gösterime girdi: İran’ın cesur kadınları
* Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın bu yılki ana teması çocuk edebiyatı: Çocuk şenliktir
* Sezonun ilk büyük randevusunda Fenerbahçe evinde Galatasaray’ı konuk edecek: Kadıköy’de derbi ateşi
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Yıl 2021, günlerden 10 Şubat’tı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP TBMM Grup Toplantısı’nda konuşmuş ve “Asrın ihtiyaçlarını karşılayacak bir anayasa metni ortaya çıkartmalıyız” diyerek partilere yeni anayasa çağrısında bulunmuştu. Ayasofya’ya baş imam olarak atanan Mehmet Boynukalın’ın, yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili olarak “1921 ve 24 anayasalarında devletin dini İslamdı ve laiklik yoktu. Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün” dediği bir dönemdi. Erdoğan’ın çağrısı siyaset dünyasını hareketlendirince herkes ağzındaki baklayı ortaya dökmeye başlamıştı. Örneğin DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Günün birinde zemin ve şartlar daha uygun olduğunda hepsi konuşulabilir” demiş, sözleri tepki görünce “Partimizin tutumu açıktır. Gündemimizde yeni anayasa yoktur” açıklamasıyla geri adım atmıştı. Eski TBMM başkanı ve o dönemde Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu başkanvekili olan İsmail Kahraman, “Değişmez maddeler anayasaya konmamalıdır. Milletin isteği halinde değiştirilebilir” deyince ortalık iyice karışmıştı. Kahraman’a tepkiler sürerken ilginç bir olay olmuş, Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun ilk 4 maddeyi değiştirmek istediğini söyleyerek “Birileri de çıkıyor, gerekirse ilk 4 maddeyi de değiştiririz diyerek hemen PKK güdümündeki siyasi yapıya göz kırpmaya çalışıyor. Tarih CHP gibi Cumhuriyetin en eski partisini HDP gibi bir terör örgütü kuklasının emrine verenlerden hesap soracaktır” demişti.
Bunları hatırlattıktan sonra konuyu HÜDA PAR’a getireceğim. HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, geçenlerde bir TV programında, “Ahmağa anlatır gibi tek tek söyledim buna rağmen anlamamakta ısrar ediyorlar. Biz anayasanın 4. maddesi olmasın diyoruz. Bir daha söylüyorum, altını çizerek söylüyorum. İlk 4 madde değil, 4. madde, tamam mı?” diyerek niyetini bir kez daha açık etti. “Çocuk yaşta evliliği” olumlayan sözleriyle de gündeme gelen Yapıcıoğlu’nun partisinin programında “Tüm yönleri ile eyalet sistemi, özerklik, federasyon gibi yönetim modelleri üzerinde serbestçe tartışılabilmelidir” gibi maddeler yer alıyor. Ayrıca vatandaşlık tanımından Türklük ifadesinin çıkarılması, feodal kültürün şeriatçı simge isimleri Saidi Nursi, Şeyh Sait ve Seyit Rıza konusunda devletin özür dilemesi, medreselere resmi statü tanınması, Kürtçenin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi gibi talepleri de var. Kuruluşundan itibaren domuz bağıyla yaptığı katliamlarla hatırlanan terör örgütü Hizbullah ile ilişkilendirilen HÜDA PAR’ın Genel Başkanı Yapıcıoğlu, PKK ve Hizbullah’ı terör örgütü olarak görmediğini söylüyor. Bu kişi, 2023 Türkiye genel seçimlerinde Cumhur İttifakı’na dahil olmadan ittifaka dışarıdan destek verdi ve 4 HÜDA PAR milletvekili, TBMM’ye AKP listelerinden girdi!
Yapıcıoğlu, geçen yıl mayıs ayında Erdoğan’ın Beştepe’deki konuşması sırasında sahneye davet edildi ve BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Yeni Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ve Sinan Oğan ile birlikte Erdoğan’ın yanında el ele tutuşan kadroda yer aldı. Bununla da kalmadı; Malazgirt Savaşı’nın Bitlis’in Ahlat ilçesindeki yıldönümü etkinliklerinde de diğer liderlerle birlikte sahnedeydi, kuvvet komutanları ile Selçuklu mezarlığındaki ziyarette aynı karede yer aldı! Öyleyse şimdi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanıt vermesi gerekiyor. Bu gerçekler ortadayken; anayasanın ilk 4 maddesini hedefleyen, gerçek niyeti ortaya çıkınca millete “ahmak” diyen, çocuk yaşta evliliği normalleştirmeye çalışan, PKK ve Hizbullah’a terör örgütü diyemeyen, eyalet sisteminin tartışılmasını isteyen bu şahsı TBMM’ye milletvekili olarak soktunuz, onunla el ele tutuşup pozlar veriyorsunuz. Tarih bunun da hesabını soracaktır değil mi?!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu kameranın karşısına geçmiş şımarık bir eda ile ve pişmiş kelle gibi sırıtarak “Ahmağa anlatır gibi tek tek söyledim, buna rağmen anlamamakta ısrar ediyorlar. Biz, anayasanın 4. maddesi olmasın diyoruz. Kameraya bakarak söyleyeyim bir daha. Anayasanın 4. maddesine karşıyız. Tamam mı anladınız mı? 4. madde gelecek nesillerin iradesine ipotek koymaktır” diyor. Diyor da bu cahil adam bütün anayasaların ipotek koyan bir rehber olduğundan habersiz. Beğenmediğiniz anayasa maddesini kaldırmak da ipotek koymaktır. TC Anayasası’nın 4. maddesine karşı olan bir kimse ilk üç maddesine de karşıdır. Bunu söyleyen insana sözlükteki bütün kötü sıfatlar yapıştırılabilir. 10 Eylül 2024 tarihli “Kemalizm sapıklıkmış” ve 13 Eylül 2024 tarihli “HÜDA PAR’ın parti programı” yazılarımla bu fesat yuvası partiyi ihbar etmiştim. Şimdi, son genel seçimde ve daha sonra Cumhur İttifakı’nın dışarıdan destekçisi olan HÜDA PAR bu ittifakın hukuken olmasa da ortağıdır. Cumhur İttifakı, HÜDA PAR’ın desteğine itiraz etmediğine göre bu parti “Cumhur İttifakı Şirketi”nin fiili ortağıdır. Önce bunu saptamamız gerekiyor. Siyasal partilerin ortaklığı ticaret ortaklıklarına benzemez. Siyasal partiler ortaklığında ya da koalisyonunda her ortak öteki ortağın yaptığından sorumludur. Ortak olmayan partiler arasında da bir başka sorumluluk ilişkisi vardır. Bir olguya, bir söze, bir cümle ya da programa karşı çıkmamak onaylamak anlamına gelir. AKP ve MHP ortak olamasalar da HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun, “Ahmağa anlatır gibi tek tek söyledim, buna rağmen anlamamakta ısrar ediyorlar. Biz, anayasanın 4. maddesi olmasın diyoruz. Kameraya bakarak söyleyeyim bir daha. Anayasanın 4. maddesine karşıyız. Tamam mı anladınız mı? 4. madde gelecek nesillerin iradesine ipotek koymaktır” sözlerinden ebediyen sorumludur. “Milliyetçi” olup bir türlü “milli” olamayan MHP dut yemiş bülbül gibi susmakta. Bir başka parti ya da kurum ve kuruluş aynı cümleyi söyleseydi yeri göğü inletirdi. AKP’nin duruş ve taktiği belli, kendi söyleyemeyeceği şeyleri MHP ve HÜDA PAR ağzına söyletiyor. Anayasanın ilk dört maddesine ve dolayısıyla 174. maddesine karşı olan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu 4. maddeyi nasıl kaldıracak ya da kaldırtacak? Bunu kendisine sormak zorundayız. Ama ben DP genel başkan yardımcısı ve İstanbul milletvekili Cemal Enginyurt’un gazetelerde yer alan tepkisini aktarmakla yetineceğim: “İyi dinle. Anayasanın 4. maddesi üzerinden şark kurnazlığı, tilki kurnazlığı yapıyor. Dördüncü madde değişsin istiyorsun ya, kendini akıllı zannetme. Aklımızla oynama. Anayasanın ilk 4 maddesi ve 66. madde değiştirilemez Zekeriya Yapıcıoğlu. Sen ve senin gibiler Türk düşmanısınız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanısınız. Türk bayrağı düşmanısınız. Türk milletine ve Mustafa Kemal Atatürk’e düşmansınız. Bunu delikanlı gibi söyleyin. Gelin AKP ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yüreğiniz yetiyorsa anayasayla ilgili değişiklik teklifini birlikte verin. Recep Tayyip Erdoğan görev verdi, televizyon televizyon dolaşıyor. Ortalığı birbirine katmaya çalışıyor. Milleti birbirine düşman etmeye çalışıyorsun. Sen insan olsan Güneydoğu’da gençlerin sorunlarıyla ilgilenirsin. Kürt halkının ekonomik sorunlarıyla ilgilenirsin. Çiftçiyle ilgilenirsin. Tek derdin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak. Anayasanın ilk dört maddesini değil sana, kralına değiştirmeyiz. Can verir yine değiştirmeyiz. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti!” DP Milletvekili Enginyurt, yaptığı açıklamada milletvekili yemininde yer alan “... Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim” bölümünü hatırlatıyor ve “HÜDA PAR’lı vekiller namus ve şerefini sorgulamalılar.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* İktidara Kasım 2025 için erken seçim çağrısı yapan CHP, ‘Var bir çaresi’ sloganıyla maratona başladı: Hata lüksümüz yok
* Malatya’daki Kırçuval Otel ve Hatay’daki Özkan Gold City Blokları 118 kişiye mezar oldu : Davalarda siyasi baskı
* İktidarın kamuda tasarruf adı altında taşımalı eğitimi kısıtlaması öğrencileri mağdur etti: Okula gidemiyorlar
* ‘Ayağıma bastın’ deme zamanı değil
* AKP’de 4. madde tartışması bitmedi
* Hizbullah’ın görülmemiş bir darbe aldığını belirten Nasrallah, İsrail’e meydan okudu: Savaşın eşiğinde
* Fidan: Esad ile görüşmeye hazırız
* Para Politikası Kurulu politika faizini sabit tuttu. Faiz nisandan bu yana yüzde 50’de: Merkez renk vermedi
* 500 milyon nüfuslu pazara girmek için Beko’nun yeni fabrikası Kahire’de: Afrika’nın anahtarı Mısır
* 61. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nin basın toplantısı yapıldı: İyi film, iyi yönetmen
* Mourinho ve Buruk zorlu maç öncesi ince kadro hesapları yapıyor: Derbide 11 satrancı
* Beşiktaş Başkanı, kulübün mali durumunu çarpıcı ifadelerle anlattı
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün geçmiş bağlantılarında cinayetlerle ilişkileri olan HÜDA PAR’ın anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmesi konusunda bastırması üzerine yürütülen tartışmalar karşısında açıklama yapmak durumunda kaldı. Çünkü Türkiye’ye ait olmayan bu Hizbullahçı partiyi kendi listelerinden Meclis’e sokan bizzat kendisi. Cumhur İttifakı’nın asli unsurlarından biri. Bu parti tabii ki AKP’nin propagandasını yapmak için Meclis’e girmedi. AKP’ye sağladığı 150 bin kadar oyu karşılığında, kendi propagandasını yapacak. Bu yapı Türkiye’yi Suriye ve Irak ile birlikte kurulacak bir köktendinci, tıpkı Afganistan’da Taliban gibi, İslam cumhuriyetinin bir eki olarak görüyor. Kafalarını peynir ekmekle yemişler. Ama dirençliler, önce geçmiş uzantıları terörle, cinayetlerle öne atılmıştı. Duvarlara çarpınca şimdi siyasete uzandı ve Meclis’te konuşuyor. Herkes de ülkenin “bu en önemli kişisi”ne mikrofon uzatıp çanak tutmayı seviyor. Çünkü ülke habersizlikten kırılıyor, öylesine çorak! AKP bu partiye daha geniş bir propaganda alanı açtı.
Cumhurbaşkanı dün konu ile ilgili konuşmasında şunu söyledi: “Anayasanın Türk demokrasisine yakışmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Maksimalist yaklaşımların sürece zarar verdiğini düşünüyoruz. Şiddeti teşvik etmediği hakarete varmadığı sürece katılmasak ya da doğru bulmasak dahi siyasette farklı fikirlere müsamaha ile yaklaşmak zorundayız. Anayasanın ilk 4 maddesiyle ilgili bizim açımızdan bir tartışma yoktur. Özellikle Cumhur İttifakı’nın böyle bir derdi yoktur. Biz mümkün olan en geniş mutabakatla yeni anayasa sürecini yönetmek tarafındayız.” Çok doğru: Siyasette farklı fikirlere müsamaha etmeliyiz. Birlikte yaşamanın asgari şartı. Fakat aptalca, bağlamıyla tamamen ilgisiz bir “ahmak” sözcüğü ile İmamoğlu’nu siyaset dışı bırakmak için büyük bir uğraş var. Bu fikir bile değil, fakat düşüncelerinden dolayı, terör, hakaret vb. gibi yasa kavramlarının içine sokularak hapise atılanlar var. Cumhurbaşkanı seçimleri sürecinde rakipleri tasfiye sürecinin bir parçası mı? Eğer öyleyse Mansur Yavaş için de ileride bir şeyler uydurulmaya çalışılıyor olabilir.
Anayasa Türk demokrasisine yakışmıyor, çok sorunlu bir cümle. Hangi Türk demokrasisine? Cumhurbaşkanı demokrasi ayırımı yapıyor. Türk, İran, ABD, Alman, Çin, Rus... Bugüne kadarki iktidarın bizdeki “demokrasi” uygulamalarının bütünselliğini oluşturuyor, Türk demokrasisi tarifi veya deyimi. Demokrasinin temel ilkeleri var, uluslararası ölçütlerin hepsi, bildiğim kadar dünyanın izlediği ve bizim de bildiğimiz 3-4 ölçütü temel aldığımızda, “Türk demokrasisi” hiçbirine sığmıyor. Ya otoriter ülkeyiz ya yarı demokrasi ya da melez ya da özgür olmayan ülke. “Türk demokrasisi” bu kavramların içinde. O halde cumhurbaşkanı şunu demeli: Bu anayasa bize bol geliyor... Sağını solunu kırpmalı, mesela nedir o Anayasa Mahkemesi’nin bize uymayan kararlar alması, bağımsız davranması... Nedir o basın özgürlüğü falan. Anladığım kadar bugünü bile aratacak bir anayasa fikri var arka planda. Meclisten geçmeyecek bir anayasa tartışması ile 3 yıl boyunca Türkiye kamuoyu oyalanmaya mı çalışılıyor? “Türk demokrasisi” tanımına mim koydum.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Sovyetler Birliği çökünce, Batı Emperyalizmi, Francis Fukuyama’nın ağzından, “Tarihin Sonu Geldi” diyerek, “Küreselleşme” adını koyduğu yeni bir çağın başladığını ilan etti: Bu yeni çağda Sovyetler Birliği yani Batı’nın rakibi olan devlet çöktüğü için artık sadece sınıf savaşları değil, ülkeler arası savaşlar da bitecekti. Zaten savaşların temelinde yatan “Ulusal Devlet” kavramı da artık erozyona uğramıştı ve yok olmaya mahkûmdu! Savaşlar bitince Neoliberalizm de yaygınlaşacak kaynaklar, tank, top, tüfek yerine, buzdolabı, çamaşır makinesi, otomobil imalatına yönelecek, bütün insanlık, barış içinde, Batı’nın egemenliğinde refaha erişecekti. Bu sahte kehanet, on yıl kadar sürdü: 2001 yılında El Kaide’nin ABD’de İkiz Kuleleri vurmasıyla sona erdi. Böylece “Küreselleşme’nin Birinci Aşaması” bitiyor, “Terörün Küreselleşmesi” veya “Küreselleşen Terör” olarak ikinci aşaması başlıyordu. Elbette, Fukuyama da öngörülerinin yanlış çıkmasının farkındaydı ve derhal ikinci yaklaşımını patlattı: “Devlet İnşası” adıyla yazdığı ikinci kitabında, “Ulus Devletlerin” yok olmadığını, tam tersine, terörle, insan ve uyuşturucu ticaretiyle ve yoksullukla mücadelede bu tür devletlerin işlevsel olduğuna ilişkin tezler öne sürdü. Sonuç olarak, Samuel P. Huntington’un önderliğinde ve kâhinliğinde “Küreselleşen Dünya”da Batı, kendisine saldıran “İslam Uygarlığı”nı (aslında “Radikal Siyasal İslam”ı) yenmek için sözde “Ilımlı İslam”ı ürettikten ve Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırdıktan sonra şimdi de Sind Uygarlığı (Çin) ile yeni bir egemenlik savaşına girişti. Üstelik ABD ve Avrupa NATO şemsiyesi altında, yanına Rusya’yı da alan Çin’e karşı, “Yeni Dünya Düzeni”ndeki bu “Soğuk Savaşı”, Ukrayna üzerinden sıcak bir savaşa da dönüştürdü. Tam bu sırada, Ortadoğu’da HAMAS-Netanyahu Savaşı ve Gazze’de katliam başladı.
Aslında Sovyetler’in çöküşü ile başlayan “Küreselleşme” dönemi, insanlık tarihi açısından dördüncü dalgaya işaret ediyordu. İnsanlık tarihinde kimlikler şöyle sıralanıyor: Toplayıcı-Avcı Dönemi: Aile/ Aşiret kültürü ve kimliği. Din-Tarım Dönemi: Din/ Mezhep kültürü ve kimliği. Endüstri Dönemi: Irk/Milliyet kültürü ve kimliği. Bilişim Dönemi: Eşitlik ve Dayanışma kültürü ve kimliği. Elbette her bir dönemdeki siyasal/ideolojik kültürün ve ürettiği kimliğin, bir sonraki dönemde de devam ettiğini unutmamak gerekir. Çünkü kimlik farklılıkları siyasette, hâlâ ayrımcı demagojilerin kaynağı olarak kullanılmaktadır.
Tarihe diyalektik yöntemle baktığımızda, “Herkesin her yerde, her an, her karara katılabildiği” bir teknolojiye dayalı olan Bilişim Devrimi döneminde, insanların kimliklerini eşitleyen aynı teknolojinin, insanlar arası farklılıkları vurgulayan bu kimlikler bağlamında, Soğuk ve Sıcak Savaş gerekçeleri olarak da kullanıldığını görüyoruz. Bir başka deyişle, insanlığın gelişen teknolojiye koşut olarak ortaya çıkan siyasal/ ideolojik/kültürel evriminde, her türlü kimliğin eşitliğini savunan Bilişim Devrimi aşamasında, sömürü düzeni devam ettiği için, bu sömürünü sürdürülmesi ve dünya egemenliği için yapılan rekabet ve savaşım, teknolojik gelişmeyi, terörün ve sıcak savaşın devamı için de kullanıyor. İsrail’in son Lübnan saldırısında, insanların cebindeki elektronik iletişim araçları üzerinden gerçekleştirdiği bombalama olayı, artık “Herkesin her yerde, her an, her karara katılabildiği” Bilişim Dönemi’nde, “Herkesin, her yerde, her an, teröre kurban olabildiği” bir dünyaya da işaret ediyor!
Kahrolsun sömürü düzeni... Kahrolsun emperyalizm... Kahrolsun savaş: Yaşasın Barış, Özgürlük, Adalet, Eşitlik, Kardeşlik ve Dayanışma
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Lübnan’daki Hizbullah üyelerine yönelik saldırılara telsizler de eklendi: Elektronik savaş
* Derin yoksullukla boğuşan veliler, beslenme çantalarını doldurmakta zorlanıyor: Çocuklar gıdasız
* Cumhurbaşkanı Erdoğan günler sonra HÜDA PAR’ın ‘4. madde’ çıkışına yanıt verdi: Böyle bir tartışma yok
* Özgür Özel ABD’ye gidiyor: ‘Yükselen sağ’ uyarısı yapacak
* CHP’li belediyeler, Kent Lokantası ve Kent Market’i yaymayı hedefliyor: Halk için seferberlik
* İran’dan katliam suçlaması
* 18 maddeden 15’inde anlaşma sağlandı
* 18 Eylül Dünya Eşit Ücret Günü, cinsiyete dayalı gelir farkını yeniden gündeme taşıdı: Ücretlerde eşitlik yok
* 3 milyar liralık sahte fatura
* İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever’in öncülüğünde yeni sezonu açıyor: Sanat için ‘barış’
* Pera Müzesi yeni mevsimde eşzamanlı iki yeni sergiye ev sahipliği yapıyor: Matemaiğin ve renklerin gücü
* Seyir Derneği tarafından düzenlenen festivalin açılış filmi amfitiyatroda kapalı gişeydi: Ayvalıklılar akın etti
* Özbek: Cezasız kalmayacak
* F.Bahçe’den G.Saray’a yönelik hukuki hamle geldi: Yedi yere şikâyet
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
İçinde yaşadığımız eylül ayının bazı günleri, geçmiş zamandaki olumsuz olayların yıldönümünü oluşturuyor. İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı olan 1 Eylül 1939 günü gibi. Bu yazılarda o “1 Eylül”den bahsettik. Milyonlarca insanın ölümüne, yaralanmasına, şehirlerin ve üretim merkezlerinin yıkılıp yakılmasına neden olan o günü gene de hatırlıyoruz. Ama ibretle. O savaşa benzer savaşlar bir daha gerçekleşmesin ve hep “barış” içinde yaşayalım diye. Hatta adını “Dünya Barış Günü” koyduk ki hedefimizin “barış” olduğunu unutmayalım diye.
Tabii, ne kadar istenmese de savaşmak, bazen zorunlu hale geliyor. Bizim, bağımsızlığımızı yeniden kazanmak ve ülkemizin, halkımızın barış içinde yaşamasını sağlamak için başlatmamız gereken Kurtuluş Savaşı gibi. O savaşın Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığındaki merkezi bir gücün yönetiminde örgütlenmesi de Sivas’ta Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulduğu gündür. Gene bir eylül günüdür. 4 Eylül 1919 günü. O gün, aynı zamanda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş ve “Kuvayı Milliye”nin başlangıç günü sayılır. 1919’un o günlerini, gene Mustafa Kemal liderliğinde, 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve gene onun başkanlığındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının harekete geçmesi izlemiştir. İnönü Muharebeleri’nden başlayarak Sakarya Muharebesi’ne, Büyük Taarruz’a kadar birbirini izleyen zaferlerin sonucunda ve Kurtuluş Savaşı’mızın kesin olarak kazanılmasından sonra da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin gene bir eylül gününde, 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası adını alarak siyasal parti haline gelmesi izlemiştir. Onun arkasından da 29 Ekim 1923 günü, Halk Fırkası öncülüğünde “Cumhuriyetin ilanı” gerçekleşmiş ve Halk Fırkası önce, “Cumhuriyet Halk Fırkası”, sonra da “fırka” yerine “parti” sıfatını seçerek Cumhuriyet Halk Partisi adını almıştır.
1919’da başlayıp Cumhuriyetin ilanına kadar devam eden bu sürecin sonrasında, yeni Cumhuriyetin çağdaşlık yolundaki hamleleri birbirini izlemiştir. Bu süreç içinde iç ve dış politikasında “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine bağlı kalan Cumhuriyet, Lozan Antlaşması’nda sonuca bağlanamayan boğazlar sorununu 1936’daki Montrö Antlaşması’yla çözüp boğazlardaki egemenliğimizi pekiştirmiş, daha sonra da Fransa’yla yaptığı antlaşma sonucunda, Hatay’ı da yeniden ülkemize katmıştır. 1939’da başlayan İkinci Dünya Savaşı’nda birçok ülkenin ister istemez içine sürüklendiği ve büyük kayıplara uğradığı o savaşa fiilen girmemeyi başaran nadir ülkelerden biri olmuştur. Savaşın bitiminden hemen sonra da çok partili hayatı başlatarak demokratikleşme sürecine girmiştir. 1945’ten itibaren kurulan yeni partilerle birlikte o süreci geliştirmiştir. CHP, 1950 seçimlerini kaybetmiş, siyasi görevine muhalefet partisi olarak devam etmiştir. Fakat 1980 yılında ve gene bir eylül gününde, 12 Eylül 1980’deki askeri darbe sonucunda, o vakte kadar var olan tüm siyasal partilerle birlikte yıllar sürecek bir siyasal yasağa uğramıştır. O yasak 1992’ye kadar sürmüştür.
1980’den 1992’ye kadar devam eden o sürecin özeti ilginçtir. 12 Eylül 1980’de iktidara el koyan askeri yönetim, başlangıçtan itibaren tüm siyasal faaliyetleri yasaklamış, eski partilerden birkaçının liderleriyle yönetimde yer alan üyelerinden bir kısmını gözaltına -o zaman kullandığı deyimle- “koruma altına” almıştır. Ve yıllar sonra yeniden seçime giderken eski partilerin bir daha aynı isim ve kadrolarla kurulamayacağını kural haline getirmiştir. Daha sonra, o dönemin ilk seçimini uygularken de sadece üç partiye izin vermiştir.
From the publisher's feed