
Sign up to save your podcasts
Or


Milli eğitim yazboz tahtası: İktidar, 22 yılda attığı her adımda laikliği ve bilimi hedef aldı
***
AKP’de seçim sonrası milletvekilleri ‘kamuda mülakat’ gündemi ile istişare toplantılarına başladı
***
‘Yeni müfredat taslağı İslamcı bir metin’
***
Süreçte sona geliniyor: ‘Kıyılar halkındır’ diyerek limanın özelleştirmesine karşı çıkan yurttaşları duyan yok
***
Hazırgiyimdeki küçülmeye atıf yapan TGSD Başkanı Kaya, 'yeterli destek' istedi: 'Bu faizle çark dönmez'
***
MEB’de ‘şiddet’ toplantısı
***
Yarın ‘Dünya Yardım Günü’: Bir çiçeğe su verin
***
Sertab Erener 21 yılın ardından tekrar Eurovision'da
***
AKP'li Mustafa Varank ile CHP'li Veli Ağbaba arasında 'Şatafat' tartışması
TBMM’de fahiş fiyat artışı ve stokçuluk cezalarının artırılmasını da içeren kanun teklifinin komisyondaki görüşmelerinde, Komisyon Başkanı AKP'li Mustafa Varank ile CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba arasında "şatafat’ tartışması yaşandı.
***
İstanbul'da ekmeğe zam: Ekmeğin yeni fiyatı ne kadar oldu?
***
Minibüsçüler öğrencilere saldırmıştı... MOBESE görüntüleri ortaya çıktı!
***
Yunus Nadi – Mustafa Kemal Atatürk arasındaki ölümsüz dostluğun bilinmeyen başlangıcı...
***
'TÜGVA' ve 'Ensar' iptal: AKP'den CHP'ye geçen Çekmeköy'de yeni dönem
***
Hasan Arat'tan teknik direktör açıklaması! 'Hemen gelmek isteyenler var'
***
Bahadır Grammeşin öldürüldüğü yerde anıldı: 'Unutmadık, affetmeyeceğiz. Düşlerinin peşindeyiz'
*Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni,
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Hayal bu ya...
“Eski mahalleme ve çevreme dönersem yine suça bulaşırım. Nasıl iş bulacağım, bilmiyorum.”
Cezaevinden çıkmaya korkan genç bir mahkûm söylemişti bunu bana. Kaç kez işitmiştim, hatırlamıyorum.
Görüyorsunuz, her yerde 9. Yargı Paketi’ne dair haberler çıkıyor. Ve dönüp dolaşıp meseleyi kimlerin tahliye olacağına indirgiyoruz. Öyle ya, çölde yaşıyoruz; bir gram daha fazla adalet sağlanacaksa, ne güzel. Güzel de...
Hukuksuzluk yetmiyormuş gibi çok sayıda mahkûm insani şartlardan uzak şekilde günlerini geçiriyor. Ranzaları geçtim, yerde yatacak alan kalmadığı için yemekhanede
Lakin cezaevlerinin dolmamasına, boşalması kadar kafa yormuyoruz. Hayır, siyasi davalardaki adaletsizlikleri
Demem o ki suç akademisi haline gelen “ıslah sisteminin” baştan değişmesi gerek. Sözü uzatmayacağım. Hayal bu ya, keşke cezaevlerindeki şu sorunlara da şifa içerse 9. Yargı Paketi:
1- Parasını kelepçe anahtarı yapanlar kadar, içme suyu alamayan fakirler de var hapishanelerde. Yıllardır
2- Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u dinliyorum. İşyurtlarına önem verdiklerini belirterek “403 ceza infaz kurumundaki 1700 atölye ve tesiste üretim yapılıyor” diyor. Ekliyor: “Suç işlemiş bir kişi artık cezaevinden meslek sahibi olarak topluma faydalı oluyor.” Madem öyle, cezaevine girenlerin yarısından fazlası çıkınca neden yine dışarıda suç
3- Açık cezaevlerinde çalışan mahkûmlara asgari ücretin beşte birinden daha az maaşla emek sömürüsü yapıldığını biliyor muydunuz? Keza, kazanılan o parayla cezaevinde bile yaşamanın ne kadar zor olduğunu, kantin fiyatlarına bakan herkes anlayabilir. Haliyle zaten “ıslah” değil
4- Farkında mısınız şöyle haberleri çok sık okuyoruz: “Cezaevi izninden çıktı; tecavüz etti, hırsızlık yaptı, cinayet işledi...” Bir devlet, uzun yıllar cezaevinde kalan bir mahkûmun izinli kalacağı süre içinde nasıl yaşayacağını hiç mi düşünmez?
5- Ve sahi, infaz koruma memurlarının gözlerindeki yorgunluğu kimse görmüyor mu? Bilinmiyor mu ki tek
Özetle... Korkuları, zaafları, yalnızlıkları
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Cumhuriyetçi olmak - Şükrü Kocagöz
Cumhuriyet’in 100. yılı nedeni ile Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasındaki başyazı bunu en güzel açımlayan cümlelerden birisini içeriyor:
“Çok partili sisteme geçtiğimiz 1946 yılından bugüne 77 yılı geride bıraktık. Bu dönemin büyük çoğunluğunda Türkiye’de sağ partiler iktidar olur. Bu partiler demokrasinin
Artık karşıdevrimin Cumhuriyeti yıkmak için kullanmakta olduğu silahın, kötü ellerde çarpıtılmış, yozlaştırılmış, maske takılmış bir demokrasi olduğu kamuoyunda
Durumu Fransız düşünür Régis Debray’nin koyduğu netlikle tespit edip sloganlaştırmak gerekiyor. “Cumhuriyeti demokrasinin öldürmesine” izin vermeyeceğiz.
Régis Debray, 1789’un 200. yılı için Türkiye’ye gelerek devrimin dünyaya kazandırdığı benzersiz değişimi, ilerlemeyi ve sonucu olan Cumhuriyeti anlatmıştı. Ne de olsa Mustafa Kemal Atatürk de 1789’u en iyi anlayan “Francofon” bir liderdi. Fransız ve Türk cumhuriyetleri 1789’dan süzülen, onun ruhunu taşıyan (biraz da anayasası ile Meksika) iki benzersiz mucizeydi. Atatürk, Mahmut Esat Bozkurt, Şükrü Saraçoğlu, İnönü (Lozan’da tercümanı reddederek Fransızca konuşmuştur.) Cumhuriyetin çekirdek kadrosu 1789’u “hatmetmiş, hazmetmiş” Fransızcaya, Fransız Devrimi’nin Cumhuriyet ideolojisine çok hâkim bir kadrodur. Henüz dünyada Amerikan rüzgârları yoktur.
Régis Debray farkı vurgulamak için şöyle der: “Amerikalıların Cumhuriyet kavramında köyün iki
Bu iki tip Cumhuriyeti, Debray şöyle ayırmaktadır. “Hepimiz bir karışıklığın sonuçlarını ödüyoruz. Entelektüel bir karışıklık. Fransız Devrimi sonucu Cumhuriyet ile Anglosakson tarihinin modellediği demokrasiyi, inkâr edilmez, bir bilinç bulanıklığı ile karıştırıyoruz. Bütün ‘gerçek cumhuriyetler’ demokratiktir. Ama bütün demokrasiler cumhuriyetçi olmayabilir. (Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İsveç vb.). Cumhuriyette devlet toplumu kucaklar, kapsar. Demokraside ise toplum devlete hükmeder. Işıkları söndürdüğümüz zaman cumhuriyetten geriye kalandır demokrasi.”
Özdemir İnce, “Türk Aydınlanması ve Laiklik” kitabının 244. sayfasında Régis Debray’den şu alıntıyı yapıyor: (Debray’ın Yaşasın Cumhuriyet kitabının 13. sayfasından) “Cumhuriyet öteki rejimler arasında herhangi bir rejim değildir. O ideal bir savaşım tarzıdır. Onun için yasaklar değil bir inanç gerekir (gerektirir)... Aynı zamanda özgürlük, eşitlik gibi yüce hedefler gerektirir.” Kardeşliği de biz ekleyelim.
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Beyoğlu Belediyesi’ndeki cemaatçiler
Zülal Kalkandelen
31 Mart yerel seçimlerinden sonra belediyelerdeki bazı atamalar tartışılıyor, yakınlarını göreve getiren belediye başkanlarına haklı tepkiler gösteriliyor. Halkın isyan ettiği ama siyasetçilerin görmezden geldiği bir konu daha var. O da tarikatlar ile cemaatlerin siyasette ve kamu
Bunu gündeme getirmemin nedeni, Beyoğlu Belediyesi’ndeki son atamalar. 16 Nisan’da Alucra Kalkınma ve Eğitim Vakfı’nın resmi sosyal medya hesaplarında Mütevelli Heyet üyesi Recep Yamak’ın Beyoğlu Belediye
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney,
***
Şaşırtıcı olan, bu kişilerin siyasi kimlikleri. Recep Yamak, 18 Mayıs 2023’te Beyoğlu’nda Erdoğan’a verilen oyların azlığından “Erdoğan Gönüllüsü” olarak yakınan, 2013’teki paylaşımlarında “Ancak ve ancak İslam birliği, ümmet birliği, ehli sünnet ve cemaat birliği, başka yerde hayır yok kardeşler” yazan, İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı ile tanındığı söylenen bir cemaatçi ve Milli Görüşçü.
Saadet Partisi Alucra İlçe Başkanı Doğan Gülep’in oğlu olan Bilal Gülep ise sosyal medyada, “Tek Devletim, Tek Bayrağım, Tek Vatanım, Tek Cemaatim (İsmailağa) var, bir de Milli Görüş Elhamdülillah” yazacak kadar cemaatçi, 2018’de Erdoğan için “Adam kazandı, Rabbim güç kuvvet versin reis” yazacak kadar da reisçi.
Her ikisinin de sosyal medya hesapları bu paylaşımlar ortaya çıkınca kapatıldı.
Bu atamaların doğru olup olmadığını kontrol etmek için Beyoğlu Belediyesi’nin internet sitesine baktım. Üç belediye başkan yardımcısının adı yazıyor ama aralarında Recep Yamak yok. Sonra Belediye Özel Kalem Müdürlüğü’nü arayıp sordum; Recep Yamak’ın ve Bilal Gülep’in görevlerini doğruladılar; internet sitesinin güncellenmediğini söylediler.
***
Başkan İnan Güney’le görüşüp aynısını sordum. İlçe belediye başkanlarının danışmanlık kadrosu olmadığını, Gülep’i atamadığını ama Yamak’ı başkan yardımcısı olarak atadığını söyledi. Yerel seçim öncesinde çeşitli hemşeri grupları ile görüştüğünü, Beyoğlu’ndaki en büyük grubun AKP’nin arka bahçesi konumundaki Alucra olduğunu,
Özgür Özel, geçen yıl İzmir Menemen’de Asteğmen Kubilay ile bekçiler Hasan ve Şevki’nin şeriatçılar tarafından katledilişinin yıldönümünde, CHP ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği anma yürüyüşüne katılmış ve şunları söylemişti:
“Her sırtını sıvazladığınız cemaat ve tarikat, Milli Eğitim’de yapılanarak sonra dönüp adalet sisteminde yapılanarak, en nihayetinde Silahlı Kuvvetler içinde yapılanarak er ya da geç içindeki Cumhuriyete olan kinini kusacak, namluyu bu
O zaman CHP yönetimindeki bir belediyede önemli görevlere getirilen cemaatçiler varsa şunu hatırlatmamız gerekir: Halk cemaatlerle işbirliği yapılsın diye değil, AKP’ye bu konudaki tepkisini de göstermek için CHP’ye oy verdi. Belediye binasına devasa Atatürk posteri asmak, laik Cumhuriyet Devrimi’ni korumaya yetmez.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Laik eğitim mitingi çağrısı: Saraçhane meydanına gelin
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gazetemizin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada laik eğitime sahip çıkmak için yurttaşları 18 Mayıs’ta Saraçhane Meydanı’na çağırdı.
***
Bakan Yerlikaya duyurdu... Mahzen-41 operasyonu: ‘Ayazlar’ suç örgütü çökertildi
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Antalya merkezli 2 ilde düzenlenen “Mahzen-41” operasyonları ile elebaşılığını Umut Ayaz’ın yaptığı “Ayazlar” suç örgütünün çökertildiğini, örgüt üyesi 9 şüphelinin ise yakalandığını açıkladı.
***
İktidar kamu personeli sistemini altüst etti: Bir ambulansta üç ayrı istihdam
İktidar güvenceli kadrolu personel istihdam etmek yerine sözleşmeli, geçici personel istihdamına ağırlık veriyor.
***
Filistin Büyükelçisi Mustafa, Türkiye’nin ‘İsrail’le ticaret’ kararını yorumladı: Geç
Türkiye’nin İsrail ile ticareti kesmesini değerlendiren Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, “Dünyada ilktir. Umuyoruz örnek olur” dedi.
***
İstanbul’da dikey mimari ısrarı devam ediyor, 19 katlı projeye izin verildi
İş insanı Orhan Cemal Kalyoncu’un ailesi tarafından kurulan Kozyatağı İnşaat Proje Yatırımları Anonim Şirketi’nin Ataşehir İçerekenköy’deki E-5 otoyolunun yanında kalan alanda yapmak istediği projeyi Cumhuriyet gündeme getirmişti.
***
CHP, yeni kazandığı belediyelerde iyi hizmetleri ortaklaştırmak için çalışıyor: Amaç
Parti kurmayları Kent Lokantası, Halk Kart, Halk Süt gibi CHP’nin yönettiği tüm belediyelerde uygulanabilecek hizmetleri yaygınlaştıracaklarını belirtti.
***
Yüzlerce işçinin yaşamını yitirdiği maden katliamlarının davaları görüldü: Yine adalet
301 madencinin yitirildiği Soma katliamında 28 kamu çalışanının yargılanmasına dün başlandı. Amasra Maden Katliamı davasında ise 3 sanık için tahliye kararı çıktı.
***
'Dönüşüm 110 yılı bulabilir'
Türkiye’de artan maliyetler, yüksek faizler ve enflasyon nedeniyle inşaat şirketleri yüzünü yurtdışına çevirdi.
***
İsrailli milletvekilinden ABD'ye rest: Hassas füzeler vermezse, hassas olmayan füzelerle
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun partisi Likud Milletvekili Tali Gottlieb, Washington yönetiminin Tel Aviv'e silah sevkiyatını durdurma kararı alması ardından,
***
Sarıyer’de polisten kaçan otomobil kaza yaptı: 2 yaralı
İstanbul Sarıyer'de denetim noktasında polisin ‘dur’ ihtarına uymayarak kaçan sürücünün kullandığı otomobil, sokak arasında park halindeki araçlara çarparken, otomobilde bulunan 2 kişi yaralandı.
***
Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde akaryakıt istasyonunda çarpışan otomobillerden biri takla attı. Takla atan otomobilin yakıt pompasına çarpmaması faciayı önledi.
***
İstanbul Havalimanı’nda gövdesinin üzerine inen uçak bulunduğu yerden kaldırıldı
***
Madrid'de unutulmaz gece! Tarihe geçen maçta Real adını finale yazdırdı...
Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Real Madrid, 87. dakikasına 1-0 geride girdiği maçta Bayern Münih'i 2-1 yendi ve finale yükseldi.
***
Fenerbahçe Beko, Final-Four'da!
THY EuroLeague play-off serisi 5. maçında Fenerbahçe Beko deplasmanda Monaco'yu
***
Fenerbahçe'de Edin Dzeko antrenmanda yer almadı
*Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Futbolun ve tribünlerin dönüşü
Gülengül Altınsay
Ankaragücü ile oynanacak Türkiye Kupası yarı final rövanşı Beşiktaş için bu sezonun en önemli maçı sayılıyordu. Öyleydi de; ardı ardına hoca değişiklikleri, yönetim değişikliği, telaşla son anda yapılan transferler ve sürekli değişen 11’ler takımda ne bir ahenk ne de bir özgüven bırakmıştı. Tribünler de bunlardan nasibini almış; boşalmış, ruhunu kaybetmişti. Ve fakat son anda bir teselli ve Avrupa Ligi fırsatı çıkmıştı ortaya; Türkiye Kupası’nı almak ve sezonu bir kupa ile kapatmak. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen Beşiktaş
FARK YARATANLAR
Kazanınca havaya girmeden sakince oyunu tartışmak en sağlıklısı. Evet Emre Belözoğlu’nun dediği gibi Beşiktaş bir kişisel hatayı değerlendirerek gol bulmuş ve finale uzanmıştı. Ama 90 dakikanın tümüne baktığımızda Siyah-Beyazlıların oyununda olumlu anlamda farklılıkların oluştuğunu da görmemek mümkün değil. Bir kere ileride basmayı denediler, bunda da oldukça başarılı oldular. Ne var ki baskıyla kazanılan topları yeterli düzeyde kullanabilecek yetiye sahip değildiler. Her ne kadar orta alanda Salih, zeki Muçi, gayretli Ghezzal, sol bekte Masuaku ve sonradan oyuna giren Gedson bu yetiyi önemli ölçüde artırsalar da. Peki yeterli miydi, tabii ki asla değil. Sadece topu savuşturan, hücuma katkısı olmayan defansif orta alan oyuncularıyla oyun kurulamayacağını artık görmek lazım. Al Musrati gibi oyuncular daha çok yenilmemeyi önceleyen orta sıra takımlara göre.
RAKİP, KALECİ VE HAKEM
Beşiktaş’ın oyunu daha çok rakip alana yıkabilmesinde bu birkaç dokunuşun önemi kadar Ankaragücü’nün ısrarla geriden paslı çıkmaya çalışmasının da etkisi var. Böylece Beşiktaş’ı üzerlerine çekmeyi, hızlı çıkışlarla gol bulmayı amaçlamış olmalılar. Nitekim bu şekilde önemli gol fırsatları da yakaladılar. İşte tam da burada kaleci Mert’in performansı devreye girdi. Bu yüzden bence sadece bu maçın değil, iki ayağın da adamı Mert Günok’tu. Zaten kupa maçlarında kalecilerin önemi çok büyük.
Bir de hakem Zorbay Küçük’ün şaşkın, dengesiz kararlarından,
HER MAÇ BÖYLE
Taraftar demişken, muhteşem Beşiktaş tribünlerinin geri dönüşüne tanık olduk bu maçla. Tribünlerin yeniden toparlanması, canlanması da en az finale çıkmak kadar önemli, taktire şayan. Umarım önemli önemsiz demeden her maça böyle yaklaşırlar. Ve dilerim her başarısızlıkta oyunculara tavır koyma alışkanlığını da terk ederler.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Balkan Türkleri ve sığınmacılar - Doç. Dr. Mehmet Emin Elmacı
"EVLAD-I FATİHAN"
Evlad-ı Fatihan kavramı, Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında Trakya ve
BİRLİKTELİK RUHU
Bu gelenlerin torunları “Balkanlı” denilerek ötekileştirilemeyecekleri gibi Balkanlar’dan savaş nedeniyle kovulan ve Osmanlı topraklarına gelen “Balkan Türklerinin göçleri” ile “Ortadoğu sığınmacılarının gelişleri” konusu birbirine karıştırılmamalıdır. “Balkan Türkü” denilmesi daha doğru olan ve Balkan Savaşları nedeniyle ülkelerinden kovularak, kendilerini ait hissettikleri ilk vatanlarına dönmek zorunda kalan “göçmenler” ile diğer tarafta, savaşın zor şartları nedeniyle ülkelerini terk eden ve sığınmak için yer arayan “sığınmacılar” arasında benzerlik kurulması da imkânsızdır
Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanı’nın, kendisine sığınmacılarla ilgili
SORUNUN ÇÖZÜMÜ
Son noktada da sığınmacıların kendi ülkelerine sağlıklı bir şekilde yeniden yerleşmelerine fırsat vererek tüm taraflarıyla yapılan görüşmeler sonucunda geriye dönüşlerinin sağlanması gerçekleştirilmelidir.
Türkiye olarak bizler de emperyalizmin “sadece kendi çıkarını düşünen dini ve etnik gruplar oluşturulmasını sağlama ve bu sayede bu grupların ‘beraber ve birliktelik içinde’ vatanlarını savunmaktan aciz bir duruma getirilme” çabalarına karşı birlik içinde çaba sağlamalıyız. Ancak hiçbir zaman, kuruluşunda ulus devlet temeline dayanan Cumhuriyetimizin, birlik ve beraberliğinin sağlanmasında büyük katkısı olan Balkan Türkleri üzerinden “sığınmacı” konusunu tartışmamalıyız. Bu konu bana göre hâlâ ülkenin birlik ve beraberliği için “tek kurtuluş şansı olan” ulus devlet yapımıza zarar verir. Zira bu konu geçiştirilemeyecek kadar çok önemlidir.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Yumuşama ve normalleşmede ‘maarif’
Emre Kongar
Değerli okurum Rifat Yeniay, “‘Maarif Modeli’ Karanlığı” başlıklı yazım üzerine bir mektup yollamış.
Mektubunun ilgili bölümleri aşağıda.
Siyah vurguları ben yaptım.
***
Ben, eğitim alanında son müfredat değişikliğinden daha önemli ve
Bu konular;
1. 20. Milli Eğitim Şûrası’nda karar altına alınan ve 2024-2025 öğretim döneminde uygulanmaya başlanacağı anlaşılan 4-6 yaş çocuklarına
2. Basın yolu ile duyurulan ve yine 2024-2025 öğretim döneminde uygulanmaya başlanacağı anlaşılan İlkokul 1., 2. ve 3. sınıflarda okutulacak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’dir.
Böylece, anaokulundan yükseköğretime kadar eğitimin bütün aşamalarında din eğitimi müfredata yerleşmiş olacaktır.
Muhtemel diğer gelişmeler gerçekleşeceği günü beklemektedir.
Türkiye’nin ana gündeminin, pedagoji bilimine aykırı anaokulu ve ilkokul din eğitiminin olması gerektiğini düşünüyorum.
Bu konuyu yazdığım kitapta çok ayrıntılı olarak iktidarın verdiği önem ve önceliği de vurgulayarak açıklamıştım.
Bu önemli konuyu Sayın Zülâl Kalkandelen dışında kimse gündeme getirmediği için, “Açık ve Gelecek Tehdidi” olan bu konuya dikkatinizi çekmek istedim.
2. Yazınızda “MEB, pek çok okulu İmam Hatip Lisesi’ne çevirdiği halde, bu okullara talebi yeterince artıramadığından” demekte, yüzde olarak oran vermektesiniz.
Verdiğiniz oranlar doğru olmakla birlikte, daha sonraki yıllarda tekrar artış ve azalış vardır.
Bana, bu küçük sayısal artışazalışlardan ziyade okul ve öğrenci sayısının büyüklüğü daha önemli geliyor.
Bu nedenle bahsettiğiniz döneme ait sayısal veriyi aşağıya çıkardım.
Değerli okurum Rifat Yeniay mektubunda belirttiği her iki konuda da haklıdır:
1) Türkiye’nin ana gündemi, pedagoji bilimine aykırı olarak anaokulu ve ilkokul düzeyinde din eğitimi yapılmasının yanlışlığı olmalıdır.
Özetle, bu yaştaki çocuklara soyut eğitim verilmesinin yanlışlığı, sakıncaları ve yol açacağı sorunlar, eğitimciler, psikologlar ve psikiyatrlar tarafından tartışılmalı, Demokratik Toplum Kuruluşlarının, sendikaların ve siyasal partilerin ana gündem maddesi olmalıdır.
2) İmam Hatip Liselerinin sayıları artırılırken, öğrenci sayılarının azalması doğrudur ve önemlidir ama, okul ve öğrenci sayılarının mutlak rakamlar olarak eriştikleri büyüklükler daha da dikkat çekicidir.
Yukarıdaki sayılara baktığımız zaman Erdogan/AKP yönetiminin iktidara geldiği tarihten bugüne kadar, okulların yaklaşık üç kattan fazla, öğrencilerin ise yaklaşık on kata yakın arttığı görülmektedir
***
Değerli okurum, mektubuna bir de son dönemde atılan adımları irdeleyen ve özetleyen bir yazı eklemiş.
Bu yazıda, siyasal iktidar tarafından tam seçimler sırasında gerçekleştirilen değişimleri şöyle özetlemiş:
***
İktidarın “Sığınmacılar” ve “Maarif Modeli” politikaları, ülkemizin geleceğini tehdit eden en önemli iki sorundur.
Hiç zaman yitirmeden, bu iki sorunun da Temel İnsan Hak ve Özgürlükleri bağlamında, Cumhuriyet Rejimi’nin Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti niteliğini koruyacak bir yaklaşımla çözümü için çalışılmaya başlanmalıdır.
Not: Kendileri ve kurumları adına Cumhuriyet’in 100. yılını kutlayan okurlarımın yolladıkları iletilere teşekkür ederim.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed