Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • Laik Cumhuriyete ölümcül saldırı - Ergin Yıldızoğlu

    Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli geçen hafta açıklandı. Bu model genç kuşakları bir “dini hakikat rejimi” altında şekillendirmeyi amaçlıyor. Bu model, süreç olarak faşizmin, kültür (değerlerin, tarzların, becerilerin, bilgilerin, davranışların genetik olmayan yollarla sonraki nesillere aktarılması) savaşları içinde, son derece de kritik bir manevradır.

    “Öğretim programlarının perspektifi” alt başlığı ile başlayan bölüm (sf: 5-8) bu modelin amacını sergilerken arkasındaki mantığı, bir dini “hakikat rejimine” dayandığını gösteriyor. Modelin kapsamlı değerlendirmesini eğitimcilere bırakarak bu “bölüm” üzerine birkaç saptama yapmakla yetineceğim.

    Bu “bölüm” üç sayfadan, yaklaşık 1800 sözcükten oluşuyor; “bütünlüklü” bir eğitim anlayışıyla, insanı bütünlüklü olarak değerlendirdiğini iddia ediyor. “Modelin”, insanı “ontolojik” düzeyde “bütünlüklü” olarak betimleme iddiası, ister istemez akla “bu metin hangi ‘varlık’ (Being, Etre, Sein) tanımına dayanıyor” sorusunu getiriyor. Hemen ardından da “Varlık ‘bir’ midir, ‘bir’ değil midir?” (“Çokluk” mudur?) sorusunu... Metinde bu soruya doğrudan, açık bir cevap bulmak mümkün olmuyor. Onun yerine metin bize, “ruh ve madde” ayrımıyla bir “ikilik” (dualité) sunuyor. “İkilik” felsefi olarak ve beyin bilimlerinin (neuroscience) ışığında tutarlı biçimde irdelenmesi çok zor bir varsayım olduğundan metin bu kapıdan girince sorunlar da birbirini izlemeye başlıyor. Bu bölümde, “ruh” sözcüğü 24 kez, felsefi anlamda “madde” sözcüğü 4 kez geçiyor.

    Metin, hemen “madde” kavramını bir kenara atıp “ruh” üzerinde yoğunlaşıyor ve bu kez ruhu parçalarına ayırarak karşımıza “kalp” ve “zihn” gibi bir ikili daha koyuyor. İnsan fizyolojisi, beyin ve sinir sistemi, kalp ve kan dolaşımı gibi konularda bugüne kıyasla son derecede az, çoğu zaman yanlış bilgilere sahip olan Platon’u, “ruhu parçaları”, ve “sağlıklı ruh” konusu, çok uğraştırmıştı. Platon’a göre ruh üç parçalıydı: Ruhun hesaplayan, mantık yürüten, parçası “Logistikon”, kafanın içindedir. Midede yer alan Epithumetikon, ruhun arzulara, iştaha ilişkin parçasıdır. Thumoeides de göğse yakın bir yerde (kalp?) bulunur, diğer ikisinin birlikte işleyişini temsil ediyor. Sağlıklı bir ruhta “Logistikon” egemen olmalıdır. Gördüğünüz gibi Platon, “akılcı” bir filozof olarak ruhun her parçasını bedenin bir kısmıyla, maddeyle ilişkilendiriyor.

    Eğitim modeli de “ruhun” iki parçalı (zihin ve kalp) olduğuna inanıyor. Böylece “ruhun” bedenle ilişkisini (bu ikiliği kabul etsek bile) açıklamak ortaya çıkan mantıksal tutarsızlıklardan dolayı olanaksızlaşıyor.

    Örneğin: Model “kalp”in, “ruhun” bir parçası olduğunu iddia ederken maddi/ biyolojik bir organ olarak kalbin işlevini bilmezden geliyor. Model ya “Ruhun merkezi ve asi yeteneği olan kalp ... iradenin merkezini, dolayısıyla ahlaki değerleri, inancı; vatanseverlik, merhamet, şefkat, iyilikseverlik ve seçicilik gibi insanın içsel du¨nyasını şekillendiren özellikleri içerir” derken, bu kalbin göğüsteki organdan farklı bir şey olduğunu söylüyor. Ya da o organın aslında kan pompalamanın yanı sıra insan beyninin işlevlerini de üstlenmiş olduğunu iddia etmiş oluyor. Belki de bu nedenden 110 sayfalık metninde “beyin” sözcüğü bir kez bile geçmiyor.

    Bu ikilem ve “bilginin değişmezliği” iddiası, akademik disiplinler arası bir alanda hazmedilebilir saçmalıklar olmadıklarından model, “eğitim süreçlerini zenginleştirmek u¨zere... disiplinler u¨stu¨ ve disiplinler ötesi yaklaşımlardan da yararlanır” (sf.5) ifadesine sığınıyor. Disiplinler ötesi ve üstü metafizik bir alan olduğundan, bilimsel çelişkilerin, mantıksal sorunların, inanç eliyle bir kenara atılacağını, belki de tarikat şeyhlerinin kelamlarına bağlanacağını da ima etmiş oluyor. Aklıma Paul’un, Yunan filozoflarının bilimine ve akılcılığına karşı, inancı koyan “SAPİENTİAM, SAPİENTUM PERDAM” (Bilgelerin bilgeliğini yok edeceğim) sloganı geliyor.

    ...


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Olaylar ve Görüşler - Türkiye ile Almanya arasında sorunlar ve beklentiler - Onur Öymen

    Almanya Türkiye’nin dış ilişkilerinde çok önemli bir yere sahiptir. Bu ülkede yaşayan yaklaşık 3.5 milyon Türkün önemli bir kısmı Alman vatandaşı da olmuşlardır. Almanya’daki 80 bin Türk girişimci 500 bin kişilik istihdam sağlıyor ve Alman ekonomisine yılda yaklaşık 50 milyar Avroluk katkıda bulunuyor. İhracatımızda ilk sırada yer alan Almanya ile toplam ticaretimiz 40 milyar doları geçiyor. Ancak Almanya’da ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının yükselmesi ciddi bir sorun olmaya devam ediyor.

    Son aylarda iki ülke arasında cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ziyaretler, Başbakan Scholz’un Türkiye’ye gelişi, CHP lideri Özgür Özel’in en üst düzeydeki Alman liderleriyle görüşmeleri ilişkilerimizin önümüzdeki dönemde daha da güçleneceği umudunu yarattı.

    Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Jürgen Schulz’un 5 Mart 2024 tarihinde Cumhuriyet’e “Türk-Alman Dostluğu” başlığıyla yazdığı makale bu umutların gerçekleşmesi beklentisini yükseltti.

    İlişkilerimizde zaman zaman bazı sorunlar yaşansa da Türk ve Alman milletlerinin beklentisi daima daha güçlü dostluk ve işbirliğinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda olmuştur.

    Büyükelçinin makalesindeki “Türkiye, AB adaylığı bağlamında da bizimle sıkı bir bağa sahiptir. Katılım süreci, ortak değerleri güçlendirme bağlamında Türk halkının isteğini yansıtmaktadır” sözleri dikkat çekicidir.

    Son yıllarda Almanya’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği konusunda, biraz da Almanya’daki iç politika gelişmelerinin etkisiyle yaşanan inişler ve çıkışlar Türkiye’de bazen umut bazen de hayal kırıklığı yaratmıştır. Almanya’da uzun yıllar sorumluluk taşıyan Hıristiyan Demokrat ağırlıklı iktidarlar, Türkiye bütün beklentileri yerine getirse de AB’ye tam üyeliğimizin desteklenebileceği mesajını vermemişlerdir.

    4 Mart 1997 tarihinde Avrupalı Hıristiyan Demokrat partilerin liderlerinin Brüksel’de yaptıkları ve Almanya Başbakanı Helmut Kohl’ün da katıldığı toplantının sonunda, Belçika’nın eski başbakanı Wilfried Martens ile İtalya Başbakanı Prodi toplantıda Türkiye’nin üyeliğine karşı görüş birliğinin oluştuğunu açıkladılar. Hatta bazılarının “bir İslam ülkesinin AB’ye üye olup olamayacağını” sorguladıkları söylendi.

    Bu toplantı hakkındaki görüşlerimi New York Times muhabirine açıklarken özellikle liderlerin bir kısmının uygarlık farkından söz etmelerinin ülkemizde din faktörünün üyeliğimizi engellediği yolundaki görüşlere haklılık kazandıracağını söyledim.

    Gerçekten CDU’lu Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schauble, basına verdiği bir demeçte Türkiye’nin hiçbir zaman AB’ye üye olamayacağını belirtti. Kendisiyle yaptığım görüşmede de bu görüşünün gerekçesi olarak kültür ve din farkından söz etti. (Öymen, Onur, Baskılara Direnirken, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2020, s. 107.)

    1998 tarihindeki seçimlerde Gerhard Schröder’in başbakanlığında Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyonunun işbaşına geçmesi bu durumu değiştirdi ve Almanya’nın Türkiye’nin AB üyeliğini açıkça destekleyen bir politika izlemesine ve tam üyelik sürecimizin başlamasına yol açtı. Schröder “Türkiye Almanya’nın desteğine güvenebilir” dedi.

    Ancak 2005 seçimlerini Hıristiyan Demokrat ağırlıklı CDU-SPD koalisyonunun kazanması Almanya’nın politikasını yeniden değiştirilmesine yol açtı ve Türkiye’ye AB’ye tam üyelik yerine özel statü verilmesi görüşünün benimsenmesi sonucunu doğurdu.

    2021 yılında yapılan son seçimleri “Sosyal Demokratlar”ın öncülüğünde Yeşiller ve Liberal Parti koalisyonunun kazanmış olması, Almanya’nın Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda Gerhard Schröder zamanındaki politikaya geri dönmesini sağlayabilir mi? Henüz bunun işaretini görmedik. Ama bu konuyu yeniden gündeme getirmek bence isabetli olacaktır.

    Büyükelçi Jürgen Schulz, makalesinde iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin önemine de değiniyor ve Almanya’daki Türklerin bu alandaki katkılarını vurguluyor.

    ...


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    7 min
  • 12 Mayıs 2024 - Gazete Manşetleri - ‘Yumuşama’ yok: CHP alanlara çıkıyor

    CHP yönetimi, belediyelere ‘israf ve kayırmacılığa’ karşı genelge gönderdi: Şatafattan uzak durun

    Belediyelere gönderilen tasarruf genelgesinde atamalarda eş, dost, akraba alımı yapılmaması, ihalelerin şeffaf şekilde internetten yapılması, gereksiz taşıt kullanılmaması istendi.

    ***

    AKP eliyle torpil: İlan iptal edildi

    Üniversitelerde akademik başarının yerine “torpil” daha önemli bir nitelik haline geldi. Bunun örneği Konya Teknik Üniversitesi’nde yaşandı.

    ***

    Soma maden faciasında ölen emekçilerin ailelerinin hukuk mücadelesi 10 yıldır sürüyor: Yakınlarına ödenecek tazminatlar ‘pul’ oldu

    Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen 301 madencinin yaşamını yitirdiği facianın üzerinden 10 yıl geçti. Bu 10 yılda ne adalet yerini buldu ne geride kalanların acısı dindi. Davalar halen sürüyor.

    ***

    Eurovision 2024'ün şampiyonu 'İsviçre' oldu: Geceye İsrail protestoları ve Filistin'e destek damga vurdu

    İsrail'in katılımı nedeniyle yoğun protesto ve boykot eylemlerinin damga vurduğu İsveç'in Malmö kentinde düzenlenen 2024 Eurovision Şarkı Yarışması'nı İsviçre'nin temsilcisi Nemo kazandı. Birincilik ödülünü alan İsviçre'nin temsilcisi Nemo, yaptığı konuşmada "barış" mesajı verdi.

    ***

    Meteoroloji açıkladı: 12 Mayıs 2024 hava durumu raporu...

    Meteoroloji'nin 12 Mayıs 2024 Pazar günü hava durumunda 19 il sarı kodla uyarıldı. Kuvvetli sağanak yağış nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı vatandaşların dikkatli olmaları istendi.

    ***

    Araştırma projelerine yeterli bütçe bulunamıyor, yenilikçi fikirler yarım kalıyor: Üniversitelerde kriz

    Ekonomik sıkıntılar üniversitelerin dört yıldaki yol haritasını oluşturan stratejik planlarına da yansıdı. Yapılan analizlerde, “Öğrencilere burs, araştırmalara fon sağlanamıyor” dendi.

    ***

    Danıştay, bakanlığın kararını bozdu: Eski AKP’li başkan Taşçı’ya inceleme

    Samsun’da eski AKP’li Atakum Belediye Başkanı İshak Taşçı döneminde yaşandığı iddia edilen, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermediği yolsuzluklarla ilgili Danıştay Birinci Dairesi ön inceleme kararı aldı.

    ***

    Bıçaklı saldırıda katledildi: Kuryeler ’Ata Emre’ için kornalarını çaldı

    Balıkesir’de motokuryeler, üniversite eğitimini sürdürürken bir zincir restoranda kuryelik yapan ve götürdüğü bir sipariş sonrasında defalarca kez bıçaklanarak öldürülen Ata Emre Akman (20) için kornalarını çaldı.

    ***

    İktidarın Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Yasa Teklifi’nde yok yok: ‘Süper yetkili’ vakıf

    İktidarın Meclis’e sunduğu ve bu hafta Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek olan Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Yasa Teklifi’yle kurulacak olan vakıf “olağanüstü yetkilerle” donatılıyor.

    ***

    ‘Yumuşama’ yok: CHP alanlara çıkıyor

    Siyasi partilere yaptığı ziyaretlerle siyasette “normalleşme” sürecini başlatan CHP, Soma maden faciasının yıldönümünden itibaren sahada olacak.

    ***

    Yabancıya ücretsiz sağlık hizmeti

    Kamunun ürettiği mal ve hizmetlerden ücretsiz veya indirimli yararlanacak kişilere yönelik Cumhurbaşkanlığı kararında dün dikkat çeken bir değişiklik yapıldı.

    ***

    İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamanın üzerinden 13 yıl geçti, kadınlar şu mesajı verdi: ‘Asla vazgeçmiyoruz’

    Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ni 11 Mayıs tarihinde imzalamasının ardından tam 13 yıl geçti. İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülke olmamıza karşın üç yıl önce cumhurbaşkanı kararıyla sözleşme feshedildi.

    ***

    'Yerli Milyoner'lerin yakın tarihi: 1 milyon lira 31 bin dolara indi

    BDDK’nin yayımladığı verilere göre Mart 2024 sonu itibarıyla bankalarda “1 milyon TL üzeri” mevduatı olan yurtiçi yerleşik mudi (yerli milyoner) sayısı 1.4 milyon kişiye ulaştı. Bu kişilerin mevduatı ise 10.7 trilyon liraya ulaştı.

    ***

    İktidar, kamudaki sözleşmeli personel ile geçici işçilerin sayısını düzenli artırıyor

    Mart ayı itibarıyla, kamuda çalışan sözleşmeli personel sayısı 378 bin kişi, geçici işçi sayısı da 48 bin kişiyi aştı.

    ...

    *Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    14 min
  • Adaletsizliğin tetiklediği şiddet sarmalı - Zülal Kalkandelen

    Perşembe gecesi Türkiye’de yaşanan vahşet bir film sahnesi olsa izleyemez gözlerimizi kapatırdık ama gerçek hayatta adalet aramak zorunda olduğumuz için kurtulamadık bu şiddet sarmalından.

    İnsan görünümlü bir canavar, aldı eline tüfeği, Hatay Samandağ’da mahalleli çocukların besleyip ilgilendiği köpeklerden birini yolun ortasında katletti. Sosyal medyada paylaşılan videoda, vahşete tanık olan çocukların “Allah belanı versin!” diyerek ağladığı duyuluyordu. Köpek orada can çekişerek ölürken çocuklar dehşet verici bir travma yaşadı.

    Ancak olayın ardından yakalanan cani, cuma günü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve adı adalet sarayı olan binadan elini kolunu sallayarak çıkıp gitti! Kedi Eros gibi bir hayvanın daha canı vahşice alındı ve yargı yine katili kayırdı.

    Bir gün önce de Hatay Dörtyol Numuneevler Mahallesi’nde üç yavru köpek ağızları ve kafaları patlatılarak katledildi, korkunç görüntüler paylaşıldı.

    Gözünü kırpmadan bir hayvanı öldüren ve onun acılar içinde ölümünü izleyen bir insan katildir. İnsanın kanını donduran bu olayı çocuklara yaşatan biri zalimdir. Katillerin, zalimlerin, sapıkların cezasız kaldığı herhangi bir toplumda ne güvenlik sağlanır ne de huzur!

    Var olan yasaları bile uygulamayan, katillere iyi hal indirimi yapan, tutuksuz yargılanmalarını sağlayıp onları kayıran hiçbir sistem işlemez çünkü gücünü zorbalıktan alan eli silahlı çeteler toplumda egemen olur.

    Yetkililere soruyorum: Bu durumda insanların ne yapmasını bekliyorsunuz? Kaş’ta köpeğinin ölümüne neden olan komşusunu halatla otomobilin arkasına bağlayarak 20 metre sürükleyen kişi gibi herkesin kendi adaletini aramasını mı? Ama onu yapanı da derhal tutukladınız!

    Adalet saraylarında adalet bulmak olanaklı değilse ne yapmalı insanlar? “Kader, fıtrat böyle” diyerek vahşeti, haksızlığı, şiddeti sineye çekip susmalı mı?!

    Ülkede ne insan hakları kaldı ne de hayvan hakları! Gözettiğiniz tek şey yandaş kıyakları!

    Katiller rahatça cinayet işlemeye devam ederken iktidar ve yetkililer ne yapıyor dersiniz?

    Onların deyişiyle hayvanların “itlaf edilmesi” yani Türkçesiyle öldürülmesinin yolunu açacak düzenlemeleri gündeme getirip akıllarınca soruna “çözüm” buluyorlar ya da Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı gibi, sokak hayvanlarının yaşam hakkı açısından hayati derecede önem taşıyan yasal düzenlemeyi hedefliyorlar.

    Sokak hayvanları ile ilgili olarak medyaya yaptığı son açıklamada, “Yasal düzenleme gerekiyorsa yapılacak. Düzenlemede Meclis takvimini bilmiyorum. Ama bu yıl Meclis kapanmadan görüşülür diye düşünüyorum” diyen Yumaklı, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası’nın 6. maddesinde yer alan “Kısırlaştır, aşılat, bulduğun yere bırak” ilkesini kastediyorsa bir kez daha hatırlatırım. 6. maddeyi değiştirmek, sokak hayvanlarını ortadan kaldıracak bir yola girmek demektir ve bunun sonu korkunç bir toplu katliam olur.

    Sakın böyle bir yola girmeyin. Hayvan hakları savunucularının yıllardır önerdiği sonuç alınacak gerçek çözümlere kulak verin. Hayvanların yaşam hakkını yok edecek bir düzenleme düşünülüyorsa susmamızı da beklemeyin. Çünkü bu şiddet sarmalı yüzünden kimsede sabır kalmadı. İyi, vicdanlı, dürüst insanları aklını yitirecek bir noktaya getirdiniz, hayatı hepimize zehir ettiniz!

    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Yumuşama ve normalleşme ortamı(!) - Emre Kongar

    1) Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre:
    Erkekler, Nisan 2024’te en az 30 kadını ve iki çocuğu öldürmüş...
    En az 33 kadına şiddet uygulamış...

    En az 20 kız ve oğlan çocuğunu istismar etmiş...
    En az 10 kadını taciz etmiş...
    En az 20 kadın seks işçiliğine zorlanmış.
    2) Okul Müdürü İbrahim Oktugan sığınmacı bir öğrenci tarafından öldürüldü.
    Olayı protesto eden eğitimciler “can güvenliği için” ülke genelinde 81 ilde iş bıraktı.

    3) Doktorlar sürekli olarak saldırıya uğruyor, bazen yaralanıyor, bazen de katlediliyor.
    4) Apartman ve site sakinleri arasında çıkan kavgalar bile kimi zaman ölümle sonuçlanıyor.
    5) Trafikte çıkan kavgalar yaralanmalara yol açıyor.

    6) Aileler ve esnaf arasında ölümle sonuçlanan çatışmalar yaşanıyor.

    7) KHK ile işten atılanlar protesto eylemlerini sürdürüyor, sonuç alamıyor; “Kanun Hükmü” adlı belgesel film Antalya Film Festivali’nde sorun yaratıyor.

    8) Avukatlar, “Adalet Nöbeti” tutuyor.
    9) “Cumartesi Anneleri” eylemi sürüyor.
    10) DİSK-AR Raporu’na göre geniş tanımlı işsiz sayısı 9.5 milyon!
    Zamana bağlı eksik istihdam bir yılda 948 bin kişi arttı!

    Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 24.1!

    Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 32.1!

    11) Enflasyon 2024 Mayıs ayında TÜİK’e göre yüzde 69.80 ENAG’a göre yüzde 124.35.

    VE İKTİDAR 9. YARGI PAKETİ İÇİNDE “ETKİ AJANI” TANIMLAMASIYLA, YAZARLARIN, YORUMCULARIN VE DEMOKRATİK TOPLUM ÖRGÜTÜ TEMSİLCİLERİNİN, CASUSLUKLA SUÇLANMASINA OLANAK TANIYAN BİR MADDE GETİRİYOR:

    1) Öyle bir iktidar ki Anayasa’dan, yasalardan, kurallardan ve bunları uygulayan bürokratlardan, bunlara göre karar veren mahkemelerden hoşlanmıyor; kendi yaptığı Anayasa’ya bile uymuyor... Ve bunu açıkça dile getiriyor, hukukun ve mahkemelerin kendisine ayak bağı olduğunu söylüyor.
    2) Öyle bir iktidar ki genel ahlaka ek olarak bir de meslek ahlakı olan çalışanlardan hiç hazzetmiyor... 
    Halkı, hukukçulara, doktorlara ve bütün sağlık çalışanlarına, öğretmenlere, okul müdürlerine, mimarlara, mühendislere, meslek odalarına karşı kışkırtıyor.
    3) Öyle bir iktidar ki kadına şiddeti önlemekte öncü olan “İstanbul Sözleşmesi”nden bir gece, tek bir kişinin imzasıyla çıkıyor.

    4) Öyle bir iktidar ki mavi ve beyaz yakalı emekçileri ve emeklileri sürekli sömürüyor, ulusal serveti ve milli geliri kendi oligarşisine aktarıyor.
    5) Öyle bir iktidar ki belirsiz, muğlak ifadelerle oluşturduğu ceza maddeleriyle ve emrine aldığı bazı sözde hukukçularla, her türlü ifade özgürlüğünü zedeliyor; medyayı baskılıyor.
    6) Öyle bir iktidar ki müttefiki olarak ülkeyi yönettiği Cemaati darbe yapacak güce eriştiriyor ve darbe girişimi sonrası onu terör örgütü ilan edip, hem pek çok insanı mahkûm ediyor hem de onunla temas etmiş olan bazı kişileri tehdit ederek yasalara aykırı işler yaptırıyor.

    7) Öyle bir iktidar ki haksız ve hukuksuz kararlarla hapsedilenlerin, hasta ve yaşlı mahpusların, KHK’lerle işlerinden atılanların, seslerini duymuyor, haklarını aramaları için kullanabilecekleri yolları zorlaştırıyor ve uzatıyor.
    Ne AYM ve ne de AİHM kararlarını uyguluyor.
    8) Öyle bir iktidar ki insanların mal varlıklarına el koyuyor, kent yenileme gerekçesiyle vatandaşları tapulu evlerinden dışarı atıyor
    “Rezerv Yapı Alanı” uygulaması ile kimsenin gayrimenkul mülkiyeti güvenliği kalmıyor.
    9) Ve öyle bir iktidar ki Başkent’te güpegündüz işlenen bir siyasal cinayetin aydınlatılması için gerekli adımların atılmasını bile sağlayamadığı gibi, yargı sürecinin dahi “gerekli özenle” işlemesini güvence altına alamıyor.
    ***

    BU ORTAMDA, BU ORTAMI YARATAN BÖYLE BİR İKTİDAR, MUHALEFETTEN, YUMUŞAMA VE NORMALLEŞME İSTİYOR!


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • 'Yedi Yahudi Çocuk', Deniz Türkali'nin performansıyla Tatavla Sahne'de - Zeynep Oral

    Oyunu izlediğimden beri o sözcükler, o ses aklımdan gitmiyor. “O küçük kıza oyun olduğunu söyleyin. Ona ciddi olduğunu söyleyin. Ama onu korkutmayın. Küçük kıza onu öldüreceklerini söylemeyin.”

    “Küçük kıza ailesini öldürdüklerini söylemeyin. Onu korkutmayın. O küçük kıza daha fazlasını büyüdüğünde söyleyin.”

    “O küçük kıza ötekileri yeryüzünden silip yok etmemizin beni hiç ilgilendirmediğini söyleyin, ona dünyanın bizden nefret etmesini de takmadığımı söyleyin, bizim daha çok nefret ettiğimizi söyleyin.”

    “Ötekilerden kanlar içindeki bir çocuğa baktığımda ne mi hissediyorum? O küçük kıza, kanlar içindeki çocuk o olmadığı için mutlu olduğumu söyleyin. O küçük kıza bunu söylemeyin. Onu korkutmayın.”

    Kulağımdan gitmeyen ses, Deniz Türkali’nin sesi. Tatavla Tiyatrosu’nda İngiliz feminist, sosyalist Caryl Churchill’in “Yedi Yahudi Çocuk” adlı oyunundaki sesi. Bu çok çarpıcı ve şiirsel oyunu Türkçeye çeviren, sahneye koyan Metin Balay.

    Yazarın 2009’da Gazze işgalinden sonra yazdığı oyun 15 dakika sürüyor. (Yanlış okumadınız, on beş dakika!) O kısa sürede yüzlerce kitabın, binlerce filmin yapamadığı etkiyi yapıyor. Çok çarpıcı! Bomboş bir sahnede oynanıyor. Tek oyuncu Deniz Türkali.

    Bu oyun aslında çok oyunculu. Burada tek oyuncu olması bence çok doğru bir seçim. Olayı daha yoğun, daha çarpıcı, daha etkin kılıyor; anlamı çoğaltıyor ve daha geniş alanlara yayıyor. Ayrıca insanın kendini sorgulamasını sağladığı gibi, söylemlerin nasıl değişebildiğini de çok daha açık seçik ortaya koyuyor.

    Yedi bölümden oluşan oyunda her bölümde yetişkin bir ebeveyn, küçük kız çocuklarına (farklı zamanlarda farklı çocuklara) dünyayı, hayatı, dünü, bugünü, yarını, başlarına gelenleri anlatmaya çalışıyor.

    Holokost-Vaat edilmiş topraklar İsrail’in kurulması-Önce cici ötekiler, niye paylaşmayalım ki-Sonra biz iyiler ve kötü ötekiler-Hayatta kalmak için ötekileri öldürmek zorundayız-Gazze İşgali. Ve her bölümde tekrarlanan “Ama onu korkutmayın” vurgusu.

    Büyükler, çocuklara masal anlatır gibi, tatlı tatlı gerçekleri anlatırken...

    Gerçekler mi dedim! Hangi tarafın gerçeği? Resmi söylem, uluslararası manipülasyon? Toplum baskısı ideolojiler? Yalanlar dolanlar? Masumiyetin politikaya, mazlumun cellada dönüşmesi söylemleri nasıl yoğurur?

    Çocuklara ne söylenir, ne söylenmez? Çocuklara bu şiddet nasıl anlatılır? Onları korkutmadan nasıl anlatılır bu şiddet?

    Şunu söyleyin. Hayır söylemeyin. Bu kadarını söylemeyin. Büyüyünce söylersiniz. Ona yalan söyleyin. Yok, yalan söylemeyin. Şefkat, vicdan, utanç, pişmanlık, kararsızlık, korku, öfke, nefret, kin labirentlerinde dolaşan bir söylem!

    Bunlara benzer tüm duyguları, tüm tereddütleri Deniz Türkali öyle bir iletiyor ki çok geçmeden, sahnede görünmeyen o çocukların muhatabıymışız gibi hissetmeye başlıyoruz kendimizi. Zaten bu yönetmen-oyuncu işbirliğinde ne dram ne melodram ne de duygu sömürüsü söz konusu. En yalın ve dolaysız iletişim kurulmuş. Oyuncu, kendisini biz kılıyor. Ve oyun ilerledikçe en çok kendimizi sorguluyoruz.

    Oyunu izlerken Rakel Dink’in “Bir bebekten katil yaratan karanlığı” sorguladığı o ünlü konuşmasındaki çarpıcı sözleri geldi, bir kez daha içime yerleşti. Anmadan geçemem. oyunu kaçırmayın. Mayıs sonuna dek her pazartesi saat 20.30’da Tatavla’da oynanıyor. Bilet yok, bağış yapıp giriyorsunuz. Bağışlar Gazze’ye gidiyor. Yazar, metni (İngilizce) internete koymuş, herkese sahneleme izni veriyor, telif hakkı istemiyor. Ancak bu bağış koşulunu şart koşuyor.


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠


    5 min
  • 11 Mayıs 2024 - Gazete Manşetleri - Dışişleri'ne vakıf...

    Binlerce öğretmen öldürülen meslektaşları için alanda: Hesap verin

    Türkiye’de son on günde üç eğitimci şiddet gördü. İbrahim Oktugan’ın ölümü bardağı taşıran son damla oldu. Dün yurdun dört bir yanında öğretmenler derse girmeyerek “Ölmek istemiyoruz” diye haykırdı.

    ***

    Kuzey Ormanları'nda tahribata neden olan maden şirketi üretimini artıracak
    İstanbul’un son yeşil alanında kalker ocağı ve kırma eleme tesisi işleten şirkete kullandığı bölge yetmedi. Kapasite artırımı için bakanlığa başvuru yaptı.

    ***

    Dışişleri’ne vakıf: ‘Bakanlığa paralel yapı oluşturabilir’

    Dışişleri teşkilatının güçlendirilmesi, personelin eğitiminin desteklenmesi, görevlilerin donanımlarının yükseltilmesi amacıyla Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı kurulmasına ilişkin teklif TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

    ***

    TTB’nin raporunda her 10 hekimden 9’unun şiddet gördüğüne dikkat çekildi: Doktorlar tedirgin

    Sağlıkta şiddet, her geçen gün tırmanarak devam ediyor. Sağlık emekçileri şiddet ve zorlu çalışma koşulları nedeniyle ülkeyi terk ediyor.

    ***

    İYİ Parti’de birçok il teşkilatının kâğıt üzerinde olduğu iddia edildi

    İYİ Parti’de olağanüstü kurultay sonrası kan kaybı sürüyor.

    ***

    AYM’nin Atalay kararını tanımayan Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı Şentürk adaylıktan çekildi: Seçimde düğüm çözülüyor

    Üç adayın yarıştığı Yargıtay başkanlığı seçimi 35 turda da sonuçlanmayınca Saray’ın devreye girdiği ileri sürüldü. Adaylardan Muhsin Şentürk çekildiğini açıkladı. Bu hamleyle Ömer Kerkez ile yarışacak olan mevcut başkan Mehmet Akarca’nın seçilmesinin amaçlandığı iddia edildi.

    ***

    CHP’li Bülbül, ‘etki ajanlığı’yla ilgili Bakan Tunç’tan yanıt alamadığını söyledi: ‘Paketlerle özgürlük sağlanmaz’

    İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesinde, yeni yargı paketinde sosyal medya üzerinden “Türkiye aleyhine propaganda yürüten” kişilerle ilgili “etki ajanı” adı altında yeni bir tanım getirileceği belirtildi.

    ***

    Bu yıl annelere alınacak hediyelerde küçük ev aletleri ve cep telefonları öne çıkıyor

    Anneler Günü için yapılacak harcamaların e-ticaret pazarına 50 milyar liralık katkı sağlaması bekleniyor. Güne özel kampanya düzenleyenler de var indirim yapanlar da.

    ***

    Götürüldüğü yuvada istismara uğradığı iddia edilen çocuğun ailesinden mahkemeye çağrı: Yurt görevlileri de yargılansın

    İstanbul Bahçelievler’deki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Şeyh Zayed Çocuk Yuvası’nda, 10 Ocak 2023’te yurtta kalan çocuklardan E.P’nin (12), aynı yurttaki A.Y’ye (11), cinsel istismarda bulunduğu iddia edildi.

    ***

    Ambulansta oksijen tüpünden sızan gaz parladı: 2 sağlıkçı yaralandı

    Denizli'nin Merkezefendi ilçesinde, 112 Acil Ambulans İstasyonunda bir ambulansın içinde oksijen tüpü değişimi sırasında sızan gaz parladı, biri kadın 2 acil tıp teknisyeni yaralandı.

    ***

    ‘Fazilet Apartmanı’ davası görülecek: ‘Geç gelen adalet öldürdü’

    Depremde A bloğu yıkılan ve 19 kişiye mezar olan Fazilet Apartmanı Davası’nın ilk duruşması bugün görülecek. Binanın zemin katındaki Akın Fırını’nın sahipleri A.Y. ve F. Y.’nin 10 aydır firari olduğu davada tutuklu sanık bulunmuyor. Öte yandan yıkımda büyük payı olan fırın için apartman sakinleri 2012’de dava açmış, dava apartman sakinleri lehine depremden 7 ay sonra sonuçlanmıştı.

    ***

    Öğrencileri taşıyan midibüs şarampole uçtu: 25 yaralı

    Muğla'da öğrencileri taşıyan otobüsün devrilmesi sonucu 25 kişi yaralandı.

    ***

    9. Yargı Paketi taslağı ortaya çıktı!

    9. Yargı Paketi taslağına göre 721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesinde yer alan, “Kadının soyadı” düzenlemesinde yapılacak değişiklik ile Anayasa Mahkemesi kararına rağmen kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak.

    ***

    Erdoğan'dan 'öğretmen cinayetine' ilişkin açıklama: 'Öğretmenlerimize yönelik şiddete ilişkin düzenleme yapacağız'

    ...


    *Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    14 min
  • Yolsuzlar hancı, fareler yolcu - Mine G. Kırıkkanat

    Yolsuzlar hancı, fareler yolcu - Mine G. Kırıkkanat

    Mikronezya istibdatının kalesi Betonit Saray’ı, fareler istila etmişti. Hem de koca koca, lağım fareleri...

    Her yandan fışkırıyor, küçük kabileler halinde gezerken görüldükleri oluyor; koridorlarda fink atarken, saray mutfağında ejder meyveli smoothie tadarken yakalanıyorlardı!

    Ne var ki sorun herkesten çok Ulu Çoban’ın baş kuzusu, resmi zevcesi, on çocuğunun anası ve sarayın hanım ağası Kemire Makropiç’i geriyor, hatta kemiriyordu.

    Fare görünce düşüp bayılacak kadar ürken Kemire, organik yaşama özen gösterdiği için istilaya karşı önce doğal yöntemlerle savaş açıldı. Saraya çok sayıda kedi salındı. Ama her biri kol kadar lağım farelerinin, kedileri önlerine katıp kovaladığı görülünce yöntem iflas ve mırnav ordusu lağvedildi.

    Kemire Makropiç, yatağında bir fare ailesinin mışıl mışıl uyuduğunu gördüğü gece doğallıktan çığlık çığlığa caydı ve istilaya karşı gerçekçi çözüm arayışı başladı.

    Mikronezya istibdadının en akıllı yolsuz kodamanları, Muktedir Makropiç’in CIA’sal danışmanı Efraim Gordo, İmaniyet İşleri Reisi Alyoşa Ersaltz ve sarayın girdisini çıktısını ezbere bilen müteahhit Mikron Mikropiç, kafa kafaya verip beyin fırtınası başlattılar.

    Efraim Gordo, “Fareleri en sevdikleri saptanan yiyecekleri zehirleyerek öldürelim!” önerisinde bulundu.

    Müteahhit Mikron Makropiç, “Bence saraydaki her deliğe, kanalizasyon borularına falan duman basalım, öksüre tıksıra kaçar giderler” dedi. “Tarlalardaki kemirgenlere öyle yapıyorlar.”

    Alyoşa Ersaltz, papaz takkesini uzun uzun kaşıdı. Sonra, “Kesin garanti, şaşmaz çözüm bende” diye içini çekti: “Fareleri Tanrı Ol’a imana çağıralım, sarayı Yol ayetlerini okuya okuya gezelim; hepsi kaçar ve hiçbiri bir daha uğramaz!”


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    3 min
  • Cumhuriyet Gazetesinin Yolu - Işık Kansu

    Cumhuriyet Gazetesinin Yolu - Işık Kansu

    Mayıs ayı başından bu yana, 7 Mayıs 1924’te Atatürk’ün önerisi ve katkılarıyla kurulan gazetemizin 100. yılını çeşitli etkinlikler ile kutlamaya başladık. Yıl boyunca kutlamayı sürdürmeyi de amaçlıyoruz.

    Gericilerin ve her dönemin fırdöndüleri, iki Cumhuriyet ile; 1923 Cumhuriyeti ve Cumhuriyet gazetesiyle geçmiş 100 yıl boyunca hep uğraşmışlardır.

    Her iki takımın safsatasına kulak verirseniz 1923 Cumhuriyeti diktatörlüktür, yasaklarla ve baskılarla doludur. Cumhuriyet gazetesi de bu Cumhuriyetin yayın organı olduğu için benzer tutumlar içinde olmuştur!

    Gericilerin tutumu, devrime ve devrimin getirdiği tüm kazanım ve Aydınlanma atılımlarına karşı oldukları için hiç değişmez.

    Fırdöndülere gelince... Onlarınki gereksiz gevezelik, tarihsel bilinçten yoksun, aşağılık duygusu ve işbirlikçiliğe bulanmış laf kalabalığıdır. Üstüne bir de Cumhuriyet gazetesine duydukları kuyruk acısına benzer kini de eklerseniz bu takımın ne mal olduğu açıkça ortaya çıkar.

    Aradaki 100 yıllık süreçte karşıdevrimciler çeşitli ataklarla her iki Cumhuriyeti de hedef almış ama yok edememişlerdir.

    Son yerel seçimler de halkın büyük çoğunluğunun 1923 Devrimi’nden yana ve gericilerin ülke yönetemeyecekleri inancı içinde olduğunu kanıtlanmıştır.

    Cumhuriyet gazetesi de bu süreçte tüm ekonomik ve siyasal baskılara karşın, kendi alanında neredeyse biricikliğiyle tarihsel çizgisini yine korumaya devam etmiştir.

    O tarihsel süreç bellidir: İşbirlikçi, gerici DP iktidarı döneminden 12 Mart cuntasına, 1970’lerde ülkenin adeta bir iç savaşa sürüklenişinden 12 Eylül faşizmine değin tüm baskıcı-gerici yönetimlere karşı direnişlerin önünde ve Türkiye’nin sola, özgürlük, eşitlik ve kardeşliğe açılma penceresinde Cumhuriyet gazetesi vardır.

    12 Mart’ta yazarları işkencehanelerden geçirilmiştir. 12 Eylül’de sahibi dahil, yazarları soruşturmalara uğramasına, cezaevlerinde yatmasına karşın Cumhuriyet gazetesi acı çekenlerin, zulüm görenlerin sesi olmayı sürdürmüştür.

    Aynı durum bugünkü Saray rejimi için de geçerlidir. Cumhuriyet yine halkın çıkarları adına dayanmaya, direnmeye kararlıdır.

    Varsın gericiler ve fırdöndüler; yayımlandığı 100 yıl boyunca ülkenin kültürüne, sanatına, siyasetine, toplumsal gelişimine, düşün dünyasına hiçbir katkıda bulunmamış gibi Cumhuriyet gazetesini birtakım fırsatlar yaratıp karalamaya, küçük düşürmeye çalışsınlar...

    Bildik deyişteki gibi, karaya sabun, deliye öğüt neylesin.

    Cumhuriyet gazetesi, bilinçli okurları, erdemli çalışanları ve kurumu yaşatmakta kararlı yöneticileri ile Atatürk’ün kalıtının, Cumhuriyet Devrimlerinin, halkın yararlarının, dünya barışının ve doğru bildiği aklın yolunda yürümeyi sürdürecektir.

    Gazetemizin 100. yılı kutlu olsun.

    Gazetemizin hafta başından bu yana İstanbul, Ankara ve İzmir’de düzenlediği 100. yıl törenleri, Cumhuriyet’in ne denli kapsayıcı, güvenilir ve kamuoyunda önemsenen bir kurum olduğunu bir kez daha gösterdi.

    İş dünyasından emek kesimine, demokratik kitle örgütlerinden meslek odalarına, spordan kordiplomatiğe, siyasetten kültür ve sanat alanına, okurlarından dostlarına değin üst düzey katılımlarla gerçekleşen törenler gazetemiz Cumhuriyet’in asırlık temellerinin sarsılmaz olduğunun göstergesiydi.


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠










    5 min
  • Olaylar ve Görüşler - Olsa olsa AKP maarif modeli olur - Mustafa Gazalcı

    Olsa olsa AKP maarif modeli olur - Mustafa Gazalcı

    Milli Eğitim Bakanlığı’nca açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, bilimsel eğitim örneği değil, olsa olsa AKP’nin 22 yıldır uyguladığı politikaların yeni bir adımı olabilir.

    AKP, 3 Kasım 2002’de tek başına iktidara gelince hiç zaman yitirmeden 12 Aralık 2002’de eğitimde “acil eylem planı” hazırlamıştı. Orada eğitimde dinselleştirme ve özelleştirme sinyaleri verilmişti. O tarihten bugüne Cumhuriyetin “Öğretim Birliği”ne dayanan, laik, bilimsel, kamusal eğitim adım adım dinselleştirildi, özelleştirildi.

    Bütün bu değişiklikler yasa, hukuk, kural tanımadan yargı kararı dinlenmeden partizanca kadrolaşarak yapıldı.

    TBMM’de bakanlığının bütçesi görüşülürken tarikatlarla işbirliği yapacağını övünerek söyleyen, ÇEDES projesiyle okullara imam görevlendiren, karma eğitimi tartışmaya açan, görüşmeyle (mülakat) yani kayırmayla öğretmen atamayı sürdüren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’den iyi bir şey beklemek büyük bir yanılgı olur. Üstelik Mayıs 2023 seçimlerinden önce Recep Tayyip Erdoğan, söz verdiği halde, kayırma yöntemi sürüyor. Atanmayan öğretmenlerin sesine kulak tıkanıyor.

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan taslak, adından başlayarak dil özeni gösterilmeden, Arapçaya, yabancı sözcüklere boğulmuş bir taslak. Sanki kimse anlamasın diye Batı’dan gelen sözcükler yanında Arapça ve Farsça dinsel terimlere yer verilmiş. Türkçesi varken yabancı sözcükler kullanılmış, bu yönüyle taslak tam bir Arapsaçı olmuş.

    Sözde 10 yıl emek harcanmış da bu görüşler ortaya çıkmış. Peki, bunca eğitim uzmanının bu çalışmalardan neden bilgisi olmamış?

    Çağı yakalamak, öğrencileri aşırı yükten kurtarmak gibi sözler edip sonra laik eğitimden, Cumhuriyetten, Atatürk’ten söz etmemek ne demek?

    Birçok konunun uzmanı, eğitimci, öğretmen sendikaları bu taslağın bilimsel eğitime, akla aykırı olduğunu belirtti.

    Öte yandan nasıl toplumun yönetiminde iyi yasalar yeterli değilse, eğitim niteliğinde tek başına program da yeterli değildir. İyi bir programı besleyen yeterli, nitelikli öğretmen, laboratuvar, uygulama, oyun bahçesi, ders araç ve gereçleri, uygun bir iklim olması gerekir.

    Öğretmen yetersizliği, kalabalık sınıflar, ikili eğitim, iyi eğitim yöneticilerinin olmaması, sınava odaklanan bir öğretim, niteliği düşürmektedir.

    Bu taslak da sorunları artıracak, bundan önceki uygulamalarda olduğu gibi dinselleştirmeyi artıracaktır.

    AKP iktidara geldikten sonra il, ilçe milli eğitim ve okul müdürlerinin çoğunu kendi siyasal görüşüne yakın bir sendika aracılığıyla atadı.

    Başka acı bir durum da bilime, eğitim bilime aykırı bir biçimde okulöncesi ve ilkokul 1., 2., 3., sınıflarda “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersinin önümüzdeki öğretim yılından başlayarak okutulmasıdır.

    Bilindiği gibi AKP döneminde yaz aylarında Kuran kurslarına gitme yaşı sıfırlandı. Kurslar üç günden beş güne çıkarıldı. Kaçak Kuran kurslarındaki cezalar kaldırıldı.

    Yine 2012’de çıkarılan 4+4+4 sistemiyle var olan zorunlu din dersi yetmezmiş gibi “Hazreti Muhammed’in hayatı, Kuranıkerim ve temel dini değerler” adı altında seçmeli dersler getirilerek eğitim dinselleştirildi. Uzun savaşım sonucunda sağlanan sekiz yılık zorunlu kesintisiz eğitim kaldırıldı. Yeni sistemde bütün ortaokullar kaldırılırken imam hatip ortaokulları korundu. Eğitim fakültelerine artı puanla öğrenci gönderen Anadolu öğretmen liselerine son verildi. Bütün çağdaş ülkelerde okutulan evrim kuramı yerine yaradılışın okutulması kararlaştırıldı. Laikliğe, “Öğretim Birliği”ne aykırı olduğu biline biline “Diyanet Akademisi” yasası çıkarıldı.

    Sanki 22 yıldır bunları yaşamamışız gibi bugün AKP’nin seçim propagandasında kullandığı terimi “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” diye bize yutturulmaya çalışılıyor. Hem de

    sanki öğrencinin yükünü azaltmak, çağı yakalamak savıyla bunu yapmaya çalışıyorlar.

    ...

    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠



    6 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.