
Sign up to save your podcasts
Or


İnsanlık tarihi, insanın insanı sömürmesi ve sömürülen insanın buna başkaldırması ile yazılır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919’da başlattığı savaş da bu başkaldırı savaşıdır:
Mustafa Kemal ve arkadaşları, milleti sömüren Osmanlı Ailesine ve bu sömürüden pay aldıkları için onu destekleyen iç ve dış güçlere karşı ayaklanmış ve onları yenerek yeni bir devlet kurmuşlardır.
Şimdi 19 Mayıs 2024’te, Türkiye’nin önündeki mesele yine benzer bir sorundur:
Atatürk ve arkadaşlarının eseri olan Parlamenter Demokratik Rejimi yıkarak yerine padişahlığı andıran bir “Saray Yönetimi” kuran, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denen “Şahsım Devleti”nin toplum sömürüsüne karşı çıkmak!
Atatürk NUTUK’ta, Osmanlı’nın çöküşünü anlattıktan sonra şöyle diyor:
“Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı.
O da milli egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!
İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.
Ya İstiklal Ya Ölüm!”
(Emre Kongar Seçkisiyle, ATATÜRK, NUTUK, İstanbul, Remzi Kitabevi, 2018, s.34)
***
İnsanın insanı sömürme süreci hiç kuşkusuz kaba kuvvete ve ideolojik beyin yıkamaya dayalı bir düzen gerektirir:
İnsanların kabileler biçiminde yaşadıkları dönemde en güçlü olan ailenin/aşiretin ve o ailenin/aşiretin reisinin egemenliği kabul edilmiştir.
Daha sonra tek tanrılı dinler döneminde, krallar, imparatorlar, şahlar, padişahlar, halkı, milleti sömürme eylemlerini kaba kuvvetle birlikte dini inançlara dayalı olarak sürdürmüşlerdir.
İnsanlar bilinçlendikçe bu sömürüye karşı çıkmış, devlet gücünü kullanarak din adına halkı/milleti sömüren ve sadece kendilerine, ailelerine ve yakın çevrelerine çıkar sağlayan yöneticilerin boyunduruğundan kurtulmuşlardır.
İşte Atatürk ve arkadaşlarının yaptığı da budur:
“...Osmanlı hanedan ve Saltanatı’nın devam ettirilmesine çalışmak, elbette, Türk milletine karşı en büyük kötülüğü yapmaktı.
Çünkü millet her türlü fedakârlığı sarf ederek bağımsızlığını sağlasa da Saltanat devam ettiği takdirde, bu bağımsızlığa güvence altına alınmış gözüyle bakılamazdı.
Artık vatanla, milletle hiçbir vicdani ve fikri alakası kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin bağımsızlık ve haysiyetinin koruyucusu makamında bulundurulması nasıl haklı görülebilirdi?” (NUTUK, ss. 35- 36)
19 Mayıs 2024 Türkiye’sinde de hedef, Milli Egemenlik, Cumhuriyet ve Demokrasi adına, tek kişinin “Saray Rejimi”ne ve onun “Şahsım Devleti” vasıtasıyla topluma vurduğu boyunduruğa karşı, barışçı yollarla mücadele etmektir.
Bakın Atatürk, İstiklal Savaşı ile milli irade yani cumhuriyet ilişkisini nasıl kuruyor:
“Ortaya çıkan milli mücadele, dıştan gelen işgale karşı vatanın kurtuluşunu tek hedef saydığı için, bu milli mücadele başarıya yaklaştıkça, milli irade idaresinin bütün esaslarını ve biçimlerini aşama aşama gerçekleştirmesi tabii ve kaçınılmaz bir tarihi süreçti.” (NUTUK, s.37)
Bugün Türkiye’de de gerekli olan “demokratik milli mücadele”, bütün demokratik güçlerin, yeniden milli iradeyi egemen kılacak bir ittifak oluşturmalarını zorunlu kılmaktadır.
Unutmayalım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hem İstiklal Savaşı’nı hem de Cumhuriyetin kuruluşunu birlikte başarıyla götürmüştür!
Dolayısıyla 2024’te de Temel Hak ve Özgürlüklerin yok edilmesine karşı gerçekleştirilecek olan “Demokratik Milli Mücadele” ile “Parlamenter Demokratik Rejimin” kurulma çalışmaları eşzamanlı olarak yürütülebilir.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
28 Şubat davasında tutuklanan emekli generallerden geciken tahliyeye sert tepki: 'Af da değil lütuf da'
1000 gündür tutuklu bulunan emekli komutanların cezaları kaldırıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı kararda gerekçe olarak “sürekli hastalık hali” gösterildi.
***
CHP ‘tematik’ mitinglerine bugün İstanbul Saraçhane’den başlayacak
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, farklı grupların sıkıntılarını gündeme getirmek için yapacağı “tematik” mitinglere bugün İstanbul Saraçhane meydanında atanmayan öğretmenler ile laik ve çağdaş eğitim isteyen ailelerle başlayacak.
***
Resmi Gazete'de yayımlandı: Erdoğan'dan yeni atama ve görevden alma kararları
Atama ve görevden alma kararları AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlandı.
***
Bakan Yerlikaya duyurdu. 20 ilde Sibergöz-39 operasyonu: 74 gözaltı
20 ilde “Yasa Dışı Bahis, Nitelikli Dolandırıcılık, Nitelikli Hırsızlık ve Çevrim İçi Çocuk Müstehcenliği” suçlarına yönelik jandarma tarafından düzenlenen “SİBERGÖZ-39” operasyonlarında 74 şüpheli yakalandı.
***
İYİ Parti’nin kurucularının yarısından fazlası ayrıldı
Türk siyasi yaşamına 25 Ekim 2017’de Meral Akşener, Koray Aydın, Ümit Özdağ önderliğinde “merhaba” diyen İYİ Parti’nin ilk kadrolarında farklı siyaset yelpazelerinden isimler öne çıktı.
***
Telefonda rehberlik hizmetleri veren yedi aktif işletmecinin 2023 geliri 63.3 milyon lira
İsim ve numara sorgulama yanında nöbetçi eczane, ulaşım tarifesi olanağı da sunan işletmelerin geçen yıl aldığı çağrıların toplam süresi 3 milyon 435 bin 468 dakika oldu.
***
Mahkeme kararına rağmen Sağlık Bakanlığı, TTB’ye doğru verileri vermedi
Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet başvurularının kaydedildiği beyaz kod verilerini en son 2023 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu’nda paylaştı.
***
Depremzedeye çadır satan Kızılay şimdi de gayrimenkulleri elden çıkarıyor: 53.8 milyonluk satış!
Türk Kızılayı’na ilişkin tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. 6 Şubat depremlerinde evsiz kalan depremzedelere çadırları para karşılığı veren Kızılay bu kez de taşınmazlarını satmasıyla gündemde.
***
Çetin Doğan: 'Artık çok geç'
İzmir 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden çıkışta Çetin Doğan’ı eşi, akrabaları ve sevenleri karşıladı.
***
‘Tüketimi kısmak gerek’
Garanti BBVA “İhracatta Sürdürülebilir Gelecek” buluşmalarının beşincisini Adana’da gerçekleştirdi.
***
ÇYDD’nin unutulmaz başkanı Saylan 15 yıl önce aramızdan ayrıldı: 'Tarikatlara karşı uyarmıştı'
Cüzzam hastalığının tedavi edilmesinde etkin rol oynayan eski Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, 15 yıl önce bugün, kanser rahatsızlığı nedeniyle 74 yaşında yaşamını yitirdi. Saylan’ın, yaşamını yitirmeden bir ay önce FETÖ kumpası olan Ergenekon davası kapsamında evi basılmış ve gözaltına alınmıştı.
***
UEFA, Adana Demirspor'a Avrupa kupalarından 1 yıl men cezası verdi
UEFA, Adana Demirspor'a vadesi geçmiş borçları nedeniyle Avrupa kupalarından 1 yıl men cezası verdi.
***
Karamollaoğlu'ndan Erdoğan'a 'Sülük' tepkisi: 'Adeta ödüllendirilmiştir'
Temel Karamollaoğlu, Saadet Partili iki müşahidi öldüren Hacı Sülük'ün Cumhurbaşkanı kararıyla cezasının kaldırılmasına tepki gösterdi.
***
Soru bankasındaki bir soruda 'Türkiyeli' ifadesi kullanan yazarın işine son verildi
Üniversiteye hazırlık kitapları hazırlayan Çap Yayınları, bir soruda 'Türkiyeli' ifadesini kullanan çalışanının işine son verildiğini açıkladı.
***
Fenerbahçe başkan adayı Yıldırım, Ali Koç’la bir araya gelebileceğini belirtti: 'Yeni sayfa açalım'
Fenerbahçe'de başkan adaylığını açıklayan Aziz Yıldırım, “Ali Koç’la bir araya geliriz ama önemli olan fikirde anlaşmak. Ben sırf başkan olmak için gelmiyorum. 20 sene yaptım, bana ne katacak başkanlık? Beni anlayın. Ne yapacaksak gelin imece usulü hep birlikte yapalım” dedi.
*Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Ülkemizde Eskişehir Şehir Tiyatrosu denince bir kentin idari yönetim becerisini sanatın özgül ağırlığıyla buluşturan, bu sayede Eskişehir’in çehresini değiştiren, sanatın kitleselleşmesi için çırpınan Yılmaz Büyükerşen akla gelir. Onun sayesinde kurulan Şehir Tiyatrosu ve Senfoni Orkestrası çeyrek yüzyıla yakın zamandır seyircisiyle buluşuyor. Böylesine büyük bir girişimin perde arkasında ise sanatsal yapılanmaya giden büyük bir serüven, ısrar ve inat, gözyaşıyla katmerlenen üretme heyecanı var. 1950’li yıllarda Eskişehir’de Halkevlerinin kapatılmasından sonra sanatla soluk alıp veren, aralarında Yılmaz Büyükerşen’in de bulunduğu gençlerin tiyatro tutkusundan vazgeçmediğini görüyoruz. Nitekim 1968’de İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi başkan yardımcılığına getirilen Büyükerşen üniversite tiyatrosunu kurmak için kolları sıvıyor. Eskişehir’de ilk büyük üniversite, Anadolu Üniversitesi hayata geçtikten hemen sonra Yılmaz Büyükerşen rektör olunca bu defa yepyeni bir eğitim alanı açılıyor: Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı. Böylece Eskişehir nitelikli sanat eğitiminin verildiği bir merkeze dönüşüyor. Konservatuarın ilk mezunları Haller bölgesinde kurulan sahnede halkla buluşunca Eskişehir Şehir Tiyatrosu da filizlenmeye başlıyor.
*
Yalnızca Eskişehir’de değil pek çok büyükşehirde şehir tiyatrosu kurulmasını arzu etmemizin arkasında temel bir doğrultumuz var: Muammer Karaca Tiyatrosu, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu, Ulvi Uraz Tiyatrosu, Kenter Tiyatrosu, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu... İsimler çoğaltılabilir. Bu grupta saydığımız tiyatrolar, adlarını taşıdıkları saygın sanatçıların ömrüyle sınırlıdır. Sanatsal başarılarını tiyatrolarıyla taçlandırmış, bir anlamda bireysel beklentilerine dönem dönem meslektaşlarına da el açarak garantilemiştir. Elden ayaktan düşünce, sahneye çıkamaz olunca, dahası ölünce nice zahmetle kurdukları yapı da kendileriyle birlikte sahneden çekilir. Devlet Tiyatroları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, İzmit Şehir Tiyatroları, Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatroları, Nilüfer Belediyesi Şehir Tiyatroları, Eskişehir Şehir Tiyatroları, İzmir Şehir Tiyatroları... Birçok şehirde hizmet veren başkaca şehir tiyatroları... Kimi yüz yaşını aşan, kimi bu yıl yetmiş beşinci yılını kutlayan yanıyla bir insan ömrünün çok daha ötesine geçerek ülkedeki sanat hareketine büyük hizmette bulunur. Birikimleriyle, tiyatro hareketinin kitleselleşmesi sonucunda özel tiyatroların ulaşabildiği kısıtlı seyirci sayısının çok daha ötesine geçerek ekonomik biletleme sayesinde tiyatroya erişimi kolaylaştırır. Ayrıca bu tiyatrolar, ticari tiyatroların dar bütçe olanaklarıyla oynayamayacağı pek çok oyunu seyirciyle buluşturma yetenekleri sayesinde sanatsal mevzii elde eder. Nitelikli, kalabalık, teknik ihtiyaçları yüksek oyunlarıyla dünya tiyatrosuyla yarıştılar. Öte yandan yolun en başında sanatsal çıtalarını iyi oluşturmaları nedeniyle akademik tiyatro birikimlerini yıldan yıla geliştirerek değiştirilemeyen bir tutarlılığın öncüsü oldular. Kadrolu ve sürekli çalışma mantığının bir sonucu olarak rejisörlük, oyunculuk, tasarımcılık ve dramaturgluk mesleğini yükselterek bugünlere gelmesini sağladılar.
Yılmaz Büyükerşen’den devraldığı bayrağı hiç düşürmeden taşıyan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ayşe Ünlüce’nin de son dönemeçte desteğiyle Eskişehir Şehir Tiyatrosu, böylesine güçlü bir birikimle bu sezon geçmişten devam edenlerle sekiz yetişkin üç çocuk, toplam on bir oyunla seyirciyle buluştu.
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Gazeteci dostum Barış Terkoğlu geçen gün yargılandığı bir davanın sonucunu kamuoyu ile paylaştı. Barış, yargılama sonucunda indirimsiz şekilde iki yıl ceza aldı.
Şayet istinaf onaylar ise Terkoğlu tekrar altı ay cezaevine girecek.
Dava konusu ise Terkoğlu’nun Odatv’de haber müdürü olarak görev aldığı zamanda yapılan bir haber. Bugün bakan yardımcısı o gün ise ağır ceza mahkemesi başkanı olan Akın Gürlek hakkında ANKA Haber Ajansı’nın servis ettiği bir haberin Odatv’de yer alması ve Terkoğlu’nun Cumhuriyet gazetesinde yine aynı kişi hakkında yayımlanan yazısı.
Şikâyet eden kişi yok.
“Yok” diyorum çünkü şikâyetçi meçhul biri ve bir e-posta ile ihbar mektubu gönderiyor bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nun 17 Mart 2020 tarihinde Odatv’de yapılan haber nedeniyle Terkoğlu hakkında “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstemek” suçunu işlediği iddia edilerek kamu davası açılıyor.
Daha sonra İstanbul Terör Suçları Soruşturma Bürosu 28 Eylül 2021 tarihinde Terkoğlu’nun Cumhuriyet’te yayımlanan yazısı nedeniyle yeni bir iddianame düzenliyor.
“Zincirleme suç” işlediği iddia edilerek “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” niteliğinde olduğundan bahisle Terörle Mücadele Kanunu 6/1, Türk Ceza Kanunu 53/1 ve Ceza Muhakemeleri Kanunu 325/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasını istiyor.
Mahkeme de iki davayı birleştiriyor.
Terkoğlu savunmasında haberin ANKA tarafından servis edildiğini, Odatv’nin basın kanununa göre değil internet siteleri kanununa tabi olduğunu ve bu kanunda da yazıişleri müdürü diye bir kavram olmadığını belirtse de olmuyor.
Mahkeme şöyle kanaat bildirmiş:
“Söz konusu haberin her ne kadar ANKA Haber Ajansı’ndan alıntılanmak suretiyle yapıldığı tespit edilmişse de 5651 sayılı kanunun içerik sağlayıcının sorumluluğu başlığı altında düzenlenen 4/2 maddesi ‘İçerik sağlayıcı, bağlantı sağladığı başkasına ait içerikten sorumlu değildir. Ancak, sunuş biçiminden, bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığı açıkça belli ise genel hükümlere göre sorumludur’ uyarınca, haberin yapılış tarzı göz önüne alındığında; Odatv haber sitesinin, yapmış olduğu haberi benimsediği yine içerik sağlayıcıya ulaşılabilmesine imkân sağladığı, bu hali ile alıntılamak suretiyle internet haber sitesi üzerinden yayınladığı suça konu haber sebebi ile sorumluluğu bulunduğu tespit edilmiştir.”
Böyle diyerek Terkoğlu hakkında ceza verilmesini istemiş.
Karar neticesinde de Terkoğlu’na asgari sınırdan uzaklaşılmak suretiyle takdiren ve teşdiden iki yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetti.
Kararda dikkat çeken bir ifadede yer aldı:
“Sanığın yargılama aşamasındaki tutum ve davranışları, kişilik özellikleri, işlemiş olduğu suçtan pişmanlık duymaması dikkate alınarak sanık hakkında TCK’nin 62. maddesinin uygulanmasının yer olmadığına...”
Mahkeme adamına göre karar vermiş yani.
Gerekçeli kararı bekledim. Öyle ya mahkemenin ceza vermesine ve cezayı indirimsiz uygulamasına sebep teşkil edecek “kişilik özellikleri” ve “tutum davranışları” nedir diye merak ettim.
Gerekçeli kararda ayrıntısı yok. Terkoğlu ile konuştum. “Hani mahkemede nasıl bir tutum davranış içerisindeydin ki tecavüzcülere, katillere, uyuşturucu kaçakçılarına, hırsızlara kravat taktığı için dahi uygulanan indirim sana uygulanmadı” dedim. O da anlam veremedi.
Kişilik özellikleri nedeniyle ceza alan sanırım ilk kişi Terkoğlu oldu.
Mesela Terkoğlu benim neredeyse 20 yıllık dostumdur. Kişilik özelliklerini az çok bilirim iyi bir babadır, çok tutumludur, inatçıdır, açık sözlüdür, dobradır, çalışkandır, cesurdur, bilgilidir, hakkaniyetlidir.
Mahkeme Terkoğlu’nun bu özelliklerinden acaba hangisini göz önüne aldı ya da mahkeme Terkoğlu’nun halkın yanında olmasını, iktidarda kim olursa ona muhalefet ettiğini mi kastetmek istedi?
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Şahsımrasinin ne olduğunu bir kez daha dosta düşmana gösterme günlerinden geçiyoruz. 31 Mart’ı takvim yapraklarından silip 2 Mayıs’ı yerleştirme girişimlerini sürdürüyorum. Zamanla bütün taşlar saraya, affedersiniz rayına oturacak!
Bir haftaya ne çok şey sığdırdık.
Yargıtay seçimleri uzun sürdü ama biraz da ben istedim. Turlar uzadıkça, rekabet sertleştikçe kimin ne olduğunu daha iyi görüyorum. Yargıtay’ı hukuktan iyice arındırdık ama yine de bize tam bağlılıkta sorunlar oluyor. Bana az bağlı olanlarla çok bağlı olanlar, benim gölgemde büyüyüp beni aşmaya kalkanlar, istediğim kararları hemen alma yarışında dereceye girenler, başkan seçiminde benim irademe karşı koyma cüreti gösterdiler.
Ben de “Başkan sizdense savcısı bizden” deyip tornamızdan geçmiş bir kardeşimizi savcı atadım.
Nasıl olsa hepsinin üzerinde Saraytay var!
***
Batı, demokrasi hükümet-dışı örgütlerle büyür demiyor mu? Biz demokrasiyi daha ileri götürdük, devlet-dışı örgütleri kurduk. Bunun içine devletin güvenlik görevlilerinin sızması sorun yaratıyor. Devlet memurlarının kuraldı, disiplindi kimi gereksiz takıntıları olduğu için lastik bir yerden patlıyor.
Ayhan Bora Kaplan adlı girişimci bir vatan evladının soylu mu soylu bir bakanımızla son derece yararlı bağlantılarının ömrü dolmuştu. Bir de başımızda gri liste belası var. Şimşek bastırıp duruyor, “Ülke suç ve suçlu cenneti oldu diyorlar. İMF, Dünya Bankası bu tür iddialara karşı duyarlı. Yasadışı örgütlenmelerin tümünü ortadan kaldıralım” diye.
Ne güzel işte, ülkeyi cennet yapmışız... Neyse bir grup operasyona izin verdim. Bunları gösterip “dünyanın yolsuzlukla en yoğun mücadele eden ülkesi” unvanını alacağız.
Memlekette sosyal adaletten hukuka ne varsa temizliyorum. Bizden iyi temiz toplum neferi mi bulacaklar.
Karışık haberler çıkınca bastım demeci:
“Kuklayı da kuklacıyı da biliyoruz!”
Biz nasıl bir hu-kukla hareket edilmesi gerektiğini gayet iyi biliyoruz. Her kukla, ona uygun bir hukukla her türlü işlevi görür. Ne demek istediğim bir süre sonra daha iyi anlaşılacak.
Küçük bir ipucu vereyim; ortağımın da başında Ateş gibi bir dava var. Ateş’in alevi arada bir ortağıma doğru yürüyünce hemen feryadı basıyor:
“Bizi terk edemezsin, sensiz olmaz, bin yıl beraberiz...”
***
Çevremde kalın kalın fidanlar var. İyi yetiştiler. Geçen gün güzel bir deney paylaştılar. Köylü fareleri bir çuvala koyup kasabaya götürüyormuş. Otobüste giderken her on dakikada bir çuvalı sallayıp yönünü değiştiriyormuş. Öteki yolcular dikkatle izleyip bunun nedenini anlamaya çalışıyormuş.
Bulamayınca adama sormuşlar. Şu yanıtı vermiş:
“Onları rahat bırakırsam çuvaldan çıkmanın yolunu bulmaya çalışırlar. Çuvalı kemirirler. On dakikada bir sarsınca şaşırıyorlar, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Bir şeyler sezinceye kadar on dakika doluyor. Bir daha sarsıyorum.”
O kadar hoşuma gitti ki.
Milleti sars ki devlet yaşasın!
Millet maaşa zam beklerken bas tasarrufu!
Millet yumuşama beklerken bas ağır hapsi!
Millet nefessiz kaldım derken bas özgürlük oksijeni!
Millet bunlara alışmaya başlamışken üret yeni bir düşman!
Düşman üretmekten kolay ne var, hiçbir yerden bulamazsak içimizden buluruz!
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
28 Şubat'ta tutuklu komutanların cezaları kaldırıldı: 5 komutan tahliye edilecek!
Adli Tıp Kurumu’nun hapishanede kalamayacakları yönünde raporu bulunan tutuklu komutanların cezaları, ilgili maddenin yaklaşık bir yıl sonra işleme konması ile kaldırıldı.
***
İl başkanlarına kızdı: Erdoğan ‘Çalışmıyorsunuz’ çıkışı yaptı
Erdoğan’ın, seçimin yenilgiyle sonuçlandığı Eskişehir, Çorum, Ankara ve İstanbul il teşkilatlarına, “Bu işler sadece yatırımla olmuyor, biraz gayret gösterin” tepkisi gösterdiği iddia edildi.
***
15 yaş altında 130 çocuk doğum yaptı!
TÜİK istatistiklerine göre 15- 17 yaş grubunda 6 bin 505, 15 yaş altında 130 çocuk doğum yaptı. 18 yaş altı doğumların suç olduğunu, denetimlerin artırılması gerektiğini vurgulayan hukukçular “Çocukları koruyamıyoruz” dedi.
***
TBMM Çocuk Hakları Alt Komisyonu'ndan dikkat çeken soru: ‘Depremin etkilediği çocuklara dini terapi yapıyor musunuz?'
TBMM Çocuk Hakları Alt Komisyonu, Kahramanmaraş merkezli depremlerin çocuklara etkisine ilişkin sunumları dinlemek için toplandı. Toplantıda sunum yapan Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yeşim Ünal Kılıç deprem bölgesinde yaptığı gözlemleri aktardı.
***
Bakanlığın TUS ve DUS mesleki bilgi puanı değişikliği tepki çekti: ‘Eğitimde eşitliği köreltir’
Sağlık Bakanlığı’nca Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS) yönetmeliğinde değişikliğe gidildi.
***
Mahkeme iki kere iptal etti, bakanlık yeniden onayladı: Tarım arazisine maden!
Mahkemenin iki kere iptal ettiği, Malatya Yeşilyurt’taki kalker ocağı projesi 2009/7 sayılı genelgeyle yeniden onaylandı.
***
Sosyalleşmek için temel ihtiyaçlarından kesinti yapıyorlar: Öğrenciler zorda
21 yaşındaki gencin sözleri üniversitelilerin yaşadığı zorluğa ayna oldu: “Et yiyemiyorum, sebze de pahalı. Sinemaya gitmek istesem, o gün başka hiçbir şeye para harcamıyorum.”
***
Tarım devlet eliyle bitiriliyor
Tarım ülkesi olan Türkiye’de ipotekli tarım alanı da 42 milyon 360 bin 880 dekara ulaşırken ipotekli çiftçi sayısı 2 milyon 230 bin 758 kişi oldu. Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, çiftçinin üretmek için borçlandığını aktararak, “Bu iktidarın politikası. Çünkü Türkiye’de tarım şirketleştirilmek isteniyor. Küçük çiftçilerin ve köylülerin topraklarından kopmasını ve bırakmasını istiyorlar” dedi.
***
Celal Karadoğan, Cumhuriyet'e konuştu: ‘İktidar mış gibi yapıyor’
Genç Engelliler Gençlik ve Spor Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Celal Karadoğan, engelliler haftası kapsamında engelli yurttaşların sorunlarını Cumhuriyet’e anlattı.
***
‘Yeni sistem daha büyük sorun’
Sağlıkta yeni randevu sistemine karşı sağlık emekçilerinden uyarılar art arda geliyor.
***
Her yıl binlerce kadın rahim ağzı kanserinden yaşamını yitiriyor: Önlenebilecek ölümler
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, iki yıl önce HPV aşısının ücretsiz uygulanacağı sözünü vermişti. Bakanlığın yapamadığını İBB ve ABB yaptı.
***
Özel’den Kobani Davası'na ilişkin ilk açıklama: 'Bu dava siyasi bir dava'
Kobani Davası kararının açıklanmasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel'den ilk açıklama geldi. Özel, karara ilişkin "İlk günden beri takındığım tutumu değiştirecek değilim. Dava, siyasi dava" değerlendirmesinde bulundu.
***
TBMM Genel Kurulu'nda 'Kobani davası' tepkisi: Vekiller protesto etti
TBMM Genel Kurulu'nda DEM Partili milletvekilleri, Kobani Davası'nda açıklanan kararlara tepki gösterdi. Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, protestolar üzerine birleşimi kapattı.
***
Acun Ilıcalı Fenerbahçe'de: Ali Koç'un teklifini kabul etti!
Hull City'nin sahibi Acun Ilıcalı'nın Ali Koç'un teklifini kabul ettiği ve yönetim kuruluna girmeye karar verdiği belirtildi.
*Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Kamuda Tasarruf Paketi, yıllardır süren ekonomik krizin önüne bir türlü geçemeyen iktidar tarafından geçtiğimiz günlerde kamuoyuna sunuldu. Kamu harcamalarında en az 100 milyar liralık bir kısıntı öngören tedbirler Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından düzenlenen toplantıda açıklandı.
Paketin açıklanmasıyla birlikte, kamuda yapılması planlanan kısıntıların daha fazla öne çıkarılan yönleri, birden fazla maaş alma uygulamasının kaldırılması, yönetim kurulu ücretlerine tavan sınır getirilmesi ve yabancı taşıt kullanılmaması gibi uygulamalar oldu. Ancak alınan tedbirlerin bir de farklı yönü, bir başka deyişle buzdağının görünmeyen yüzü vardı. Fazla üzerinde durulmayan bu tedbirlerin faturası ise iktidar yandaşları yerine yine halka kesilmişti.
Buna göre kamuda çalışanların işe gelip gitmelerini sağlayan servisler kaldırılacak, üç yıl boyunca yeni personel alımı yapılmayacak, destek personeli sayısı ise zaman içinde azaltılacaktı. Tedbirler bütünüyle incelendiğinde Mehmet Şimşek’in her zaman yapmaya çalıştığı gibi asıl yükü ayrıcalıklı azınlık yerine emek gücü ile ay sonunu getirmeye çalışanlara yüklediği görülüyordu.
Bu tablo, açıklanan paketin göstermelik olduğunun kanıtıdır. AKP her zaman yaptığı gibi görünenlerin ardına gizli kalmasını istediklerini de ekleyerek ve mevcut düzeni koruyarak toplumu yanıltma yoluna gitmiştir. Nasıl ki 2010 referandumunda 12 Eylül darbesi ile hesaplaşma adı altında yargı ele geçirildiyse ve erkler ayrılığına son verildiyse, bugün de kamuda tasarruf adı altında emekçilere yeni yükler yüklenmekte, asıl tasarruf etmesi istenen kesimin yine dar gelirliler olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bütün rahatsızlıklar ve uyarılar karşısında lüks ve şatafattan ısrarla vazgeçmeyen, yandaşlarını birden fazla maaşla ödüllendiren ve ekonomik bunalım yıllardır artarak devam etmesine rağmen tasarruf konusunda hiçbir adım atmayan hükümetin, yerel seçimlerin kaybedilmesinin getirdiği büyük şok ve tedirginlikle böyle bir hamle yapmaya karar verdiği ortadadır. Amaç öncelikle halkın gözünü boyamak ve krizle mücadele için sözde ne türlü fedakârlıklara katlandıklarını göstermektir.
Önceki bakanlık döneminde ve özellikle son bir yılda açıkça anlaşılacağı üzere, Mehmet Şimşek’in ekonomi politikasının dar gelirli kesimlerin refahını kısıtlayarak ve onların alım gücünü düşürerek enflasyonu önleme amacı güttüğü artık herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu politikayı prensip edinmiş bir ekonomi bakanından emekçilerin haklarını koruyan bir tasarruf paketi beklemek ise en hafif tabiriyle hayaldir.
Gerçek tasarruf, yandaşları devlet kasasından zengin eden ve kazananı önceden belli olan ihalelerin önüne geçerek, devlet bankalarından aldıkları kredileri ödemeyenlerin borçlarını ödemeleri sağlanarak ve yüklü vergi borçlarını affetmek yerine o borçları tahsil ederek yapılabilir. Bunları yapmadan tasarruftan bahsetmek asla samimi ve inandırıcı olmaz.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
“Şeytan en büyük günahları işleteceği zaman, onları önce sevap diye yutturmaya çalışır.” Bilen bilir; Shakespeare’in Othello’sunda geçer bu ünlü söz. Kadimliğiyle asırlardır bugünü selamlar.
İlk olarak Patronlar Dünyası’ndan Toygun Atilla yazdı: Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında “kumpas” kurmakla suçlanan Emniyet müdürlerinden biri, suç örgütünün avukatından 300 bin dolar rüşvet aldı. İddia o ki idari tahkikat sırasında da bu rüşveti “Menzil’e yardım topluyordum. Rüşvet değil, hayırlı bir iş için alınan paraydı” sözleri ile savundu.
Suçu böyle savunan o Emniyet müdürünün Menzilci olduğundan şüpheliyim lakin suçuna yaptığı kalkanın arkasında yalnız olmadığına eminim.
Arşiv işte, unutmuyor: Bundan sekiz yıl önceydi. Fİ Yapı adlı inşaat şirketinin patronu Fikret İnan, FETÖ’nün finans ayağına yönelik soruşturma kapsamında hâkim karşısındaydı. Savcı tutuklanmasını talep ediyordu. Sulh Ceza Hâkimi Hasan Akdemir sorguya ara verdi ve odasına çekildi. Orada, birazdan hakkında karar vereceği İnan’ın “FETÖ’cü olmadığını” ve bu nedenle onu serbest bırakacağını, işadamının avukatı Halil Canbolat’a söyledi.
Gelin görün ki...
Sorgu bittiğinde Fikret İnan “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” ve “silahlı terör örgütüne üye olma” suçlarından tutuklandı. Hemen ardından, İnan’ın avukatı tekrar hâkimin odasına girdi ve “Hani tutuklamayacaktınız” diye sordu.
Hâkim Akdemir de “Polis ve savcı 15 gün içinde yeni delil sunacak, eğer olmazsa bizzat ben bırakacağım” diye vaatte bulundu. Neler oluyordu? Bir hâkim ve avukat nasıl böyle bir diyaloğa girebilirdi?
Sonrasında neler olmadı ki... Fikret İnan gerçekten cezaevinden çıktı. İnan’ın tahliyesindeki hizmetlerinden dolayı hâkim Hasan Akdemir’in ise 1 milyon dolar istediği ileri sürüldü. Hatta, eğer o para verilmezse FETÖ şüphelisi işadamı yeniden tutuklanacaktı!
Gün geldi, tekrar cezaevine girmekle tehdit edilen FETÖ şüphelisinin avukatı hâkim Hasan Akdemir’le adliyede buluştu. Hâkim Akdemir odasının kapısını kapadı, televizyonun sesini açtı ve duyulan o ki şöyle dedi:
“Ben aslında 1 milyon lira istedim. Aracı kişi haberim olmadan miktarı 2 milyon 100 bin liraya çıkardı. İstediğim 1 milyon lirayı kendim için almayacağım. Hayır işleriyle uğraşan birisine vereceğim. Dört fakire 250 bin liralık birer daire aldırtacağım.”
Fikret İnan’ın avukatı itiraz edince ise, şöyle dedi hâkim Akdemir:
“Ben Robin Hood’um, zenginden alıp fakire veriyorum. Bizim cemaatimiz bu tür iyi işler yapıyor.”
Evet, adalet dağıtmakla görevli bir hâkim, cübbesinin gücünü kullanarak rüşvet almaya çalışıyordu. Bunu da “cemaatimiz” dediği Menzil cemaatinin bir “sofi”si, yani müridi olarak yapıyordu. Ve bu tablo, Türkiye tarihinin en tehlikeli örgütlerinden FETÖ ile mücadelenin perde arkasında yaşanıyordu.
Rüşvetlerin ardı arkası kesilmedi. Ve öyle bir noktaya vardı ki mesele...
Takvim yaprakları 18 Nisan 2017’yi gösteriyordu.
Olaydan haberdar olan savcılık ve Emniyet, suçüstü yapmak için Fikret İnan’dan yardım istedi. Öyle ki kendisinden rüşvet isteyen hâkim ile buluşmada İnan’ın pantolonunun içine iki ayrı ses kaydedici cihaz yerleştirildi.
Her şey o kadar trajikti ki...
Düşünün... Devletin yargısı ve polisi, halen Fethullahçı Terör Örgütü’ne üye olmakla ve örgütü finanse etmekle suçlanan bir işadamıyla işbirliği yapıp başka bir tarikatın müridi olan görevdeki bir yargı mensubuna suçüstü yapmak durumuna düşmüştü. Evet, çok acıydı!
Suçüstü yapıldı. Hâkim Hasan Akdemir tutuklandı. İfadesinde Menzilci olduğunu ve tarikata yardım ettiğini tekrarladı. Başka dosyalarda da rüşvet almakla suçlandı. Yıllarca yargılandı...
Demek istediğim...
Bu meselelerde rol alan şüpheli insanların kimliğinde yazan isimler önemli değil. Asıl yüzleşmekten korktuğumuz çok daha büyük bir lağım var. Yıllardır kokuyor ve artık taşmak üzere. Kurutmazsak hepimiz içinde boğulacağız.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Eğitimi içine düştüğü tıkanıklıktan, iktidarın atadığı bakan da seçtiği yandaşları da kurtaramaz.
Kurtarıcılar seçkin eğitimciler arasındadır.
Bilge kisvesine bürünenler hangi düzeyde olursa olsunlar, toplumun geleceğini belirleyecek atılımcı girişimlerin dışında tutulmalı. Onlar, tarihsel gelişmelerin hep ileriye doğru yol aldığını kavrama yeteneğinden yoksun, aydınlığın şafakla başladığını göremeyecek denli de bilgi körüdürler. Güçleri yetse eğitimin kökleşmiş uygulamalarını yıkıp Cumhuriyet döneminin çağdaş kıldığı laik okulları tekkeye çevirecekler.
Oysa Cumhuriyet Devrimi’nin temeli, tarihsel süreç içinde Atatürk daha çocukken atılmıştır. Şöyle ki babası Ali Rıza Efendi, oğlu Mustafa’yı dinsel öğrenim yapan mahalle mektebinden almış, eğitimde çağdaş yöntemlerin uygulandığı o dönemin eğitim atılımcısı Şemsi Efendi’nin okuluna vermiştir.
Kaşgarlı Mahmut 11. yüzyılda, Türkçenin Arapça, Farsça gibi gelişmiş bir dil olduğunu kanıtlamak amacıyla Karaman’ın köylerini, kentlerini yıllarca dere tepe dolaşarak topladığı sözcükleri bir araya getirdiği Divanu Lügatit Türk adlı dört ciltlik sözlüğü kültür dünyamıza armağan etmiştir. Sözlüğün ilk sayfasına da halk ağzından derlediği “Erdemin baş dil” atasözünü koymuştur.
Atatürk de Kaşgarlı gibi, geçmişi geleceğin mantığıyla kavrayan bir devrimcidir. Cumhuriyetin ilanından sonra, Türk Tarih Kurumu’yla ulusumuzun kaynaklarına varışın, Türk Dil Kurumu’yla da dilimizin bugünkü düzeyine varışının yolunu açmıştır.
Cumhuriyet gazatesinde çoğunlukla bilim insanlarının yazılarına yer verilen “Olaylar ve Görüşler” sayfası, gençler açısından üniversite değerindedir. Eğitim konusunda onlarca kitap yazan öğretmen kökenli Mustafa Gazalcı, o sayfada yer alan “Olsa olsa AKP maarif modeli olur” başlıklı yazısında, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin dilini eleştiriyor:
“‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adıyla sunulan taslak, adından başlayarak dil özeni gösterilmeden Arapçaya, yabancı sözcüklere boğulmuş bir taslak. Sanki kimse anlamasın diye Batı’dan gelen sözcükler yanında Arapça ve Farsça dinsel terimlere de yer verilmiş.”
Soru yanıtlanmalı, gerçek kavranmalı!
Gazalcı, yazsının sonunda “model”i hazırlayanlara şu soruyu yöneltiyor:
“Peki, bunca eğitim uzmanının bu çalışmalardan neden bilgisi olmamış? Çağı yakalamak, öğrencileri aşırı yükten kurtarmak gibi sözler edip laik eğitimden, Cumhuriyetten, Atatürk’ten söz etmemek ne demek?”
Ergin Yıldızoğlu da “Laik Cumhuriyete ölümcül saldırı” başlıklı yazısında gerçeği dile getiriyor:
“Çok açık ki Türkiye, laik Cumhuriyetin son kalesi bilimi, akılcılığı kaybetme noktasına gelmiştir. Artık tehlike bugünden öte, gelecek kuşakları da hedef almaktadır.”
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında yeni gelişme: 3 sivil ile 1 komiser daha gözaltına alındı
Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner ve Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan geçtiğimiz günlerde gözaltına alınmıştı. Devam eden soruşturmada bugün 3 sivil şahıs ile 1 komiser daha gözaltına alındı.
***
Bakan Ali Yerlikaya açıkladı. 7 ilde 'Mahzen-47' operasyonu: Suç örgütü çökertildi!
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Hatay merkezli 7 ilde yapılan “Mahzen-47” operasyonları ile elebaşılığını İsmail Azar ve Hamza Mutlu’nun yaptığı organize suç örgütünün çökertildiğini ve elebaşlarının da aralarında bulunduğu 51 şüphelinin yakalandığını açıkladı.
***
İktidar partisinin oluşturduğu devlet yapısı içindeki ayrılıklar su yüzüne çıktı: AKP bürokrasisinde kavga
Ankara’daki suç örgütü Ayhan Bora Kaplan grubuna yönelik operasyonun farklı boyutları, iktidar partisinin oluşturduğu bürokrasideki iç kavgayı bir kez daha ortaya serdi.
***
Bütçe faize çalışıyor: Nisan ayında gelir 595.8 milyar TL, gider 773.6 milyar TL ve açık 177.8 milyar TL oldu
Nisan 2024 ile ilgili bütçede, Nisan 2023’e kıyasla giderler yüzde 93.2, gelirler yüzde 122.3 artarken faiz giderleri yüzde 230.5 yükselişle 114 milyar liraya ulaştı.
***
Özgür Özel İYİ Parti'yi ziyaret edecek
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu'nu ziyaret edecek.
***
Yargıtay’ın yeni başkanı Kerkez, ilk mesajını verdi: Sorunları çözmemiz gerek
Eski Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca’nın dört yıllık görev süresinin 24 Mart’ta dolması nedeniyle Yargıtay üyeleri 25 Mart’ta sandık başına gitti.
***
Randevu bulamayan acile yükleniyor
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2023’te hastanelerin acil servislerine başvuru sayısı 150 milyonu aştı.
***
Tarım ve Orman Bakanlığı, Bodrum’daki doğal sit alanındaki tesisini büyütmek için izin aldı: Korumuyor, katlediyor
Usuluk Koyu Tabiat Parkı’nda devlet mülkiyetindeki ormanlık alanı kapsayan bölge 2. derece doğal sit alanı ve önemli doğa alanı olarak tescilli.
***
12 saniyede 25 milyon dolarlık kripto para çalmakla suçlanan kardeşler tutuklandı
Amerika Birleşik Devletleri'nde 20'li yaşlarındaki iki kardeş, 12 saniye kadar kısa bir sürede 25 milyon dolar çalmakla suçlanıyor. Savcılar kardeşlerin 'çok sofistike bir teknolojiyle aylarca üzerine çalıştıkları planı saniyeler içinde uyguladıklarını' söylüyor.
***
İliç faciasından sorumlu maden şirketine karşı yatırımcılar harekete geçti: SSR Mining’e yeni davalar
Erzincan İliç’te 13 Şubat’ta siyanürlü toprak kaymasının meydana geldiği Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde yığının altında kalan işçileri arama çalışmaları sürerken Anagold Madencilik’in ana ortağı SSR Mining’e art arda dava açılıyor.
***
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na Yargıtay Daire Başkanı Muhsin Şentürk seçildi
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, Can Atalay kararına imza atan Yargıtay 3. Ceza Daire Başkanı Muhsin Şentürk atandı. Şentürk'ün Yargıtay Başkanlığı seçiminden Erdoğan'ın ricasıyla çekildiği iddia edilmişti.
***
77. Cannes Film Festivali’nden notlar
Altın Palmiye adaylarının ilki, bir ilk film. Agathe Riedinger (1985) imzalı “Diamant Brut” (İşlenmemiş Elmas) doğal olarak Altın Kamera’nın da adayı. Ana seçkide başka ilk film de yok zaten. Üstelik, yazdığı senaryolar ve gerçekleştirdiği kısa filmlerle adını duyurmuş olan Agathe Riedinger, yarışmada yer alan dördü kadın 22 yönetmenin en gençlerinden biri olma özelliğine de sahip.
***
Esenyurt’ta 2 motosiklet sürücüsü sokak ortasında rastgele ateş açtı
İstanbul Esenyurt’ta gece saatlerinde 2 motosiklet sürücüsü tarafından sokak ortasında evlere ve arabalara ateş açıldı. Olayı gören yurttaşlar büyük paniğe kapıldı.
...
*Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed