
Sign up to save your podcasts
Or


Melih Cevdet Anday’ı 2002 yılında yitirmiştik. Ozan, roman tiyatro-deneme yazarı Anday, toplumumuzun -Cumhuriyetle gelen- “Aydınlanma” döneminin en parlak temsilcilerinden biridir. Ozanlıkta doruğu yakalamış bir imge sihirbazı, titiz bir anlatı ustası, düşünceyi sohbet lezzetiyle kotaran bir denemeci, yaman bir sahne metni işçisidir.
Anday tiyatrosunun temel çıkış noktası karakter ya da olay değil, oyunların iç devinimini belirleyen “durum” ve “diyalog”dur. Bu bağlamda, 60 yıl önce yazılmış ve ilk kez 1964-65 döneminde İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmiş olan “İçerdekiler”, “Mikado’nun Çöpleri” ile birlikte, Anday’ın başyapıt niteliğindeki tiyatro yapıtlarını oluşturur.
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın Ankara turnesinde sunduğu oyunlardan biri ‘İçerdekiler’di. Oyunu Mert Kırlak yönetmiş. Aylin Önen-Alp Ateş imzalı sahne tasarımı ve Mustafa Kala’nın ışık düzenlemesiyle gerçekleşen yapımın dramaturgu Şafak Özen.
Oyun, bir siyasi bölüm başkomiserliğinin sorgu odasında geçiyor. Komiser, Tutuklu (Öğretmen) ve Kız (Baldız) yapıtın kahramanlarıdır. Tutuklu 345 gündür gözaltında tutulmaktadır. Ne ki uzayıp giden sorgu eyleminin yıpratıcılığına karşın, kendisine yöneltilen “düşünce suçu”nu üstlenmemiştir.
Oyunun iki perdesinin her birinde iki karakter yer alır. Her bölümde temel eylem sözel çatışmadır. Bu çatışma, Harold Pinter oyunlarında olduğu gibi, bir “sorgulama süreci” içerir. Oyunculuktaki tartımı belirleyen de sözel çatışmadan kaynaklanan gerilimdir. “Bu oyunda tiyatronun özüne gitmek istedim” diyor Anday. “Benim için sadece diyalogdu önemli olan.”
Oyunun “dramatik enerji”si “zaman baskısı” yoluyla gerçekleşir. Komiser, üstlerinden gelen baskıyla, suçlu olup olmadığını bilmediği bir tutukluyu neredeyse bir yıldır konuşturmaya çalışmaktadır. Kendisine verilen iki günlük ek süre içinde bunu başarmak zorundadır. Tutuklu’nun direnişi ise -özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle- yaşadığı cinsel baskı sonucunda kırılma noktasına gelmiştir. Oysa Komiser, Tutuklu’nun içinde bulunduğu cinsel bunalım giderilirse onunla iletişim kurabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle, o gün kocasını görmeye gelecek olan eşiyle ilişkide bulunmasına izin verecektir.
“İletişim”i andıran bir konuşma eylemi görüntüsü içinde sürüp giden -ilk perdedeki- tartışma, sıradan “bürokratik dayatma” ile “aydın kişi mantığı”nın çatışmasından başka bir şey değildir. “İletişim” gerçekleşmeyecektir.
İkinci perdede, polis merkezine karısı yerine baldızının geldiğini gören Tutuklu, Komiser’in kendisine verdiği yarım saatlik süreyi tasarlandığı biçimde değerlendirmeye çalışır. Bu kez de “içerdekiler” ile “dışardakiler”in mantığı çatışacak, zaman baskısı Tutuklu’yu bir önceki bölümde Komiser’in sergilediği konuşma biçimini benimsemeye yöneltecektir. Anday şöyle diyor: “Kişilerimin karakterini önceden düşünmedim, konuştukça kazandılar karakterlerini. Tutuklu’nun dramı, ikinci perdede istemeden Komiser’e benzemesindeki dram da kendiliğinden çıktı ortaya. Elde etmek isteyen zalim oluyordu...”
‘İçerdekiler’ bir “iletişim” oyunudur. İkinci perdede Tutuklu ve Kız arasında “iletişim” gerçekleşecek midir?
Oyunu Ankara turnesinde, dekoru, ışık kullanımını ve oyuncuların hareket düzenini zorlayan büyüklükteki Şinasi Sahnesi’nde izledim. Bu durum, daha göz göze, soluk soluğa gerçekleştirilmesi gereken yorumlar yerine, sahne boşluğunu doldurmaya yönelen bir hareket ve ses dönüşümü benimsendiğini gösteriyordu. (Sahne olayını Eskişehir’in Haller Sahnesi’nde izlemiş ve izleyecek olan seyircilerin daha şanslı olduğunu düşünüyorum). Yönetmen Kırlak’ın ve tasarımcıların, dekoru dünyanın herhangi bir yerindeki bir sorgu uzamı olarak alımlayıp gerçekleştirmiş olmaları doğru bir yaklaşım içeriyor. (Anday’ın oyunu yazmaktaki amacı, gözaltı eyleminin insan haklarını hiçe sayan boyutlarına izin verilmemesi konusunda toplumları ve yönetimleri uyarmaktır).
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Gazetemizin dünkü birinci sayfasını anımsayın. Manşetin sağ tarafında beş sütun kıpkırmızı renge bürünmüş; 19 Mayıs’ın değerleriyle yeniden coşkulu kutlamalarının, dipten gelen dalgalarının yansımalarından karelerle paylaşılmasının sayısız örneklerinden sayfalara sığdırılabilenlerinin okurlarla buluşturulmasının çabası... Solda iki sütun içinde, siyaha bürünmüş renkleriyle İran’ı sarsan kaza ile dünyanın alarma geçtiğinin ön bilgileri...
Sizi bilemem ama kendi adıma öncelikle ülkemiz, sonrasında da dünya çapında gelişmelerin, yaşananların bütünlüğü içinde, uzun yıllardır hiç değişmeyecek izlenimi veren karabasanın sonlarına gelindiği duygularımı, öngörülerimi, özlemlerimi besleyip durmakta. “Artık hiçbir şey eskisi gibi sürüp gidemeyecek” inancımı giderek, kaygılar sürse de pekiştiriyorlar... Benzetmek ne kadar doğrudur bilemesem de çok farklı renkleri olsa da ülkemiz ile dünyada yaşananlar ile, Hitler’in son yıllarında yaşanan dünyanın kaoslarının bütünlüğünde olup bitenlerden kimi sonuçları okumaya çalışırsak... Dünya paylaşım dengelerinde yaşananların arasında, bilimsel, teknolojik gelişmelerin, canlıların yaşamlarında olumsuz patlamaları, çelişkilerine karşılık da... Neden sonuç ilişkileri üzerinden kimi benzerliklerin yaşanabileceği duygusunu alıyorum...
Doğayı katletmemiz üzerinden gelen ürkütücü olumsuz sonuçlar, teknolojinin yaşamla çelişen kullanımının önlenemez yükselişi çabası... Ortada çırçıplak, yüzümüze çarpan ağır gerçeklerimiz, ödemekte olduğumuz bedeller var...
Bir yanda yapay zekâ, en kötü niyetli ellere düşürülme riski ile karşımızda, diğer yanda sadece siyasal İslamın değil, bilinen tüm dinler, ırklar üzerinden alt kimliklerin, aşiretlere uzanmış boyutları, patlamaları ile yüz yüzeyiz. Bilimin, felsefenin ortaya koymakta olduğu gerçekler üzerinden ise her tür alt kimlik insan haklarına aykırı hızla gelişti. Ülkemiz, bölgemizde de ağırlıklı, ırkçılığın yüzlerle, kör dinsel inançlar ile aşiretçiliğin ise insan haklarını binlerce yıllar geriye çekebileceklerinin örnekleri ile yüz yüzeyiz.
Günlük yaşamımızı sürdürebilmenin karabasanında, insanca yaşayabilmenin ilk adımlarının, ülkemiz, Anadolu topraklarında yaşayanlarımız için tek çıkış yolunun, sil baştan Cumhuriyet değerleri, Atatürk’ün en zorlu koşullarda devrimci çıkış yolu, kurtuluş-kuruluş savaşımları değerlerine dönüşte olduğunu kavramamız, buluşmamız, yaşanmış yakın tarihimizden gelen bilinçaltımızın ürünü, dip dalgalarını oluşturmuyor mu? Arkası elbette evrensel değerleri ile, çağdaş yaşamın, bilimin yol göstericiliğinde gelebilmeli.
Yıllardır beynimize sokulmuş kirli çıkarlar ağının ahtapotunun yönlendirmesine boyun eğmiş olarak, yaşamaya çalıştıkça, bedel ödememek uğruna sesimizin soluğumuzun kesilmesinin alışkanlığında sustukça başımıza gelenler ortada... Dibe çekilmenin, daha çok bedel ödemek zorunda kalmanın sonu gelmiyormuş değil mi? Sustukça, boyun eğdikçe ödemek zorunda kaldığımız bedellerin ağırlığında nefes alabilenlerin oranları aşağı çekildikçe çekildi. Nefes alamayanlarımız artık yüzde doksanların üzerinde. Alabilenler karanlık kirli kuyudan pay alabilenler olarak giderek oransal da azlamaktalar.
“Kurtuluşumuz yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz...”
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Ayhan Bora Kaplan soruşturması, 8 Eylül 2023’te Esenboğa Havaalanı yolundaki sert operasyonla kamuoyu gündemine oturdu. O gün Kaplan’ı apar topar gözaltına alan polislerin hemen tümü Kaplan’ın suçlarından daha ağır iddialarla gözaltına alındı.
Artık geride kaldığı sanılan, yine at izinin it izine karıştığı bir süreçten geçiyoruz. Sapla saman, beyle yaman, karman çorman!
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile önceki bakan Süleyman Soylu’yu yukarıda aktardığımız tablonun olmadık yerlerine oturtanlar var. Hal böyle olunca Soylu’nun devamı Bahçeli’ye, Yerlikaya’nın devamı Erdoğan’a çıkıyor.
Her şeyin birden alabora olmasına, darbe iddialarının bürokratik vesayete karışmasına neden olan süreç gizli tanıkla başladı.
***
Suç örgütünde Ayhan Bora Kaplan’dan sonra gelen ikinci adam Serdar Sertçelik’ti. Soruşturma devam ederken Sertçelik M7 kod adıyla gizli tanık oldu.
Ama ne gizli tanık!
Verdiği 19 sayfalık ifadeye bakılırsa suç örgütünün bir ucu MHP’de, bir ucu AKP’de, bir ucu bakanlara uzanıyor bir ucu saraylara... Sertçelik gizli tanık olduktan sonra denetimli olarak serbest kaldı. Ardından yurtdışına çıkarıldı. Şehrin dışına çıkması yasak, yurtdışına çıkmış. Demek ki iyi denetlenmiş! Ve konuşmaya başladı. Dosyadaki M7 kod adlı gizli tanığın kendisi olduğunu açıkladı. İfadesinde nelerin olması gerektiğinin öğretildiğini anlattı.
İşte bu noktadan sonra soruşturma bir misket bombası gibi her yöne dağıldı. Kaplan operasyonunda aktif rol alan polis müdürleri gözaltına alındı.
Soruşturmanın seyrini Erdoğan’ın tutumu belirleyecek. Hainle kahraman arasında bir dudak farkı var!
İşte asıl konu etmek istediğimiz “gizli tanıklığın” kullanım şekli
Kamuoyunda “gizli tanık yasası” olarak bilinen Tanık Koruma Kanunu Ergenekon kumpaslarında gözaltı dalgaları sürerken çıktı. 27 Aralık 2007’de 5726 sayılı kanunu çıkaran AKP, bunu FETÖ’nün kullanımına sunup eksiklikleri oldukça giderdi.
Gizli tanıkları her türlü suça bulaşmış, hapisten çıkma şansı kalmamış kişiler arasından seçtiler. 60 gizli tanıktan 31’i dinlendi.
Terör örgütünün iki numaralı ismi, 2012’de 14 yıldır hapiste olan Şemdin Sakık, “Deniz” kod adıyla gizli tanık yapıldı. 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “terör örgütü kurucusu” olduğuna ilişkin ifade verdirildi.
Bir de Osman Yıldırım vardı ki... Hem sanık hem açık hem gizli tanık! Danıştay cinayetine katılıncaya dek 30’dan fazla suç işlemiş. Tam gizli tanık yapılacak kişi!
Bunları yapan Ergenekon hâkim ve savcılarından kaçamayanlar yargılanıyor. Şimdi utanmadan nasıl da iyi hukukçu olduklarını anlatıyorlar!
***
Son günlerde çok sık yeri gelen şu sözü gel de bir kez daha anımsatma:
Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar!
Gizli tanık şimdi de Erdoğan’la Bahçeli’yi dehşete düşüren bir mayın oldu. AKP’lilerin 2007’de büyük bir heyecanla çıkardıkları gizli tanık yasası kapsamında hazırlanan M7 kodlu Serdar Sertçelik’in ifadesi, sert rüzgârda cadde ortasında savrulup duran ucu açık elektrik teli gibi! Kimi çarpacağı belli değil.
Hukukun dışına çıktın mı azı çoğu olmuyor, kimi vuracağı belli olmuyor!
Bir bakmışsın, yaptığın yasanın içine düşmüşsün!
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
İran Cumhurbaşkanı Reisi ve Dışişleri Bakanı Abdullahiyan helikopter kazasında hayatını kaybetti
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindeki heyet, helikopter kazasında hayatını kaybetti.
***
Prof. Dr. Derman, çocuklara kötülük yapılmaması için uyardı: Din eğitiminde sınır 14 yaş
Çocuk 14 yaşına kadar soyut kavramalarla tanışmayacak. Yoksa öğretene biat eder. Ondan sonra başınızı taşa vurursunuz. Bir insana; felsefe, din ve ahlak düşüncesini o yaştan sonra verebilirsiniz. “Biat” ile insan doğruya değil kişiye inanır. Siz meslek, unvan verirsiniz ama hiçbir zaman kendi doğrularıyla bir şey oluşturamazlar. Çocuklara, somut dönem içerisinde bu kötülük yapılmamalı.
***
Ekonomist Mahfi Eğilmez: Cumhurbaşkanı Erdoğan tasarruf etmeden kamu tasarruf edemez
“Faizle inatlaşarak enflasyon canavarı yarattık. Faiz tek başına bir ülkeyi batırır ama tek başına kurtaramaz” diyen Eğilmez, yurttaşa büyük yük kalacağını söyledi.
***
Meteoroloji açıkladı: 20 Mayıs 2024 hava durumu raporu
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 20 Mayıs hava durumu raporunu yayımladı. Rapora göre 10 il için 'sağanak' ve ' gök gürültülü sağanak' yağış uyarısı yapıldı. Hava sıcaklıklarında değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.
***
Bakan Ali Yerlikaya açıkladı: Tonlarca uyuşturucu ele geçirildi!
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce zehir tacirlerine yönelik düzenlenen "Narkoçelik-17" operasyonlarında 1 ton 23 kilogram metamfetaminin ele geçirildiğini, biri yabancı uyruklu 6 uyuşturucu madde imalatçısının yakalandığını bildirdi.
***
Spor yazarları Galatasaray - Fenerbahçe maçını yorumladı: 'On kişilik Fenerbahçe’nin onur skoru'
Fenerbahçe, Süper Lig'in 37. haftasında deplasmanda Galatasaray'ı 1-0 mağlup etti. Spor yazarları karşılaşmayı kaleme aldı.
***
Ödenek artışları, kamuda elde edilecek 100 milyar TL’yi sildi süpürdü
İktidar kamuda 100 milyar TL’lik tasarruf paketi açıkladı. Buna karşın bütçede 71 milyar TL olan üç aylık ödenek eklemesi nisan ayındakilerle birlikte 119.7 milyar TL’yi bulacak. Diyanet’in ödeneği 242 milyon TL, Saray’ınki ise 4 milyar TL artırıldı.
***
İspanyol basınında gündem oldu: Carlo Ancelotti'den Arda Güler'e övgü
Real Madrid Teknik Direktörü Carlo Ancelotti, deplasmanda 4-4 berabere kaldıkları Villarreal maçında iki gol atan Arda Güler'i övdü.
***
Kamu çalışanları bina kiralarına verilen bütçenin ulaşıma verilmemesine tepki gösterdi: Fatura sağlık emekçisine
İktidarın üç yıllık kamuda tasarruf önlemleri kapsamında kamu çalışanlarının ulaşım servisleri kaldırıldı. Sağlık Bakanlığı’na bağlı çalışanları da etkileyen bu karar, “bütçede kara delik” açan şehir hastanelerini akıllara getirdi.
***
85 kişiye mezar olan apartmanın 15 aydır ne iddianamesi ne de tutuklu sanığı var: Adalet yerini bulamıyor
Ilgım Apartmanı’nda ölenlerin yakınları, ilk bilirkişi raporu sonrası şüphelilerin serbest bırakıldığını belirterek “Kolon yerine, kiriş inceleyip sonuç çıkarmışlar. Sorumlular cezalandırılsın istiyoruz” dedi.
***
Uzmanlara göre mevsim geçişlerinden en çok çocuklar ve 65 yaş üstü kişiler etkileniyor
Hava değişimine dikkat!Yaz aylarının başlamasıyla beraber hava sıcaklıklarında değişiklikler yaşanıyor.
***
Dursun Özbek'ten flaş açıklama: 'Yüreğin yetiyorsa gel'
Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, Fenerbahçe maçının ardından açıklamalarda bulundu.
***
Ali Koç'tan Dursun Özbek'e cevap: 'Er meydanına bekliyoruz'
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Galatasaray galibiyeti sonrasında açıklamalarda bulundu. Koç, Dursun Özbek'in sözlerine, "Bu ne ucuz kabadayılık. Hafta içinde istediği kanalda buna Galatasaray TV de dahil çıkalım" cevabını verdi.
...
*Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
İsrail kabinesi, şimdi de “ertesi gün” krizi yaşıyor.
İsrail Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz, Gazze konusunda 8 Haziran’a kadar bir planı onaylamaması halinde partisinin hükümetten çekileceğini açıkladı. Düzenlediği basın toplantısında Gazze konusunda bir dizi talepte bulunan Gantz’ın tutumu, İsrail basını tarafından “Gantz’dan Netanyahu’ya tehdit” diye yorumlandı.
Gantz aynı zamanda Gazze’nin idaresi konusunda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya karşı pozisyon alan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’a destek açıklamıştı. Gallant’ın tutumu ise İsrail basını tarafından “Netahyahu’ya meydan okuma” diye yorumlandı.
Gallant, 15 Mayıs’ta düzenlediği basın toplantısında, Gazze’de bir askeri yönetim kurulmasına karşı çıkmış, bunu kabul etmeyeceğini ilan etmişti. Gallant, “Ordunun planı tartışmaya açılmadı, daha da kötüsü yerine hiçbir alternatif getirilmedi” diyerek de Netanyahu’yu sıkıştırmıştı.
Netanyahu ise Gallant’a verdiği yanıtta “Hamas var olduğu sürece başka hiçbir aktör Gazze’yi yönetemeyecek, kesinlikle Filistin yönetimi değil” dedi. Netanyahu, Gazze konusunda bir “ertesi gün” tartışmasının “anlamsız” olduğunu savundu.
İsrail kabinesinde krizli hal bunlarla sınırlı değil. İsrail’in ırkçı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Savaş Kabinesi üyesi ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da karşı karşıya geldi; üstelik iddiaya göre Eisenkot bir de yumruk salladı!
Kabine toplantısında Eisenkot, hükümeti “stratejik karar almamakla” suçladı ve bazı öneriler sıraladı. Ben-Gvir ise “sizi yeterince dinledik general” diyerek araya girdi. Eski genelkurmay başkanı bunun üzerinde “Sözlerimi kesmeyi bırak” diyerek tepki gösterdi ve bakanın “sınırlarını aşmamasını” istedi.
Ardından ikili arasında süren söz düellosu, eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot’un Ulusal Güvenlik Bakanı BenGvir’e “asker kaçağı” deyip bir yumruk sallamasıyla iyice alevlendi.
Kabinedeki bu kriz ve üyeler arasındaki çatışma, elbette son tahlilde İsrail açısından işlerin iyi gitmemesi ile ilgilidir. Daha önce bu köşede birkaç kez ifade ettim: Filistin kazanıyor, İsrail kaybediyor. Biliyorum, Gazze’deki yıkıma bakınca öyle görünmüyor ama strateji düzleminde gerçek budur.
Nitekim eski Mossad Başkan Yardımcısı Ram Ben Barak da önceki gün benzer saptama yaptı: “Bu, hedefi olmayan bir savaş ve bunu açıkça kaybediyoruz. Uluslararası sahnede de kaybediyoruz. ABD ile ilişkilerimiz ciddi bozulmaya sahne oluyor. Gazze savaşını kaybettik ve İsrail ekonomisi çöküyor.”
Anımsayacaksınız, 7 Ekim’den sonra ABD bölgeye savaş gemileri gönderince “ABD BOP’u tamamlayacak, İran’ı vuracak, Ortadoğu haritasını yeniden çizecek” yorumları yapılmış, ben de bu köşeden itiraz etmiştim. Tersine gemilerin saldırmak için değil, İsrail’i savunmak için geldiğini belirtmiştim.
Bu süreçte İran’ın İsrail’i ilk kez topraklarında vurması da dahil ABDİsrail-İran üçgeninde pek çok karşılıklı vuruşma oldu. Ancak ABD son tahlilde hegemonyasındaki zayıflama nedeniyle meseleyi daha fazla tırmandırmaktan uzak duruyor.
Son durum mu? İsrail basınının yazdığına göre ABD ve İran heyetleri Umman’da gizli bir görüşme yaptılar. ABD heyetinde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk ile İran Özel Temsilci Yardımcısı Abram Paley buluyor.
Yani ABD İran’la gerilimi tırmandırmayı değil, krizi yatıştırmayı ve uzlaşı aramayı zorunlu olarak tercih ediyor!
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından soykırıma uğrayan milyonlarca Musevinin trajedisi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Müslüman Filistinlilerin trajedisine dönüştü.
Avrupa’da soykırıma uğrayan Museviler bir devlet kurmak istediler ve Britanya’nın da desteğiyle, ağırlıklı olarak Müslüman ve Arap olan Filistinlilerin yaşadıkları toprakları seçtiler ve bu topraklarda İsrail’i kurdular.
Oysa bu topraklarda Musevi nüfus binlerce yıldır bir azınlık idi. Antikçağda bu topraklarda Müslümanlardan önce Musevilerin yaşamış olması olgusundan yola çıkılarak, antikçağ referansıyla, İsrail devletinin kurulması sağlandı.
Bugün devletler antikçağ referansları ve temelleri üzerine kurulacak olursa yeryüzündeki bütün sınırların altüst edilip yeniden çizilmesi gerekirdi. Bu ölçütün günümüzün uluslararası hukuku açısından saçma ve tamamıyla insanlık dışı olduğu açıktır.
Günümüzün uluslararası hukuku açısından, antikçağ referanslarıyla birlikte, “kutsal topraklar” ve “vaat edilmiş topraklar” gibi dini söylemlerin de, devlet kurma ve sınır çizme ölçütleri içinde yer alamayacağı açıktır.
Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın olağanüstü koşulları ve Musevi soykırımının insanlık tarihinin en büyük soykırımı olması nedeniyle, Birleşmiş Milletler’in ve dünya devletlerinin çoğunluğunun onayı ile İsrail devleti kuruldu.
Sonuçta bugün İsrail’de, o dönemin koşullarıyla ve kararlarıyla ilgisi olmayan ve İsrail’de doğmuş ve büyümüş olan milyonlarca Musevi İsrailli yaşamaktadır. İsrail’deki Musevilerin büyük çoğunluğu, Avrupa’da ve ABD’de doğanlardan değil, İsrail’de doğanlardan oluşmaktadır. Ayrıca İsrail vatandaşlarının yaklaşık yüzde yirmisi Müslüman Araplardan oluşmaktadır.
Bu gerçekler dikkate alındığında, köktendinci terör örgütü Hamas’ın ve köktendinci İran’daki yönetimin yapmaya çalıştığı gibi, İsrail devletinin ortadan kaldırılması hedeflenerek, İsrail ile Filistin arasında bir barışın sağlanamayacağı açıktır.
***
Öte yanda, İsrail’in, Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmış yasal sınırlarının dışına taşarak, Batı Şeria’yı, Doğu Kudüs’ü, Gazze’yi ve Golan tepelerini işgal etmiş olması da, İsrail ile Filistin arasındaki bir barışı olanaksız kılmaktadır.
Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde bini aşkın İsrailli sivili katletmiş olmasının ardından, Benjamin Netanyahu’nun liderliğindeki İsrail hükümetinin, 35 bin sivil Filistinliyi katletmiş olması da, barış umutlarını tamamıyla ortadan kaldırmıştır.
Netanyahu hükümeti, bazıları tarafından soykırım olarak yorumlanan bu insanlık dışı katliamlarla, bir yandan Hamas’ın, bir yandan da Musevileri katleden Adolf Hitler’in ve Nazilerin seviyesine inmiştir.
İsrail’de Netanyahu hükümetini protesto eden on binlerce insan sokaklara dökülmüş olsa da, bu kesimin, çoğunluğu temsil ettiği söylenemez. Ayrıca bu protesto gösterilerinin, Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest bırakılmasına odaklanması, katledilen 35 bin Filistinlinin arka planda kalması, İsrail halkının çoğunluğunun, ırkçı ve ayrımcı bir tavrı terk edemediğinin göstergesidir.
***
Bütün bunlar olup biterken, ABD’nin dört bir yanındaki üniversite öğrencileri, Gazze’deki katliamları kampüslerde protesto ettiler. Protestocular sadece Filistinlilerden, Araplardan ve Müslümanlardan ibaret de değildi. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler, ateistler, agnostikler, deistler, adalet için bir araya geldiler.
ABD hükümeti ve üniversite yönetimleri ise kampüse polis sokarak bu gösterilere karşı baskı ve şiddet uyguladılar; öğrencileri ve öğretim üyelerini göz altına aldılar; öğrencileri disipline sevk ettiler.
Kendisi de Musevi olan, ailesi Nazi döneminde soykırımda katledilmiş olan Vermont Senatörü ve eski Devlet Başkanı adayı Bernie Sanders ise bu eylemlere destek verdi; öğrencilere baskı uygulayan hükümeti eleştirdi.
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Dünü anlamadan, bugünü ve yarını pek anlayamazsınız. Bu nedenle, çözüm önerilerine geçmeden önce, Filistin’de yaşanan dört kırılma noktasını değerlendirmek uygun olacaktır.
2 Kasım 1917’de Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Balfour’un “Krallık hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir milli yurt kurulmasını desteklemektedir” açıklamasıyla İsrail Devleti’nin kurulması için ilk adım atıldı. 8 Aralık 1917’de İngiliz ordusu Kudüs’e girdi. 5 Mayıs 1920’de de Milletler Cemiyeti Filistin’i İngiltere’nin mandasına bıraktı. Filistin’de 1919’da başlayan çatışmalar devam edince, İngiltere sorunu Birleşmiş Milletler’e taşıdı. BM Genel Kurulu, 29 Kasım 1947’de aldığı kararla; Filistin’in; Filistin ve Yahudi toprakları olarak ikiye ayrılmasını ve Kudüs’ün uluslararası bölge olmasını kabul etti. O anda Filistin’de 1 milyon 269 bin Filistinli ve 678 bin Yahudi yaşıyordu. Arap tarafı bu kararı Uluslararası Adalet Divanı’na taşıdı. Ancak bu görüş reddedildi.
14 Mayıs 1948’de İngiltere Filistin’deki manda rejimine son verildiğini açıkladı. Yahudiler, hemen İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Bu ilana karşı çıkan Arap Ligi Filistin’e müdahale etme kararı aldı. 40 milyona yakın nüfusu olan Arap ülkelerinin müdahale gücü 20 bin civarındaydı. Buna karşı Yahudilerin silahlı gücü 60 bine yakındı. Çatışmalar Ocak 1949’da sona erdi. Arapların elinde Filistin’in yüzde 21’i kalmıştı. Asıl önemli olan nokta ise Filistin’den göç eden Arapların sayısının 700 bin kadar oluşu, neredeyse Filistinli ile Yahudi nüfusunu eşitlemişti.
Arap ülkelerinin oluşturduğu müdahale gücü; emir-komuta, irtibat ve koordinasyon ve ortak bir hedef çerçevesinde birleşilemediği için başarısız olmuştu. Bu onların Filistin’deki ilk yenilgileri oldu.
1967 yılı mayıs ayı başlarında Mısır, İsrail’in Suriye’ye karşı bir askeri harekât hazırlığı içinde olduğu haberini aldı. Mısır ordusunun büyük kısmı o anda Yemen’deydi. Mısır Devleti Başkanı Nasır, kendisini çok güçlü hissediyordu. Duruma müdahale etme kararı aldı. Sina’daki BM Güçleri’nin geri çekilmesini istedi. İsteği hemen kabul edildi. Nasır Şarm-el Şeyh’teki mevzileri işgal etti. İsrail gemilerine abluka uygulayacağı açıklandı. Bu İsrail için bir tehditti.
5 Haziran sabahı İsrail Hava Kuvvetleri Mısır Hava Kuvvetleri’ne saldırdı. Uçakların neredeyse tamamı havalanmadan imha edildi. Sina’da da taarruza başlayan İsrail ordusu Süveyş Kanalı’nın doğu kıyısına ulaştı. Kudüs bölgesinde yenik duruma düşen Ürdün ordusu, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’dan çekildi. İsrail aynı zamanda 11 Haziran’da Golan Tepeleri’ni de ele geçirdi.
BMGK; 22 Kasım 1967’de meşhur 242 sayılı kararını aldı: “Savaşla toprak elde edilmesi kabul edilemez. İsrail işgal ettiği bölgelerden çekilmeli. Adil ve kalıcı bir barış aranmalı. Mülteci sorunu çözülmeli.”
Mısır, İsrail ve Ürdün kararı kabul ederken Suriye ve Filistin örgütleri reddetti.
Nasır, onu alkışlayan kalabalıkların etkisinde kalmış ve adeta özgüven patlaması yaşamıştı. Hesabı, ABD ve Sovyetler’in duruma hemen müdahale edeceğine dayanıyordu. Hesapları yanlış çıkmıştı. İsrail’in bu şekilde saldırabileceğini öngörememişlerdi. Sonuç Nasır ve Mısır için büyük bir travma yaşanmasına ve siyasi değişimlere neden oldu. Arap milliyetçiliği yerini Filistin milliyetçiliğine bırakıyordu. Ayrıca, bölgede siyasal İslam da daha güçlü bir pozisyon kazanıyordu. Bu savaş Arapların, İsrail karşısındaki ikinci yenilgisi oldu.
6 Ekim 1973’te Mısır Devlet Başkanı E. Sedat’ın Süveyş Kanalı’nı doğuya geçerek başlattığı savaş da yine İsrail tarafının kazanması ile sonuçlandı. Bu savaş da Arapların İsrail karşısındaki üçüncü yenilgisi oldu.
...
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Tuğgeneral Semih Terzi, FETÖ’cü kalkıs¸macıların üssü durumundaki Akıncılar’a saat 02.00 civarında iner. Orada kendisini bekleyen helikoptere biner, çok geçmeden yanındaki yirmi personelle Gölbas¸ı’ndaki ÖKK karargâhının pistindedir. Az sonra Tümgeneral Zekai Aksakallı’nın koltugˆuna oturacak, emirlerini Özel Kuvvetler Komutanı olarak vermeye bas¸layacak ve üst seviye egˆitimli tüm Özel Kuvvetler personelini Ankara’da kritik operasyonlarda rahatça kullanabilecektir.
Darbeciler kazanmak üzeredir.
Ama bir anda, kaybedilmek üzere olan mücadeleyi yeniden bas¸latan, ufak gibi görünen, oysa devasa ve stratejik bir dokunus¸ gerçekles¸ir. O dokunuşla olayların seyrini değiştiren kişi, Özel Kuvvetler Komutanlıgˆı’nda görev yapan yigˆit bir Astsubaydır...
Az önce ÖKK Komutanı Zekai Pas¸a’dan emir almıştır: “Ömer, sana vatanımız için tarihi bir görev veriyorum. Semih Terzi vatan haini bir isyancıdır. Onu karargâha girmeden vur! Karargâhı koru! Bunun sonunda s¸ehit olmak da var. Hakkını helal et aslanım!” Ömer Bas¸çavus¸ vakur ve kararlı bir sesle cevap verir: “Emredersiniz Komutanım! Merak etmeyin. Asıl siz hakkınızı helal edin! Kanım vatana helal olsun!”
Özel Kuvvetler Komutanlıgˆı karargâh binasının hemen sagˆında, agˆaçlık bir bölge bulunmaktadır. Semih Terzi, karargâh binasına yaklas¸ırken ansızın orada bir gölge belirir. Agˆaçlık bölgeden süratle çıkar. ÖKK karargâhına girmekte olan gruba hücum eder.
Hedefinde, grubun tam ortasında yürüyen Semih Terzi vardır. Tabancasını ates¸ler. Terzi, girmek üzere oldugˆu ÖKK karargâhının merdivenlerine yıgˆılırken yanındakiler agˆaçların arasından çıkan gölgeye ateş açarlar. Gölge de Terzi’nin az ötesine düs¸er.
S¸imdi TSK’nin en seçkin birligˆinin karargâhındaki karanlıkta iki gölge yatmaktadır. I·kisi de bu topraklarda yetis¸mis¸tir. I·kisi de aynı millettendir. En azından öyle bilinmektedir. I·kisi de üniformalıdır. Biri General, digˆeri Astsubaydır.
General olan ihanetin, Astsubay ise vatanseverligˆin zirvesi olmus¸tur. Vatanseverlik rütbelerde, makamlarda degˆil, yüreklerdedir. O Astsubay, o her türlü övgünün ve rütbenin üzerindeki asker, o yürekli insan Ömer Halisdemir’dir. Aldığı emri yerine getirmiş, darbeci bir haini göğsünden vurup öldürmüş; açılan karşı ateşle kendisi de ağır yaralanmıştır.
FETÖ’cü kalkıs¸macılar çok öfkelidir. Planları bozulmus¸tur. Bir cankurtaran gelir. Cankurtarandan inen sagˆlık ekibi, öldü düs¸üncesiyle Astsubay Halisdemir’in üzerini örtmeye davranırken o da ne? Kahramanın dev gölgesi zorlukla da olsa nefes almaktadır. “Yas¸ıyor!” diye seslenirler. Semih Terzi’yle gelenlerden biri yanlarına koşar. Tabancasını yigˆit askerin bas¸ına dogˆrultur. Tetiği çeker. (Mustafa Önsel, Erken Kırılan Yumurta, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2024.)
Türkiye’nin uzun yıllardır içi oyuluyor, kabuğu soyuluyor. İçimizde yetişip dışarıdan emir ve para alan laik Cumhuriyet düşmanları ile “geleceğin egemeni” gördükleri onların beleşe borazanlığını yapan oportünistler; bu ülkenin halkını etnik ve dinsel ayrışımla bölmeyi üstlendiler. CİA’nın doğrudan beslediği FETÖ ise önce eğitime, sonra TSK’ye, TBMM’ye, adalete, sağlığa, kısaca devletin kalbine sızdı. Ama en stratejik kurum, elbette TSK’ydi. Her şeyden önce orduyu böldüler ki Türkiye’yi parçalayabilsinler...
Mustafa Önsel’in Aşil’in Topuğu alt başlığıyla yayımlanan Erken Kırılan Yumurta adlı yapıtı, gerilim tadında bir belgesel. 15 Temmuz 2016’daki kalkışmada FETÖ’ye halk ve Emniyet mensuplarıyla birlikte karşı duran; hainlerle savaşan gerek muvazzaf, gerekse kumpas davaların sillesini yemiş emekli subayların “Atatürk’ün askerleri” olduğunu ortaya koyuyor.
Başka bir deyişle, o gece FETÖ’ye karşı duran askerlerin hepsi, aslında iktidara da muhalifti, ama hükümeti ve devleti savundular!
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun: Kurtuluş ateşi
105. yılında 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun...
***
İstanbul, Ankara, İzmir... 19 Mayıs tüm yurtta coşkuyla kutlanacak
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı tüm yurtta coşkuyla kutlanacak.
***
AKP’li belediyeler tanıdık şirketlere verdiği ihalelerle gündemden düşmüyor: Taş bile TÜGVA’dan
İstanbul Kâğıthane Belediyesisi 31 Mart seçimlerinden yaklaşık bir ay önce 2024 yılı Fen İşleri Müdürlüğü Yol Bakım Şefliğinde kullanılmak üzere “Granit taş alımı” için ihaleye çıktı.
***
Ünlü ekonomist Mahfi Eğilmez anlattı. İşte dolardan TL'ye geçişin nedenleri ve sonuçları
Ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, özellikle yerel seçim sonrası döviz bozdurma eğilimini mercek altına aldı. Yabancı para mevduatından Türk Lirası mevduatına geçişi grafiklerle açıklayan Eğilmez, TL mevduata geçişin nedenlerini sıraladı.
***
Adı Beşiktaş ile anılıyordu: 'Angel Di Maria ile görüşüyoruz'
Beşiktaş Kulübü İkinci Başkanı Hüseyin Yücel, katıldığı bir YouTube programında konuştu. Adı Fenerbahçe ile anılan Portekizli teknik direktörü Jose Mourinho ile görüştüklerini açıklayan Yücel, Arjantinli futbolcu Angel Di Maria ile de ilgilendiklerini belirtti.
***
Meteoroloji açıkladı: 19 Mayıs 2024 hava durumu raporu. Bugün hava nasıl olacak?
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM)19 Mayıs hava durumu raporunu paylaştı. Rapora göre, Edirne, Kırklareli, Afyonkarahisar, Denizli, İzmir, Muğla, Adana, Antalya, Burdur, Eskişehir, Konya, Erzurum, Kars ve Van'da gök gürültülü sağanak bekleniyor. Öte yandan hava sıcaklıklarının mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor. İşte il il hava durumu.
***
MEB, MESEM’lerde can kayıplarını gizledi, tehlikeli sektörleri açıkladı: Devlet eliyle kölelik!
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçe dağıtımında mesleki ve teknik eğitimde sürekli artırıma giderken politikasını ise “piyasacı” anlayış üzerinden sürdürüyor.
***
Bakan Ali Yerlikaya açıkladı: Tonlarca uyuşturucu ele geçirildi!
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce zehir tacirlerine yönelik düzenlenen "Narkoçelik-17" operasyonlarında 1 ton 23 kilogram metamfetaminin ele geçirildiğini, biri yabancı uyruklu 6 uyuşturucu madde imalatçısının yakalandığını bildirdi.
***
Toroslar’da patlatmalı maden ocağı işletecekler: Konutlara 190 metrede!
Yelmad Madencilik, Mersin Toroslar’ın Hamzabeyli mahallesinde gerçekleştirmek istediği kalker ocağı ve kırma eleme tesisi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurdu.
***
CHP lideri Özel, öğretmen ve ailelere seslendi: O müfredat yok hükmünde. Laik eğitim vazgeçilmez
Özgür Özel, atanmayan öğretmenler, laik eğitim isteyen eğitimcilerin sesini duyurmak için Saraçhane’de miting düzenledi. İktidarın politikalarını eleştiren CHP lideri, mülakata da tepki gösterdi.
***
Hastanede ölü bulunan hemşirenin son görüntüleri ortaya çıktı
Beylikdüzü’nde dedesinin yanında refakatçi olarak kaldığı hastane odasında ölü bulunan genç hemşirenin, ölmeden önceki son anlarına ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri otaya çıktı.
***
ÇYDD’nin unutulmaz başkanı Türkan Saylan, kendisinin sözleriyle anıldı: Atatürk Cumhuriyeti’ne borçluyuz
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) unutulmaz başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, 15. ölüm yıldönümünde 14. Türkan Saylan Bilim ve Sanat Ödülleri Töreni ile anıldı.
***
Çanakkale’de iki rüzgâr enerji santralı projesiyle ilgili İDK toplanacak: Ormana RES
Temiz enerji adı altında Türkiye’nin orman ve tarım alanlarında çalışmalar devam ediyor.
***
Ezgi Apartmanı Meclis gündemine taşındı: 'Pastane sahipleri neden yakalanmadı?'
Kahramanmaraş’ta 35 kişinin yaşamını yitirdiği Ezgi Apartmanı’nın giriş katında yer alan Kervan Pastanesi’nin sahiplerinin “korunduğu” iddiaları Meclis gündeminde.
***
*Gazetenin manşetlerinden oluşan bu haber metni, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Önce 19 Mayıs’ı, Türkiye’nin Kurtuluşunun ve Kuruluşunun büyük başlangıç adımını kutlayalım. O büyük irade, uzun zamandır planladığı Türkiye’yi var etme koşullarını adım adım olgunlaştırdıktan sonra, tam gerektiği zamanda Samsun’a çıkıyor ve yıldırım hızıyla örgütlenmelerini yapıyor. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kurtuluş ordusunun kuruluşunu ve nihai zaferlerini kapsayan, dünyada eşi benzeri olmayan ve mazlum milletlere kurtuluş yolunu gösteren apayrı büyük bir serüvendir.
Hepimiz, tüm Türkiye yurttaşları, en Cumhuriyet ve Atatürk inkârcısı, en şeriatçısı dahil, böyle muazzam bir tarihi ve bu şanlı geçmişi maddi ve manevi en değerli ve yıldızlı madalya olarak göğüslerimizde taşımalıyız.
Bizi millet olarak birleştiren budur, bu varoluştur. Bu asgari gerçeği görmeyen, düşünemeyen ve kabul etmeyenin zaten bu ülke ile ne bir gönül bağlantısı olabilir ne de vatan sevdası.
Atatürk ve erler dahil silah arkadaşlarının, silahsız arkadaşlarının, kuruluşu da gerçekleştiren Cumhuriyetçilerin büyük özverilerine sonsuz teşekkürler.
Olmasaydılar bizler de olmazdık...
***
Atatürk ve arkadaşları bugünkü devlet yapısını, ülke yönetimini, içinde bulunduğumuz kargaşayı görmek istemezlerdi.
Onların görmek isteyecekleri bir ülke oluşturmak, hepimizin, tüm izleyicilerinin en önemli görevi.
Devlette görev alanların haline bakın.
Bir mafya lideri ortalığı karıştırıyor.
Uyduruk darbe söylentileriyle de siyasi iktidarın devlet organlarında yarattığı ve bu ağdan beslendiği başıbozukluk ve kara ilişkiler ağı da gizlenmeye çalışılıyor.
En üst düzey emniyet mensupları, toplam 8 kişi sorguda.
Bu noktaya nasıl gelindiği sorusu önemli.
Aslında devletin önemli organları yıllardır mafya, silahlı çete, uyuşturucu baronları tarafından sarılmış durumda.
***
Genç meslektaşım Murat Ağırel’in bir süre önce Kırmızı Kedi tarafından yayımlanan Havala kitabı, aslında hangi politikalar sonucu (varlık barışları dahil!) ülkenin bir karapara, uyuşturucu, her türlü kaçakçılık trafiğinin merkezine oturduğunu anlatıyor.
İşin içinde yargı ve yanlış, kasıtlı kararları, polis ilişkileri hepsi var.
Karapara trafiğinin Havala yöntemiyle nasıl işlediğini de öğreniyoruz. Milyon, milyar dolarlar nasıl yurtdışına transfer ediliyor, ülke içine sokuluyor, uyuşturucu trafiği nasıl çalışıyor?
Yüzyıllar öncesi tüccarların neredeyse yediemin alışveriş yöntemlerinin yeni versiyonunu görüyoruz.
Kitabı noktaladığımda, ilk sorum, “Böyle bir ülke olmaktan nasıl çıkacağız” sorusu oldu.
Paranın gücü nasıl oluyor da her şeyi satın alabiliyor?
Bir Para Diktatörlüğü nasıl oluyor da bu kadar derin ilişkiler ile devlet dahil her şeyi besliyor?
***
Neden mi bu sorular? Bugün 19 Mayıs! Bu ülkeyi kurtaranlar ve kuranlara büyük bir borcumuz var.
Ülkeyi yeniden inşa etmek için herkesin elinden geleni yapması gerektiği inancı.
19 Mayıs Ülkenin Kurtuluş ve Kuruluşunun Başlangıç Bayramı kutlu olsun.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed