Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • Olaylar ve Görüşler - Devrimcilik ilkesi ve maarif modeli - DOÇ. DR. HÜNER TUNCER

    Milli Eğitim Bakanlığı’nca düzenlenen yeni eğitim programında “Maarif Modeli” ismi altında bir müfredat değişikliğine gidilmesi, aklıma hemen Atatürk Devrimi’nin temelini oluşturan 6 ilkeden “devrimcilik” ilkesini getirdi. Devrimcilik ilkesi, Atatürk Devrimi’nin hiç kuşkusuz en önemli ilkesiydi. Bu nedenle, ülkemizde özellikle bir süreden beri açıkça karşıdevrim çabalarını anımsatan uygulamalar karşısında, bu ilke üzerinde önemle durulması gerektiği kanısındayım.

    Atatürk’ün devrimcilik ilkesi iki anlama gelmekteydi. Birinci anlamda “devrimcilik”; var olan yapının, yani gerçekleştirilmiş olan laik, devletçi, milliyetçi, halkçı ve devrimci Türkiye Cumhuriyeti’nin korunması amacını taşıyordu. İkinci anlamda “devrimcilik” ise Türk Devrimi’ni, temel ilkeleri yönünde ileri götürme görevini içeriyordu. Bir başka deyişle, yalnızca var olanın ve gerçekleştirilenin korunması ile yetinilmeyecek; Türk Devrimi, zamanın gereklerine ve çağdaş gelişmelere göre, temelinde yatan ilkeler doğrultusunda daha da ileriye götürülecekti.

    Devrimcilik ilkesi; Türk Devrimi’ni çağın, çağların, geleceğin yeni oluşumları ve gelişmeleri karşısında sürekli kılan ilkeydi. Böylelikle Türk Devrimi’nin, hiçbir zaman çağın gelişmeleri karşısında geri kalmaması öngörülmüştü.

    Devrimcilik ilkesinin temelinde çağdaşlaşma yatmaktadır. Çağdaşlaşma, Türk toplumunun, çağının gereksinmelerine karşılık vermek üzere yapısında ve düşünce sisteminde yeniliklere açık olması demektir. “Devrimcilik”, bir başka deyişle, yeniliklere açık olmak ve yenilikleri sürekli kılmaktır.

    Eğitim sistemimizi çağdaş ilkeler yerine, çağın çok gerisinde kalan bir model üzerine oturtmak ve çocuklarımızı ve gençlerimizi çağdaşlıktan uzaklaştırmayı hedef alan bir eğitim sistemine tabi tutmak ne denli akılcı bir yaklaşımdır? Yoksa AKP iktidarının hedeflediği, çağdışı bir eğitimle toplumumuzu yeniden Osmanlı dönemine geri götürmek hevesi midir? Böyle bir duruma, Atatürk’ün izinden gitmeye ant içmiş aydınlar olarak bizler kesinlikle izin vermeyeceğiz.

    “Devrimcilik”, “eski”ye bağlı kalmak yerine, ileriye, geleceğe dönük olmaktır. Büyük Atatürk, Osmanlı’nın geri kalmışlığının başlıca nedeni olarak, kötü yönetimini ve Batı’daki gelişmelerin dışında kalmasını görmüştü. Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa devletlerinden tam 300 yıl sonra Batı devletleriyle sürekli ilişkide bulunmasını sağlayan “sürekli diplomasi” uygulamasını kabul etmişti.

    Aklın ve bilimin rehberliğinde çağdaş düşüncelere ve çağdaş bir toplum yapısına sahip olmak yerine, dinsel inançları düşünce sistemlerinin merkezine oturtan bir toplum yapısının, Atatürk’ün “devrimcilik” ilkesiyle bağdaştırılması olası değildir. Türkiye’nin ilerleyebilmesi ve çağını yakalayabilmesi, ancak “devrimcilik” ilkesi çerçevesinde, yeni kurumlara ve düşünce sistemlerine açık olmasıyla gerçekleşebilecektir.

    Son 22 yıldır ülkemizi yönetmekte olan AKP iktidarı, Atatürk’ün diğer ilkelerini olduğu gibi, “devrimcilik” ilkesini de bilinçli olarak göz ardı etmiştir. Toplumumuzu çağdaşlaştırmak yerine, bağnaz inançların ve uygulamaların cenderesinde kıvranan ve çırpınan bir topluma dönüştürme yolunda dev adımlar atmıştır.

    Talim ve Terbiye Kurulu ne yazık ki “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ni geçen hafta onaylamıştır. Böylelikle Atatürk’ün, “Eğitimdir ki bir milleti hür, bağımsız, şanlı ve yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder. (...) Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni nesle vereceği eğitim, milli eğitim olmalıdır” sözleri, AKP iktidarınca bilinçli olarak göz ardı edilmiş ve eğitimimiz “milli” olmaktan uzaklaştırılarak çağdışı bir niteliğe büründürülmüştür.


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • 26 Mayıs 2024 - Gazete Manşetleri - Yoksullaşıyoruz

    * İktidarın ekonomi politikaları maaşları eritti, alım gücünü düşürdü, Yoksullaşıyoruz.

    * Sağlıkta sıra gelmiyor. Şehir hastanesinden muayene için en az iki, tetkikler için 6 ay sonraya randevu alınabiliyor.

    * Diyanet’e ayrılan bütçe yetmiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı birçok bakanlığı geride bırakan bütçesi ve dikkat çeken harcamalarıyla gündemden düşmüyor.

    * Tasarruf genelgelerine karşın taşıt ve hizmet binası kiralamaları için bütçeden milyarlarca lira harcama yapılıyor.

    * CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka parti genel merkezinde 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı avukat Şenal Sarıhan ve yönetim kurulu üyelerini ağırladı.

    * Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) Benim Hocam Yayıncılık işbirliğinde düzenlediği “KPSS Genel Tekrar Kampı” başladı.

    * Tıkanan ateşkes görüşmeleri sonrası İsrail; Katar ve ABD ile Paris’te görüştü. Müzakereler için yeni bir çerçeve üzerinde anlaşmaya varıldığı aktarıldı.

    * Varşova yönetimi, Avrupa’nın uzun vadede yeniden silahlanması çağrısı yaptı.

    * TÜRKIYE Genç İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Yıldırım, Türk insanının, genç girişimcilerin Avrupa’daki en büyük sorunların birisinin vize olduğunu ifade etti.

    * AKP’nin yeni ekonomi yönetimi, son bir yıldır krizdeki ekonomiyi soğutarak finansal istikrarı sağlama ve özellikle enflasyonu düşürme iddiasında.

    * Başkent’te ‘90’lar Fest’.

    * Bu yıl 16’ncısı düzenlenecek İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali (İTEF), 29 Mayıs-2 Haziran 2024 tarihleri arasında edebiyatseverlerle buluşacak.

    * Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca Galata Kulesi’nde gerçekleştirilen onarım ve iyileştirme çalışmaları sona erdi.

    * SÜPER Lig’de şampiyon bugün belli oluyor. Lider Galatasaray ile ikinci sıradaki Fenerbahçe, en kritik 90 dakikaya çıkıyor.

    * Galatasaray Kulübü’nde Dursun Özbek yeniden başkanlığa seçildi.

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.


    9 min
  • Madem istibdat, cehennem fıtrat - Mine G. Kırıkkanat

    Kurt Singer’in “Casusluğun Üç Yüz Yılı” başlıklı antolojisinde “Meçhul istihbaratçıya öğütlerim” diye bir bölüm vardır:

    “Biz casuslar, en çok birbirimizden korkarız. Yalnızızdır, kimsemiz yoktur. Ana baba geride kalmıştır. Yakınlarımız kim olduğumuzu zaten bilmez. Rakiplerden korkarız. Rakipler de bizden. Çünkü kullandığımız alışveriş birimi, insan canıdır. Para değil.

    Korku, bir casusluk iklimidir. Sıcak ve kurak yazlar, soğuk kışlar gibi değişken değildir. Mevsimler korkudur. Yakın yoldaşları ölüm ve kuşkudur.

    Kuşku, korkunun yongasıdır. Üstüne eklenen zorbalık, eşsiz bir Fransız sosu olur. Her yanımız korku keser.

    Üzerimizde o malum pardesüler de yoktur. Uyduruktur. Biz çıplak gezeriz.

    Aslına bakılırsa, ne insanlar değişir ne de gerekçeler. Filistinliler hesabına Samson’u gammazlayan Dalila, tarihin ilk casusu sayılır.

    Dünyanın tüm askeri okulları hâlâ Alman Generali Carl von Clausewitz’in tarihsel tanısını öğretir: Savaş, siyasetin başka araçlarla devamından ibarettir.

    Saptamanın tersi de gerçektir. Barış zamanı siyaset de savaşın başka araçlarla devamından başka bir olgu değildir.

    Demek ki casusluk, savaşta ve barışta, daima var olacaktır. Galipler ve mağluplar birbirlerine asla güvenemeyecek, istihbarat örgütleri kuracaklardır. İhanet edecek biri, her zaman bulunur. Gammazlar ve hainler; ister para, ister macera, aşk, kadın vb. gerekçelerle gizli efendilerine hizmeti sürdürecektir.

    Onlardan korunmanın yolu bayrağınıza ve ait olduğunuz ulusa beslediğiniz, çıkardan bağımsız sevginizdir.”*

    İran, yakın tarihte siyasal cinayetlerin Türkiye’deki kadar kolay işlendiği bir devlet. Peki neden?

    Çünkü İran, tıpkı Türkiye gibi hem varsıl hem yoksul bir ülke. Petrol, gaz gibi yeraltı zenginliğine karşın, halkı yoksunluk ve yoksulluk çekiyor. Çünkü bir eli yağda, bir eli balda mollalar, tarikatlar, cemaatler devlet olmuş; ülkenin varını yoğunu Husilere, Hizbullah’a, Hamas’a aktarıyor.

    Atom bombası yapacağım diye milyar dolar harcarken; insanları yok saçı göründü, yok şarkı söyledi, yok pankart yazdı diye dövdürüyor, taşlatıyor, vinçlerde sallandırıyor.

    İran’daki şeriat rejimi, uzun zamandır dış kaynaklı suikastların hedefi.

    Ama şimdiye kadar suikasta kurban giden İranlı yetkililerin hepsi, ülkenin sınırları dışında öldürüldü. Emperyalist güçler, İran’ın sınırları içinde planladıkları her operasyonda yeri öptüler.

    Biri hariç. O da bir siber suikasttı.

    Stuxnet virüsüyle tarihteki ilk küresel çapta siber saldırı, 2010 yılında İran’ın uranyum zenginleştirdiği nükleer yerleşkesine gerçekleştirildi. Siber saldırı, İran’daki nükleer türbinlerin yarısının imhasıyla sonuçlandı. İran’daki molla rejimi, siber virüsü nükleer yerleşkenin dijital ağına sokmakla suçladığı çok sayıda bilim insanını “casus” diye idam etti. Oysa casus yoktu ve öldürülen bilimcilerin masum oldukları, 2014 yılında Rus bilişimciler Stuxnet’i fark edip NSA’ya çıkan izini sürünce anlaşıldı.

    Cumhurbaşkanı Reisi’yle birlikte bir dizi üst yetkilinin öldüğü helikopter de İran sınırları içinde düştü.

    Hava koşulları ve helikopterin eskiliği, suikasttan çok kaza olduğunu düşündürüyor. Yok eğer kaza değil de suikast ise helikopterdeki bir görevlinin öyküsü, “kamikaze” olasılığını akla getiriyor.

    Düşen helikopterde, belki de araç çok eski olduğu için pilotun yanı sıra bir de uçuş teknisyeni varmış: Behruz Ghadimi. İran İnternational English adlı medya, bu teknisyenin 2019’daki rejim muhalifi gösteriler sırasında öldürülen Puya Bahtiyari’nin kuzeni olduğunu açıkladı. Haber, helikopterde kendisi de ölen Behruz Ghadimi’nin ailesinin söylemi. İran nasıl bir ülkedir, diye düşününce, açıklamadan kuşku duymaya gerek kalmıyor.

    Gençlerin özgürlük umutlarını kırıp hayallerini çalmak ve baş eğmeyenlerin canını almak, hiçbir istibdada uğur getirmez.

    ...


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • Brno kültür kentinden: Franz Kafka her derde deva - Zeynep Oral

    Çek Cumhuriyeti’nin Prag’dan sonra ikinci büyük kenti Brno... Nüfusu 400 bin ama herkes tepeden tırnağa kültüre bulanmış! Öğrenci kenti. Barok mimarinin şaşaası, Gotik mimarinin ciddiyeti, ikisi arasına serpiştirilmiş “Art Nouveau” uçarılık... Yapılarla parklar, fıskiyeli havuzlar, yeşil alanlar, hepsi iç içe geçmiş. Her köşe bir mücevher! Peş peşe dizilmiş sessiz harfler, ses ve görüntü olarak kafanızı karıştırsa da çok geçmeden alışıyorsunuz. Burası kültür kenti. Her akşam dolup taşan konser, opera, tiyatro salonları...

    Sabah erken dar sokaklarda dolaşırsanız, bir yerlerden Kafka’nın gölgesi, Kundera’nın rejim düşmanları karşınıza çıkacakmış duygusuna kapılıyorsunuz. Geniş bulvarlar dev yontularla bezeli. Sakın şu cesaret anıtı, Haşek’in, savaşlara nanik yapan Aslan Asker Şvayk’ı olmasın! Gün ilerledikçe, sis ve belirsizlik kayboluyor; yerini havuzlarda yükselen fiskiyelerin sesi ve su senfonileri alıyor. Akşama doğru sokaklar cıvıl cıvıl. Millet sokakta yeyip içiyor, kimi meydanda minik orkestralar... Müzik dünyasının “Çek Üçleri”, Smetana, Dvorjak ve Yanacek’in ruhu tepemizde dolaşıyor... Çek meslektaşlardan biri Vaclav Havel’in en sevdiği barı gösteriyor. Yazar, şair, hapsi boylayan muhalif ve sonra Devlet Başkanı Havel... Kadehler ona kalkıyor. (Bu kadar kent atmosferi yeter, sadede geliyorum.)

    Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin (AICT) 30. genel kongresinde, 32 ülkeden gelmiş 133 konuktuk. Türkiye’den Tiyatro Eleştirmenler Derneği (TEB) Başkanı Hasibe Kalkan, tiyatro öğretim üyesi Zerrin Yanıkkaya ve ben vardık. Kısa bir süreliğine tiyatro festivalleri yöneticisi Leman Yılmaz da katıldı. Kongrenin yanı sıra Brno Tiyatro Festivali’nde bol bol oyun ve opera izleme olanağı bulduk.



    Hemen büyük bir düş kırıklığını açıklamam gerek: Kongre teması “Kafkaest Dünyamızda Gerçek-Komedi mi, Trajedi mi?” diye belirlenmişti. Gelin görün ki izlediğimiz oyunlarda Kafka’ya ilişkin hiçbir şey yoktu. Elbet dünyanın çılgınlığı, acımasızlığı, kötülüğü dışında.

    Oysa konuşmalarda bol bol Kafka dinledik. 10 dakikalık sunumlarda hiçbir konunun derinliğine inilemese de geçen yazımda belirtmediğim (Bkz: Kafkaesk Dünyamız, 23 Mayıs) şunlar vurgulandı:

    Eski Çekoslavakya, şimdiki Çek Cumhuriyeti’nde Kafka her derde devaydı. Komünist rejim döneminde, özellikle 60’larda Kafka eserleri hem yayımlanıyor hem de sahneye uygulanıyordu. Kapitalist sistemi eleştirmek için kullanılıyordu. En çok da “Dava”, “Dönüşüm” ve “Amerika”. Zaten tek oyunu vardı: “Mezar Bekçisi” ve eserdeki ölülerle diyaloglar, düş âlemi, pek itibar görmüyordu.

    90’ların başında sahnelere ikinci Kafka furyası egemen oldu. Bu kez komünist sistemi eleştirmek için bol bol kullanıldı.

    2000’li yıllardan sonra ise yine bu üç eser artık bir sistemi yermek için değil, dünya gidişatındaki belirsizliği, tehlikeleri, tehditleri, saçmalığı, baskıyı, sansürü, otosansürü, gerçekdışılığı, mantık dışılığı vurgulamak için sahneye taşınacaktı. Sadece sahne değil, dans tiyatrosu, kukla tiyatrosu, sokak tiyatrosu, sirk dünyası, grafik sanatlar, opera ve müzik dünyası da Kafka tutkusundan yararlanacaktı.

    Sadece Çekya’da da değil, dünyanın her yerinde birbiri peşi sıra izlediğimiz oyunlar arasında en Çek olanı Karel Çapek’in “Ana” adlı oyunuydu. (Brno Ulsual Tiyatro) Kocasını ve dört çocuğunu kaybeden bir ana... Savaş için, vatan için, kahramanlık için, toplum için, direniş için, öldürmek için, yaşatmak için yitip giden hayatlar... Ana’nın beşinci çocuğunu ölüme yollamamak için direnişi... Çek tiyatrosunda ölülerle konuşma ve savaşa karşı çıkma geleneğini, bu oyunda da gördük. Klasik bir sahneleme ve klasik bir oyunculuk vardı.

    ...

    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    7 min
  • Cannes Festivali’nde ve dolandırıcılıkta fena şahlandık! - Işıl Özgentürk

    Sevgili okurlarım bugün canım biraz magazin yapmak istedi. Başlığımda yazdığım gibi

    Cannes Film Festivali’nde ve dolandırılıcılıkta fena şahlandık. Bir de bir iddiam var: Her şeyin suyunu çıkarmakta da üstümüze yok! Öyleyse başlayayım:

    Önce şu Cannes meselesiyle işe koyulalım. Cannes meselesi dedim ya, bu yılki Cannes Film Festivali’nden söz ediyorum. Şimdi size her şeyin suyunu çıkarmakta ne kadar maharetli olduğumuzu bu örneklerle göstereceğim. Efendim bu yıl Cannes Festivali, kırmızı halıda boy gösteren, sadece dizilerde oynayan Türk kadın oyuncularla doldu taştı. Bir de demezler mi “Biz Türkiye’yi temsil ediyoruz!” Ne alaka, bu yıl tek filmimizin bile olmadığı festivalde siz nasıl Türkiye’yi temsil edebilirsiniz?

    Mesele çok mühim magazin haberlerini takip ettim. Meraktan içim içimi yiyor. Fotolar çok güldürdü beni, dünyanın en ünlü sinema oyuncularının arasında aşırı estetikli, tuhaf giysilerle boy gösteren bu çok ünlü Türk oyuncular meğerse herkesin adını bildiği dondurma markalarını, saat markalarını, mücevher markalarını temsil ediyorlarmış. Dünyaca ünlü Cannes Festivali’nin böyle ayağa düşmesi doğrusu beni üzdü. Kimselerin tanımadığı bu genç kadınlar elleri, ayakları dolanarak kımızı halıda boy gösterirken benim iddiamı da ispatladılar. Dünyaca ünlü film oyuncuları festivalin Filistin’e yasak getiren kararını zekâ ürünü davranışlarla protesto ederken sanırım firma tanıtımcılarının biraz yüzleri kızarmıştır.

    Neyse gelip geçti. Ve kısaca biz Cannes Festivali’ni ayağa düşürdük. Bu faydalı da oldu. Artık Türk yönetmenleri illa ki Cannes’a gitmek için film yapmaktan vazgeçebilirler. Güncel bir olaydan başladık, öyleyse daha da güncel bir olaya geçmek farz oldu. Durup dururken önüme bir video düştü. Videoda Halk TV’nin sabah haberlerini sunan İsmail Küçükkaya ve sevilen programcı Armağan Çağlayan karşılıklı konuşuyorlar. İsmail’in müthiş bir iddiası var: “Türkiye’de zengin olmak için çok çalışmak gerekmiyormuş, kolayca günde yarım saat internette dolaşarak zengin olunabilirmiş.” Armağan, “Bunun sırrı nedir” diye merak ediyor. Üsteliyor ve İsmail, halka açık bir şirketin telefon numarasını ve işlemler için ilk kaporayı söyleyerek sırrını ifşa ediyor. Yetmedi program müdürü verilen telefon numarasını arıyor ve galiba 4 bin lira olan ilk kaporayı yatırıyor, beş dakika sonra yönetici telefonuna bakıyor ve hesabında yaklaşık 11 bin 400 lira olduğunu görüyor. Tabii programı yapan televizyonun telefonları kilitleniyor ve arayan arayana. Bu arada bir banka programın kesilmesini talep ediyor. Kesiliyor.

    Dehşete düşüyorum. Hayır böyle bir şey olamaz! Ama her şey o kadar sahici ki. Biraz araştırınca bu videonun yapay zekâ kullanılarak yapıldığını öğreniyorum. Videoda kullanılan kişiler hemen tedbir kararı çıkarmak için mahkemeye başvuruyorlar. Mahkeme tedbir kararı vermiyor.

    Şimdi bu videoya kaç kişi inandı bilmiyorum ama videoyu yapanların ustalığı beni korkutuyor ve hemen internet aracılığıyla para piyasalarında küçük bir gezinti yapıyorum. İnanılmaz, onlarca şirketin halka açıldığına ve bizleri zengin yapmak için nasıl canla başla çalıştığına tanık oluyorum.

    Yani şirketler halkı biraz daha soymak için artık interneti kullanıyorlar. Birden 2001 krizini anımsadım. Bankalar öyle bir günlük faiz veriyorlardı ki insanlar evlerini, tarlalarını satıp bu işe yatırıyordu. Sonuç bir felaket oldu. Bir dostum iki küçük imalathanesini satarak parayı günlük faize yatırmıştı. Sonunda evi de gitti, yazlığı da gitti ve her yıl Avrupa’da kayak merkezlerinde tatillerini geçiren çocukları özel okullardan alınıp devlet okuluna kayıt oldu. Arkadaşım şimdi bir dostunun verdiği müştemilatta karısından, çocuklarından uzak gün sayıyor.

    İddiam neydi? “Her şeyin suyunu çıkarmak”. Şimdi biraz da televizyon ve bize faydalarından söz edelim.

    ...


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • 25 Mayıs 2024 - Gazete Manşetleri - Gerici eğitim onaylandı

    * Gerici eğitim onaylandı. Bilime ve laikliğe darbe vuran müfredat eylülde uygulanacak.

    * Erzincan’ın İliç ilçesinde geçen 13 Şubat’ta ABD ve Kanada ortaklı Anagold şirketine ait Çöpler Altın Madeninde meydana gelen toprak kaymasında dokuz işçi toprak altında kaldı.

    * İliç’e kalker ocağı geliyor. ERZİNCAN İliç’teki felaket sonrasında işçilerin cansız bedenine ulaşma çalışmaları devam ederken bölgede başka projeler de ortaya çıkıyor

    * TÜRK Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB), sokak hayvanlarının enjeksiyonla öldürülmesini de içeren düzenleme iddialarına karşı açıklama yaptı.

    * Kayıplar son bulsun, akıbetleri açıklansın, kaybedilenler bulunsun ve yargılansın talebiyle Cumartesi Anneleri’nin başlattığı eylem bugün 1000. haftasına girdi.

    * Seferberlik ve Savaş Hali Tüzüğü’nün kaldırılmasıyla yürürlüğe konan Seferberlik ve Savaş Hali Yönetmeliği, tartışmaları da beraberinde getirdi.

    * İsrail'in sivillerin son sığınağı kalan Gazze’nin güneyindeki Refah kentine saldırıları yoğunlaştırması sonrası diplomatik baskı artıyor.

    * Hükümet ve muhalefet arasında iplerin gerildiği Gürcistan’da onaylanan “yabancı etki” yasasına yönelik tartışmalar uluslararası düzlemde de sürüyor.

    * Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslami Finans Zirvesi’ne katıldı.

    * Ekonomide toparlanma süreci kapsamında açıklanan Kamuda tasarruf tedbirlerini KESK İzmir şubeleri Konak’ta protesto etti.

    * Hükümetin fiyat artışlarına engel olamadığı dönemlerde fahiş fiyat artışlarına ceza uygulaması bir kez daha gündemde.

    * Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, sanayi üretimde yeni model modele ihtiyaç olduğunu vurguladı.

    * Tahılda düşüş, sebzede artış bekleniyor.

    * Cumhuriyet, Cannes’da.

    * Akra Caz başladı.

    * Fenerbahçe kaptanı Mert Hakan Yandaş konuştu.

    * Galatasaray başkanı Dursun Özbek konuştu.

    * Beşiktaş camiası, ligde kötü bir sezon geçirdikleri dönemde Trabzonspor’u mağlup ederek Türkiye Kupası’nı kazanmanın mutluluğunu yaşıyor.

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    12 min
  • Daha çok zor, daha çok baskı - Işık Kansu

    Son gelişmeler öyle gösteriyor ki bir önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde mafyalaşma, uyuşturucu, karapara kaçakçılığı ve yasadışı birtakım kirli ilişkiler almış başını yürümüş.

    Bunlara Emniyet güçleri içinde tarikat kadrolaşması ve çekişmesi eklenince, alçak ve de yüksek tüm dağları yarattığından emin bir kurumlanmanın simgesi Süleyman Soylu’nun bugüne bıraktığı mirasın katmerlendiği ortada.

    Bütün kirli ilişki ağı devlet aygıtını giderek çürütürken bir bakıyorsunuz, polis, 1 Mayıs’ta heyecanlı kimi grupların içindeki gençlerle uğraşıyor. Soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar onlara yöneliyor.

    İktidarın bir ayağını mafyanın, diğer yanını tarikatların etkilediği bir dönemde özellikle uygulanan bir yöntem bu.

    İktidar ittifakının bir ayağı, yeraltı örgütlerinin başlarını cezaevinden çıkarmayı, onların sırtını sıvazlamayı, siyasi hareketlerine içten ve dıştan yönelen tehditlere karşı onları piyon, hatta tetikçi olarak kullanmayı iyi biliyor.

    Diğer ayağıysa Ortadoğu coğrafyasında emperyalizmin maşalığını yapmış Müslüman Kardeşler çizgisindeki şeriatçı, ümmetçi, halkını acılara sürükleyen Hamas’ı, ulusal, yurtsever ve bağımsızlıkçı Kuvayı Milliye hareketimiz ile bir tutabiliyor! Toplumu ve devleti, Müslüman Kardeşler örgütünün hedef ve ilkeleri doğrultusunda yapılandırmayı amaçlıyor.

    Diğer en küçük ortağın tek dileğinin şeriat devleti olduğu da biliniyor zaten. 

    Dolayısıyla iktidar ortakları, ekonomide başarısızlığı halkın sırtına, ülke içinde yarattıkları huzursuzluk ortamını da gençlerin sırtına yükleyip işin içinden sıyrılmak istiyorlar.

    Bunun sonucu olarak da daha çok zora ve baskıya yöneliyorlar.

    İmam okulundan bu yana bugünler için özenle yetiştirilmiş milli eğitim bakanının “Maarif Programı”nın satır aralarına sıkıştırılmış tümcelerden nereye varılmak istendiği açık seçik anlaşılıyor.

    Çocuklara öğretilecek kimya için programın önermesi şöyle:

    “Cabir bin Hayyan’ın kimya bilimine katkılarından bahsedilerek Türk-İslam âlimlerinin tarihe yön veren duruşlarından bahsedilebilir.”

    Program, derslerde “mucize” kavramının da işlenmesini öngörüyor:

    “Platon’un ‘Euthyphron’ diyaloğundan hareketle ‘Bir şey Tanrı istediği için mi iyidir yoksa iyi olduğu için mi Tanrı onu ister?’ ikileminin İslam dünyasında Eşari ve Mutezile tarafından nasıl yorumlandığı araştırılabilir. İbnülarabi’nin Fususul Hikem adlı eserindeki ‘ayna metaforu’ üzerinden Tanrı-âlem ilişkisi yorumlanabilir.”

    AKP-MHP-HÜDA PAR ortaklığı, “Yeni Türkiye Yüzyılı” dediği şeyi, 27 ayrı peygamberin gizine aklın ermeyeceği hikmetleri (fususul hikem) üzerine oturtma hevesinde.

    Çocuklarımızı da bu amaç uğrunda deney aracı gibi kullanma peşinde.

    Saray’ın, “Anayasayı değiştirelim” diye tutturmasının ilk nedeninin bir kez daha seçilmek olduğunu biliyorduk.

    Diğer neden ise bir yönetmelik ile Meclis’e, bakanlara ve de kimseye danışmadan savaş, seferberlik ilan edebilme yetkisini almasından belli oldu:

    Anayasayı değiştirecek, doğrudan monarşiye yönelecek ve Türkiye imamı 3. Abdülhamit olacak.


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    4 min
  • Rejimin güvenliği, can güvenliğinin önüne geçince - Miyase İlknur

    Otoriter yönetimin hâkim olduğu ülkelerde aslolan rejimin güvenliğidir. Ülkenin mali kaynakları ve çıkarılan yasaların önceliği rejimi tahkim etmede kullanılır. Bireyin can ve mal güvenliği Allah’a emanettir. Hele bu ülke İslam coğrafyasında ise işe bir de kadercilik anlayışı girdi mi yandı gülüm keten helva.

    Günlerdir İran’da cumhurbaşkanı, dışişleri bakanı ve cuma imamının ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasını konuşuyoruz.

    Helikopterin düşüşü kaza nedeniyle mi kaza süsü verilmiş sabotaj sonucu mu gerçekleşti.

    Bu iki seçeneğe “katiyen olmaz” diyemiyoruz.

    Zira Ortadoğu denen bu bölge aynı zamanda siyasi suikastlar, sabotajların kitabını yazan bir coğrafya. Hele de siyasi suikastlar konusunda sicili hayli kabarık İsrail ve ABD’nin İran’la bitmek bilmeyen hesaplaşması orta yerde dururken. Ancak kendi toplumunu dış düşman algısıyla rejimin arkasında kenetlemekte hayli mahir olan İran bu kez bu iki ezeli düşmanı suçlamadı.

    Sabotaj olasılığını savunanlar, gözlerini İran’ın iç rekabetindeki aktörlere çevirdi. Eh bu ihtimal de pek uçuk kaçık gelmez kimseye. İslam tarihi daha ilk dört halife döneminden alışıktır iç hesaplaşmalara.

    Yönetimin yaptığı ilk açıklamalarda bu kadar mı çelişki olur. Kurumlar birbirini yalanlayan açıklamalar yapıp sonra kendi açıklamalarını yalanladı.

    Kuş uçuşu bin kilometre ötedeki İsrail’in askeri hedeflerini uydudan tespit eden İran, kendi cumhurbaşkanının düşen helikopterini bulmaktan aciz bir ülke konumuna düştü.

    Belki de helikopter gerçekten kaza sonucu düştü ama “fırsat bu fırsat elleme ölsünler” denilerek kurtarma ekiplerinin kasıtlı olarak geç ulaşması için zaman geçirildi.

    Bu olasılıklardan hangisi gerçek olursa olsun; İran’ın Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi olduğu algısı yerle bir oldu.

    Rejim muhaliflerini izlemek için harcadığı masraf ve mesaisini keşke cumhurbaşkanı ve devlet yöneticilerinin güvenliğine harcasaydı da karizmasını yerle yeksan etmeseydi.

    Halkı yoksulluk içinde debelenen İran ve Pakistan’ın nükleer silahlanmada bölgenin lideri olsa ne yazar. Vatandaşları Batı’ya kaçmak için göç yollarında telef oluyor.

    Türkiye sanki Pakistan ve İran’dan farklı mı sanki. Günlerdir düşen helikopterin enkazını yerli İHA’nın bulduğuyla caka satan ülkemizde hızlı tren ilk seferinde kaza yapıyor ve 36 yolcu yaşamını yitiriyor. Daha iki yıl önce basit bir havalandırma sensörü olmadığı için Amasra’daki maden de 43 işçimizi ölüme yolluyoruz.

    İran, dış düşman ve acıdan beslenen ve halkını bu iki algıya birliğini sağlayan bir ülke. Şia da bunu besleyen bir inanç olduğu malum. Görkemli cenaze ve matem törenleri ile halkını avutuyor belli ki. Ancak cenaze törenlerini bile doğru dürüst yapmakta aciz kalıyor. Bu törenlerde ya onlarca kişi izdihamdan ölüyor ya da bir kaos hâkim oluyor. Ellerindeki yeşil bezleri tabuta sürmek ya da kefeninden bir parça koparmak isteyen binlerce kişi yüzünden Humeyni’nin cenazesi az daha devriliyordu.

    İslam coğrafyasının sevinci de matemi de niye bu kadar abartılı oluyor anlamak güç.

    Irak’ta ADB işgalinin kısmen sürdüğü yıllarda Necef’te Hz. Ali’nin türbesini ziyaret ettiğimde dumura uğramıştım. Türbenin avlusunda bulaşık yemek kapları, yan gelip devrilmiş güneşlenen insanlar, türbenin içinde bir keşmekeşlik, ağlayıp, çığlık atarak elindeki bezleri türbenin demirlerine sürmek için birbirini ezen insanlar.

    Bir türbe ziyareti adabından yoksun, koordinasyon ve disiplini beceremeyen İslam âleminin ne ABD ne de İsrail’i alt etme şansı var mı sizce?

    Bir ülkenin büyük olması ihtişamlı sarayları ya da silahlarıyla değil, ülkesindeki özgürlüklerin sınırı ve ekonomik göstergeleriyle ölçülür.


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Büyük emekli mitingi - Nergis Şimşek

    CHP, 26 Mayıs Pazar günü saat 14.00’te Ankara Tandoğan Meydanında “Büyük Emekli Mitingi” düzenleyecek. Genel Başkan Yardımcısı Gamze TAŞÇIER, mitingle ilgili yaptığı açıklamada; Yıllarca çalışarak ülkesine emek veren ancak bugün düşük emekli geliriyle yaşamaya çalışan 16 milyonun üzerinde yurttaşımızın sesini duyurmak, haklı taleplerini dile getirmek ve mücadelelerine destek vermek amacıyla Ankara’da toplanacaklarını,..bu şekilde enflasyon yükselirken eriyen maaşları görmezden gelen, milyonlarca kişiyi “insanca yaşam” yerine “sefalet koşullarında yaşam”a mahkûm eden iktidara, “bu büyük adaletsizliğe son verin” demek için meydanlarda olacaklarını” açıkladı.

    Daha önce emeklilikte yaşa takılanlar, kademeli emeklilik ve çırak, staj mağdurları taleplerini dile getirmek için meydanlara çıkmıştı.

    Ancak, ilk defa emekliler haklı taleplerini dile getirmek için miting yapıyor. Bu büyük bir gelişme. Sayıları 16 milyona ulaşan emekliler aslında ne kadar büyük bir güç olduklarını maalesef yeni fark ettiler. Emekli derneklerine çok büyük görevler düşüyor. Derneklerin emeklilerin bugün içinde bulundukları büyük geçim sıkıntısı ve hayat mücadelelerini her platformda dile getirme ve iktidarın bu yönde ciddi adımlar atmasını sağlamak için mücadele etmesi gerekiyor. Ülkemizde sosyal güvenlik hakları maalesef mücadele verilmeden alınamıyor. Bunun en büyük örneği emeklilikte yaşa takılanlar yani EYT’liler. 23 yıl sonra tam istedikleri gibi olmasa bile amaçlarına ulaştılar.

    Ülkemizde yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle büyük ölçüde yoksullaşan, aylıkları açlık sınırının çok altına düşen, hayata tutunmaya çalışan ve mağduriyeti en fazla olan kesim emeklilerdir.

    2024 yılı iktidar tarafından “Emekliler Yılı” ilan edildi. Emekliler için özel bir yıl olan 2024 yılında onların sorunlarının çözülmesi yönünde adımlar atılması elbette emekliler tarafından bekleniyor idi. 31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerinden önce emekli aylıklarına ek zam veya 10 bin lira olarak uygulanan en düşük emekli aylıklarına artış beklentisi vardı ancak hiç biri olmadı. Emeklilerin bayram ikramiyesi 2 bin liradan 3 bin liraya yükseltildi.

    Sonra ne oldu Dağ fare doğurdu!

    Emekliler için 21 Mayıs tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 20/5/2024 tarihli ve 8481 sayılı Cumhurbaşkanı kararı eki karar ile tüm emekli ve hak sahiplerinin (çocuklar hariç) kamu kurum ve kurulularına ait sosyal tesislerde 31/12/2024 tarihine kadar yüzde 15 oranında indirim yapılması öngörülmüş.

    Sanki emekliler ile dalga geçiliyor. Emekli bırakın seyahat edip sosyal tesislerde konaklamayı, 10 bin lira maaş ile beslenemiyor, kirasını ödeyemiyor, çocuğuna harçlık veremiyor, zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

    Yıllarca devletine prim ödeyerek emekli olan ve çalıştığı sürede oluşturduğu hayat standardına yakın bir emeklilik hayatı hayal eden emekliler maalesef derin bir yoksulluk yaşıyor.

    Emekliler için acilen yapılması gereken şeyler var.  Tüm emeklilerin öncelikli sorunu, düşük emekli maaşlarının insan onuruna yaraşır bir seviyeye çıkarılması. Her insan bunu hak ediyor. Bunun için;

    -Tüm emekliler açısından daha sade, anlaşılır ve adil tek bir aylık hesaplama sisteminin getirilmesi  ve aylıklar arasındaki adaletsizliklerin giderilmesi,  intibak işleminin tüm emekliler açısından yapılarak aylık miktarlarının iyileştirilmesi.

    -Adil olmayan alt sınır aylığı uygulamasının sosyal sigortalar sisteminden çıkarılıp sosyal yardımlar kapsamına alınması.

    -Emekli aylık artışlarında dikkate alınacak enflasyon oranının tespitinde zorunlu temel ihtiyaçları kapsayan (gıda, giyim, yakacak, sağlık, eğitim ..vb) mal ve hizmetlerin artış oranlarının esas alınması.

    -Emeklilere ödenen bayram ikramiye tutarının 10.000 liraya  yükseltilmesi.

    ...


    *Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • 24 Mayıs 2024 - Gazete Manşetleri - Neden Yok Etmek?

    *İktidarın sokak hayvanları ile ilgili hazırladığı çalışmadan ‘katliam’ çıktı.

    *Reisi için taziye gönderen ülkelerde Türkiye unutuldu, nizami olmayan bayrak kullanıldı. İran’dan bayrak ayıbı.

    *6 ay ücretsiz izni reddeden emekçiler yerin 100 metre altında eylem yaptı.

    *AKP döneminde il teşkilatlarındaki kadrolaşma hızla arttı, sağlıkçılar tepki gösterdi.

    *CHP lideri Özgür Özel, dün partisinin genel merkezinde yerel seçim sonrası tebrik için gelen BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’yi kabul etti.

    *Ankara Büyükşehir Belediyesi, TOGO Kuleleri nedeniyle kıskaca alındı.

    *Tok ve oğlu için kırmızı bülten çıktı.

    *Mısır’dan çekilme tehdidi.

    *Pekin’den Tayvan’ı ‘cezalandırma’ tatbikatı.

    *Ankara- Atina hattında Libya gerilimi.

    *Artan maliyet ve düşen alım gücü deprem riskiyle birleşince konut krizi “can krizi” oldu. Dönüşüme kredi şart.

    *Merkez Bankası bünyesindeki Para Politikası Kurulu, faizi yüzde 50’de tutma kararı aldı.

    *Güven endeksi, geçen nisana kıyasla bu ay yüzde 0.1 artarak 80.51 puan oldu Tüketici renk vermedi!

    *‘Enflasyonu kira etkiliyor’

    *Âşık Veysel’e Grinko yorumu.

    *Geriye düştüğü maçta Trabzon’u yenip Avrupa vizesi aldı, Kupa Beşiktaş’ın.

    *Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, düzenlediği basın toplantısında Aziz Yıldırım’ı eleştirdi.

    *Galatasaray Başkanı Dursun Özbek ‘Şampiyon olacağız’

    *Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    15 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.