
Sign up to save your podcasts
Or


Sokak canlarının varoluş mücadelesi üzerinde yaşadığımız topraklarda yüz yıllardır sürmektedir. Evcilleşen patili dostlarımızın bizlerin desteği olmadan yaşamlarını sürdürmeleri olanaksızdır. Bu varoluştan hoşnut olanlar ve olmayanlar vardır. Öykünülen Batı’nın sokaklarında yoklar, çünkü sistematik olarak ortadan kaldırıldılar. Dünyadaki canlıların yaşam hakkını savunmak, istenmedikleri için öldürülmelerine karşı çıkmak, insanlığın vicdani bir sorumluluğudur. Çünkü yaşam hakkı kutsaldır, yalnızca insanlar değil tüm canlılar için... Bu değeri kaybetmeyelim.
Potansiyel tehlikeler her an her yerde karşımıza çıkabilir: trafik kazası geçirmek, sele kapılmak, bireysel şiddete maruz kalmak vd. Bu tehlikelere karşı önleyici önlemler alırken bilim ve ahlak başlıca rehberimiz olmalıdır. Sokak canlarını potansiyel tehlike olarak görmek kolaycılık, onları bu nedenle öldürmek acımasızlıktır. Yaygın olmasa da sokak köpeklerinin insanlara saldırmasını gerekçe gösterip, sokaktaki tüm canları aynı kategoriye koymak önyargılı bir tutumdur. Sokaktaki canların bin bir tehlike ve zorlukla mücadele ederek yaşamlarını sürdürdüklerini göz ardı edilmemelidir.
Tehlikeli insanlardan korunmak için onları yok etmek nasıl yasalara aykırıysa, yaşam hakkına sahip sokak canları için de bu hakkın teslim edilmesi zorunludur. Hırçın davranış gösteren sokak canlarının neden böyle davrandığını anlamak ve düzeltici önlemler almak varken onları toptan yok etmek kabul edilemez.
Saldırganlığı genele yayıp tüm sokak canlarını barınak adı verilen toplama kamplarına hapsetmek, zulmederek yok etmenin bir başka yöntemidir. Yurttaşlarına insanca yaşama olanağı sunmakta zorlanan bir devlet mekanizmasının kuracağı barınakların halini varın siz düşünün... Üstelik mevcut barınaklardaki olumsuz koşullar biliniyorken...
Batı ülkelerinde barınaktan sahiplenme, sokağa bırakılan önceden sahipli ya da kontrolsüz üreyen az sayıda can için geçerliyken bizdeki sokak canlarının tümü için sahiplendirme pratik olarak olanaksızdır. Kısırlaştırmak zamanla sokak canlarının nüfusunu azaltacaktır. Yaşam süreleri ve koşulları dikkate alındığında bir süre sonra sokakta yaşayan canların sayısı kendiliğinden önemli ölçüde azalacaktır. Belediyeler ve gönüllüler bu süreçte kent ve kırsalda yaşayan canlardan sorumludur.
Canlara ve sokakta onlarla ilgilenen gönüllülere öfkelenenler, barınaklara tıkılan ya da ormanlık alanlarda terk edilen canlarla gidin oralarda ilgilenin ya da alın evinize götürün tepkisi veriliyor. Yaşadığımız süreçte sokak canlarına sahip çıkan insanların hedef gösterilmiş olması da cabası... Akla ve vicdana böyle zamanlarda daha çok gereksinmemiz olduğu çok açık değil mi?
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Bugün size iki konudan bahsedeceğim.
Biliyorsunuz Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tasarruf tedbirleri kapsamında kamuda tasarruf yapılacağını bildirdi. Cumhurbaşkanlığı Genelgesi 17 Mayıs günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kurumlar da bu hususta bir dizi düzenleme yapmaya başladı. Düzenleme yapanlardan biri de Türkiye Büyük Millet Meclisi oldu.
TBMM’de bu kapsamda enerji, sağlık, yurtdışı görevlendirme gibi alanlarda uygulamalar devreye alınacak dendi. İlk tedbir olarak damacana su yerine şebeke suyunu arıtarak içme suyuna dönüştüren sebiller kullanılmaya başlandı.
Yani Meclis Başkanlığı damacana su almak yerine arıtma cihazı alarak tasarruf tedbirleri kapsamına uymuş. Bu alınan kararı da bir video ile kamuoyuna bildirdiler.
Ne kadar tasarruf edilmiş olacak cevabını öğrenemedim.
Maksat gösteriş tabii ki.
Anlatayım.
“Acaba sebiller ne kadara alındı” diye merak ettim. Yayımlanan videoda sebillerin üzerinde marka var. Buradan yola çıkarak araştırmaya başladım.
Hemen Elektronik Kamu Aydınlanma Platformu’nda (EKAP) arama yaptım. Ancak düzenlenen bir ihale yok.
Marka üzerinden araştırmaya başladım.
Sebil markası AquaMizu.
Firma sayfasında TBMM’ye ve Mili Piyango İdaresi’ne teşekkür metni yayımlamış. Marka “Arzey Arıtma” adına tescilli. 2023 yılı haziran ayında Yalova’da kurulmuş. Sahibi Ahu Azman olarak gözüküyor.
2023 yılı 9. ayında da ISO 9001 belgesi almış. 2023 yılı için 18 bin 250 TL matrah beyan edilmiş ve 4 bin 562 TL vergi ödenmiş.
Firmanın internet sitesindeki referansları şayet doğru ise kısa sürede büyük başarı(!)
TBMM bile “Bize oradan iki sebil gönder” diyerek çalışıyorsa, ihalesiz işler yapıyorsa, bu sebillere ne kadar para harcandığı açıklanmıyorsa vay halimize, vay o tasarruf tedbirlerine.
Zaten Kamu İhale Kanunu’nu delik deşik etmeyip uygulasak büyük bir tasarruf sağlanacak.
Diğer konuya geçeyim.
Ulaştırma ve altyapı bakanı katıldığı bir toplantıda yapay zekâ ve siber güvenlik konusunda konuşurken kendisinin cep telefonu numarasının kopyalandığını ve aramalar yapıldığını söyledi.
Köşe yazılarımı takip eden okurlarım iyi hatırlarlar.
Çok uzun süredir dolandırıcılık konularını ısrarla yazıyorum.
Katıldığım televizyon programlarında da anlatıyorum. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce yurttaşımızın bilgileri dolandırıcıların elinde. Dolandırıcılar telefon hatlarını kopyalıyor ve mevduat hesaplarını boşaltıyor veya yurttaşların adına krediler çekiyor.
Farkına vardığında ise iş işten geçmiş oluyor. Ne Bankalar Birliği ne BBDK ne banka ne de cep telefonu operatörü sorumluluk alıyor. Her savcıda yüzlerce, binlerce dosya birikti. Olan yurttaşa oluyor.
Yüzlerce kişi uğradıkları mağduriyet için bir araya gelmeye başladı. Akbank mağdurları diye WhatsApp grubu kurulmuş ve bana ulaştılar. Hepsinin dolandırılma yöntemi hemen hemen aynı. Bankanın verdiği cevapta klasik: “Bizim yapacağımız bir şey yok.”
Hayır efendim var.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin emsal kararları mevcut. Hem bankanın hem telefon operatörünün sorumluluğu var.
Onlar sizin kimlik bilgilerinizi ya da şifrelerinizi korumakla baştan aşağıya sorumlu. Sakın paramı vermiyorlar diyerek geri adım atmayın.
Bankalarla dolandırıcılar arasında ezilen insanlarla doldu memleket. Oturup bir nefeste düşündüğünüzde kimlik bilgilerinizin çalınmasının da 10 bin lira emekli maaşıyla yaşamaya çalışmanın da birbiriyle bağlantısı var.
Artık insanlar 10 senede ne kadar fazla fakirleştiğini fark edemez noktaya getirildi. Ha bu arada şunu da söyleyeyim.
Hükümet tasarruf filan yapmayacak hepsi tribünlere yönelik hareketler. Yine olan emekliye, sabit maaşlı çalışana, kendisini beyaz yakalı zanneden ofis çalışanlarına olacak.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Eğitimde iç ve dış yeni müfredatı belirleyen isimler imam okullarından mezun.
* Ankara Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce okullara gönderilen yazıyla, 2 Haziran’da yapılacak Liselere Geçiş Sistemi sınavı öncesinde öğrenciler ve veliler dua için sabah namazında camiye çağrıldı.
* Sağlık sistemindeki eşitsizliğin bedelini yurttaş ödüyor.
* Gazetemizin katledilen yazarlarından Uğur Mumcu’nun suikastının üzerinden 31 yıl geçmesine karşın faili Oğuz Demir hâlâ yakalanmadı.
* CHP lideri Özgür Özel, Sosyal Demokrasi Derneği’nin düzenlediği panelde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
* İstanbul Büyükşehir Belediyesi Miras ekiplerinin gerçekleştirdiği restorasyon çalışmaları sırasında Rumeli Hisarı’nda gizli geçitlerin bulunduğu açıklandı.
* İsrail güçleri Gazze’nin güneyindeki saldırılarını şiddetlendirirken Filistin-Mısır arasındaki tampon bölgeyi de işgal ettiğini duyurdu.
* NATO ülkelerinin dışişleri bakanları, dün Ukrayna’nın Rusya topraklarını vurmak için Batı’dan gönderilen silahları kullanmasındaki kısıtlamaların kaldırılması çağrılarının arttığı bir dönemde Çekya’nın başkenti Prag’da bir araya geldi.
* Yaz aylarının gelmesiyle ucuz tatil arayan birçok yurttaş tatil beldelerinde ailece kalmak için günlük veya haftalık ev kiralıyor.
* Artan faizler, kapanan kredi muslukları, düşen alım gücü gibi birçok etken birleşince konut satışları düşüşe geçti.
* Yılın ikinci yarısı için asgari ücrette artış yapılıp yapılmayacağına ilişkin tartışmalar büyük bir hızla sürerken Türk-İş’in bu ayla ilgili hesapladığı açlık ve yoksulluk sınırları halkın yaşadığı sorunların ağırlaştığını gösterdi.
* Türkiye’nin 3. parti lojistik pazarı son beş yılda ciddi büyüme kaydetti.
* Uluslararası Nakliyeciler Derneği Yönetim Kurulu ve başkanı Şerafettin Aras, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Başkanı Orhan Turan ve yönetim kurulunu ziyaret etti.
* Sinemanın acı kaybı. TÜRK sinema ve tiyatrosunun usta ismi Ahmet Uğurlu, 71 yaşında hayatını kaybetti.
* İngiliz müzik grubu The Beatles’ın üyesi John Lennon’ın 50 yıldır kayıp olan gitarı, açık artırmada rekor fiyata alıcı buldu.
* Fenerbahçe Başkanı Ali Koç önceki gün kongre üyeleriyle bir araya gelirken önemli açıklamalarda bulundu.
* Galatasaray'da şampiyonluk sonrası kaptan Kerem Aktürkoğlu’na İspanya’dan talip var.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz
Dünya nüfusunun 2.8 milyarı yani yaklaşık yarısı günlük 2 dolar olan yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
1.2 milyar insan ise günlük 1 dolarlık sınırın altında yaşamını sürdürmek zorunda.
Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’in “Eşitsizlik AŞ” başlıklı raporuna göre dünyanın en zengin beş iş insanının serveti 2020’den beri iki kattan fazla arttı.
Dünya nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan en yoksul kesim yaklaşık 5 milyar kişi ise bu süre içinde daha da yoksullaştı.
Dünyanın dört bir yanında milyarlarca insan güvencesiz işlerde, yoksulluk maaşı karşılığında çalışıyor. Bu ülkelerden biri de Türkiye.
Mayıs ayı için açlık sınırı 18 bin 969 lira, yoksulluk sınırı ise 61 bin 789 lira olarak açıklandı. Açlık sınırı asgari ücreti 2 bin lira geçti.
Dünyadaki bu zenginleşme ise dünyanın kıt kaynaklarını yok ederek oluyor. İklim değişikliği dünyanın artık bir numaralı krizi.
Birleşmiş Milletler’e göre su kıtlığı 2050’de 5 milyar insanı etkileyecek. Göçlerle açlık ve yoksulluk daha da artacak.
Kapitalizmin yıkıcılığı artarken dünyanın birçok ülkesinde de alternatif modeller tartışılmaya başlandı. Yeni dünyayı anlamak için tartışılan kavramlardan biri “türetim ekonomisi”.
“İyilik ve güvene dayalı, ekolojik ve sosyal etkilerin en aza indirildiği döngüsel bir ekonomik sistem” olarak tarif ediliyor bu alternatif sistem.
Yeni kurulan Türetim Ekonomisi Derneği sistemi şöyle anlatıyor.
- Türetim ekonomisi içerisinde tüketici yerine türetici bulunduran yeni bir ekonomik sistem. Bu sistemde, üreticiler, ürünlerini ekolojik ve sosyal açıdan adil bir şekilde üretip kendi aralarında bir tedarik ağı kuruyor.
- Böylece kendi aralarında, yine kendilerinin oluşturmuş oldukları değerin artmasını sağlıyor. Türeticiler almış oldukları ürünlerle üreticileri desteklerken böyle bir ekonominin gelişmesini sağlıyor ve bu ekonomi ise mevcut tüketim ve kâr maksimizasyonunun içine doğru büyüyor.
- Bu büyüme sonucunda, ekonomi yavaş yavaş dönüyor ve artık insanların kâr amacı gütmediği, onurlu bir geçim için çalıştığı yeni bir ekonomik sistem hayat buluyor.
İşte bu yeni kavramlar Kadir Has Üniversitesi’nde Türetim Ekonomisi Derneği ile birlikte düzenlenen bir toplantıda ele alındı.
Üniversitenin ekonomi bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Erinç Yeldan, yaşadığımız dönemi şöyle tanımlıyor:
“İklim krizine karşı yürütülen çabalar olsa da kaygı çağı olarak adlandırılan gölgeli bir dönemde, küresel ekonomi aşırı derecede finansallaşmış ve kırılgan bir durumda. Küresel talep zayıf, yatırımlar durgun; gelir ve servetin dağılımı ise son derece dengesiz.”
Son zamanların en fazla gündemdeki konusu sürdürülebilir yeşil sanayileşme stratejisine de değiniyor Yeldan ve iş dünyasına çok önemli uyarılarda bulunuyor:
- Fosil yakıt temelli üretimden sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji, sanayi ve tarımsal faaliyetlere geçiş.
- İşgücü piyasalarındaki kayıt dışılık ve parçalanmayı ele alarak insana yakışır iş programlarının oluşturulması.
- Sadece ücretli emek ve sermaye veya bölgesel alanlarda değil, aynı zamanda cinsiyet, etnisite ve tüm sosyal dışlanma biçimleri üzerinde geniş gelir ve fırsat dengesizliklerinin giderilmesi.
Toplantıda gündeme gelen alternatif modeller sonsuz büyüme konusuna itiraz ediyor.
Küçülme Hareketi, Simit Ekonomisi, Ortak İyilik İçin Ekonomi modellerinin ortak görüşü şu:
Gezegen artık bu büyümeleri kaldıramayacak!
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Geçtiğimiz haftalardaki bir yazımıza ‘Ege’de siyasetin rengi kırmızı’ başlığını atmıştık. Elbette bu başlık öylesine gelişigüzel atılmış değildi. Özellikle 31 Mart yerel seçimi sonrası, İzmir ve Ege’deki siyasal görünümün özlü bir ifadesi ve tanımıydı. 31 Mart’ta Ege’yi CHP’nin kırmızı rengine boyayan Egeli seçmenler; hem CHP’li yeni başkanları ve hem de ülkenin birinci partisi haline gelen CHP’deki siyasal gelişmeleri, yakından takip ediyorlar.
Yalnızca Ege’de değil, ülke genelinde de birinci parti olmak, CHP’yi siyasetin odak noktası yapıyor. CHP’nin etkileşim ve kapsama alanı genişliyor. Bu gelişmeye koşut olarak, yakın ve uzak erimde, CHP üzerine birçok hesaplar ve hazırlıklar yapılıyor. Başta iktidar olmak üzere, CHP’nin birinci parti olmasından rahatsız olan kimi çevreler; oyun üstüne oyun kuruyorlar. Yeni siyasal stratejiler hazırlıyorlar. Muhalefetten ve CHP’nin içinden kendi oyunlarına aktörler arıyorlar.
Muhalefetin ve özellikle de CHP’nin gücünü kırmak, dağıtmak isteyenlerin en çok başvurdukları yöntem, CHP içinden kimin cumhurbaşkanı adayı olacağını daha bugünden tartıştırmak ve bu isimler etrafında suni bölünmeler yaratmaktır.
Oysa bugünlerde bu tartışmanın ne zamanıdır ne de yeridir. Böylesi yapay bir tartışmaya taraf olmak, bunu körüklemek; iktidarın ekmeğine yağ sürmek anlamına gelecektir. CHP’nin örgütleri ve aksiyonerleri, sürüklenmek istedikleri oyunlara hiçbir şekilde alet olmamalı, art niyetli çabaları boşa çıkarmalıdır.
Ekonomik ve sosyal sorunların tartışılmasından ve vatandaşın gerçek sorunlarının konuşulmasından rahatsız olanlar; bu konular öne çıktığı zaman hemen yeni anayasa yapma tartışmasını gündeme getiriyorlar. Böylece gündemi meşgul edip, muhalefetin dile getirdiği toplumsal gerçekleri gölgelemeye çalışıyorlar.
Ülkenin birinci partisi CHP, gündeme ve yurttaşın sorunlarına ilişkin olarak elbette herkesle görüşecek, müzakereyi ve mücadeleyi birlikte yürütecektir. Ancak unutulmaması gereken siyasal gerçek; bu iktidarla ve bugünkü parlamento yapısıyla, çağdaş ve demokratik bir anayasa çalışmasının yapılamayacağıdır. Bu siyasal ve toplumsal gerçeklik hiç göz ardı edilmemelidir.
CHP örgütleri ve CHP’liler, 47 yıl sonra birinci parti olmanın sevincini, coşkusunu henüz daha tam olarak yaşayamamışken; CHP’de parti içi sorunlar çıkarmaya ve yeni ayrışmalar yaratmaya çalışanlar boş durmuyorlar. Bu büyük başarının ana gövdesini oluşturan değişim hareketinin de içine nifak sokmaya ve onu ayrıştırmaya uğraşıyorlar.
CHP’nin solduyulu ve gerçekçi örgütleri - neferleri, elbette olan bitenin ayırdındadır. CHP’nin gücünü bölüp parçalayacak girişimlere prim vermezler ve vermeyeceklerdir. Değişimi, partinin bütün siyasal dinamikleriyle ve en geniş toplumsal kesimlerle buluşturmak için çabalarını sürdüreceklerdir.
Önümüzdeki yakın dönemde CHP’nin parti içi en önemli çalışması, eylül ayında yapılacak tüzük ve program kurultayına hazırlanmaktır. Parti içi ve dışı çok geniş katılımlı bir süreçle, tüm kamuoyuna maledilerek hazırlanacak yeni program ve tüzük; ülkeyi yönetmeye hazırlanan CHP’nin, çağdaş, demokratik ve güncel temel belgeleri olacaktır. Kurultay sonrasında CHP, halkın önüne, en geniş kesimleri kucaklayan ve topluma güven veren yeni yol haritalarıyla çıkmalıdır.
Parti içi hesaplarla ve oyunlarla kurultayı seçimli bir ortama dönüştürmek, bu süreci olumsuz etkiler ve baltalar. CHP’ye ve yeni döneme zarar verir. Parti içi tüm dinamikler ve dikkatler, yakın dönemde parti programına ve tüzüğüne odaklanmalıdır. Yeni tüzük sonrası ve ona uygun biçimde, örgüt tabandan başlayarak yenilenmeli ve yeniden yapılanmalıdır. CHP ve CHP’liler, kurulabilecek tuzaklara düşmeden, önlerine konulabilecek mayınlara basmadan, geleceğe yürümelidir.
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
* İktidar denetimden uzak kuruluşlara kaynak transferinde hız kesmedi.
* Sokak hayvanları için hazırlanan yasal düzenleme AKP Meclis grubuna gönderildi.
* AKP, bir öğün okul yemeğine kaynak ayıramazken vakfa milyarlar akıyor.
* Uzmanların karşı çıkmalarına rağmen MEB’in onayladığı yeni müfredatla ilgili rapor hazırlandı.
* Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı sorunlar giderek yakıcı bir hal almaya başladı.
* Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra kamuoyunda eleştiri konusu olan AFAD’ın gelecek dört yılda yapmayı hedeflediği uygulamaları açıkladığı stratejik planında pek çok hedef için “bütçe yetersizliği” riskine yer verildi.
* CHP’nin MESEM’lerdeki iş cinayetleri araştırılsın önerisine AKP ve MHP’den ret.
* ŞİŞLİ Belediyesi “Gezici Kent Lokantası” projesini hayata geçirdi.
* ABD, İsrail’in Refah’taki kanlı saldırılarının ‘kırmızı çizgilerini’ aşmadığını savundu.
* DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan dün “Gazze Temas Grubu” üyeleri ile önceki gün Filistin devletini tanıyan İspanya’nın başkenti Madrid’de Başbakan Pedro Sanchez ile görüştü.
* GÜRCİSTAN’DA yoğun protesto gösterilerine ve Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili’nin vetosuna karşın “yabancı etki” yasa tasarısı parlamentoda önceki akşam kabul edildi.
* Perakende sektörü, İstanbul’da gerçekleşen Perakende Günleri 2024’te bir araya geldi.
* Maliye Hesap Uzmanları Vakfı, Polonya ve Macaristan tecrübesini masaya yatırdı.
* HALUK Naci Tuğcu, Bahçeşehir Üniversitesi Kuzey Kampüs içinde yer alan Fırat Neziroğlu Art Space’de, “Kavuşma” adlı sergisini sanatseverlerle buluşturdu.
* Cumhuriyet dönemi sonrası başlayan eserler ülkemizin birçok şehrinde sanata ve tarihe ışık tutmaya devam ediyor.
* FENERBAHÇE Başkanı Ali Koç, Aziz Yıldırım’ın açıklamalarına tepki gösterdi.
* GALATASARAY’DA 25 Mayıs’taki genel kurulda yeniden başkanlığa seçilen Dursun Özbek ile kurulları dün mazbatalarını aldı.
* Beşiktaş’a kupa kazandıran Topraktepe duygularını anlattı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Kent bir yerleşme türü, yerel yönetime sahip yasal bir birim, çevresinde bir merkez oluşturan, toplama-dağıtma merkezi olan tarım dışı (sanayi-hizmet) faaliyetlerin yoğunlaştığı ve tarımsal ve tarım dışı (sanayi-hizmet) faaliyetlerin kontrol yeri ve bu bağlamda da örgütlenme ve uzmanlaşma ile belirlenen özgün bir kentsel yaşama sahip olan ve tercih edilen bir yerleşme türü olarak tanımlanmaktadır. Elverişli koşulların oluşması sonucunda, kırsal yerlerde bulunan yerleşim alanlarının zaman içerisinde yoğunlaşması ise kentleşme olarak adlandırılmaktadır.
Sosyal değişme ve yeni bir biçimlenme süreci de kentleşme olarak adlandırılır. 1923’ten beri, “çağdaş uygarlık düzeyine erişme ve aşma” hedefine odaklanan Türkiye’nin, 100 yıllık sürede aşamadığı sorunlardan biri de kent nüfusunun artmış olmasına rağmen kırsal toplumdan kentsel topluma geçememesidir.
Göçebelik geleneğinden gelen ve köylülük duygusundan arınmayan kentlilik duygusuna ve olgusuna dönüşmeyen bir toplumu sanayileşme ve kentleşme kavramlarından bağımsız olarak düşünülmeyecek “çağdaş uygarlık düzeyine” sıçratmak. Ve Batı toplumlarının kendilerine özgü bir toplum ve kültür altyapısından yola çıkıp yüzyıllara yayılan sancılı bir süreç sonunda tamamlayabildiği bu büyük dönüşümü birkaç on yıla sığdırmak 1923’lerde kolay olmamıştır.
Tarımda makineleşmeyle 1950’den itibaren Türkiye’de iç göç hızlanmıştır. Sanayileşmedeki işçi istihdamı ihtiyacı da kırsaldan kente göçü zorunlu ve cazip hale getirmiştir. Gerek orta ölçekli kentler gerekse sayıları artan metropoller nüfus bakımından hızlı bir büyüme eğilimine girmişlerdir. Dolayısıyla bu büyüme fiziksel, sosyoekonomik ve psikolojik sorunlarla birlikte siyasal dengeleri de değiştirmiştir.
Türkiye’de kentleşme sürecinin Batı’da olduğu gibi sanayi yatırımları sonucunda gerçekleştiğini düşünmek yanlıştır. Batı’da Sanayi Devrimi sonrası kentlerde gelişen ekonomi çok kötü koşullarda yaşama olanağı sunsa dahi, kendilerine yönelmiş göçe fazlasıyla gereksinim duyması nedeniyle gelenleri istihdam etmeye hazırdı. Ancak bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan durum tersi yöndedir. Kentlerimizde henüz olgunlaşmamış ekonomik büyüme, Marshall yardımıyla kapitalist üretim araçlarının kentlere uğramadan kırsal üretime gönderilmesi, onarılması olanaklı olmayacak büyük problemleri beraberinde getirmiştir. Bu nedenle, ülkemizde 1950’li yıllarda başlayan kentleşme olayını başlatan şey, kentlerin büyük çaplı işgücüne ihtiyaç duyması değildir. Marshall yardımı öncesi 1800 civarında olan traktör sayısının 1956 tarihine gelindiğinde 44 bin ve 1970 tarihine ulaşıldığında da 100 bine ulaşması topraksız köylüyü göçe zorlamasıdır.
İş bulma umuduyla kente göç eden ailelerin birçoğu umduklarını bulamayıp düş kırıklığına uğramışlardır. Kentlerde örgütlü istihdam içinde emilemeyenlerin marjinal sektöre kaymasına ve dolayısıyla da kentsel davranış değişikliklerinin ortaya çıkmasında zorluklara yol açmıştır. Zorunlu olarak kentlere geldiklerinde, kentin yetersiz olanaklarıyla karşılaşan insanların, kendi başlarının çaresine bakmaktan başka yapacak bir şeylerinin olmaması onların kentlerde düştüğü durumu açıkça ortaya koyar.
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
31 Mart seçimlerinin ikinci ayı doluyor. CHP’nin yüzde 25’lik tavanı delip 40’a uzanmasının sonuçları siyasete adım adım yansıyor. Daha da yansıyacak.
Erdoğan’ın topluma yönelik, “Ekmek veremiyoruz, anayasa verelim” yaklaşımı, “Dört yıl seçimsiz Türkiye” söylemiyle örtüşmüyor. Olabilecek en uygun ortamı yaratıp, yeniden aday olmanın koşullarını oluşturup seçime gitmeyi hedefliyor.
Önümüzde üç seçenek var:
1- En güçlüsü CHP’nin yerel seçim iktidarını genele taşıması.
2- Erdoğan’ın AKP’yi evirip çevirip “değiştirdim” diyerek devam etmesi.
3- İki seçenek dışında başka bir oluşumun yükselmesi.
Bu sıralamayı yaptığımız ortamlarda, “AKP zaten bitti, CHP’den başka seçenek de yok” söylemi öne çıkıyor. Yeniden altını çizelim; en güçlü seçenek CHP’dir. Ancak bunun dışında başka bir gelişmenin olmayacağını mutlaklaştırmak, CHP’ye kötülük olur.
***
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la çay içimi sohbet ettik. Yavaş, kamuoyunda çok prim yapabileceği gelişme olduğunda bile konuşmamayı yeğleyen bir kişi. Turgut Altınok AKP adayı olarak gösterildiğinde kendisini aramıştım. “Konuşmaya ayıracak vaktim yok” karşılığını vermişti. “Az laf çok iş diyorsunuz” tanımlamamız hoşuna gitmişti. Birkaç gün sonra Ankara caddelerine baktık ki o söz büyümüş!
Son sohbetimizde de siyasi değerlendirmelerden yana olmadığını vurguladı. Çaylar gelmeden üzüntüsünü paylaştı:
“Ankaragücü’nün küme düşmesi canımı sıktı. Böyle olmamalıydı.”
Rakibinin iki katı oy almasına, Çankaya’da yüzde 79’a uzanmasına, üç olan CHP’li ilçe belediye sayısının 16’ya çıkmasında rolü olmasına, belediye meclisinde tartışmasız çoğunluğu elde etmesine karşın Ankara seçimlerini şöyle yorumladı:
“Beş ilçe belediyesi daha alabilirdik. Kimi yerlerde önerdiğim kişiler seçilebileceğine inanmadı...”
AKP’li ilçe belediye başkanlarından üçü ziyaretine gelmiş, ötekileri de bekliyor.
Yavaş’ın günlük yaşamına bakılırsa tasarruf edebileceği bir şey yok. Belediyeye yemek dahil hiçbir kişisel fatura ödetmiyor. Uçak biletlerini kendisi alıyor.
Gazetecilerin de işi kolay değil. Son Anadolu gezisi cumaya denk gelmiş. Kentin en büyük camisini önermişler. “Giderken bir köy camisinde kılıp geçelim” demiş.
CHP’ye ilişkin başlıca iki arzusu şu:
1- İç bütünlüğünü korusun.
2- Her kesimden oy alabilme yapısını sürdürsün.
***
Yazı aramızda; bu iki madde bizim de başlıca istemimiz. Yavaş’ı ziyaret nedenimiz de buna ilişkin yazdığımız kitabı paylaşmaktı.
Çevrem bana “Kitap fabrikası” diyor ama henüz daha 60. Mayıs ayı verimliydi. 59’uncusu Cumhuriyet Kitapları’ndan “Çanakkale Unutulmaz”! 2008’deki Anzak Türkleri’nin baskısı bitmişti. Çanakkale Savaşları’nın yüzde 10’u gün ışığına çıkmış. Yeni belgeler Atatürk’ün rolünün bilinenden fazla olduğunu ortaya koyuyor. Bunu 10 Ağustos’ta kesin zaferi getiren Conkbayırı’nın yıldönümünde işlemek isterim.
60’ıncısı Halk Kitap’tan “Bak İşte Bahar Geldi”...
2023’te beklenen bahar, 2024’te geldi. Tarihin akışı değişti. Bu değerlendirmeyi bir zafer anlatımı olarak değil, CHP’nin üzerindeki büyük bir sorumluluk olarak paylaşıyoruz.
Bütün mesele şu:
CHP, tarihin akışındaki bu değişimi nasıl yönetecek?
Öncelikle bütün belediye başkanları bu sorunun birinci muhatabı imiş gibi davranmak zorunda.
Bunu bekliyoruz...
İstiyoruz...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Kafkaesk dünyamızdan örnekler için Çekya’ya gitmeme gerek yokmuş. En muhteşem örnek bizde:
Milleti uyutan iktidar şimdi de sokak köpeklerini uyutma derdinde. Bu konuda çok yazıldı çizildi. Dün durumu çok iyi özetleyen bir açıklamayı sınıf arkadaşlarımdan biri yolladı. (Gökhan Kırçuval’ın gönderisini aynen paylaşıyorum.)
“Ülkemizde sokak köpeklerinin insanları yaralama vaka sayısı, bir yılda ortalama 100 saldırı.
Erkeklerin kadın cinayetleri, yılda ortalama 1000; şiddet vaka sayısı 20 bin.
Çocuk istismar sayısı (bilinen ve kayda geçen) 20 bin civarı.
EĞER KONU HAYVANSA: Hayvana tecavüz eden yılda 2 bin, şiddet uygulayan 10 bin ortalama. Sizce kimin sokaklardan toplanması lazım?”
Ne kadar net, açık seçik bir anlatım değil mi!
Dünya müzik tarihine çoktan geçmiş efsanevi bir isim Placido Domingo. Önce tenor, sonra bariton, sonra şef, 20. yüzyılda operayı iki meslektaşıyla (Pavarotti ve Carreras’la birlikte) geniş kitlelere yaymış, popülarize etmiş; dünya sahnelerini tutuşturmuş, kanseri yendikten sonra sahne yaşamına devam etmiş bir ikon. Türkiye’deki müzik meraklıların yabancısı da değil.1993’te ilk kez konser vermek üzere İstanbul’a geldiğinde bana (tıpkı Carreras gibi) Leyla Gencer dostluğunu ve hayranlığını anlata anlata bitirememişti. O ilk gelişi, sonra niceleri izledi. Murat Karahan’la dostluğu ve Aspendos konseriyle, Türkiye hayranlığı perçinlendi.
Türkiye’nin en köklü kurumlarından İş Bankası’nın 100. yıldönümünü Placido Domingo, Rus soprano Elena Stikhina ve kalpleri çoktan fethetmiş usta tenor Murat Karahan’ı bir araya getiren bir gala konserle kutlaması harika bir seçim olmuş!
Carlo Tenan yönetiminde, niteliğinden hiç ödün vermeyen Borusan Filarmoni Orkestrası eşliğindeki konser Volkswagen Arena’daydı. Klasik, sevilen, Verdi ve Puccini ağırlıklı operalardan seçilmiş aryayla başlayıp Lehar opetlerine, derken Türkçe şarkılara, oradan “Bessame Mucho” ve “Granada” gibi popüler şarkılara uzanıldı. Murat Karahan’ın muhteşem, doğal, geniş hacimli sesi kadar sahne sempatisi de müthiş. Domingo’ya Türkçe şarkı söyletip kristal berraklığında sesi olan Rus sopranoya sahnede dans bile ettirdi.
Elbet Domingo bir zamanların Placido Domingo’su değil. Ama ne gam… Önemli olan Arena’yı dolduran izleyicinin aldığı müthiş tat, yaşadığı o coşku... Konseri izlerken zaman zaman Leyla Gencer’in neden mesleğinin zirvesindeyken sahneleri bıraktığını daha iyi anladım.
Önemli olan sahnede yer alan solistlerin de orkestra elemanlarının da arenayı dolduran dinleyiciler kadar eğlendiği ve coştuğu bir konser olmasıydı.
Cumhuriyetin 100. kuruluş yıldönümünde, İş Bankası Kültür Yayınları birçok kurum gibi Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk üzerine çok değerli sayısız kitap yayımladı. 29 Ekim 2023’te ise İstiklal Caddesi’ndeki dev müze galerisinde Gül İrepoğlu küratörlüğünde çok geniş kapsamlı, muhteşem bir sergi; İstanbul peyzajları sergisi sundu. (Daha önce bu sayfalarda yer verilen olağanüstü bir sergi).
Şimdi bu serginin, müthiş özenle basılmış, Gül İrepoğlu’nun usta kalemiyle yazılmış kitabı çıktı: “İstanbul’un Resmi”. Dünden bugüne İstanbul yazarlara, şairlere, müzisyenlere, ressamlara esin vermiş, yaratıcılıklarını kışkırtmış... Sayfalar boyu, müthiş bir imgeleme gücüyle ama aynı zamanda resim tarihimizle karşı karşıyayız.
İrepoğlu, araştırmacı kimliği ve tüm birikimiyle yazmış bu eseri. 300’ü aşkın İstanbul tablosunu, resim sanatı açısından irdelerken aynı zamanda İstanbul’un belleğini canlandırıyor, belgesel tadında İstanbul sevdası tadında bir okuma sunuyor. Gerçek bir hazine.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Günün Manşeti.
Her üç kişiden biri çalışıyor, geçim derdi gün geçtikçe büyüyor. HANEHALKININ hissettiği ve beklediği enflasyon TÜİK verilerinin neredeyse iki katı çıktı. Yurttaşların mayıs ayı enflasyon beklentisi yüzde 113 oldu. İşçi sendikaları ücretlere ara zam istedi.2024’Ü “emekliler yılı” ilan eden iktidar “Enflasyona ezdirmeyeceğiz” sözünü tutmadı. AKP, “kaynak yok”luğunu gerekçe göstererek emekliyi ekonomik krizle savaşta yalnız bıraktı.
***
Dünyadan Haberler.
İspanya, İrlanda ve Norveç, Filistin için barış ve iki devletli çözüm vurgusu yaptı. İsrail ordusu Uluslararası Adalet Divanı hükümlerini yok sayarak Gazze’deki katliamını sürdürürken üç Avrupa ülkesinden beklenen açıklama geldi.
***
İSRAİL ordusu dün yine Refah’ta yerlerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı bir çadır kenti vurdu. İ
***
Gündem.
Eğitimcilerden Milli Eğitim Bakanlığı’na ‘Müfredatı geri çekin’ çağrısı. DEMOKRATİK kitle örgütleri, bakanlığın onaylanan yeni müfredatına karşı başlattıkları “ortak mücadele” hakkında bilgi verdi.
***
ODTÜ’’nün atanmış rektörü Verşan Kök, geleneksel 35. Bahar Şenliği’nin Devrim Stadyumu’nda yapılmasını yasakladı. Öğrenciler rektörlük de önünde 11 gün süren bir direniş başlattı.
***
BAHÇELİ, BAKAN YERLİKAYA İLE GÖRÜŞTÜ. SİNAN Ateş suikastında adı geçen eski MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’un MHP TBMM Grup Danışmanlığı görevine son verildi. Haberin Tamamına cumhuriyet.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
***
Cumhurbaşkanı Sayıştay toplantısında İmamoğlu’nu Roma gezisi üzerinden eleştirdi.
***
CHP lideri Özel, Gezi’nin yıldönümünde Meclis kürsüsünden tutuklular için çağrı yaptı: Esaretleri son bulsun. Gezi Parkı direnişinde yaşam larını yitirenlerin isimlerini tek tek kürsüden söyleyerek anan Özel, “Arkadaşlarımızın tutukluluk halleri bir hak ihlali teşkil etmektedir ve anayasaya aykırıdır” dedi.
***
Ekonomi.
Merkez rezervinde artış sürüyor. Merkez Bankası (TCMB) öncü verilerinden yapılan hesaplamalara göre 24 Mayıs ile biten haftada bankanın Swap hariç net rezervi yaklaşık 9 milyar dolar arttı.
***
Sanayiciden üretim ve istihdamda daralma riski uyarısı: İç tüketim kısılmasın.EKONOMİ yönetimi iç pazar daralmasını enflasyonla mücadelede önemli bir silah olarak görüyor. Bu kapsamda alınan önlemler yurttaşın tüketim gücünü baltalarken sanayici ise bu durumun üretim ve istihdama zarar vereceğini söylüyor.
***
Kültür Sanat.
İZMİR DEVLET SENFONİ ORKESTRASI’NDAN FİLM MÜZİKLERİ. İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İzDSO) geçen hafta iki gün üst üste “Film Müzikleri Konseri” verdi. İ
***
26. Türkiye Korolar Şenliği Ankara’da başladı.TÜRKİYE Polifonik Korolar Derneği tarafından düzenlenen Türkiye Korolar Şenliği başladı. 2 Haziran’a kadar sürecek şenliği 5 bin koristin katılımı ile 1996 yılından bu yana Türkiye Polifonik Korolar Derneği düzenliyor.
***
Spor.
MİLLİ sporcularımız eskrim ve yüzmede tarihi başarılar elde etti. Eskrimde Nisanur Erbil, kadınlar kılıç disiplininde Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’na katılma hakkı kazandı. Avrupa Gençler Artistik Yüzme Şampiyonası’nda Selin Hürmeriç, “fi gür kategorisinde” altın madalya kazandı. .
***
Mourinho karar veriyor BEŞİKTAŞ ve F.Bahçe’nin teklif yaptığı Jose Mourinho ilk kez konuştu.
***
VOLEYBOLDA RAKİP ALMANYA . A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Milletler Ligi’nin (VNL) ikinci haftasında ABD’de sahne alıyor. Filenin Sultanları, ikinci hafta mücadelesinde Almanya, Sırbistan, Güney Kore ve ABD ile karşılaşacak. Ay-Yıldızlılar ilk maçını bugün saat 22.30’da Almanya ile oynayacak.
Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
From the publisher's feed