
Sign up to save your podcasts
Or


Dün, 31 Mart seçimlerinde seçilmiş olan, DEM Partili Hakkâri Belediye Başkanı gözaltına alındı ve yerine kayyum atandı.
***
AKP’nin Kızılcahamam kampında, Erdoğan “yumuşama süreci” denilen siyasal hava hakkında yorumlarda bulundu.
Bazı satırbaşları medyaya şöyle yansıdı:
“AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın surlarında gedik açma girişimlerine fırsat vermeyeceğiz.”
“Yumuşama adı altında kimliğimizden, duruşumuzdan ve kırmızı çizgilerimizden taviz verecek değiliz.”
“Milletimizin umutlarını artıran siyasetteki yumuşamanın, bu sefer ‘kelebek ömürlü’ olmamasını temenni ediyoruz.”
“Siyasetin özellikle de muhalefetin yıkıcı, yıpratıcı, ötekileştirici bir zemin üzerinde ilerlemesi Türkiye’ye fayda değil zarar getirir.”
***
Bu konuşmadan iki gün sonra, Hakkâri’nin DEM Partili Belediye Başkanı görevinden alındı ve yerine kayyum atandı.
TÜİK yıllık enflasyonu, doruk noktasında, yüzde 75.45 olarak ilan etti. ENAG ise 120.66 olarak hesapladı.
Zaten konuşma da 22 yıllık politikasını “düşmanlaştırma”, ve “çatışma” üzerine dayamış olan iktidarın “yumuşamak” ve “normalleşmek” süreçlerine hiç de olumlu bakmadığını vurguluyordu.
***
Bu noktada, değerli okurlarımıza bir küçük anımsatma yapmak gerek:
“Yumuşama” ya da “normalleşme” sürecini başlatan lider, Erdoğan değil, onu ziyarete giden CHP Genel Başkanı Özgür Özel’di.
CHP lideri Özel, bu tutum ve davranışını, CHP’nin toplumun bütün kesimleriyle uzlaşma arama stratejisinin bir ürünü, bir sonucu olarak belirtti.
Nitekim bu konudaki girişimin kendisinden geldiğini de açıkça ilan etti.
Ama ne yazık ki iktidarın bu tutum ve davranışa yanıtı, 31 Mart seçimlerden ikinci parti olarak çıkmış olmasına rağmen, sadece sözde kalan, ama özünde asla böyle bir normalleşme veya yumuşama niyeti taşımayan bir biçimde oldu:
Milli Eğitim Bakanlığı, dinci, dogmatik eğitimi en sert biçimde uygulamaya koyan Maarif Programını ilan etti.
Sonradan tepkiler üzerine geri çekmiş bile olsa, emekli askerlerin konuşma yapmalarını yasaklamaya kalktı.
Seferberlik ilanını tek başına CB’ye verdi.
“Etki Ajanı” adı altında bütün medya mensuplarını casuslukla suçlayacak bir düzenleme önerisi hazırladı.
Hayvan hakları konusunda “uyutmak” adı altında “öldürmeyi öneren” bir yasa hazırladı.
Özetle iktidarın 31 Mart seçimlerinden sonraki tavrı “yumuşamak” değil “sertleşmek”, “normalleşmek” değil “daha da anormalleşmek” olarak tanımlanabilir.
***
Peki iktidarın “kırmızı çizgileri” var mıdır, varsa bunlar nelerdir?
22 yıllık yönetim dönemine bakıldığında bu iktidarın iç ve dış politikada “kırmızı çizgi” olarak nitelenecek bir tutumu görülmüyor:
İçte, “Kürt Açılımı”, dışta Esad, Rahip Brunson ve Gazeteci Deniz Yücel, Libya krizi gibi konularda, 180 derece ters politika dönüşleri gözlemleniyor.
Bence iktidarın tek bir “kırmızı çizgisi” var:
Şahsım Devleti Rejimi’ndeki iktidarını sürdürmek.
“Yumuşamak” ve “normalleşmek” süreçleri ancak bu kırmızı çizgiye uygun olduğu oranda iktidar açısından bir anlam taşıyacaktır.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Türkiye'nin en güvenilir kurumları arasındayken 6 Şubat depremlerinde çadır sattığı ortaya çıkan Kızılay’ın gelirleri katlandı.
* Liselere Geçiş Sistemi merkezi sınavı yapıldı. Yüz binlerce öğrenci bu yıl da seçeneksiz.
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel, çay üreticilerinin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla Rize’de 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenecek olan Çay Mitingi’ne katıldı
* AKP’nin sahiplendirilmeyen sokak hayvanlarının uyutulacağını öngören yasa tasarısı tartışmaları sürerken İstanbul başta olmak üzere dün birçok kentte tepki mitingi düzenlendi.
* Tel Aviv’in kendi ateşkes teklifinin ayrıntılarının ortaya çıkması ülke içinde tartışmaları alevlendirirken Mısır ve İsrail arasında Refah üzerinden müzakereler yürütülüyor
* SDG unsurlarının planladığı yerel seçim ile “bağımsız devlet” kurma amacında olduğu belirtiliyor.
* Hükümetin ekonomiyi krizden çıkarması için rica ile ekonomi yönetiminin başına geçmeye ikna ettiği Mehmet Şimşek, göreve gelişinin birinci yılını doldurdu.
* Kurban Bayramı’na iki hafta kala, şehir merkezlerine satış alanları kurulmaya başlandı. Kurbanlık fiyatları geçen yıla oranla iki katına çıktı.
* Selanik’te doğan ve bugün 61 yıl önce Moskova’da ülkesine hasret şekilde gözlerini yuman Nâzım Hikmet’i umutla, yeryüzünde eşitlik ve adalet bekleyen tüm insanlarla birlikte anıyoruz.
* Bu yıl 17’ncisi düzenlenecek Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, bu yıl 8-13 Haziran tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.
* Fenerbahçe'den tarihi imza. Sarı Lacivertli kulüp, dünyanın en iyi teknik direktörlerinden Jose Mourinho ile 2+1 yıllık sözleşme imzaladı.
Bireylerin yaşamlarını devam ettirmek üzere gereksinim duydukları fırsatlardan yoksun kalması yoksulluk olarak nitelendirilebilir. Yoksulluk, tüm toplumsal grupları derinden etkilemekle birlikte dezavantajlı hale getirilmiş grupta yer alan çocukları daha derinden etkiliyor.
Çocuk yoksulluğu, yoksulluğun kuşaklar arası aktarımının ve kırılamayan kısır döngünün somut kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Modern dünyanın bir parçası olma söylemine sahip ülkemizde giderek artan fırsat eşitsizliği, bu kısır döngünün ve miras olarak bırakılan yoksulluğun ağır örneklerini yaşıyor.
Türkiye’de yoksul hanelerde dünyaya gelen ve yaşamını sürdüren çocuk sayısı Avrupa standartlarının üstünde seyrederken bu sayının azalma eğilimi göstermediği de birçok araştırma ile ortaya konuluyor. TEPAV’dan Yağmur Uzunırmak’ın çalışmasına göre, yoksulluk eşiği hesabında kişi başına gelir kullanıldığında yoksul çocuk sayısı 2016’dan beri artışını sürdürerek 2022’de 9.59 milyon düzeyine ulaşırken; 2017’den beri artış eğiliminde olan yoksul çocuk oranı ise 2022’de yüzde 42.4’e yükseliyor.
Çocuk yoksulluğu kavramı bu denli yaşantımıza dahil olmuşken yoksulluğu yaşayan çocuklar, beslenme kaynaklı fiziksel gelişim bozuklukları ile karşı karşıya kalıyor. Temel ihtiyaçların karşılanamaması ve yeterli beslenememe hali zihinsel gelişimi geriletiyor. Buradan doğan sorunlar da ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Tüm bunlar ise çocuk için yoksulluk sarmalından çıkışı çok daha zorlu bir hale getiriyor. Çocuk yoksulluğu önce bireyi, ardından tüm toplumu derinden sarsıyor.
UNICEF Innocenti Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan “Zengin Ülkelerde Çocuk Yoksulluğu” verilerine göre, Türkiye çocuk yoksulluğunda AB ve OECD ülkeleri arasında Kolombiya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Türkiye’de çocuk yoksulluğunun bölgesel dağılımına baktığımızda doğu ve güneydoğudan sonra en riskli alanlardan biri İstanbul oluyor. Tüm bunlar da “Türkiye ekonomisi şahlandı” söyleminin sahiplerinin gerçeklikten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.
Verileri ve ekonomi politikalarının etkilerini bir araya getirdiğimizde çocuk yoksulluğunun kuşaklar arası aktarımının önüne geçecek çıkış ise ekonomiyi sağlam zemine oturtmanın yanı sıra güçlü bir eğitim politikasından geçiyor. Eğitimin, kreşten başlayarak akademik yaşamın sonuna dek istikrarlı bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor.
İkinci adım ise çocuk yoksulluğunun artış gösterdiği ülkemizde okullarda ücretsiz bir öğünün Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanmasına karşı gösterilen direnç oluyor. Her beş çocuktan birinin öğün atlamak zorunda kaldığı Türkiye’de, merkezi hükümet tarafından çocukların ücretsiz beslenmesine bütçe ayrılmıyor. Merkezi hükümetin eğitimin özelleştirilmesi hedefiyle uyum gösteren bu tutumuna itirazın ise ana muhalefetten gelmesi kaçınılmaz oluyor. Çünkü imzacısı olduğumuz Çocuk Hakları Sözleşmesi, ülkemizi çocukların gelişiminde azami derecede sorumlu kılıyor.
...
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
ABD Başkanı Joe Biden, Gazze için üç aşamalı ateşkes planı açıkladı:
1. aşama altı hafta (45 gün) sürecek. Bu aşamada İsrail askerleri Gazze’den çekilmeye başlayacak. Hamas yaşlı ve kadın rehineleri, İsrail de hapishanelerde tuttuğu Filistinlilerin bir bölümünü bırakacak. Gazze’ye insani yardım günlük 600 TIR seviyesine çıkarılacak. Filistinliler bu aşamada yaşadıkları bölgelere güvenli bir şekilde dönecekler. Asıl önemlisi, bu aşamada kalıcı ateşkes müzakereleri yapılacak. Müzakerelere bağlı olarak altı haftalık süre artabilecek.
2. aşamaya geçildiğinde Hamas’ın elinde kalan tüm rehineler serbest bırakılacak. İsrail Gazze’den tamamen çekilmiş olacak.
3. aşamada ise ölen rehinelerin cenazeleri teslim edilecek ve Gazze’nin yeniden inşa sürecine başlanacak.
Planı ABD Başkanı Biden dünya kamuoyuna açıkladı ama “İsrail’in önerisi” diye sundu. İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada ise plandan “Biden’ın önerisi” diye bahsedildi. İsrail Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz’ın anlaşmaya destek açıklamasından anlaşıldığı kadarıyla ateşkes planı İsrail’in müzakere heyeti ile ABD’li görevliler tarafından hazırlandı. Nitekim Filistinli aktörler de plandan “ABD-İsrail önerisi” diye söz ediyorlar.
Biden’ın planı açıklamasından bir saat sonra İsrail Başbakanlık Ofisi, “İsrail’in şartları sağlanmadan kalıcı ateşkes mümkün değil” çıkışı yaptı ve o şartları sıraladı: “Hamas’ın askeri ve idari gücünün yok edilmesi, tüm rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’nin İsrail için artık bir tehdit oluşturmamasının sağlanması.”
Ancak İsrail Başbakanlık Ofisi’nin bu açıklaması Biden’ın açıkladığı planın reddinden ziyade, Netanyahu’nun savaş yanlısı koalisyon ortaklarını yatıştırma hamlesi gibi görünüyor.
Nitekim İsrail Maliye Bakanı Betzalel Smotriç ve Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir anlaşmaya karşı çıktılar ve Netanyahu’ya “onaylanması durumunda hükümetin bir parçası olmayacaklarını” bildirdiler. İsrail Savaş Kabinesi üyesi Gantz ise anlaşmaya destek açıkladı.
Hamas, ilk değerlendirmesinde ateşkes planını olumlu bulduğunu açıkladı.
Filistin Ulusal Girişim Hareketi Genel Sekreteri Mustafa el Bergusi ise İsrail saldırganlığının başarısızlığına işaret etti: “Biden’ın açıkladığı İsrail-ABD önerisi, İsrail saldırganlığının etnik temizlik, direnişin kökünü kazıma, Gazze Şeridi üzerinde kontrol kurma ve rehineleri zorla kurtarma hedeflerinin başarısızlığının kabulünü temsil ediyor.”
İşin ilginç yanı ateşkes planı, Hamas’ın üç ay önce önerdiği ateşkes planına benziyor. Hamas’ın hazırladığı, Mısır ve Katar’ın ABD’ye sunduğu o plana Biden itiraz etmişti. Plan o gün onaylansa 10 bin kişinin hayatı kurtulmuş olacaktı!
ABD’yi üç ay sonra benzer ateşkes planını gündeme getirmeye yol açan ise kuşkusuz güçlü iç ve dış etkenlerdir.
İç etkenler: Kasım seçimi öncesinde ABD çapında Filistin’e destek gösterilerinin artmış olması, hatta üniversite eylemleri boyutuyla bunun Amerikan demokrasisini tartışmaya açmış olması.
Dış etkenler: ABD ve İsrail iyice yalnızlaşıyor. İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda “soykırımcı” diye yargılanıyor, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcılığı İsrail başbakanı hakkında tutuklama talebinde bulunuyor, Filistin’e destek tasarıları BM üyelerinin çoğunluğu tarafından destekleniyor, Avrupa ülkeleri Filistin’i 1967 sınırlarıyla tanımaya başlıyor, Çin-Arap ortaklığı barış konferansı çağrısı yapıyor vb.
Özetle Küresel Güney, ABD ve İsrail’i ateşkese mecbur bırakıyor.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Günün Manşeti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den Cumhuriyet’e açıklamalar: CHP’DE tüm kuralları işleteceklerini söyleyen genel başkan Özel, “Partide kimsenin değil, CHP’nin adamıyım” ifadesini kullandı.
***
Dünyadan Haberler.
ABD başkanı İsrail’in anlaşma teklifini duyurdu, Hamas ‘Olumlu bakıyoruz’ dedi.
***
Ankara’dan Ruanda yalanlaması.
***
Gündem.
Deprem bölgesinde altyapı sorunları çözümsüz kaldı, yatırımcı kaçtı.
***
Bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesinin günlük maliyeti 600 liraya yaklaştı. Yoksulluk sağlıktan etti. ‘3 kişiden 1’i obez’.
***
İmam hatipte müdür baskısı. İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bulunan Çekmeköy Şehit Ömer Halisdemir Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi müdürünün öğretmenlere yıldırma (mobbing) uyguladığı iddia edildi.
***
Şemdinli belediye başkan yardımcısının kardeşine işlem yapan polislerin gözaltına alındığı iddia edildi.
***
Ekonomi.
Yıllık İstanbul TÜFE yüzde 82 oldu. Marketteki 35 ürünün 22’sinin fiyatı arttı.TÜİK’in yarın açıklayacağı resmi sonuçlar öncesi yayımlanan en yeni öncü veri, enflasyonist ortamın devam ettiğini gösteriyor. Haberin tamamına cumhuriyet.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
***
‘Merkeziyetsiz finans’ hacmi 95 milyar dolar. BLOKZİNCİR ve kripto sisteminin sonuçlarını ifade eden ‘merkeziyetsiz finans’ (DeFi) 2024 ile birlikte önemli bir büyüklüğe ulaştı.
***
Kültür Sanat.
2023’ÜN EN İYİLERİ İSTANBUL MODERN’DE
***
NordArt’ta yedi Türk sanatçı. AVRUPA’NIN önemli çağdaş sanat sergilerinden biri olan NordArt’ta,
***
Antalya’nın Serik ilçesindeki Aspendos Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında agora alanındaki iki katlı dükkânlardan birinde bulunan iki bin yıllık Zeus ve Afrodit heykelleri, arkeologları heyecanlandırdı.
***
Spor.
FENERBAHÇE’NİN dünyaca ünlü teknik direktör Jose Mourinho ile 2+1 yıllık sözleşme imzalamasının perde arkasında önemli bir çalışma yatıyor.
***
A Milli Futbol Takımı, Euro 2024 hazırlıklarına Riva’da devam ediyor.
***
Nwakaeme heyecanı TRABZONSPOR’UN eski yıldızı Anthony Nwakaeme’nin kulübü Al Fahya’dan ayrılması Bordo-Mavili camiada heyecan yarattı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Nebati bakan, hiç de bitkisel biri değildi.
“Neoklasik ekonomi, antienflasyonist ve epistemolojik-heterodoks kopuş” demeçleriyle aksine çok eğlenceliydi.
Tayyip Bey dilini çözemedi.
Herkesin yoğurt yiyişi farklı.
Kemal Bey bir taşla iki kuş vurdu. Hem kaybetti hem kaybettirdi.
Dört ayaklı, altı sandalyeli masa partisine yaramadı. Ama ülkeye sürüyle vekili olan beş lider birden hediye etti. Kendisinin ise sadece yazıhanesi ve hırsı ile boş hayalleri var.
***
Ahmet Davutoğlu’nu ise ayrı tutmalıyız.
O farklı. Hem de çok çok farklı. Zira “Stratejik Derinliği” var.
Üç gün önce Tayyip Bey’in tek imzayla Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden 5 milyar 702 milyon lira bağışladığı “Türkiye Maarif Vakfı" (TMV) var ya, o vakfın akıl hocası da kurucusu da Davutoğlu!
Bu vakfa yurtdışında eğitim hizmeti verme yetkisi tanıyan yasa tasarısını imzalayıp aynı gece başbakanlıktan istifa eden de o. (24.05.2016)
Çünkü onu oraya oturtan kuvvet öyle istemişti.
Tasarı 17 Haziran 2016 tarihinde de TBMM’den geçti.
Vakfın kuruluş amacı ise öteden beri hep yurtdışındaki FETÖ okullarını sahiplenmek diye açıklanıyor.
Oysa, 15 Temmuz’a yani FETÖ’nün ihanetine, rezil bir darbeye kalkışmasına daha 28 gün vardı.
Davutoğlu’nun da mi eniştesi mi vardı? Bilemiyoruz...
***
Belki de tüm “maarifet” Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlikli” varoluş ve düşünme tekniğinde. Rastlantıya bakın ki “maarif” Arapça, “marifet” sözcüğünün çoğul hali; marifet diyorum, lütfen siz “Maarif” anlayın. Zaten Osmanlıca sözlüklere göre “maarif” çoğul, marifetler demek.
Tam da sondan bir önceki başbakan sıfatlı Davutoğlu yani...
Stratejik Derinlik kitabında stratejisiyi de derinliğini de kısaca “maarifeti”ni de özetle şöyle açıklıyor:
“Zamanın ve mekânın derinliğine nüfuz etmek ve bu derinliğe inince de zihinsel imajlar arasında türlü irtibatlar kurmak.”
**
Belli ki bu tekniği Tayyip Bey'e de öğretti.
Makamında hep gözü olduğu için inceliklerini öğretmedi.
Bunu nereden mi biliyorum.?
Partisinin kongresindeki açıklamalarından.
“Ben başarılıyım. Başarısız olan partidir. 2028 yılında cumhurbaşkanlığına adayım. Kabul etmeyenler aramızdan ayrılabilir...”
Stratejik Derinliği, komşularla sıfır sorun siyasetinden biliyorduk.
Şimdi de 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yüzde 0.07 (on binde yedi) oy almak cumhurbaşkanı adayı olmaya yetiyor.
Megalomani demek ki pandemik bir rahatsızlık. Kemal Bey’e de belli ki 6'lı masada bulaşmış.
***
Milli Eğitim Bakanlığı Vakfı diye 1980’lerden beri hizmet veren bir vakıf var.
Ama zaman şimdi süper vakıflar devri.
2016’dan bu yana bütçeden Türkiye Maarif Vakfı’na milyarlarca lira aktararak yurtdışında anaokulundan üniversiteye yüzlerce okul kurudu, kuruluyor.
Hatta şu günlerde bu okullara giriş sınavları yapılıyor.
Bir çoğu da ilgili devletle anlaşarak FETÖ’den devralındı.
Bu okulların hangi şer güçlerin ileri karakolu idi anlatmaya gerek yok.
Ama bu okullarla Türkiye Cumhuriyeti adına Maarifi Vakfı ne yapmak istiyor?
Afganistan’dan Venezüella’ya şimdilik 52 ülkede eğitim faaliyeti var.
Zanzibar’da henüz açılmamış. Neden?
Peki ya “Sao Tome and Principe” adlı ülkede neden okul açılmış?
Bu ülkeyi yeni duyuyorum.
Düşüp kırdığım alçıdaki ayağım yüzünden günlerdir de tek hobim, kıta kıta dünya haritasında gezinmek ve yeni “Sao Tome’ler keşfetmek” oldu.
Maarif Vakfı’mızın okul açtığını duyunca arayıp buldum. Adı yanıltıcı. “Principe” yani “prenslik” deniyor ama, bal gibi “demokratik cumhuriyet” Çin’i tanımıyor. Tayvan’ı tanıyormuş...
Keşke bizim KKTC’ye de bir el atıp dünyada ilk kardeş ülke olsalar.
Nüfusu 223 bin 726 kişi. Afrika’nın Şeyşeller’den sonraki en küçük ada ülkesi.
1975’te Portekiz'den kurtulup bağımsızlığına kavuşmuş.
Ama askerler dört kez darbe yapmış.
Bizim Maarifçiler bayağı marifetliymiş, nereden nasıl buldu böyle bir memleketi?
Dine gelince...
Nüfusun yüzde 55’i Katolik, kalanının yüzde 2-5 arası ise kafasına göre takılıyor.
Adventist yüzde 4.1, Tanrı Meclisi yüzde 3.4, Yeni Apostolik yüzde 2.9, Mana yüzde 2.3, Tanrı’nın Evrensel Krallığı yüzde 2, Yehova Şahidi yüzde 1-2, diğer yüzde 6.2, hiçbiri yüzde 21.2.
Burada okul açmak bizim Diyanet Başkanı Erbaş’ın fikri olamaz.
O kadar ağır yükün altına girmek istemez. Hem zırhlı Audi'yi iade ettikten sonra azıcık buruk ve kırıkmış.
Acaba, Sao Tome and Principe yurttaşları CİMER’e yazıp okul mu istediler?
Tarım Bakanlığı’nın genel sloganı oldu bu son dönemde: “Sen üret yeter, biz sana tüm yardımları yapar, destek veririz” ile cümle tamamlanıyor.
Hangi destekler mi?
Tarımsal destekler adı altında yapılanlar, doğal olarak.
Tarımda destekler; bitkisel üretim, hayvansal üretim, kırsal kalkınma, tarımsal araştırma ve geliştirme, su ürünleri desteği ve tarım sigortaları olarak birkaç gruba ayrılır.
Kitap sınıflandırmasını andıran bu yaklaşım alışılagelmiş bir muhasebe hesabı ortaya koyma açısından faydalıdır. Özellikle Tarım Bakanlığı’nda karar vericilerin en çok hoşuna giden ve onun ilgili veriler hakkında sürekli halka bilgi verme iştahının şekil aldığı sınıflamadır bu. Örneğin tarım ve orman bakanı, “Tarımsal destekleme bütçesini 2024 yılı için 63.4 milyar liradan 91.55 milyar liraya çıkaracaklarını ifade etti” tadındaki açıklamalar/haberler bu tabloyu kullanmayı ne kadar sevdiklerinin de bir göstergesidir.
Detayında sarf edilen, “Bitkisel üretim için 51, hayvansal üretim içim 18 ve kırsal kalınma için 8 milyar lira destek vereceğiz” tarzındaki istatistikler, içinde milyarlar geçtiği için halkın düşüncesinde büyük boyutları çağrıştırmayı da amaçlar niteliktedir.
Yüksek enflasyon oranlarını tecrübe eden ekonomilerde bu tür verilerin hepsi aldatıcı, hepsi algı yönetimi araçlarıdır.
Analizi milyar liralarla değil de oransal açıdan yaptığımızda resmin tamamı değişmekte ve ülkemizde gıda maddeleri enflasyon oranlarının yüksekliğine neden olan bir faktör de ortaya çıkmaktadır.
Tarım Kanunu 21. madde esasında her şeyi açıklıyor bize. Bu kanun maddesi, “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın yüzde birinden az olamaz” diyor.
Diğer bir ifadeyle ülkemizdeki toplam üretim değeri ile ölçülen ulusal gelirin yüzde 1’ine denk gelen miktar çiftçinin cebine ek gelir olarak girer, girmesi gerekir diyor kanun.
Kanun böyle dese de 2005 yılında yüzde 0.8 olan bu oran, 2015’te yüzde 0.4’e gerilemiş, en son 2023’te ise yüzde 0.2 olarak gerçekleşmiştir.
Başında TC olan Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2023 Yılı Bütçe Gerekçesi Raporu söylüyor bunu.
Maliyetlerin geometrik olarak yükseldiği, üreticinin elde ettiği değerin ise aritmetik bile artmadığı bir düzende bir de tarımsal desteklerin neredeyse sıfıra yaklaşması sanırım orta yerde duran hayat pahalılığının nedenini ortaya koymaktadır.
Böyle bir ekonomik yapıda, üretimdeki yetersizliğin diğer maliyetlerle birleşerek gıda fiyatlarını nasıl yukarılara taşıdığını görmemek ancak siyasetçilere (siyaset satanlara) yakışır bir nitelik ortaya çıkarmaktadır.
Ülkemizde durum böyleyken bir de diğer ülkeler, özellikle de kalkınmış olanların tarımsal destekleri nasıl diye merak edenler için şu verilere bakalım:
Tarımsal gelirin yüzde 9’unun devletin desteğinden geldiği Kanada’nın yanında, üreticisine gelirlerinin yarısını destek olarak veren Japonya’yı görüyoruz. ABD’de bu oran yüzde 12 olurken AB ülkelerinin oranı yüzde 20’ler civarındadır.
Bu destek politikaları ile ülkeler hem dış ticarette karşılaştırmalı üstünlüklerini ayarlamakta hem de gıda güvenliği ve fiyat politikalarının en uygun kombinasyonunu oluşturmaktadır.
Dış ticaret politikası bir avuç insanın çıkarı üzerine kurulmuş olan ülkemizde, Tarım Bakanlığı’nın bu yaklaşımlardan haberdar olduğunu sanmak saflık olur. Bakanlarımız sadece direktifleri yerine getiren birer eleman niteliğinden çıkmadığı sürece daha çok analiz yapılır bu konuda.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
Ligler bitti. Gözler yeni alınacak futbolcular ve teknik direktörlerde. Bu yetkiyi alacak kurumsal yapılar ve kulüplere talip yeni yöneticilerin adları konuşulurken kongre yarışları başladı. Ortam “ateş pahası” futbolcu isimleri ve menajerlerin çekişmelerine terkedildi... Oysa geçmişte bu durumdan ziyade bazı özel empati sağlayan futbolcuların kulüplerce demirbaş olmasına özen gösterilirdi. Başarılı futbolcular ve kadrolar muhafaza edilirdi! “Neka bütçe oka köfte” döneminden, vaatlerin havada uçuştuğu bir dönemdeyiz sayılır!
Şimdiden Alex de Souza teknik direktör olup Antalyaspor’un başına geçti. Şampiyon Galatasaray için tavsiye kararları alanlar da var! Şahsen tüketime dönük olan bu durumla olası gürültüye ortak edilen taraftarlar heyecan yaşatmak için ateşe atılıyor! Medya ve içinde bulunan sergüzeştler hiçbir zaman gerçek olan, geleceğe dönük tavsiye ve yol gösteren olamıyor! Çok zor günler yaşayan ekonomik süreç ve futbol dünyasındaki yerimiz, kendi gerçeğimizle çözüm beklerken en azından gelecek başarılara dönük ortam kimsenin umurunda değil gibi!
Ben eğitimci olarak kendi gençlerimizin en azından birer Arda Güler örneğini ciddiye almalarını isterim. Olmadı olmuyor. Çok beğendiği İlkay’ı, Varane’ı ve Casemiro’yu ortaya atanların Kerem’i görmezlikten gelmek yerine; nasıl olmalı, eksikleri nelerdiri tartışmalarını beklerdim! Olmuyor ve olmayacak! O zaman son maça kalan bir lig şampiyonluğunu ve rekabete dayalı gerçeğini daha çok izleyeceğiz demektir. Çünkü şampiyon olmak bize yetiyor!
Fenerbahçe’de teknik direktörden önce takım oyunu önemli. Mourinho’nun gelmesiyle dünya çapındaki futbolcular Fenerbahçe’yi tercih edecek. Ve Sarı-Lacivertlileri şampiyon yapmak için mücadele edecekler. Fenerbahçe’nin Mourinho tercihi bu doğrultuda atılmış bir adım. Yoksa İsmail Kartal, geçen sezon başarılıydı. Mourinho’yu çok takdir ediyorum. Onun Fenerbahçe’de başarılı olması aynı zamanda Türk futboluna büyük bir rekabet getirir, bizim hocalarımızın gelişmesine de katkı sunar. TFF’nin Mourinho’dan eğitim konusunda yararlanmasını tavsiye ederim. Buradan bir tebrik de Okan Buruk’a... Oynattığı futbolla, Galatasaray’la iki sezon üst üste şampiyon olarak devrim yapan Buruk, Fenerbahçe’nin ve diğer kulüplerin rekabet isteğini artırdı. Mourinho’nun gelmesi sadece Fenerbahçe açısından değil, herkes için önemli. Beşiktaş da özkaynağıyla birlikte eski başarılı günlerine dönmeli; böylece oluşacak rekabet ortamı futbolumuza yön verir.
* Cumhuriyet’in aydınlanma bilgini Erdal Atabek yaşamını yitirdi.
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TMMOB 48’inci Genel Kurulu’na katıldı.
* Burdur’da diyaliz sonrası yoğun bakıma alınan 30 hastanın tedavisi sürerken bakanlık hâlâ suskun.
* AKP iktidarının “otel konforunda” olarak tanıttığı şehir hastanelerine yenileri ekleniyor.
* İstanbul’da Gezi Parkı eylemleri ağaçlar kesilmesin diye başladı. Tüm Türkiye’de milyonların, suyunu, toprağını, havasını, özgürlüklerini koruma mücadelesine dönüştü.
* Rus birlikleri Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki Harkov vilayeti yönünde yeni bir cephe açarak saldırıları artırmasıyla Batı’dan Kiev’e destekler büyüyor.
* Tel Aviv yönetimi uluslararası eleştirilere karşın Gazze’deki katliama devam ediyor.
* Ekonomistler ve iş dünyası yılın ilk üç ayındaki büyümeyi farklı açılardan yorumladı.
* Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu’nu yayımlandı.
* Barlas Özarıkça, Sait Faik ödülünü aldı.
* Türk sinemasının “Sultan”ı Türkan Şoray’ın film müzikleri, 35 kişilik senfoni orkestrasıyla sahneye taşınıyor.
* Dünyaca ünlü Portekizli teknik direktör Jose Mourinho Fenerbahçe’de.
* Beşiktaş İkinci Başkanı Hüseyin Yücel, daha önce görüştükleri Mourinho ile neden anlaşamadıklarını açıkladı.
* Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, üst üste kazanılan iki şampiyonluğun Sarı-Kırmızılı camiayı çok mutlu ettiğini söyledi.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Galatasaray 19 Mayıs akşamı Fenerbahçe’ye kaybettiğinde hak edilen şampiyonluğunu sadece 1 hafta ertelemişti. Çünkü yılın derbisinde kafalar sahada değil, kutlamada, rakibi nasıl kızdırırımda kalmıştı. Aynı hataya, aynı gecenin ilerleyen saatlerinde Fenerbahçe de düştü. 1-0’ı yaşayacaklarına başkanları Ali Koç’un da katılımıyla rakiple uğraştılar. Galatasaraylı yöneticileri kendi sahasında dövmeye kalkanlar vardı. Ve emin olun, Okan Buruk, gerginlik yaşandığı anda “İş bitti biz şampiyon olduk” demiştir Konya maçına 7 gün kala. Çünkü futbolcu, pasaportu, milliyeti ne olursa olsun formasını giydiği takıma aidiyetle bağlanır. Arkadaşlarına, yöneticilerine, başkanlarına yapılan saldırıyı içselleştirir. Maç taktiğini bir kenara bırakırsak Okan Hoca, Konya maçının devre arasında “Geçen haftayı unutmayın, izin vermeyin sizleri aşağılamalarına” demiştir. Sonrasında 3-1’lik net galibiyet. Maçı Galatasaray’ın Kalamış tesislerinde izledim. Coşku vardı, ama heyecan yapan yoktu, sakindi; tıpkı 1 haftadır Florya’daki futbolcular gibi. Okan Hoca’nın gördüğünü sanırım Galatasaraylı üyeler de görmüştü: “İşini yap maçı kazan, şampiyon ol.” Kibir ve kavganın Fenerbahçe’ye kaybettirdiği aşikâr.
Keza aynı senaryo Berlin’deki basketbol Final-Four’unda da yaşandı. Panathinaikos’un Türk başantrenörü ve Efes, Galatasaray, Beşiktaş’ta çalıştığı yıllardan bu yana Fenerbahçe ile arası pek iyi olmayan Ergin Ataman’a otel girişinde ağır küfürler edildi. İş fiziki temasa giderken Pana’nın ABD’li oyuncuları etten duvar kurdu. O anda emin olun ki, Panathinaikos’un Fenerbahçe’yi eleyeceği, ardından da şampiyon olacağı belli olmuştu. Çünkü siz konudan uzak ABD’liyi bile konsolide ediyor, birbirine kenetliyorsanız, psikolojik üstünlüğü rakibe veriyorsunuz demektir. Gazetemizin Fenerbahçeli yazarı Hilmi Türkay’ı “10 yıl oldu” başlıklı yorumunda isyan ettiren bu zaten. Reçeteyi yazmış: “Kavgayla bu gemi yürümez.”
Not: 1- Şampiyonlukta herkesin emeği var en çok ne yapıp edip mali krizi hissettirmeyen Dursun Özbek, Okan Buruk, sırasıyla Muslera, Barış Alper Yılmaz, Torreira, Icardi ve son düzlükte Berkan Kutlu. Erden Timur giderse sihir bozulur.
2- Okan Buruk’un Florya’daki balkon kutlamasında öznesi belli olmasa da sinkaflı slogana katılması üzücü, özür dilemeli, keza aday tanıtım toplantısında Galatasaray ve beden terbiyesi kurucusu Ali Sami Yen’e üyelerin ettiği küfür için de Fenerbahçe özür dilemeli.
*Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed