Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • 'Cumartesi Anneleri' - Müjdat Gezen

    Kenan Evren’in eseridir bu. Onun devrinde kaybolan, sorguya alınıp dönmeyen pek çok genç insan ölmüştü. Ben Evren gibi kişilerin arkasından kötü konuşmayı sevmem. Ama bu adamın elle tutulur hiçbir yanı yoktur.


    Çok cahildi. Ve zekâsı tartışılırdı. Keşke olmasaydı. O zaman CUMARTESİ ANNELERİ olmayacaktı. MASAİ KURALI Masai kralı arkadaşım olur. “Saçmalama” mı dediniz? Anlatayım o zaman. Şu anda asası bende mesela. Kadıköy’de sevdiğim bir arkadaşım var. Artemis dükkânının sahibi İrfan, benim Masaileri sevdiğimi biliyor. Sık sık gider Afrika’ya, masklar toplar, antikalar bulur. Otantik kültürü iyi bilen bir uzmandır.


    Bu konuda televizyon programı da yapıyor. İrfan yıllar önce Kenya’ya gittiğinde kralı ziyaret ediyor. Genç bir adam. Oxford mezunu. Eski kral oğlunu İngiltere’de okutmuş. Baba ölünce genç adam Kenya’ya dönüp kabilesinin başına geçmiş. İrfan ona benim Masaileri sevdiğimi söyleyince kral elindeki asayı İrfan’a vermiş ve “Senin arkadaşın benim de arkadaşımdır, bunu benim hediyem olarak ona ver” demiş.


    O asa bende. Sahnede gösterdim. Peki, ben bu ilkel kabileyi neden seviyorum? Pek çok neden var ama biri beni yakından ilgilendiriyor. Bunlar avcılık ve bitki toplamakla karınlarını doyuruyorlar.


    Ancak bazılarının şansı o gün iyi gitmiyor. Eli boş dönenler ve dolu dönenler, boş ve dolu yemek kaplarını reisin çadırının önüne bırakıyorlar. Reis, boş kapları çok dolu olanlardan alarak eşitliyor.


    Sonra herkes yemek kabını geri aldığında tüm ailelerin karnı o gün doymuş oluyor. Sloganları da şu: “Komşun açken sen tok uyuyamazsın.


    "BATAKLIKTA DOLAŞIYORSAN, PAÇALARINA ÇAMUR BULAŞMASINA ENGEL OLAMAZSIN. ATATÜRK DİYOR Kİ “BİR MİLLET VARLIK VE BAĞIMSIZLIĞINI SAĞLAMAK İÇİN MÜMKÜN OLAN HER ŞEYİ YAPTIKTAN SONRA BAŞARILI OLUR.” TEK ADAM Hitler, Polonya’yı işgal ettiğinde aynı zamanda yerle bir ediyor. Propaganda bakanı Goebbels bu bombardımanları filme çektiriyor ve işgal altındaki ülkelerin sinemalarında filmden önce oynattırma zorunluluğu koyuyor.


    Yani demek istiyor ki: “Eğer Hitler’e karşı bir davranışta bulunursanız sonunuz böyle olur.” Filmin iç sesinde de aynen bu cümleler var. Hem de o ülkenin dilinde dublajlı olarak. Tek adamlara karşı koyulmaz. Şu veya bu şekilde cezalandırılırsınız. Adı üstünde işte: Tek adam.


    Yeryüzündeki bütün monarşilere bakın, üç aşağı beş yukarı böyledir. Son derece tehlikeli olan bir yönetim sistemidir tek adamlık. Herkes ABD’yi böyle bir sistemle yönetiliyor mu sanıyor ne? Orada öyle bir sistem var ki değil tek adam, çift adam bile olsan gözünün yaşına bakmaz götürüverir. Tıpkı son seçimlerde olduğu gibi.


    Serveti sayılmakla bitmeyen başkanlarını yutuverdiler. EMRE KONGAR VE SAKAL Emre Kongar: Can dostumdur. Onu o kadar çok severim ki anlatamam. Yıllar önce TV’de programını izlerken virüs kaptığını ve hastaneden katıldığını duyunca çok kötü oldum.


    Bilgi (eşi) Kuşadası’nda o anda. Hemen aradım. WhatsApp üzerinden bana konferans yaptı, Emre’yle konuştum. “Domuz gibiyim” dedi. “Aslan gibisin” dedim. Dimdik bir adamdır Emre Kongar. 1980 yılıydı. Ankara’daki evinde yemek yiyoruz. Üniversiteden neden istifa ettiğini sordum. Sakal meselesindenmiş. Nedir o sakal meselesi? Emre anlattı.


    Kenan Evren bir yasa çıkarıyor: Üniversite hocaları hiçbir biçimde sakallı olamayacaklar. Emre bu emre uymuyor ve istifa ediyor. Gerekçesi de çok açık: “Sakalıma devlet değil karım karışır.” Günümüzde olsa istifa etmek zorunda kalmayacaktı. Çünkü kimse kimsenin sakalına karışmıyor. Hele çember sakal olursa işin de hazır.


    Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.


    5 min
  • 9 Haziran 2024 - Günün Manşetleri - Evlerin kapısını tarikata açtılar

    * Milyonları açlık sınırında yaşamaya mahkûm eden iktidar, ailenin refahını artırmak iddiasıyla harekete geçti. Aile Bakanlığı, “dini rehberlik büroları”nı yaygınlaştırma kararı aldı.

    * Üniversite maratonunun ilk testi TYT’de soru içeriğinin yoğunluğu zaman kullanımını etkiledi. Dün, üç milyon aday ter döktü.

    * Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Türkiye’de önlenemeyen kadın cinayetlerinin acı bilançosunu paylaştı.

    * Meclis komisyonunda torba teklifin görüşmeleri sürerken PTT’deki yüksek tazminat uygulamasının devam ettiği ortaya çıktı.

    * İsrail birlikleri karadan ve havadan saldırıları artırdığı Gazze’nin orta kesiminde büyük bir katliama daha imza attı.

    * Ateşkes görüşmelerinin sonuç vermediği Gazze’de ABD’nin bölgeye yönelik planı İsrail basınında yer aldı.

    * 29 Ekim’de ‘hatıra para’ olarak başlayan yolculuk, artık ‘madeni para’ şeklinde sürecek.

    * Özellikle küresel Covid-19 salgınıyla birlikte gıda güvenliğinin önemi daha fazla ortaya çıkarken Türkiye’deki tarım sektörünün durumu her geçen gün daha da zorlaşıyor.

    * Baksı Müzesi’nde, 85 sanatçının eserlerinin yer aldığı ‘Gel Zaman Git Zaman’ sergisi açıldı.

    * Semiha Berksoy ödülleri verildi.

    * Fenerbahçe’nin tarihi başkanlık seçimi olaylı başladı.

    * Türkiye Ampute Milli Futbol Takımı, EURO 2024 Ampute Futbol Şampiyonası finalinde İspanya’yı 3-0 mağlup etti ve üst üste 3. kez şampiyon oldu.

    ***

    Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    6 min
  • Politik sırat köprüsü, RTE ile dans - Orhan Bursalı

    Cumhurbaşkanı, salı günü Özgür Özel’e iadei ziyaret için CHP Genel Merkezi’ne gidecek. Sanırım bir ilk olacak. Bugüne kadar her türden lanet okuduğu CHP’nin merkezine ayak basacak. Ve Özgür Özel ile görüşecek. Şüphesiz ki önemli.


    Günlerdir de Özgür Özel doğru mu yaptı, zor durumda olan ve partisi hızla oy kaybederek ikinci sıraya düşen Erdoğan’a bir kurtarıcı el mi uzattı tartışmaları yapılıyor. Bir kısım RTE ile görüşülmez mücadele edilir derken, tartışmalar ise görüşmeler yumuşama mı politik havayı normalleştirme çabası mı ikilemi arasında sıkışıp kaldı.


    Sürecin mimarı şüphesiz Özgür Bey. İktidar ile yumuşama demiyor, herkesin herkesle konuşabileceği ve ülkenin sorunlarının çözümüne katkıların görüşülebileceği normalleşme diyor.


    Ayrıca iktidara karşı da ekonomi, hukuk, halkın dertleri, emekliler, eğitim vb. tüm alanlarda mücadelesini de sürdürüyor, mitingler yapıyor. Özgür Bey siyasi girişimci niteliğini gösterdi ve siyasi alanda bir değişimi tetikledi, yeni bir yol açtı.


    RTE ile görüşeceğini, görüşmeye hazır olduğunu açıkladıktan sonra, Saray düşündü taşında ve bu politik oyuna veya açılıma evet dedi.


    SİYASİ YARAR TEMELLİ YAKLAŞIMLAR Şüphesiz iki taraf da siyasi yarar peşinde. İki tarafın da beklentileri farklı, dahası birbirine zıt bile diyebiliriz. RTE sıkışık durumdayken bu zor ekonomik ve politik sürecin ülke atmosferini dahası seçmen kitlelerini de yumuşatacağı düşüncesinde.


    Şu aşamada klasik sertlik ve kutuplaşma politikasından elde edebileceği sıfır yarar olduğunun farkında. Millet ekonomik çöküntü altında inim inim inlerken CHP ve Özer’e vay terörist kışkırtıcısı, dikili bir ağacınız bile yok vb. gibi karşılığı olmayan kendileri açısından zamansız söylemlerle saldırmanın sıfır karşılığı olduğunu, üstelik bu saldırıların CHP ve Özer’i daha da büyüteceğini görüyor.


    Bu nedenle mümkün olduğunca bu “diyaloğu” sürdürecek. Düşünün, bunun için CHP Genel Merkezi’ne bile gitmeyi göze aldı. ÖZGÜR ÖZER’E GELİNCE Şu aşamada, keskin kalem ve dillere rağmen, Özer bu normalleşme politikasının yararını görüyor ve görecek diye düşünüyorum. Birincisi, iktidar sahnesine çıktı.


    O sahneye yerel seçimlerde en çok oyu aldığın için çıkılmaz, politikalarla çıkılır. Ülkenin temel sorunlarını iktidarla tartışan, çözüm isteyen ve arayan bir lider. Bu isteği de iktidar tarafından kabul edilen ve muhatap alınan lider.


    Sorunları çözme iddiası bu sahnede kabul görüyor ve seçmen de bunu izliyor. İkincisi ayrıca Erdoğan’ı CHP Genel Merkezi’nde ağırlıyor. Bu önemlidir. AKP seçmeni açısından da! Bu seçmen de ilk kez CHP’yi ve Özer’i farklı bir sahnede, üstelik yıllardır kendisine öcü berbat düşman olarak tanıtılan bir kurumu ve liderini görüyor.


    RTE ile karşılıklı ve “el ele”. BU DANS ZORUNLU MU? Diyebilirsiniz ki seçmen zaten CHP’yi birinci parti olarak öne sahneye iteledi, RTE ile dansa ihtiyacı mı var Özel’in. Yerelde evet iktidar yaptı, ama genelde değil. Çankaya’ya çıkmak ve oturmak için 4 yıl çaba sarf edeceksin. Kimse koltuğu boşaltmıyor.


    RTE erken seçim kararını kendi koşullarında ancak kendisi verir. Kimse hayal görmesin. Özel’in elinde, bu dans sırasında güçlü bir dayanağı var: Ülke sorunlarına en ciddi sahip çıkma ve bu amaçla mücadele etme kararı. Bu, dansta mükemmel bir denge sağlıyor.


    Özel girişimciliğiyle bir adım öndedir. RTE milletin isteklerine yanıt verebildikçe dansı sürdürebilir. Bir sırat köprüsü kuruldu dersek, bunun üzerinde yürümenin zorluğu daha çok RTE içindir. Şimdilik öyle gözüküyor.


    Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    5 min
  • Yeni anayasa değil, hukuk devleti istiyoruz! - Mine G. Kırıkkanat

    31 Mart yerel seçim sonuçları, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve kurucu partisi olmasına karşın yarım yüzyıldır muhalefete vidalanmış, yerinde sayan CHP’yi birinci parti ve yeni genel başkanı Özgür Özel’i daha ilk seçim hamlesinde, iktidara yürüyen siyasal lider yaptı.


    Aynı sonuçlar, 22 yıldır iktidar olan AKP’yi ikinci sıraya düşürmekle kalmadı. Seçim kampanyasına AKP başkanı sıfatıyla aktif olarak katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da beklemediği bir yenilgiye uğrattı.


    O gün bugündür, Türkiye’nin siyasal tablosu ters asılı: İktidarda azınlığa düşmüş AKP, muhalefette çoğunluğa ulaşmış CHP var. DEMOKRASİ YUMUŞAMAZ, NORMALLEŞİR Sayın Erdoğan da tersliğin farkında ve halkı kutuplaştırdığı süreçte ne zaman dara düşse gösterdiği havucu yine uzattı, “yumuşama” önerdi.


    Artık ne kendisi ne de AKP çoğunluğu temsil etmediği için muhalefete bazı konularda taviz vererek ve karşılığında “hayati” tavizler alarak iktidarını sürdürmek istiyor. CHP lideri Özgür Özel’in, cumhurbaşkanının “yumuşama” politikasını “normalleşme” diye düzelterek geri çevirmemesi, Erdoğan’la görüşmeye başlaması demokratik anlamda gerekli ve olumludur.


    ARAÇ YUMUŞAMA, AMAÇ SERTLEŞME Mİ? Demokrasi, iktidar ile muhalefet arasında “al gülüm, ver gülüm” tadında konuşarak, anlaşarak karşılıklı tavizlerle yürür. Ancak soru, cumhurbaşkanının “yumuşama” sürecinden ne beklediği, hangi konuda anlaşmak istediği...


    Eğer muhalefete uzattığı elin nihai amacı, cumhurbaşkanı ve AKP iktidarının çıkar ve amaçlarına uyacak yeni bir anayasa ise işte bu kabul edilemez. Sayın Özgür Özel ve Türkiye’nin birinci partisi CHP böyle bir oyuna gelmemeli, NAFİLE bir anayasa manipülasyonuna DAHA alet olmamalı!


    ANAYASA ENFLASYONU Bu topraklarda Memaliki Devleti Osmaniye diye başlayan ilk anayasa, tumturaklı adıyla Kanuni Esasi, 1876’da yapıldı. İki yıl sonra çöpe atıldı. Gerilediği için yıkılan Osmanlı’dan sonra çağdaşlık yolundaki Türkiye Cumhuriyeti’ne de anayasa dayanmadı.


    Dünyada başka örneği var mıdır bilmiyorum, yüz yıla dört anayasa sığdırıldı: 1921’deki kısa kaldı, 1924’teki dar geldi, 1961’deki bol geldi, 1982’deki askeri cuntanın yansıması diye tam 21 kez değiştirildi. Ve bu değişikliklerden 12’si, AKP’nin yirmi iki yıllık iktidarında yapıldı.


    Sonuncu değişiklik, 2017’de Sayın Erdoğan’a bugünkü yetkileri veren başkanlık sistemi oldu. KEYFİM İSTERSE DEVLETİ Emir komutayla yönettiği AKP iktidarının ve dahi devletin biricik muktediri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demokrasiyi amaç değil araç görüp istediği durakta indiğini artık biliyoruz; 22 yıldır yaşayarak gördük.


    İyi ya da kötü, ortada bir anayasa var. Devletin her makamı, ister beğensin ister beğenmesin anayasaya uygunluğu denetleyen Anayasa Mahkemesi kararlarına uymakla yükümlü ve zorunludur. Hukuk devleti dedikleri budur.


    Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan, beğenmediği kararlara uymuyor. O uymayınca, hepsi zaten emrindeki hiçbir erk, yargı, hükümet, devlet kurumu da uymuyor. Anayasa Mahkemesi işlevini, anayasa da işlerliğini yitiriyor.


    Eğer “yumuşama politikası”nın temel direği yeni bir anayasa istemiyse... ŞAHSIM ANAYASASI, YURTTAŞA İSKELE BABASI Demek ki yine, yeniden muktedir ve iktidarın beğeneceği anayasa yapılacak, Anayasa Mahkemesi muktedir ve iktidarın beğeneceği kararlar alacak ve bunun da adı hukuk devleti falan olacak, öyle mi?


    CHP yönetiminin dikkatini çekmek isterim: 31 Mart’ta CHP’yi birinci parti yapan seçmenler ekonomik iflası tetikleyen tek adam rejimine olduğu kadar; eğitimle cehalete, partizanca hırsızlığa, tarikatçı yozlaşmaya karşı da oy verdiler.


    Türkiye’nin yeni çoğunluğu, kadük olacak bir başka anayasadan önce var olana uyan; yok sayılan, delinen, çiğnenen tüm yasaların gereğini yapan bir iktidar ve yandaşlıktan, yolsuzluktan temizlenmiş bağımsız bir yargı erki istiyor. Sabırla seçimleri ve yeni iktidardan hukuk devletini yeniden kurmasını bekliyor.



    Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.


    6 min
  • Müzakereden mücadeleye doğru - Işık Kansu

    Milli eğitim bakanı ile kendisi gibi imam okulu çıkışlı Talim Terbiye Kurulu’nun çocuklarımıza dayattığı “maarif programı” denen çağdışı eğitim anlayışının uygulanamayacağını yaşayarak göreceğiz.

    Programa gösterilen tepkiler de bu kanının bir göstergesi.

    İktidarın neden böyle bir yola gittiği çok açık. Tüm devlet okullarını imam hatibe çevirmek istediler, öğrencileri ve velileri buna zorladılar, ancak başarılı olamadılar.

    Şimdi tüm okullardaki eğitim izlencesini imam hatibe uydurmaya çalışıyorlar.

    Dahası; bu baskıcı, kural ve anayasa tanımaz tutuma eğitimcilerin, öğretmen örgütleri, öğrencilerle velilerin karşı çıkmasını da iliştirilmiş, yandaş basın-yayın organlarında “azgınlık” olarak nitelendiriyorlar.

    Saray’daki AKP’li de benzer sözlerle bu kampanyaya destek veriyor. “Yumuşama adı altında kimliğimizden, ilkelerimizden ve kırmızı çizgilerimizden taviz verecek değiliz” diyor ve ekliyor:

    “Milletin kutsallarına, azgınlıklara karşı kimse bizden yumuşak tavır beklemesin.”

    CHP lideri Özgür Özel’in, Saray ile “müzakere” sürecinde siyasal dinci takımın takıntılarından kurtulamayacağının ayrımında olduğuna inanıyoruz.

    İktidar ortakları, müzakereyi, kendi çıkarlarına yontulacak, seçim başarısızlıklarının üstünü örtecek bir araç olarak görüyorlar.

    Öyleyse, kararlı ve dirençli mücadeleye devam edilmeli.

    CHP lideri Özel’in erken seçimi gündeme getirmesi de böylesi bir gidişin habercisi gibi gözüküyor.

    Siyaset sahnesinde bir hançer tartışmasıdır aldı başını gidiyor. Hançerlendiğini söyleyeni kimin hançerlediği üzerine çeşitli söylentiler, dedikodular, varsayımlar konuşuluyor.

    Ortada bir hançer var mı?

    Aslında var.

    Anımsayınız, hançerlendiğini söyleyen, casusluk cemaatiyle bağlantılı kişilere yakınlık göstermiş, hatta onlardan danışmanlar seçmiş, birlikte pek uyumlu çalışmışlardı. Siyasal dincileri, kimseye danışmadan, başta cumhurbaşkanlığı olmak üzere çeşitli görevlere adaylık için uygun görmüştü.

    Yaptığı önerilerle kadınların yasaklara zorlanmasının anayasa maddesine dönüştürülmesine, medreselerin yeniden açılmasına kapı aralamıştı.

    Helalleşiyoruz diyerek, geçmişte faşistlikle suçlanmış olanları başına toplamıştı.

    Hançerini hiç soğutmamış bir hançercinin kendisine emanet edilmiş bir kurumu sürekli hançerlemeyi iş edindiğine tanıklık edilmişken, aynı hançercinin hançerlenmekten söz etmesi çok anlamsızdır.

    Yine hançercinin, hançeri elinden alındıktan sonra hançerleme işlemine devam etmesi ise ayrıca derinlemesine düşünülmesi gereken bir durumdur.

    Anayasa Mahkemesi’nin son kararlarıyla; Saray iktidarının anayasaya aykırı işlemlerle devleti çökerttiği, içten çürüttüğü hukuksal açıdan belgelendi.

    Aynı Saray, anayasaya uymamak için anayasa değişikliği istiyor. Bir kez daha seçilmek ve laik demokratik düzeni değiştirmek tek amacı. Sonrası istibdat, sınırsız monarşi...

    İzin verilecek mi?

    Kuşkusuz verilmeyecek.

    ***

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    4 min
  • Tuz koktu - Şükran Soner

    Elimdeki atasözleri, deyimler sözlüklerini taradığımda karşılığını bulamasam da yazının başlığı yapmaktan vazgeçemedim. Ülkemizde, yaşamımızda dayatılmış kirlilik düzeninin geldiği boyutlara, yaşamlarımıza dayatılanların sonuçlarına bakıldığında dilbilimcilerimizin, anlamının karşılığını verebilecek bir şeyler düşünüp üretmeleri gerektiğine inanıyorum. Yaşam koşullarımızın tuzla buz edilmiş olması çok hafif kalıyor.

    Ne zamandır raylı sistem üzerinden işe gidiş gelişlerde çok sık tanıklık etmek zorunda kaldığımız, kesin, kurtuluşsuz ölüm, intihar yolu olarak seçilen atlamalardan kaçınıyordum. Dünkü Cumhuriyet’te arkadaşım Özlem Yüzak, “Yaşamaktan vazgeçenler... Ve derin sessizlik” başlığı altında, tüm evrensel istatistiklere dayalı olarak yapılmış çalışmalardan ortaya saçılmış acı gerçeklikleri özetleyivermiş.

    Bana da “Tuz koktu” başlığı altında, ülkemizdeki akıl almaz boyutlara varmış, haksızlıklar, çarpıklıklar, kirlilikler üzerinden fışkıran, bana göre olumlu, hak aramaların beklenmedik ancak doğanın, yaşamanın içgüdüleri olarak, filizlenmelerin, olumlu gelişmelerinin altını çizmek kalıyor. Yerel seçimler sonuçlarına çok güçlü, moral verici olarak yansıyan derin dip dalgalarının arkası, sanıldığından çok daha etkin yansımaları ile, yaşamımızın her alanına, beklenmedik doğaçlama örgütlenmeleri ile çıkıveriyor.



    ***

    Yerel seçimler öncesinde lokomotif örgütlü eylemler, soldan, toplumsal geçmişi olan örgütlenmeler üzerinden çıkması, elbette Cumhuriyet birikimlerinin üzerine, Aydınlanmacılarının topunun birden, gençleri, siyasetleri, meslek örgütlenmeleri, sendikaları ile yeniden toparlanıp yola çıkmaları ile başlayacaktı. Yolun, hak aramanın önünün açılması tamam da son günlerde hiç yaşanmamış, beklenmedik biçimde, en yandaş, dahası yandaşlık için kurulmuş, seçilmiş, kayırılmış, kirli düzenin kaymağından tadımlık da olsa hep bir şeyler verilmiş olanlardan yükselmeye başlayan yeni seslere ne demeli?

    Küçümsemek, hafife almak gibi bir kastım olamayacağı için, bilerek yeni pıtrak gibi filizlenen, hak arama eylemlerinin adlarından, kimliklerinden bilinçli olarak söz etmeyeceğim. Yasal örgütlenmeleri, haklarını aradıkları nedenler öylesine açık ki. Yargıda Saray, taraflı kamu erki, işveren gücüne dayalı karşı çıkışların, uzayacak sonuç yargı kararlarının ardından geçerli olabilmeleri de söz konusu olamayacaktır.

    Yandaşlık ilişkileri içinde kurulmuş, bugüne kadar baş tacı edilmiş örgütlenmeler üzerinden imzalanmış yasal sözleşmeler, kazanılmış hakların sözünü ediyoruz. Hani şu, pirede deve, tasarruf tezleri ile verilen kararlarla, kamuoyuna dönük işe yarayacağı düşünülmüş kararlar var ya? Servislerin kaldırılmasını simge sayalım, her biri toplusözleşme ile kazanılmış, geriye alınamayacak haklardan.

    Boşuna “Tuz koktu” demedim. Yanan tuzun kokusunun nasıl olabileceği konusunda da bir deneyimim yok. Ama tuzun çok kolay yanabildiği üzerinden hepimizin ortak bilinci olmalı. En harlı ateşe atılsa bile, alevli, riskli olabilmesi söz konusu olamayacaktır. Türkçesi, son günlerde çok sıkça tanıklık ettiğimiz fabrika yangıları, yeniden orman yangınları gibi içimizi yakacak gücünden söz konusu edilemez.

    Ülkemizde yüzde doksanımızın üstü için çok geçerli öylesine ağır bir yaşam karabasanı çökmüş durumda ki. Doğa yasası, yaşamın filizlenmesinde öylesine ağır basar ki. Yaşam adına dip dalgaları öylesine derinden derinden yükseliyor ki. Yargıda yıllardır sıraya bile alınmamış dosyalar üzerinden öylesine inceden ince kararlara çıkmaya başladı ki...

    ***

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Nasırlarına basmaya devam edeceğim - Murat Ağırel

    “Er Ryan’ı Kurtarmak” filmini izlediniz mi?

    Robert Rodat tarafından yazılan Steven Spielberg tarafından yönetilen 2. Dünya Savaşı konulu tüm zamanların tartışmasız en iyi filmlerinden biridir.

    Kardeşleri savaşta ölen ve düşman hattının gerisinde kalan bir askeri kurtarmak ve evine götürmek için mücadele eden bir bölük askerin mücadelesini anlatır film.



    Ülkemizde de benzer bir kurtarma mücadelesi var. Hani filmi yapılsa adı sanırım “Polatları Kurtarmak” olur.

    Kara para aklama, vergi kaçırma gibi suçlamalar ile yargılanan ve cezaevinde bulunan Polat ailesi ile ilgili inanılmaz bir “kurtarma” çabası var. Dilan Polat avukatının elini öptü, Engin Polat Dilan’ın öptüğü yeri öptü, Dilan’ın parmağı kanadı, Dilan cezaevinden bize yazdı, Dilan cezaevinden kızına yazdı, Dilan’ın vücudunda morluk ve kesik var, Dilan Polat avukatı konuştu.

    Kamuoyu yaratılmaya çalışılıyor. İnanılmaz bir çaba var. Tabii ki çabalar karşılıksız değil!

    “Polatlar aslında her şirketin yaptığı gibi vergi kaçırmış” gibi suçu küçültüp masumlaştırmaya çalışıyorlar, “Başka MASAK raporu yok” diye başladıkları süreçte “Gelecek MASAK raporu aklama raporu olacak” demeye başladılar. Yaptırdıkları haberlerle de yaratmaya çalıştıkları algıyı pekiştirmeye çalışıyorlar.

    Geçen gün Polatlar ile ilgili aylık olağan tutukluk değerlendirmesi vardı. Mahkeme tutukluğun devamına karar verdi. MASAK raporu bekleniyor. 

    Bu kişileri tanımam etmem, bir düşmanlığım, husumetim de yok. Benim mesleğim gazetecilik. Hakkında onlarca yakalama kararı bulunan sanal bahis baronlarının kiraladığı insanlar, avukatlar, hatta kamu çalışanları bile üzerime gelmeye çalışıyor.

    Yazdığım yazı ve televizyon ekranlarında anlattığım bilgiler neticesinde savcılık daveti ile savcıya makamında tutanak altında bilgi vermemi “savcıyı ziyaret eden gazeteciler” başlığı ile sanki savcı ile gizli görüşme yapmışım gibi sunuyorlar. Kaldı ki gazeteciler; savcı, Emniyet, hâkim, müfettiş, vali, kaymakam, milletvekili kim olursa olsun görüşür. Sorar, bilgi almaya çalışır. Bu son derece meşrudur ve olağandır. Hatta olması gerekendir. 

    İşi öyle abarttılar ki avukatım ve gazeteci dostum Timur Soykan ile birlikte savcının adliyedeki makamına gidip yaptığımız ziyareti gizli ziyaret gibi aktardılar. Yanımızdaki avukatı da gizli tanık olarak göstermeye, bu gizli tanığı da davaya eklettiğimiz iddiasına kadar götürdüler.

    Tanınmış gazetecilerin yanında adliyeye gelen gizli tanık! Bakın gazeteciler çok tanınmış ama tanık gizli, çok gizli, acayip gizli!

    Sanki Polatlar hakkında bu kişi bulunmuş anlattıkları ile MASAK ve yargı harekete geçmiş sonra gelişmeler yaşanmış gibi sizleri inandırmaya çalışıyorlar. Oysaki MASAK çalışma yapmış, Çağlayan’a bildirilmiş. Sonra Anadolu Adliyesi’ne gelmiş, şikâyetler toplanmış, şirketlere kısıtlama kararı verilmiş. 

    Haftalar sonra yazdığım yazı üzerine Gürcistan bağlantısı ile ilgili bir şahit çıkmış, savcı şahitliğini sormuş, “Halil Falyalı gibi öldürürler beni de” demiş, savcılık korumak amaçlı kimliğini saklamış. Bu kişinin verdiği bilgiler ile savcılık tespitlerini iddianame düzenlenince göreceğiz. 

    “Gürcistan ile bağımız yok, Derkan Başer’i tanımayız” diyorlar ama Derkan Başer’in eşi C.B’nin Sarıyer’de 2023 yılında kurulan kozmetik firması(!) ve aynı adreste annesinin üzerine 2022 Aralık ayında kurulan organizasyon firmasının lansmanına katılıyorlar. Derkan Başer’in eşi C.B. ile video ve fotoğraf paylaşmaları talihsiz bir tesadüftür mutlaka. Mesela Polatlar ve fenomenler ile ilgili gelişmeler yaşanırken adı sıkça gündeme gelen Sevim Alan, savcılığa Saadat Mehdiyava ve Sevdimali Mehdiyev adındaki kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Suç duyurusunda Dubai kaynaklı çok yüksek limitli kredi kartları ile Türkiye’deki şubesinden pos cihazları vasıtası ile para sokmaya ve aklamaya çalıştıklarını bildirmiş.

    ...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    7 min
  • 8 Haziran 2024 - Günün Manşetleri - Gezi dosyasını bakanlık istedi

    * Gezi Direnişi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Osman Kavala’nın avukatı tarafından yapılan kanun yararına bozma isteği işleme alındı.

    * Eylemsel ve fikirsel olarak Hizbullah’a yakınlığıyla dikkat çeken Âlimler ve Medreseler Birliği’nin “öğrenci yetiştirme ve barındırma” iznini Diyanet İşleri Başkanlığı sağlıyor.

    * AKP iktidarının laik eğitimi hedef alan eğitim politikalarına ilişkin tartışmaların ardı arkası kesilmiyor.

    * İYİ Partili Aydın’dan Akşener’in Erdoğan ile Saray’da yaptığı görüşmeye sert tepki: İçeriğini açıklasın

    * Rezerv alan eyleminde gözaltına alınanlar serbest bırakıldıktan sonra gazetemize konuştu

    * Gazze’de ateşkes görüşmelerinde tıkanıklık sürerken ABD’den arabuluculara ve bölgede etki sahibi ülkelere yönelik Hamas baskısı arttı.

    * İsrail ordusu BM'nin utanç listesinde.

    * ABD Başkanı Joe Biden ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Normandiya Çıkarması’nın 80. yıldönümü anması kapsamında dün Paris’te bir araya geldi

    * Durum buğdayı alım fiyatı yüzde 11, arpa yüzde 4 artarak enflasyonun çok altında kaldı. Üreticiye buğday şoku.

    * 513 bin işçi işten atıldı

    * Alev Coşkun’a onur ödülü

    * Ishana Shyamalan’ın yönettiği dramatik fantastik gerilim Gözcüler gösterime girdi

    * FENERBAHÇE’DE kongre heyecanı bugün ve yarın yaşanacak

    * GALATASARAY’DA teknik direktör Okan Buruk’la 2 yıllık yeni sözleşme imzalandı


    8 min
  • İşte o dosya böyle kapatıldı - Barış Pehlivan

    Halimiz ahvalimiz şöyle: Bir silahlı suç örgütü var. O suç örgütü hakkında daha önceki dosyalar kapatılmış. Dosyaları kapatan savcıların amiri olan Ankara’daki başsavcı, o suç örgütünden villa ve araba almakla suçlanmış.


    O başsavcı bunu yalanlamış, ilgili haberleri sildirmiş ama o suç örgütü lideriyle görüştüğünü kabul etmiş. Yıllar sonra o suç örgütünü yargılayan aynı Ankara Adliyesi’nin başka yargı mensupları, dava dosyasına MASAK raporu koymuş.


    MASAK raporunda, bir kamu bankasının o suç örgütüne yarım milyar lira kredi verdiği yazıyormuş. Suç örgütü liderinin kapatılan suç dosyaları da o raporda yer bulmuş. Devletin kendi raporunu kaynak göstererek yazan o habere de yayın yasağı gelmiş.


    O yasak kararında, silahlı suç örgütüne halkın cebinden para verilmesini belgeleyen haberin, o bankanın “kişilik haklarını ihlal ettiği” söylenmiş. Bunu söyleyen hâkim İstanbul’da görev yapıyormuş.


    O İstanbul’un önceki başsavcısı ise o hâkimin istenilen yasak kararlarını vermesi için baskı gördüğünü bir süre önce ihbar etmiş. Baskıyı yapan da İstanbul’un Adalet Komisyonu başkanı imiş.


    O ihbarı alıp, savcıları ve hâkimleri soruşturacak olan kişilerin de İzmir’deki Adalet Komisyonu başkanının silah cephaneliğinin önünde fotoğrafları çıkmış. Kafanız mı karıştı? Karışsın. Öyle ya, eksiği çok ama yalanı yok. Okumuşsunuzdur; Ayhan Bora Kaplan dosyasına giren MASAK raporunu yazan Timur Soykan’ın haberine yayın yasağı geldi.


    İşte dava dosyasındaki o raporda yazanlardan biri de Kaplan’ın suç kaydıydı. MASAK uzmanı, Kaplan’ın hangi dosyalarının kapatıldığını UYAP’tan aldığı bilgilerle teker teker listelemiş.


    O listede yer alan soruşturmalardan biri de “2019/131411" numaralı dosya. Rapora göre suçlama ise “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal etme”. Peki, nasıl olmuş da kapatılmış o soruşturma? İSİM İSİM İHBARA RAĞMEN... Masamdaki iki sayfalık “kovuşturmaya yer olmadığına dair karara” bakıyorum.


    Soruşturma sadece uyuşturucudan değil, suç örgütünden de açılmış... Şöyle ki... Tekirdağ Cezaevi’nde hapis yatan T.A. adlı biri var. Ankara’da faaliyet gösteren suç örgütlerine ilişkin ifade vermek istiyor.


    İhbar dilekçesinden sonra cezaevinde ifadesi alınıyor. Tutanakta T.A’nın ifadesi şöyle özetleniyor: “Ökkeş ve Kırıklar olarak bilinen örgütlere ilişkin bilgilerinin olduğu, Altındağ bölgesinde uyuşturucu ve silah işi yaptıklarını...


    Bu örgütler dışında Varişler diye bilinen, soyadları Variş olan bir örgüt daha olduğunu, bunların da uyuşturucu ve silah işi yaptığını... Dilekçesinde belirtilen diğer bir örgütün Kadir İnan isimli bir grubun olduğunu, bunların da uyuşturucu ve kadın işi yaptıklarını, Hıdırlıktepe’de faaliyet gösterdiklerini...


    Dilekçesinde belirtilen B.K. dediği kişinin Bora Kaplan, S.G. baş harflerini belirttiği kişinin Sabahattin Genç, Ö.G. diye belirttiği kişinin Sabahattin’in kardeşi Ökkeş Genç, F.S. olarak belirttiği kişinin Ferhat Sönmez isimli kişi olduğunu…


    Kürt Cemal isimli birini duyduğunu, Ankara’da eroin dağıttığını beyan etti.” İhbarcı T.A., “Altındağ ilçesinde yetişmiş biri olarak çalışma sistemlerini biliyorum” diye de ekliyor.


    Yani, bundan beş yıl önce, Ayhan Bora Kaplan ile yapılan bir “suç örgütü” ihbarından bahsediyorum. Sonuç ne mi oluyor? Savcılığın takipsizlik kararından özetliyorum: “Tüm iddialar ve kişilerle ilgili olarak evrak içerlerinde somut bilgi olmamasına rağmen yapılan istihbari ve sokak çalışmalarında halihazırda herhangi bir somut veri bulunmadı.”


    Sözün özü: Ayhan Bora Kaplan’ın birinci şüpheli olduğu dosya 4 Kasım 2019’da kapatılıyor. Peki, o dönemde bu soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koltuğunda kim oturuyor? Şimdi Ayhan Bora Kaplan’la ilişkisi olmakla suçlanan Yüksel Kocaman!

    Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • Atom Bombasından Beter - Özdemir İnce

    Geçmişte (Cumhuriyet gazetesi öncesi) yazıp da yayımlamadığım bir yazı buldum zulada. Bu yazıyı köşeli paranteze aldıktan sonra tamamlayacağım. Bilginize... [Bu düşmanca bir programıdır.


    Başbakanın “İmam hatipler milletin gözbebeği olacaktır” yobaz talimatına gönderme yapılan broşürde “Yeni dönemde Türkiye’nin gözbebeği olacak olan imam hatip liselerine kayıtta geç kalmayın” uyarısı yapılıyor.


    Sonra sıra velilere geliyor: “Çocuklarımız imam hatip ortaokullarını bitirdiğinde; hem yüce kitabımız Kuranıkerim’i öğrenecek hem de Anadolu veya öğretmen lisesine gidebilecek hem Hz. Peygamber’in hayatını öğrenebilecek hem de fen lisesi veya imam hatip lisesine gidebilecek.” Çocuklar kesinlikle gerçek Kuranıkerim’i öğrenemeyecekler çünkü öğretmenleri de Kuranıkerim Arapçasını bilmezler.


    Çocuklar laik okullarda öğrendikleri İngilizce ve Fransızca kadar Arapça öğrenemeyecekleri için Kuran’ı anlamalarına olanak yoktur. Ancak onu ezberleyecekler ve saptırılmış Türkçe mealini okuyacaklar. Ama buna karşın tamamı softa ve yobaz olacak.


    Said Nursi ve Fethullah Gülen türü meczupların kölesi olacaklar; kafa ve ruh sağlıklarını yitirecekler. Dahası, ana-babalarından nefret edecekler, kadını ve erkeği anlama yeteneğinden yoksun olacakları için de sağlıklı bir yuva kuramayacaklar.


    “İmam hatip okullarının ‘Sosyal, beşeri ve fen bilimleri ile birlikte İslami ilimleri aynı müfredat altında göstermesi bakımından Türkiye’ye özgü bir tecrübe’ olarak tanıtıldığı bilgi notunda ise ‘Gençlerimize bu okullarda değerler eğitimi verildiği için kötü alışkanlıklar yok denecek kadar azdır’ görüşü dikkat çekiyor.” Bu cümle, laik okulların bile isteye AKP hükümeti tarafından sabote edildiğinin itirafıdır.


    Broşürün sözünü ettiği “Türkiye’ye özgü tecrübe” Said Nursi’nin Van’da kurmayı hayal ettiği “Medresetüzzehra” ucubesini örnek almaktadır. Sonuç olarak: AKP hükümeti pedagoji bilimine aykırı altı kaval üstü şeşhane bir öğretim sistemi içinde Türk gençliğini özgür ve bilimsel düşünceden uzak, kumanda aletiyle güdülebilir bir insan sürüsü haline getirmek istemektedir.


    ÖNDER’in broşüründe de itiraf edildiği gibi uygar dünyada böylesine kaçık ve budala bir okul ve öğretim sistemi bulunmamaktadır. Düşünsenize, gerçek beden eğitimi, müzik, resim derslerinden yoksun bırakılan çocuklarımız “din dersi” adı altında haftada sekiz saat irtica, hurafe ve üfürükçülük dersi alacaklar.


    Ağustos ayında yapılacak atamalar sonunda 8 bin başlık din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni açığı kapatılmaz ise müftülük, imamlık ve Kuran kursu öğreticiliği yapan (ama pedagoji sertifikası bulunmayan) ilahiyat fakültesi mezunları ders verecek. Ve bu yetkisiz ve yeteneksiz kimselerin mezun ettiği zavallı çocuklar dünya ile yarışacaklar (!).


    Bütün dikkatini iki ve üç sayfalara vermiş olan basın çürümeye devam etmektedir.] Yazının başında bir başbakandan söz edildiğine göre yazı R.T. Erdoğan’ın başbakanlık döneminde (2003-2018) yazılmış olmalı. Bu yazıyı bulmam çok iyi olmuş. Çünkü Google Alerts, Yeni Akit gazetesinde hakkımda yayımlanan (1.6.2024) bir yazıyı gönderdi.


    Yazı, 31 Mayıs günü gazetemizde yayımlanan “Einstein imam hatipte okusaydı” üzerine. “Ölünce cesedinin yakılmasını vasiyet eden Cumhuriyet yazarından, İHL’lerle ilgili alçakça sözler! Tüh senin suratına. Ölünce cesedinin yakılmasını vasiyet eden Cumhuriyet gazetesi yazarı Özdemir İnce, yine boyundan büyük laflar etti. İmam hatip okullarına saldırıp, bilim insanlarının bu okullarda yetişemeyeceğini savunan İnce, İHL açılmasını ‘soytarılık’ olarak nitelendirme aymazlığında bulundu.


    İnce, rezil ötesi yazısında, özetle şu herzeleri yumurtladı: 'AKP aklı, bütün başarılı öğrencileri imam hatip okulları adlı medreselerinde toplamak için türlü desiselere başvuruyor. Böylece dindar ve kindar bilim insanı, felsefeci, yazar ve sanatçıları yaratarak tek eksilerini (!) kapatacaklar!'”


    Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
    ⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.