Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • İdam mahkûmu masumlar... - Zülal Kalkandelen.

    Biri yerde yatıyor. Savaş esiri gibi dört ayağı birbirine bağlanmış, boynu bir halatla duvara sabitlenmiş. Gözleri korkudan kocaman olmuş, titreyen bedeni yaşamak için çırpınıyor. Diğeri ayakta. Boynuna dolanan urganla demir kapıya sabitlenmiş. Hissettiği panik duygusuyla adeta haykırıyor. Dili korkunun yarattığı kurumayla dışarı fırlamış.


    Ne kadar bağırsa da umursayan yok, başına beyaz bir kağıt kapatılıp sona hazırlanıyor. Bir diğeri, kesim kutusunun kaygan zemininde büyük bir panikle savruluyor. Demirlere çarpan boynundaki zincir büyük bir gürültü yaratırken parmaklıkların arasından uzanan başı görünüyor. Ağzından dehşetin köpükleri saçılıyor.


    Hepsinin içinde bulunduğu ortam, daha önce katledilen türdeşlerinin kanı kokuyor. Kan kokusunu hissedip başlarına kötü bir şey gelebileceğini seziyorlar. Hepsi bilinç sahibi ve duyguları var, hepsi masum ve hepsi yaşamak istiyor.


    Ama az sonra hepsinin idam mahkûmu gibi boynu vurulacak. Çengellere asılmış ölü hayvan bedenlerinin fotoğraflarını televizyonlarda arkalarındaki gözüken duvar görseli olarak kullanıp “et”in artan fiyatı üzerine haber sunanların belki de hakkında hiç düşünmedikleri, akıllarına bile getirmedikleri gerçek görüntüler bunlar.


    Hayvanlara yaşatılan vahşeti anlatmak için her defasında çok derin bir öfke ve üzüntü ile izlemek zorunda kaldığım, bilgisayarımda ve telefonumda yer alan kurban ve mezbaha görüntülerinden bazıları bunlar.

    İnsan türünün sağlıklı yaşamak için hayvan yemesine gerek olmadığının bilim insanları tarafından sayısız çalışma ile ortaya konmuş olmasına ve hayvan kurban etmenin dinen zorunluluk olmamasına karşın, dünyada insana ilişkin neredeyse her şey değişirken değişmeyen ender alışkanlıklardan birinin hayvan öldürmek ve yemek olması, kuşkusuz toplumsal, kültürel, dini ve ticari yönleri olan çok boyutlu bir mesele.


    Hepsinin bir anda düzelmeyeceğini bilerek ve insanların gerçekleri öğrendiklerinde değişebileceklerini düşünerek bu şiddete karşı çok uzun zamandır mücadele ediyorum.


    Ancak canları 21. yüzyılda hâlâ ekonominin kötü gidişatının ölçütü olarak “et fiyatına” yani paraya indirgenen insan dışı hayvanlar üzerinde insanların kurduğu baskının, bu gezegendeki en sistematik şiddetlerden biri olduğunu çok sayıda insanın görememesi karşısında nutkum tutuluyor.


    Zalimliği reddedenlerin, zorbalığa hayır diyenlerin, sömürüye karşı çıkanların bu konudaki sessizliğini aklım almıyor. Kurban etme kültürüne hayır diyenlerin “et” için talep yaratmayı sürdürmesini anlayamıyorum. Çünkü yazımın başında anlatmaya çalıştığım vahşet, yalnızca kurban döneminde değil, mezbahalarda her gün yaşanıyor.


    İyilik ile adaletten söz edenlerin bazılarının ve yaşam hakkını yalnızca bir grup hayvan için savunanların içine düştükleri çelişkiyi görememelerini anlamlandıramıyorum. Kendi bedenlerinin özgürlüğü için saygın bir mücadele verenlerin başka bedenler üzerinde hak iddia etmesini anlamıyorum.


    “Sen ne istiyorsan yap, bize karışma” diyenlere ise böylesine bir gaddarlık, şiddet ve sömürü zinciri karşısında, insan emperyalizmine karşı susmayı benliğimin kabul etmediğini, idam mahkûmu masumların sesi olacağımı bir kez daha beyan ediyorum ve diyorum ki yaşarken yaşatmalı insan! 


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠


    5 min
  • Özel’in yolu nereye çıkar? - Mustafa Balbay

    Erdoğan-Özel ikinci görüşmesi, 2 Mayıs’taki birinci buluşmanın devamı olarak CHP Genel Merkezi’nde gerçekleşti. Üçüncü görüşme için de şimdiden tarih verildi:


    20 Temmuz’da KKTC’de Barış Harekâtı’nın 50. yılında. Görünüşe bakılırsa herkes memnun! Bu kez de vitrinsel kısım öne çıktı. İkramlardan karşılama görüntülerine kadar her şey “haber” değeri taşıdı.


    Siyaset için “araç” olarak değerlendirilebilecek “diyalog” fiilen “amaç” konumuna geldi. Bunca yıldır kutuplaşmanın yaşandığı bir ortamda diyalog zemininin oluşması elbette haberdir. Ancak bunun zemin olmaktan çıkıp siyaset yapma biçimi haline gelmesi, işin özünü değiştirir.


    Çinlilerin düşünme sisteminde şöyle bir gelenek var: Bir olaya yüzde 100 iyi ya da kötü demiyorlar, oransal yorum yapıyorlar. “Yüzde 70 iyi, yüzde 30 kötü” gibi. Biz de ikinci görüşmenin ardından bu temelle yaklaşalım.


    HHH Erdoğan açısından görünümü cumartesi günü “şahsıma mektuplar”da paylaşırız. Bugünü CHP tarafına ayıralım... Her şey bir yana Antalya Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün iki liderin görüşmesi sırasında serbest bırakılması çok şey anlatıyor. Keşke bu kadar kör kör parmağım gözüne yapmasalardı!


    Öyle anlaşılıyor ki Kocagöz’ün serbest bırakılacağı haberi görüşmenin başında CHP Genel Merkezi’ne ulaştırıldı. Belki hâkimin daha sonra haberi oldu! Kocagöz’ün hukuksal nedenlerle değil, siyasal nedenlerle tutuklandığı ancak bu şekilde tarif edilebilirdi!


    Özel’in kamuoyu ile de paylaştığı ülkenin temel sorunlarını Erdoğan’ın yüzüne de söylediği aşikâr. Erdoğan’ın da buna karşılık yeni anayasa diye tutturduğu anlaşılıyor. Görüşme öncesindeki yazımızda vurgulamıştık; elbette Özel ve CHP’nin genel merkez kadroları Erdoğan’ın nasıl bir yol haritası çizdiğinin farkındadır.


    Buna karşılık Özel’in de her şeyi göze alarak yeni bir siyaset tutturduğu söylenebilir. Özel’in son bir yılını özetleyelim:- 3 Haziran 2023’te CHP’nin grup başkanı oldu. O günün genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu milletvekili olmadığı için Meclis grubunun başında bir milletvekilinin olması gerekiyordu.

    15 Eylül 2023’te genel başkan adaylığını açıkladı. 4-5 Kasım 2023’teki CHP kurultayında partinin 8. genel başkanı oldu.- 31 Mart 2024 seçimlerinde genel başkanlıktan öte liderliğini kanıtladı.


    Bu sıralamaya şunu ekleyebiliriz:- 2 Mayıs-11 Haziran 2024, Erdoğan’la görüşmelerle birlikte “devlet adamı” kimliğine çıkma yoluna girdi. Son günlerde yolda önümüzü kesenlerin ilk iki gündemi ekonomi ve Erdoğan-Özel görüşmesi...


    Özel açısından yolun devamı nereye çıkar? İktidar medyasının görüşmeyi manşete taşıyıp, Özel’e özel övgüler sıralamasının altını çizip sorunun bize göre yanıtlarını paylaşalım… Özel, bu diyaloğu mutlaklaştırmaz, sadece siyaset yapma biçiminin bir rengi olarak görüp ana ekseni iktidar değişikliğine oturtursa kendisini ve partisini büyütür.


    Bu diyaloglar sayesinde “çözülmüş” olan kimi sorunlardan pay çıkarıp, her diyalogda birkaç sorunu çözme iklimine girerse fiilen iktidar yapısının bir parçası görünümüne düşer.


    Bu CHP’yi ve Özel’i küçültür. Diyalog sihirli bir sözcüktür. Karşı çıkmak toplumda soğuk karşılanabilir. Bu bağlamda elbette görüşülür. Eczacı Özgür Özel bunun dozunu iyi ayarlamak zorunda. Aksi halde AKP, CHP’nin üstüne yıkılır!


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠


    5 min
  • Yoksa ‘beşli çete’yi unuttuk mu - Barış Terkoğlu

    Su akıyor, kir akıyor, düşen dal akıyor. İlerleyişi izliyor, konuşuyorsun. Asıl olan ise akış. İşte ona düzen diyoruz. Mayıs seçimlerine giderken o iki kelimeyi ne çok duyduk: Beşli çete! Sayısı çok daha fazlaydı. Buna rağmen düzeni anlatan kavram akıllara kazındı.


    Kamu ihalelerinden beslenen, öncüsü müteahhitlik olan, yaptığı hastaneyle de yolla da halkın cebinden çalan, servet transferiyle iktidarın büyüttüğü sermaye sınıfını tarif ediyordu. Kazandıkları paranın karşılığında siyaseti de medyayı da finanse ediyorlardı.


    CHP, olası iktidarında, “el koyma”yı ve “kamulaştırma”yı vaat ediyordu. Seçim geçti. CHP değişim sürecini tamamladı. Hatırlayın, süreci başlatan seçim muhasebesi raporunu bu köşede yayımlamıştım. O raporda da örtülü bir dille “hesaplaşma”ya dayalı bu söylem eleştiriliyordu.


    Geçenlerde KRT TV’ye çıkan Kılıçdaroğlu, “beşli çete”nin partisi tarafından artık eskisi kadar anılmadığını söyleyince arşivi açtım. Gerçekten de hem medya taramalarında hem röportaj ve kürsü konuşmalarında, hem de politik önceliklerde “beşli çete” CHP’nin öncelikli gündemi olmaktan çıkmıştı. Bunun üzerine “acaba” diyerek CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ı aradım.


    Evet, o CHP grup başkanvekili. Evet, CHP’deki değişim sürecinin mimarlarından. Ama bundan fazlası da var. CHP, “beşli çete” kavramını teorileştirirken Başarır, “Beşli Çete” kitabını yazdı (Kırmızı Kedi). Dahası, o kitabın önsözünde de Kılıçdaroğlu’nun imzası vardı.


    10 şirkete 205 milyar dolar Önsözde “Erdoğan ve ekibi, ‘beşli çete’ aracılığıyla ülkemiz birikimlerinin büyük bir bölümüne yolsuzluk yoluyla el koymuş durumda” diyen Kılıçdaroğlu, AKP döneminde Kamu İhale Kanunu’nun yaklaşık 200 kez değiştiğini söylüyor ve ek yapıyordu:


    “Kanun yaparak, kanunları değiştirerek ortaya çıkarılan ihale rantının, başta ‘beşli çete’ olarak nitelendirdiğimiz firmalar olmak üzere AK Parti iktidarıyla doğrudan ilişkili firmalara dağıtılmasına dayalı bu düzeni değiştireceğiz.” Kitap, “beşli çete”nin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyordu.


    Başarır, 2016- 2021 aralığını işaret ederek şu ifadeleri kullanmış: “AKP döneminde kamu özel işbirliği kapsamında en çok ihale alan 10 şirkete toplam 205 milyar dolarlık proje verilirken kıyaslama bakımından bu miktarın, toplam dış borcun yarısına, geçen yılın gayri safi milli hasılasının da neredeyse yüzde 25’ine denk geldiğini görmekteyiz.


    Özetle bugünkü kur üzerinden 1 trilyon lirayı aşkın servet AKP döneminde bu 10 şirkete transfer edilmiştir. 3. havaalanını alan beş şirketin aldığı payın toplamı ise 160 milyar dolardır.” Başarır, sadece ihaleleri incelemekle kalmıyor; “beşli çete”nin çevre katliamlarını, siyasetle bağlarını, yasal düzenlemelere etkilerini, medya dizaynını ve tabii CHP’nin o dönem bu şirketlerle mücadelesini de anlatıyordu.


    Kitaba toplatma istendi, yazarı “beşli çete” medyasının hedefi oldu. Kısacası, değişim sonrası CHP ve “beşli çete”yi soracak en doğru isim Başarır’dı. ‘Beşli çete’ ve CHP “Beşli çete”nin ülkede hâlâ etkili olup olmadığını sorduğum Başarır, şunu söyledi:


    “Sermaye grubu her zaman isteklerinin gerçekleşmesi için siyasi çevrelerde lobi faaliyeti yürütür ve yürütmektedir. İhalelerde bakanları, bürokrasiyi memnun etmektedir. Bu sebeple sorunuza ‘hayır’ yanıtını vermek absürt olacaktır.


    Ekonomide halihazırda büyük sermaye gruplarının vergi ödemelerinin, açıklanan ilk 100 vergi rekortmeninde göremediğimize göre hâlâ beşli çetelere ‘kıyak’ çekildiği apaçık ortadadır.” Peki CHP’nin bu konuda bakışı değişti mi?


    “Bir siyasi strateji değişikliği olup olmadığını soruyorsanız, bu konunun bir kenara bırakılmadığını söyleyebilirim” diyen Başarır, ulaştırma bakanının bindiği sermaye uçağını gündem yaptıklarını hatırlattı: “Eğer CHP’nin odağı mı değişti diyorsanız, bizim odağımız bellidir.


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    7 min
  • 13 Haziran 2024 - Günün Manşetleri - Ekonomi için ORTAK MASA

    *Özel-Erdoğan görüşmesinden Şimşek ile çalışma ‘talimatı’ çıktı.



    *Türkiye’de yaşam her geçen gün daha da pahalanıyor. CHP Bolu Milletvekili Türker Ateş’in yaptırdığı araştırma da acı gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.



    *Laiklik Meclisi, mayıs ayına ilişkin “Laiklik İhlalleri Raporu”nu yayımladı.



    *İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu.



    *İklim kriziyle mücadele ederken korunması gereken orman nüfusu şirketler tarafından tehdit altında.



    *İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sürerken ateşkes görüşmelerinden henüz olumlu bir sonuç alınamadı.



    *ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Jeff Flake, iki ülkenin Gazze konusunda yaşadığı görüş ayrılığına rağmen Türkiye’nin Batı’ya “sağlam şekilde demir attığını” ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın daha önce “hiç bu kadar güçlü olmadığını” söyledi.



    *AKP iktidarının, 19 kamu iktisadi teşebbüsüyle (KİT) ilgili yeniden yapılandırma hazırlığı emek dünyasında kuşkuyla karşılanırken hükümet içinde de bu konuda görüş ayrılıkları olduğu ortaya çıktı.



    *Perakendeci ile AVM yatırımcıları arasındaki kira kavgası boyut değiştiriyor.

     


    *KÜRESEL salgın nedeniyle üç yıldır çevrimiçi yapılan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 21’inci yılında yeniden izleyicisi ile yüz yüze buluşuyor.



    *PERA Müzesi Öğrenme Programları, “Ters Yüz P R ” sergisinden esinlenerek hazırladığı “Pera’dan Ötesine: Yetişkinler için Atölyeler” başlıklı atölye programını sanatseverlerle buluşturuyor.




    *FİLENİN Sultanları, Milletler Ligi’nin üçüncü haftasındaki ilk maçında Tayland’ı 3-0 mağlup etti.



    *BEŞİKTAŞ’IN yeni teknik direktörü Giovanni van Bronckhorst bugün İstanbul’a geliyor.



    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.


    7 min
  • 12 Haziran 2024 - Günün Manşetleri - Yeni anayasa ısrarı

    * 18 yıl sonra CHP Genel Merkezi’ne giden Cumhurbaşkanı

    Erdoğan, Özgür Özel’le görüştü.

    * Evleri yıkılan ya da ağır-orta hasar alan depremzede

    kiracılara yardım sona erdirildi. AFAD mesajla duyurdu.

    * TGC kuruluşunun 78. yılını kutladı, medyanın geleceği ve

    sorunları ele alındı.

    * Eski İyi Parti lideri Meral Akşener’in Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinin ardından başlayan tartışmalar, Akşener’in Meclis’e yakın ofis tuttu iddialarıyla alevlendi.

    * Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün iki günlük Rusya ziyaretini üst düzey temasların ardından tamamladı.

    * ABD Başkanı Joe Biden’ın açıkladığı ve ilk aşamasında Gazze’de hemen ateşkesi öngören üç aşamalı teklife destek talep edilen karar tasarısı önceki gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kabul edildi.

    * Elbistan Belediye Başkanı Erkan Gürbüz, 334 milyon TL bir borçla belediyeyi devraldıklarını vurgulayarak “Deprem bölgesi olduğumuz için inşallah krediler konusunda pozitif ayrımcılık görürüz.

    * Gelir dağılımında derinleşen uçurum toplumu iki uca ayırdı. Bu iki ucun harcama davranışları da birbirinden ayrılıyor.

    * Müzede Beethoven akşamı...

    * Türk sinemasının “Sultan”ı Türkan Şoray, Atatürk Kültür Merkezi’nde sevenleriyle “Türkan Şoray’ın Sonsuz Senfonisi” konserinde buluştu.

    * Beşiktaş İkinci Başkanı Hüseyin Yücel, “Transferde bir sürprizin sözünü veriyorum” dedi.

    * Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, kazandıkları şampiyonluğa Fenerbahçe camiasının “haksız” yorumu yapmasına tepki gösterdi.

    * Fenerbahçe, teknik direktör Jose Mourinho yönetiminde yeni sezon hazırlıklarına 22 Haziran’da Samandıra Can Bartu Tesisleri’nde başlayacak.

    ***

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    8 min
  • AB ruhu çökerken! - Mustafa Balbay

    Göç tarihin motorudur. İnsanlık tarihi bir yanıyla göçler tarihidir. Şu an yeryüzündeki bütün kıtaların kaderi göçlerle değişmiştir.

    Konunun güncel yanı Avrupa Parlamentosu’nun son seçiminde kimse tarafından saklanamayacak boyuta geldi. Avrupa ülkelerinin buna ilişkin karşılaştıkları sorunları tek tek kendi içinde çözmeye girişmesi artık “çözüm” değil. Daha derin bakıldığında şu söylenebilir:

    Yeni dünya düzensizliği neden, göç sonuç!

    Her bakımdan düzensiz, kuralların zamana, mekâna, muhataba göre değiştiği bir dünyada yaşıyoruz.

    Genel anlamda tüm insanlığı kucaklayacak küresel değerler çöktü. Bu değerlerden kalıntılar olsa bile bunu taşıyacak liderler yok.

    Kim taşıyacak?

    Biden mı Trump mı?

    Macron mu Scholz mu?

    Putin mi Şi mi?

    Geçiniz...

    Konumuza dönersek... Özellikle lokomotif işlevi gören AB üyesi ülkelerin hemen tümünde aşırı sağ partiler önemli güç elde ettiler. Şu tanım abartı olmaz:

    AB ruhu çöktü!

    Uzak geçmişi bir yana Doğu Bloku’nun sona ermesinden sonra 1993’te ortaya atılan Kopenhag Kriterleri ile Sovyetler Birliği sürecinde dağılan Avrupa ülkelerinin hemen, derhal, “Rusya toparlanmadan” AB’ye tam üye yapılması hedeflendi. Adım adım gerçekleştirildi. O gün 15 olan üye sayısı 27’ye çıktı. Buna paralel olarak aynı ülkeler NATO’ya da alındı.

    AB zamanla kendi ordusunu kuracak, cumhurbaşkanını seçecek ve gerçek bir Avrupa’nın birliği oluşacaktı.

    Bunlar olmadığı gibi AB kendi içinde üç sınıflı katara döndü. Almanya, Fransa gibi birinci sınıf vagondakiler, İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi ikinci sınıftakiler, Bulgaristan, Romanya gibi üçüncü sınıftakiler...

    Bütün bunların üstüne birinci sınıf vagondakilerin tümünü içine alan bir göçmen sorunu eklendi. Türkiye’yi de pek çok boyutuyla bağlayan bu sorun AB yurttaşları açısından öyle yakıcı ki şöyle özetleyebiliriz:

    Almanya’daki bir otomotiv fabrikasında çalışan işçinin hümanist bir sosyal demokrat olmasıyla, işinin tehlikeye girmesinden, ülkesinin yaşam değerlerinin erozyona uğramasından endişe duyup aşırı sağcı olması arasında çok ince bir çizgi var.

    Son seçimler o ince çizginin darmadağın olduğunu gösteriyor. Söz konusu ülkelerin tabanlarındaki aşırı sağa kayışın doğurduğu partiler, gerekirse güç kullanarak “Avrupalı olmayanları”ı kıtanın dışına atmaktan söz ediyorlar.

    Bu tablo AB ruhunun çökmesinden öte, Avrupa ruhundaki geçmişte hatırlanmak istenmeyen zaman dilimlerini de akla getiriyor.

    Türkiye boyutuna gelince...

    AB’ye tam üyeliğe aday olmaktan emekli olduk!

    Bunun yerine AB’nin göçmen deposu olduk!

    AB, Türkiye ile ilişkilerine artık bu açıdan bakıyor. Öyle ki Yunanistan başbakanından Almanya başbakanına kadar Türkiye’nin önemine bu yanıyla vurgu yapmaktan çekinmiyorlar.

    Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye’nin etrafında bir barış halkasının kaçınılmaz olduğu gerçeğinden hareket ederek doğuda Afganistan, İran ve Irak’la Sadabat Paktı’nı, batıda Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile Balkan Antantı’nı kurdu.

    İçinde bulunduğumuz durum ne kadar iç karatıcı olursa olsun komşu ülkelerle yeniden bir barış halkası örmeyi hedeflemek zorundayız.

    Örmezsek küresel aktörler bizim başımıza komşuların kanlı ipleriyle çorap örecek.

    Somuta indirmek gerekirse; Suriyeliler konusunu Brüksel’den para alarak değil, Şam’la diyalog kurarak çözebiliriz!

    ...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Köpeğin havlamasından rahatsız olan adam - Barış Pehlivan

    Arka Bahçe’nin takipçileri hatırlar; geçen hafta HSK Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Yiğit’e dair bazı sorular sordum. Onlardan biri de komşusuyla yaşadığı problemlere ilişkindi.

    İşte şimdi o sorunun perde arkasındaki davanın detaylarına gireceğim.

    Olay, HSK Teftiş Kurulu Başkanı Yiğit ile komşusu Aynur Merih Kongurtay arasında yaşanıyor.

    Özetle...

    Gerginliklerden biri, komşu Kongurtay’ın iki köpeğine dairdi. HSK Teftiş Kurulu Başkanı Yiğit, komşusunun köpeklerinin sürekli havlamasından şikâyetçiydi. “Bu köpekler tatil maksadıyla kafa dinlemek için gittiğimiz yerde sürekli havlayarak bizi rahatsız ediyor” diyordu. Komşusu ise kendisini şöyle savundu:

    “Ben köpeğimin susmasını nasıl sağlayabilirim? Kesinlikle ben havlatmıyorum. Köpeklerimi seviyorum, can güvenliğimi sağlıyorlar.”

    Olay karakolluk oldu, nihayetinde komşu “çevreyi rahatsız etme” suçundan para cezası ödedi.

    Ancak asıl büyük kavga başkaydı.

    Komşu Kongurtay, evindeki garajın çatısını yaptıracaktı. Bunun için gerekli yerlerden izin de aldı. Gelin görün ki... Bu çatının yapım aşamasındaki kalasları, yan komşusu Osman Nuri Yiğit’in evinin bahçesine taşıyordu. İşte o bölümlerin kaldırılması süreci tartışmayı alevlendirdi.

    Olay öyle bir yere geldi ki...

    İddiaya göre; HSK Teftiş Kurulu Başkanı Yiğit komşusuna “terbiyesiz” dedi.

    Çatıyı tamir eden Özcan Bozankaya adlı işçi de “Ben 46’lığım, sizi öldürürüm, hiç de ceza almam” diyerek HSK Teftiş Kurulu başkanını tehdit etti.

    Osman Nuri Yiğit’in bahçesindeki kamerasını garaj inşaatına doğru çevirmesi, aynı işçinin kamera önünde tehdit savurması gibi birçok olay yaşandı.

    Nihayetinde...

    Mahkeme komşu Aynur Merih Kongurtay hakkında beş ay hapis, işçi Bozankaya hakkında ise 1 yıl 8 ay hapis cezası verdi. İki isim hakkında da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildi.

    Yargılama sürecinde komşu Kongurtay CİMER’e başvurarak şu iddialarda dahi bulundu:

    “Bu kişinin her gün evime polis göndermesinden şikâyetçiyim. İlgili kişi iyi niyetli değil. Bana ‘İki kadın yalnız yaşıyorsunuz, bana ihtiyacın olabilir’ dedi. İntihar etmeyi bile düşünüyorum. Annemle yalnız yaşıyorum, zor durumdayım.”

    Bakınız...

    Tüm bunları şunun için anlattım:

    Meselem, bu davada kimin haklı olduğunu ortaya çıkarmak değil. Beni asıl düşündüren şu: Acaba komşusundan rahatsızlığının mücadelesini veren HSK Teftiş Kurulu başkanı, aynı hassasiyeti oturduğu koltukta da gösteriyor mu?

    Hâkimlerin ve savcıların yaptığı, artık belgeleriyle ifşa olan hukuksuzluklardan da rahatsız oluyor mu? Köpeğin havlamasını mesele yaparken; rüşvet alan, tarikatların emrine giren, bağımsızlığını yitiren yargı mensuplarına karşı da mücadele ediyor mu?

    Benimki de soru işte.

    ***

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠


    4 min
  • Söğütözü’ndeki fors! - Arif Kızılyalın

    18 yıllık aradan sonra Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP’yi ziyaret etti. Söğütözü’ndeki parti merkezine 2. kez geliyordu. Forslu bayrak asıldı binaya. Erdoğan araçtan inerken önünü ilikledi, Özgür Özel de ceketinin ön düğmeleri ilikli biçimde cumhurbaşkanını karşıladı. Elini ilk uzatan da ilk el sallayan da Erdoğan’dı. 1.5 saat görüştüler, uğurlamada yüzler gülüyordu. İletişimden sorumlu genel başkan yardımcısı Burhanettin Bulut’a göre bu görüşme koalisyon girişimi olarak görülmemeli. “Yumrukları sıkarak değil, tokalaşarak siyaset yapıyoruz” dedi. Bir diğer başkan yardımcısı Gül Çiftçi de “Yumuşama değil normalleşme” ifadesini kullandı.

    Peki, 12. kattaki başkanlık makamında ne konuşuldu? Anayasa değişikliği gündemde miydi? Öncelikle CHP lideri Özel’in, atanmayan öğretmenler, emekliler ve özellikle Rize’deki çay mitingindeki izlenimlerini merak ediyordu Erdoğan. Ekonomik kriz, adaletsizlik iklimi ve hapisteki aydınlar da masadaydı. Perde arkası önümüzdeki günlerde ortaya çıkar ancak ilk edinilen bilgiye göre CHP lideri Özel, Erdoğan’a emekliler ve emekçilerin temmuz ayı maaş artışlarındaki beklentilerini iletmiş. Erdoğan da popülizm konusunda uyarıda bulunmuş. Özel’in odasında bulunan ve Gezi eylemlerini anlatan tablo da Erdoğan’ın dikkatini çekmiştir eminim!

    Ziyaretin gerçekleştiği dakikalarda Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin genel başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medyadan, “Allah bana yeter” yazılı bir turkuaz yüzük ve bir dosyanın bulundüğü kürsüyle görüntü vermesi Özel-Erdoğan buluşması bağlamında mı değerledirilmeli, kestirilemiyor... Yine CHP’li Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün tahliyesi bu görüşme ile aynı saate mi denk getirildi onu da kestirmek güç.

    AVRUPA LİDERİYİZ!

    Türkiye Avrupa lideri; pek çok konuda olduğu gibi. Örneğin ithal peynirler tüm Avrupa ülkelerinden üç misli daha pahalı. Onlar eti 200 TL’ye alıyor, bizdeki fiyat 800 ile 1000 TL arasında. Kamboçya’da üretilen Amerikan malı spor ayakkabıların satış fiyatları Avrupa’nın iki mislinden fazla. Bayrampaşa’daki dükkân kirasının metrekaresi Berlin’in merkezindeki bir dükkânın metrekare kirasının üç misli.

    Bu liderlikler can acıtıcı, ne var ki Türkiye’nin lider olduğu asıl konu ürkütücü. Evet, tutukevlerindeki nüfus sayısında Avrupa şampiyonuyuz. Şu an tam 348 bin kişi cezaevlerinde. İkinci sıradaki İngiltere’ye tam 250 binlik bir fark atmışız. Londra yönetiminin kayıtlarına göre tutuklu sayısı 72 bin, Fransa 71 binle üçüncü. Liste uzuyor. Bizi kıskanan 85-90 milyonluk nüfusuyla Almanya’daki suçlu sayısı 56 bin. Suç dağılımında uyuşturucu ilk sırada (yüzde 34.4), şiddet suçları, cinayet, hırsızlık diye liste uzuyor, terör suçlularının oranı yüzde 7. Geçenlerde eski devlet bakanı ve CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak bu raporu kamuoyuna duyurdu, “Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi 46 ülke arasındaki yüz kızartıcı rekorunu kırıyor” yorumuyla. Aslında bu rapor Batı’dan bakınca Türkiye’nin nasıl göründüğünün resmi.

    ...


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • 11 Haziran 2024 - Günün Manşetleri - Soğuk duş

    * Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkede yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri sona erdi.

    * Aydın’da jeotermal elektrik santralları için yapılan kaynak arama çalışmaları tarım arazilerinin sonunu getiriyor.

    * İktidarın kamuda tasarruf önlemlerine karşın Diyanet İşleri Başkanlığı’nın masraflı etkinlikleri hız kesmiyor.

    * CHP Genel Başkanı Özgür Özel, siyasetteki normalleşme süreci kapmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 18 yıl sonra CHP Genel Merkezi’ne yapacağı iadeiziyaret öncesi kurmaylarının görüşlerini dinledi.

    * Hatay Dikmece’de yaşayan yurttaşların arazileri geçtiğimiz yıl Toplu Konut İdaresi Başkanlığı konutları yapılması için kamulaştırıldı.

    * İsrail ordusu Gazze’de saldırılarını sürdürürken Başbakan Binyamin Netanyahu dün kendi ülkesinde yeni bir savaş alanına uyandı.

    * Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, birkaç hafta içinde Kuzey Kore ve Vietnam’ı ziyaret edeceği bildirildi.

    * Türkiye’nin en önemli ve kronik sorunlarından olan işsizlik, nisan ayıyla birlikte yeni bir evreye girdi.

    * Avrupa’da yüksek faizlerin de etkisiyle daralan ihracat pazarlarından iyileşme sinyalleri geliyor.

    * LudensArt tarafından yazılan ve gönüllü çalışanlardan oluşan Softtech Tiyatro Kulübü’nün hayata geçirdiği “Bir Küçük Parantez” adlı tiyatro oyunu aynı zamanda sosyal sorumluluk projesi.

    * DÜNYANIN en büyük müzik festivallerinde sahne alan Tiësto, 8 Ağustos’ta Festival Park Yenikapı’da konser verecek.

    * Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, F.Bahçe’nin yeni hocası Mourinho ile ilgili, “Mourinho ile tanışıklığım yok.

    * Fenerbahçe Kulübü’nde 3. kez başkanlığa seçilen Ali Koç, SarıLacivertli camiaya birlik çağrısı yaptı.


    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    8 min
  • Lokantadaki mucize - Emre Kongar

    31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’nden sonra, Cumhuriyet’te yayımlanan Selda Güneysu imzalı bir haberde, İstanbul seçiminin kaybedilmesinin nedenlerinden birinin “Kent Lokantaları” olduğunun belirtilmesi üzerine Erdoğan’ın kızdığı yazılmıştı.

    Bir değerlendirme toplantısında, “Kent Lokantalarının” seçim yenilgisinin nedenlerinden biri olarak belirtmesi üzerine Erdoğan’ın:

    “Kent Lokantası’yla seçim mi kaybedilirmiş?

    Neden bu olur mu?” dediği belirtilmişti.

    ***

    2019 Yerel Seçimleri öncesinde yazmaya başlamıştım:

    Erdoğan/AKP iktidarının çöpe attığı Demokratik Rejim, yerel yönetimlerden yukarı doğru, yeniden kurulmalıydı ve CHP’li belediyeler bunu başarabilirdi.

    Gerçekten de 2019’dan bu yana, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş ve elbette öteki kentlerdeki, isimleri bu yazıya sığmayacak kadar çok olan, başarılı belediye başkanları “hemşerileriyle bütünleşerek” yeniden “Demokratik Rejim”in temellerini atmaya başladılar.

    Üstelik, CHP’li belediyeler inanılmaz engellerle de karşılaşmışlardı.

    İktidar, CHP’li belediyelerin halktan topladıkları paralara el koymuştu.

    Yeni vakıflar icat ederek belediyelerin mülkiyetindeki kamu mallarını ellerinden almıştı.

    Yeni hizmetler ve yatırımlar için hem kaynak vermemiş hem de belediyelerin buldukları ucuz kredileri kullanmalarını engellemişti.

    Buna karşılık “parsel parsel” yapılan yağmaları ve oligarşiye akıtılan hortumları kesen İmamoğlu ve Yavaş ile öteki başkanlar, buralardan tasarruf ettikleri kaynaklarla büyük hizmetler gerçekleştirdiler.

    ***

    İstanbul Belediyesi’nin gerçekleştirdiği büyük hizmetlerden sadece bir tanesini, “Kent Lokantalarını” seçmek ve onun üzerinde durmak, aslında haksızlık.

    Çünkü, burslardan yurtlara, gündüz bakımevlerinden halk eğitimi kurslarına, yoksullara, engellilere, yaşlılara, gençlere, çocuklara yapılan yardımlara kadar İstanbullulara yapılan o kadar çok ve hayati sosyal hizmet var ki...

    Tek bir hizmet üzerinde odaklanmak biraz haksızlık oluyor.

    Ama “Kent Lokantaları Mucizesi” adını verdiğim bu hizmetin çok önemli üç ayırıcı niteliği var:

    1) Ayrım gözetmeksizin bütün İstanbullulara yönelik.

    2) En temel insani gereksinmelerden birine, beslenmeye yönelik.

    3) İktidarın sömürü politikalarından dolayı aç bırakılan halkın çektiği geçim sıkıntısına karşı ve karşın, çok ucuza karın doyuruyor.

    ***

    Bu projeye neden “Kent Lokantaları Mucizesi” dediğimi çok basit bir örnekle açıklayacağım:

    Ünlü bir kahve zincirinin 3 Mayıs 2024 tarihinde ilan edilen fiyat listesine bir bakalım:

    Filtre Kahve: Küçük: 70 TL Orta: 80 TL Büyük: 90 TL

    Kapuçino: Küçük: 89 TL Orta: 99 TL Büyük: 109 TL

    Amerikano: Küçük: 75 TL Orta: 85 TL Büyük: 95 TL

    Espresso: Tek: 50 TL Duble: 70 TL

    Türk Kahvesi: Tek: 50 TL Duble: 70 TL

    Türk Çayı: Küçük: 40 TL Büyük: 50 TL

    ***

    İşte mucize burada değerli okurlarım:

    Bir bardak çay fiyatına, 40 liraya üç kap yemek veriyor Ekrem İmamoğlu.

    Hem de doyurucu, lezzetli ve kaliteli!

    İlk Kent Lokantası 17 Haziran 2022’de Çapa’da açılmış ve bugüne kadar 14 ilçeye yayılmış:

    Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Çapa, Çatalca, Hisarüstü, Küçükçekmece, Pendik, Sultanahmet, Sultanbeyli, Sultangazi, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar.

    Bu lokantalar saat 12’de açılıyor, bazıları 19’da bazıları 20’de kapanıyor.

    Örneğin 7 Haziran mönüsü şöyle

    Yayla çorbası, etli taze fasulye, peynirli gül böreği, meyve, ekmek, su. Toplam kcal: 611.

    Bugüne kadar yaklaşık 3 milyon İstanbullu bu lokantalarda yemek yemiş.

    ***

    ÖZETLE, CHP’Lİ BELEDİYELER HALKIN KARNINI DOYURARAK DEMOKRATİK REJİMİ YENİDEN KURUYOR!

    ***

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.

    ⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.