
Sign up to save your podcasts
Or


*Özel-Erdoğan görüşmesinden Şimşek ile çalışma ‘talimatı’ çıktı.
*Türkiye’de yaşam her geçen gün daha da pahalanıyor. CHP Bolu Milletvekili Türker Ateş’in yaptırdığı araştırma da acı gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.
*Laiklik Meclisi, mayıs ayına ilişkin “Laiklik İhlalleri Raporu”nu yayımladı.
*İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu.
*İklim kriziyle mücadele ederken korunması gereken orman nüfusu şirketler tarafından tehdit altında.
*İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sürerken ateşkes görüşmelerinden henüz olumlu bir sonuç alınamadı.
*ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Jeff Flake, iki ülkenin Gazze konusunda yaşadığı görüş ayrılığına rağmen Türkiye’nin Batı’ya “sağlam şekilde demir attığını” ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın daha önce “hiç bu kadar güçlü olmadığını” söyledi.
*AKP iktidarının, 19 kamu iktisadi teşebbüsüyle (KİT) ilgili yeniden yapılandırma hazırlığı emek dünyasında kuşkuyla karşılanırken hükümet içinde de bu konuda görüş ayrılıkları olduğu ortaya çıktı.
*Perakendeci ile AVM yatırımcıları arasındaki kira kavgası boyut değiştiriyor.
*KÜRESEL salgın nedeniyle üç yıldır çevrimiçi yapılan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 21’inci yılında yeniden izleyicisi ile yüz yüze buluşuyor.
*PERA Müzesi Öğrenme Programları, “Ters Yüz P R ” sergisinden esinlenerek hazırladığı “Pera’dan Ötesine: Yetişkinler için Atölyeler” başlıklı atölye programını sanatseverlerle buluşturuyor.
*FİLENİN Sultanları, Milletler Ligi’nin üçüncü haftasındaki ilk maçında Tayland’ı 3-0 mağlup etti.
*BEŞİKTAŞ’IN yeni teknik direktörü Giovanni van Bronckhorst bugün İstanbul’a geliyor.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
* 18 yıl sonra CHP Genel Merkezi’ne giden Cumhurbaşkanı
* Evleri yıkılan ya da ağır-orta hasar alan depremzede
* TGC kuruluşunun 78. yılını kutladı, medyanın geleceği ve
* Eski İyi Parti lideri Meral Akşener’in Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinin ardından başlayan tartışmalar, Akşener’in Meclis’e yakın ofis tuttu iddialarıyla alevlendi.
* Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün iki günlük Rusya ziyaretini üst düzey temasların ardından tamamladı.
* ABD Başkanı Joe Biden’ın açıkladığı ve ilk aşamasında Gazze’de hemen ateşkesi öngören üç aşamalı teklife destek talep edilen karar tasarısı önceki gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kabul edildi.
* Elbistan Belediye Başkanı Erkan Gürbüz, 334 milyon TL bir borçla belediyeyi devraldıklarını vurgulayarak “Deprem bölgesi olduğumuz için inşallah krediler konusunda pozitif ayrımcılık görürüz.
* Gelir dağılımında derinleşen uçurum toplumu iki uca ayırdı. Bu iki ucun harcama davranışları da birbirinden ayrılıyor.
* Müzede Beethoven akşamı...
* Türk sinemasının “Sultan”ı Türkan Şoray, Atatürk Kültür Merkezi’nde sevenleriyle “Türkan Şoray’ın Sonsuz Senfonisi” konserinde buluştu.
* Beşiktaş İkinci Başkanı Hüseyin Yücel, “Transferde bir sürprizin sözünü veriyorum” dedi.
* Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, kazandıkları şampiyonluğa Fenerbahçe camiasının “haksız” yorumu yapmasına tepki gösterdi.
* Fenerbahçe, teknik direktör Jose Mourinho yönetiminde yeni sezon hazırlıklarına 22 Haziran’da Samandıra Can Bartu Tesisleri’nde başlayacak.
***
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Göç tarihin motorudur. İnsanlık tarihi bir yanıyla göçler tarihidir. Şu an yeryüzündeki bütün kıtaların kaderi göçlerle değişmiştir.
Konunun güncel yanı Avrupa Parlamentosu’nun son seçiminde kimse tarafından saklanamayacak boyuta geldi. Avrupa ülkelerinin buna ilişkin karşılaştıkları sorunları tek tek kendi içinde çözmeye girişmesi artık “çözüm” değil. Daha derin bakıldığında şu söylenebilir:
Yeni dünya düzensizliği neden, göç sonuç!
Her bakımdan düzensiz, kuralların zamana, mekâna, muhataba göre değiştiği bir dünyada yaşıyoruz.
Genel anlamda tüm insanlığı kucaklayacak küresel değerler çöktü. Bu değerlerden kalıntılar olsa bile bunu taşıyacak liderler yok.
Kim taşıyacak?
Biden mı Trump mı?
Macron mu Scholz mu?
Putin mi Şi mi?
Geçiniz...
Konumuza dönersek... Özellikle lokomotif işlevi gören AB üyesi ülkelerin hemen tümünde aşırı sağ partiler önemli güç elde ettiler. Şu tanım abartı olmaz:
AB ruhu çöktü!
Uzak geçmişi bir yana Doğu Bloku’nun sona ermesinden sonra 1993’te ortaya atılan Kopenhag Kriterleri ile Sovyetler Birliği sürecinde dağılan Avrupa ülkelerinin hemen, derhal, “Rusya toparlanmadan” AB’ye tam üye yapılması hedeflendi. Adım adım gerçekleştirildi. O gün 15 olan üye sayısı 27’ye çıktı. Buna paralel olarak aynı ülkeler NATO’ya da alındı.
AB zamanla kendi ordusunu kuracak, cumhurbaşkanını seçecek ve gerçek bir Avrupa’nın birliği oluşacaktı.
Bunlar olmadığı gibi AB kendi içinde üç sınıflı katara döndü. Almanya, Fransa gibi birinci sınıf vagondakiler, İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi ikinci sınıftakiler, Bulgaristan, Romanya gibi üçüncü sınıftakiler...
Bütün bunların üstüne birinci sınıf vagondakilerin tümünü içine alan bir göçmen sorunu eklendi. Türkiye’yi de pek çok boyutuyla bağlayan bu sorun AB yurttaşları açısından öyle yakıcı ki şöyle özetleyebiliriz:
Almanya’daki bir otomotiv fabrikasında çalışan işçinin hümanist bir sosyal demokrat olmasıyla, işinin tehlikeye girmesinden, ülkesinin yaşam değerlerinin erozyona uğramasından endişe duyup aşırı sağcı olması arasında çok ince bir çizgi var.
Son seçimler o ince çizginin darmadağın olduğunu gösteriyor. Söz konusu ülkelerin tabanlarındaki aşırı sağa kayışın doğurduğu partiler, gerekirse güç kullanarak “Avrupalı olmayanları”ı kıtanın dışına atmaktan söz ediyorlar.
Bu tablo AB ruhunun çökmesinden öte, Avrupa ruhundaki geçmişte hatırlanmak istenmeyen zaman dilimlerini de akla getiriyor.
Türkiye boyutuna gelince...
AB’ye tam üyeliğe aday olmaktan emekli olduk!
Bunun yerine AB’nin göçmen deposu olduk!
AB, Türkiye ile ilişkilerine artık bu açıdan bakıyor. Öyle ki Yunanistan başbakanından Almanya başbakanına kadar Türkiye’nin önemine bu yanıyla vurgu yapmaktan çekinmiyorlar.
Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye’nin etrafında bir barış halkasının kaçınılmaz olduğu gerçeğinden hareket ederek doğuda Afganistan, İran ve Irak’la Sadabat Paktı’nı, batıda Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile Balkan Antantı’nı kurdu.
İçinde bulunduğumuz durum ne kadar iç karatıcı olursa olsun komşu ülkelerle yeniden bir barış halkası örmeyi hedeflemek zorundayız.
Örmezsek küresel aktörler bizim başımıza komşuların kanlı ipleriyle çorap örecek.
Somuta indirmek gerekirse; Suriyeliler konusunu Brüksel’den para alarak değil, Şam’la diyalog kurarak çözebiliriz!
...
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Arka Bahçe’nin takipçileri hatırlar; geçen hafta HSK Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Yiğit’e dair bazı sorular sordum. Onlardan biri de komşusuyla yaşadığı problemlere ilişkindi.
İşte şimdi o sorunun perde arkasındaki davanın detaylarına gireceğim.
Olay, HSK Teftiş Kurulu Başkanı Yiğit ile komşusu Aynur Merih Kongurtay arasında yaşanıyor.
Özetle...
Gerginliklerden biri, komşu Kongurtay’ın iki köpeğine dairdi. HSK Teftiş Kurulu Başkanı Yiğit, komşusunun köpeklerinin sürekli havlamasından şikâyetçiydi. “Bu köpekler tatil maksadıyla kafa dinlemek için gittiğimiz yerde sürekli havlayarak bizi rahatsız ediyor” diyordu. Komşusu ise kendisini şöyle savundu:
“Ben köpeğimin susmasını nasıl sağlayabilirim? Kesinlikle ben havlatmıyorum. Köpeklerimi seviyorum, can güvenliğimi sağlıyorlar.”
Olay karakolluk oldu, nihayetinde komşu “çevreyi rahatsız etme” suçundan para cezası ödedi.
Ancak asıl büyük kavga başkaydı.
Komşu Kongurtay, evindeki garajın çatısını yaptıracaktı. Bunun için gerekli yerlerden izin de aldı. Gelin görün ki... Bu çatının yapım aşamasındaki kalasları, yan komşusu Osman Nuri Yiğit’in evinin bahçesine taşıyordu. İşte o bölümlerin kaldırılması süreci tartışmayı alevlendirdi.
Olay öyle bir yere geldi ki...
İddiaya göre; HSK Teftiş Kurulu Başkanı Yiğit komşusuna “terbiyesiz” dedi.
Çatıyı tamir eden Özcan Bozankaya adlı işçi de “Ben 46’lığım, sizi öldürürüm, hiç de ceza almam” diyerek HSK Teftiş Kurulu başkanını tehdit etti.
Osman Nuri Yiğit’in bahçesindeki kamerasını garaj inşaatına doğru çevirmesi, aynı işçinin kamera önünde tehdit savurması gibi birçok olay yaşandı.
Nihayetinde...
Mahkeme komşu Aynur Merih Kongurtay hakkında beş ay hapis, işçi Bozankaya hakkında ise 1 yıl 8 ay hapis cezası verdi. İki isim hakkında da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildi.
Yargılama sürecinde komşu Kongurtay CİMER’e başvurarak şu iddialarda dahi bulundu:
“Bu kişinin her gün evime polis göndermesinden şikâyetçiyim. İlgili kişi iyi niyetli değil. Bana ‘İki kadın yalnız yaşıyorsunuz, bana ihtiyacın olabilir’ dedi. İntihar etmeyi bile düşünüyorum. Annemle yalnız yaşıyorum, zor durumdayım.”
Bakınız...
Tüm bunları şunun için anlattım:
Meselem, bu davada kimin haklı olduğunu ortaya çıkarmak değil. Beni asıl düşündüren şu: Acaba komşusundan rahatsızlığının mücadelesini veren HSK Teftiş Kurulu başkanı, aynı hassasiyeti oturduğu koltukta da gösteriyor mu?
Hâkimlerin ve savcıların yaptığı, artık belgeleriyle ifşa olan hukuksuzluklardan da rahatsız oluyor mu? Köpeğin havlamasını mesele yaparken; rüşvet alan, tarikatların emrine giren, bağımsızlığını yitiren yargı mensuplarına karşı da mücadele ediyor mu?
Benimki de soru işte.
***
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
18 yıllık aradan sonra Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP’yi ziyaret etti. Söğütözü’ndeki parti merkezine 2. kez geliyordu. Forslu bayrak asıldı binaya. Erdoğan araçtan inerken önünü ilikledi, Özgür Özel de ceketinin ön düğmeleri ilikli biçimde cumhurbaşkanını karşıladı. Elini ilk uzatan da ilk el sallayan da Erdoğan’dı. 1.5 saat görüştüler, uğurlamada yüzler gülüyordu. İletişimden sorumlu genel başkan yardımcısı Burhanettin Bulut’a göre bu görüşme koalisyon girişimi olarak görülmemeli. “Yumrukları sıkarak değil, tokalaşarak siyaset yapıyoruz” dedi. Bir diğer başkan yardımcısı Gül Çiftçi de “Yumuşama değil normalleşme” ifadesini kullandı.
Peki, 12. kattaki başkanlık makamında ne konuşuldu? Anayasa değişikliği gündemde miydi? Öncelikle CHP lideri Özel’in, atanmayan öğretmenler, emekliler ve özellikle Rize’deki çay mitingindeki izlenimlerini merak ediyordu Erdoğan. Ekonomik kriz, adaletsizlik iklimi ve hapisteki aydınlar da masadaydı. Perde arkası önümüzdeki günlerde ortaya çıkar ancak ilk edinilen bilgiye göre CHP lideri Özel, Erdoğan’a emekliler ve emekçilerin temmuz ayı maaş artışlarındaki beklentilerini iletmiş. Erdoğan da popülizm konusunda uyarıda bulunmuş. Özel’in odasında bulunan ve Gezi eylemlerini anlatan tablo da Erdoğan’ın dikkatini çekmiştir eminim!
Ziyaretin gerçekleştiği dakikalarda Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin genel başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medyadan, “Allah bana yeter” yazılı bir turkuaz yüzük ve bir dosyanın bulundüğü kürsüyle görüntü vermesi Özel-Erdoğan buluşması bağlamında mı değerledirilmeli, kestirilemiyor... Yine CHP’li Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün tahliyesi bu görüşme ile aynı saate mi denk getirildi onu da kestirmek güç.
AVRUPA LİDERİYİZ!
Türkiye Avrupa lideri; pek çok konuda olduğu gibi. Örneğin ithal peynirler tüm Avrupa ülkelerinden üç misli daha pahalı. Onlar eti 200 TL’ye alıyor, bizdeki fiyat 800 ile 1000 TL arasında. Kamboçya’da üretilen Amerikan malı spor ayakkabıların satış fiyatları Avrupa’nın iki mislinden fazla. Bayrampaşa’daki dükkân kirasının metrekaresi Berlin’in merkezindeki bir dükkânın metrekare kirasının üç misli.
Bu liderlikler can acıtıcı, ne var ki Türkiye’nin lider olduğu asıl konu ürkütücü. Evet, tutukevlerindeki nüfus sayısında Avrupa şampiyonuyuz. Şu an tam 348 bin kişi cezaevlerinde. İkinci sıradaki İngiltere’ye tam 250 binlik bir fark atmışız. Londra yönetiminin kayıtlarına göre tutuklu sayısı 72 bin, Fransa 71 binle üçüncü. Liste uzuyor. Bizi kıskanan 85-90 milyonluk nüfusuyla Almanya’daki suçlu sayısı 56 bin. Suç dağılımında uyuşturucu ilk sırada (yüzde 34.4), şiddet suçları, cinayet, hırsızlık diye liste uzuyor, terör suçlularının oranı yüzde 7. Geçenlerde eski devlet bakanı ve CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak bu raporu kamuoyuna duyurdu, “Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi 46 ülke arasındaki yüz kızartıcı rekorunu kırıyor” yorumuyla. Aslında bu rapor Batı’dan bakınca Türkiye’nin nasıl göründüğünün resmi.
...
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkede yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri sona erdi.
* Aydın’da jeotermal elektrik santralları için yapılan kaynak arama çalışmaları tarım arazilerinin sonunu getiriyor.
* İktidarın kamuda tasarruf önlemlerine karşın Diyanet İşleri Başkanlığı’nın masraflı etkinlikleri hız kesmiyor.
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel, siyasetteki normalleşme süreci kapmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 18 yıl sonra CHP Genel Merkezi’ne yapacağı iadeiziyaret öncesi kurmaylarının görüşlerini dinledi.
* Hatay Dikmece’de yaşayan yurttaşların arazileri geçtiğimiz yıl Toplu Konut İdaresi Başkanlığı konutları yapılması için kamulaştırıldı.
* İsrail ordusu Gazze’de saldırılarını sürdürürken Başbakan Binyamin Netanyahu dün kendi ülkesinde yeni bir savaş alanına uyandı.
* Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, birkaç hafta içinde Kuzey Kore ve Vietnam’ı ziyaret edeceği bildirildi.
* Türkiye’nin en önemli ve kronik sorunlarından olan işsizlik, nisan ayıyla birlikte yeni bir evreye girdi.
* Avrupa’da yüksek faizlerin de etkisiyle daralan ihracat pazarlarından iyileşme sinyalleri geliyor.
* LudensArt tarafından yazılan ve gönüllü çalışanlardan oluşan Softtech Tiyatro Kulübü’nün hayata geçirdiği “Bir Küçük Parantez” adlı tiyatro oyunu aynı zamanda sosyal sorumluluk projesi.
* Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, F.Bahçe’nin yeni hocası Mourinho ile ilgili, “Mourinho ile tanışıklığım yok.
* Fenerbahçe Kulübü’nde 3. kez başkanlığa seçilen Ali Koç, SarıLacivertli camiaya birlik çağrısı yaptı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’nden sonra, Cumhuriyet’te yayımlanan Selda Güneysu imzalı bir haberde, İstanbul seçiminin kaybedilmesinin nedenlerinden birinin “Kent Lokantaları” olduğunun belirtilmesi üzerine Erdoğan’ın kızdığı yazılmıştı.
Bir değerlendirme toplantısında, “Kent Lokantalarının” seçim yenilgisinin nedenlerinden biri olarak belirtmesi üzerine Erdoğan’ın:
“Kent Lokantası’yla seçim mi kaybedilirmiş?
Neden bu olur mu?” dediği belirtilmişti.
***
2019 Yerel Seçimleri öncesinde yazmaya başlamıştım:
Erdoğan/AKP iktidarının çöpe attığı Demokratik Rejim, yerel yönetimlerden yukarı doğru, yeniden kurulmalıydı ve CHP’li belediyeler bunu başarabilirdi.
Gerçekten de 2019’dan bu yana, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş ve elbette öteki kentlerdeki, isimleri bu yazıya sığmayacak kadar çok olan, başarılı belediye başkanları “hemşerileriyle bütünleşerek” yeniden “Demokratik Rejim”in temellerini atmaya başladılar.
Üstelik, CHP’li belediyeler inanılmaz engellerle de karşılaşmışlardı.
İktidar, CHP’li belediyelerin halktan topladıkları paralara el koymuştu.
Yeni vakıflar icat ederek belediyelerin mülkiyetindeki kamu mallarını ellerinden almıştı.
Yeni hizmetler ve yatırımlar için hem kaynak vermemiş hem de belediyelerin buldukları ucuz kredileri kullanmalarını engellemişti.
Buna karşılık “parsel parsel” yapılan yağmaları ve oligarşiye akıtılan hortumları kesen İmamoğlu ve Yavaş ile öteki başkanlar, buralardan tasarruf ettikleri kaynaklarla büyük hizmetler gerçekleştirdiler.
***
İstanbul Belediyesi’nin gerçekleştirdiği büyük hizmetlerden sadece bir tanesini, “Kent Lokantalarını” seçmek ve onun üzerinde durmak, aslında haksızlık.
Çünkü, burslardan yurtlara, gündüz bakımevlerinden halk eğitimi kurslarına, yoksullara, engellilere, yaşlılara, gençlere, çocuklara yapılan yardımlara kadar İstanbullulara yapılan o kadar çok ve hayati sosyal hizmet var ki...
Tek bir hizmet üzerinde odaklanmak biraz haksızlık oluyor.
Ama “Kent Lokantaları Mucizesi” adını verdiğim bu hizmetin çok önemli üç ayırıcı niteliği var:
1) Ayrım gözetmeksizin bütün İstanbullulara yönelik.
2) En temel insani gereksinmelerden birine, beslenmeye yönelik.
3) İktidarın sömürü politikalarından dolayı aç bırakılan halkın çektiği geçim sıkıntısına karşı ve karşın, çok ucuza karın doyuruyor.
***
Bu projeye neden “Kent Lokantaları Mucizesi” dediğimi çok basit bir örnekle açıklayacağım:
Ünlü bir kahve zincirinin 3 Mayıs 2024 tarihinde ilan edilen fiyat listesine bir bakalım:
Filtre Kahve: Küçük: 70 TL Orta: 80 TL Büyük: 90 TL
Kapuçino: Küçük: 89 TL Orta: 99 TL Büyük: 109 TL
Amerikano: Küçük: 75 TL Orta: 85 TL Büyük: 95 TL
Espresso: Tek: 50 TL Duble: 70 TL
Türk Kahvesi: Tek: 50 TL Duble: 70 TL
Türk Çayı: Küçük: 40 TL Büyük: 50 TL
***
İşte mucize burada değerli okurlarım:
Bir bardak çay fiyatına, 40 liraya üç kap yemek veriyor Ekrem İmamoğlu.
Hem de doyurucu, lezzetli ve kaliteli!
İlk Kent Lokantası 17 Haziran 2022’de Çapa’da açılmış ve bugüne kadar 14 ilçeye yayılmış:
Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Çapa, Çatalca, Hisarüstü, Küçükçekmece, Pendik, Sultanahmet, Sultanbeyli, Sultangazi, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar.
Bu lokantalar saat 12’de açılıyor, bazıları 19’da bazıları 20’de kapanıyor.
Örneğin 7 Haziran mönüsü şöyle
Yayla çorbası, etli taze fasulye, peynirli gül böreği, meyve, ekmek, su. Toplam kcal: 611.
Bugüne kadar yaklaşık 3 milyon İstanbullu bu lokantalarda yemek yemiş.
***
ÖZETLE, CHP’Lİ BELEDİYELER HALKIN KARNINI DOYURARAK DEMOKRATİK REJİMİ YENİDEN KURUYOR!
***
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
Anayasa Mahkemesi, AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı sıfatıyla bol keseden çıkardığı birçok kanun hükmünde kararnameyi iptal ettiğini ilan etti. İptal edilen kararname kaç tane bilmiyorum, isterse bir tane olsun.
Basına göre: Anayasa Mahkemesi (AYM), cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin anayasayla uyumunu sağlamak için çıkarılan KHK’de birçok iptale imza attı. Yüksek Mahkeme; KHK kapsamında cumhurbaşkanına rektör atama ve Merkez Bankası (MB) başkanını görev süresi tamamlanmadan görevden alma hakkı tanıyan hükümlerini anayasaya uymama gerekçesiyle iptal etti.
CHP’nin başvurusu üzerine AYM, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin anayasaya uygunluğunu sağlamak için 2018’de çıkarılan “anayasada yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında kanun hükmünde kararname”de Aralık 2023’te toplam 291 iptal kararı vermiş. Kararların gerekçesi önceki gün ve dün Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulama süreci başlatılmış. Mahkeme, cumhurbaşkanına tanınan rektör ve YÖK üyelerini atama ve MB başkanının görev süresi tamamlanmadan görevden alma yetkisi başta birçok yetkiyi “anayasaya aykırılık” gerekçesiyle iptal etmiş, AYM’nin bu kararı yeni tartışmaların fitilini ateşlemiş. 2017 referandumuyla kabul gören cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin “hukuksal geçerliliği” de tartışmaların ana konusunu oluşturmuş... Buna uzmanlar “madara olmak!” derler...
“Muş, muş” diye yazıyorum: Bunlar benim basından aktardığım bilgiler. Hiçbir katkım yok.
Eski AYM Raportörü Ali Rıza Aydın da “Altı yıl boyunca cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hukuksuzluğun üstüne kurularak sürdürülmüş” ifadelerini kullanmış ve “Cumhurbaşkanının uyum hukukunun çöktüğünü görüyoruz. Altı yıl boyunca cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hukuksuzluğun üstüne kurularak sürdürülmüş” demiş...
“Kararlar, sistemin kurulmasından beri birçok yurttaşın temel hakkının gasp edildiğini bize gösterdi” diyen Aydın, “AYM, cumhurbaşkanı yetkilerini, anayasayla güvence altına alınan temel haklar üzerinden sınırlandırmaya gitti. İptal edilen KHK hükümleri kapsamında yapılan iş ve işlemler sakat duruma düştü. Buradan mağdur olan bireyler ya da topluluklar yönünden ortaya bir hukuksuzluk çıktı. Yasama organının bir an önce bu kararlara yönelik yasa çıkarması gerekir. 12 ay sürenin beklenmesi şartı yok, kapsamlı bir iş olduğu için mahkeme bu süreyi koyuyor” diye eklemiş.
Bir zamanlar, “Seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, pervasızca anayasayı ihlal etmekte, suç işlemektedir. Yüksek Seçim Kurulu’nun cumhurbaşkanı seçiminin kesin sonuçlarını açıkladığı tarih 15 Ağustos’tan beri resmen cumhurbaşkanı olan Erdoğan, anayasanın 101. maddesine aykırı hareket etmektedir. Söz konusu madde açık ve anlaşılabilir içeriğe sahiptir. Anayasanın 101. maddesinin son fıkrasına göre cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisiyle ilişiği kesilecek ve TBMM üyeliği sona erecektir. Artık Erdoğan, 12. cumhurbaşkanıdır. 15 Ağustos’tan sonra siyasi faaliyetlere katılması, başbakanlık, parti genel başkanlığı ve milletvekilliği görevlerini uhdesinde taşıması anayasaya göre imkânsız olacaktır. Ancak Erdoğan hâlâ görevlerinden ayrılmayarak adeta meydan okur gibi parti ve hükümet işleriyle ilgilenmekte, AKP’ye genel başkan atamaktadır” diyen Devlet Bahçeli, bir süre sonra “Erdoğan anayasaya uymuyorsa, anayasayı ona uyduralım!” diyebiliyor.
Bu nasıl iş? AKP’nin iktidara geldiğinden bu yana yaptığı “yasadışı” işler sayılsa büyük bir olasılıkla yasaya uygun işlerinden mutlaka birkaç misli çıkar. Bu nasıl bir kişilik özelliğidir ki kafası, aklı ve gönlü “gayri meşru”ya karasevdalıdır.
...
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir.
https://www.cumhuriyet.com.tr/
CHP’li Bulut, Erdoğan-Özel görüşmesinin gündemini açıkladı.
İsrail’in önceki gün bombardımana tuttuğu Nuseyrat Mülteci Kampı’nda 210 olarak açıklanan can kaybının 274’e ulaştığı bildirildi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’ın başkenti Doha’daki Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi toplantısının ardından bugün ve yarın Rusya’da temaslarda bulunacak.
Aşı karşıtlığı arttı, birçok ilde boğmaca vakaları alarm vermeye başladı. DÜNYADA her yıl yaklaşık 300 bin kişinin ölümüne neden olan boğmaca Diyarbakır’da ortaya çıktı.
Eğitim uzmanları AYT sorularını cumhuriyet için değerlendirdi.
İstanbul’un temiz hava ve su kaynağı olan Kuzey Ormanları’nda AKP iktidarının mega projelerle birlikte yarattığı tahribat bitmiyor.
İYİ Parti’de ipler gerildi. Eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Saray’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin siyasetteki yankıları sürüyor.
Yüzde 25 sınırına karşın kiralar iki yılda yüzde 265 arttı, sınırın kalkışı kiracıları korkutuyor.
Bayrampaşa Berlin’den pahalı.
Fenerbahçe’de Ali Koç, 3. kez başkanlığa seçildi.
TÜRKİYE Sigorta Basketbol Süper Ligi Play-Off final serisi üçüncü maçında Fenerbahçe Beko, bugün saat 20.30’da Anadolu Efes’i konuk edecek.
*Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Şöyle anlatayım...
Sedat Peker’in videolarını, günlerce konuştuğumuz Mersin Gümrüğü’nü, nasıl deliniyor diye sorguladığımızı hatırlıyor musunuz? Peker’in ifşalarından, eski içişleri bakanının gidişinden, sınır gündeminin artmasından sonra sınır koruma işleri de eskisinden daha sıkılaştı. Haliyle anlatacağım hikâye kaçakların peşinden koşan kamu görevlileri olmasaydı ortaya çıkarılamazdı.
10 Temmuz 2023 günü saat 10.40’da Mersin Liman Başkanlığı’na bir ihbar gitti. Sabah saatlerinde limana gelen bazı valizler, sıra dışı bir yolla gümrük kontrolünden kaçırılmış, bir araca yüklenmişti. Liman personeli, ihbarın peşine düştü. Kamera kayıtlarını incelemeye aldı. Sistemin işleyişine onlar da şaşırdı.
Limanda sivil girişlerin dışında askeri bir kapı daha var. Bu kapıdan giriş çıkış yapan askerler, sınırdaki gibi arama yapılmadan geçiyor. Kamera kayıtlarına göre o gün askeri kapıdan BMW marka bir araba giriş yaptı. Sonrasında limana yanaşan ADA74 isimli RO-RO gemisine yaklaştı. Gemiden inen yolcular, pasaport ve valiz kontrolü için liman gümrüğüne yöneliyordu. Biri hariç...
O kişi yolculardan ayrılıp kendisini bekleyen BMW marka araca yöneldi. Elinde iki tane valiz vardı. Valizleri BMW’nin bagajına koydu. Geri dönüp yolcuların arasına karıştı. Elinde valizle gelmemiş gibi kontrollerden geçti. Yaya olarak Mersin Limanı’ndan çıkıp gitti. Kayıtlara göre valizleri alan BMW marka araç ise askeri kapıdan valizleri aranmadan çıkarmış.
Gümrük memurları olayın kayıtlarına ulaştıktan sonra soruşturmalarını derinleştirdi. Bu kez giriş-çıkış kayıtlarına baktılar. Önce aracın nasıl askeri kapıdan rahatça girip çıktığına odaklandılar.
Çıkan sonuca onlar da şaşırdılar. Aracı kullanan kişi Deniz Kuvvetleri’nde tim komutanı olarak görev yapan M.C. idi. Ardından gemiden inen yolcuların listesini çıkardılar. Valizleri arabaya bırakıp salona giren kişinin M.D. isimli Türk vatandaşı olduğunu gördüler. Bütün delilleri kayıt altına aldılar.
Devamında neler olduğunu Ticaret Bakanlığı kaynaklarından öğrendim. O gün gelen ihbarı değerlendiren memurlar, kontrol edilmeden sınırı geçen iki valizi getirenin de geçirenin de kimliğini bulmuştu. Gümrük memurları, kamera kayıtlarını geriye doğru incelediklerinde olayın daha önce de yaşandığını tespit ettiler. Örnek olsun, komutan M.C. ve vatandaş M.D., olaydan sadece bir ay önce, 5 Haziran 2023’te aynı yöntemle yine valizleri ülkeye sokmuşlardı.
Ticaret Bakanlığı’nın ardından TSK kaynaklarını aradım. Onlar da yaşananları teyit etti. Savcılık, Mersin’den sınırı sıra dışı yolla geçen valizlerde; varsa da bir suça ulaşamamıştı. Dosyayı kapatmak durumunda kalmıştı. Ancak personelinin karıştığı bu olayı TSK’ye bildirmiş, meselenin aynı zamanda bir disiplin sorunu olduğunu ifade etmişti. TSK de idari soruşturma başlatarak tim komutanı M.C’ye tespit edilen iki olay için iki ayrı idari ceza vermişti. M.C., soru işareti yaratan bu olaydan sonra görevine devam etmişti.
Konuştuğum TSK kaynakları, sınırlardaki sıra dışı geçişlerle mücadelede işi sıkı tutmaya çalıştıklarını, hatta zaman zaman kendi personellerini rastgele aradıklarını, üniformasını kötüye kullananları cezalandırdıklarını anlattı. Komutan M.C’nin Mersin’den gümrüğü atlatarak taşıdığı valizlerde ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama her vakadan sonra ülkenin kara ya da deniz sınırları konusunda “acaba”larımız artacak. Kesin olan bir şey var ki insan, mal ya da uyuşturucu, Türkiye’ye girmek için kendisine kamuda işbirlikçi arıyor.
Devlet bu işlere bulaşanlardan tam anlamıyla arınmadıkça, nasıl korunursa korunsun aslında Türkiye’nin gerçek bir sınırı olmayacak. Zira sınırı koruması gereken işbirlikçiler kapıyı içeriden açmaya devam edecek.
Günah ne kapı ne pencerede... Sınıra sınır koyamayan düzende.
From the publisher's feed